Papatya Sanıldığı Kadar Masum Değil
28 Şubat 2010 Yazan admin
Kategori sifali Bitkiler
Bu türden hapların içersinde ’sibutramin’ adlı iştah azaltıcı bir madde vardır.
Açıkçası insanlar yosunla değil sentetik bir madde ile zayıflıyorlar ve madde kontrolsüz kullanıldığı için birçok kişinin ölümüne sebep olabiliyor.
Doğadan toplanan mantarlar ile zehirlenen insanlarla ilgili zaman zaman haberler duyulur.
Aynı şekilde doğadan toplanan ve demlenerek içilen papatyalar da zaman zaman ciddi boyutlarda zehirlenmelere sebep olabiliyor.
Pek çok çeşidi olan papatyaların bazıları böcek öldürücü, bir başkası migren, diğeri ise soğuk algınlığı tedavisinde kullanılıyor.
Biotin
28 Şubat 2010 Yazan admin
Kategori Vitaminler
B Kompleks vitaminleri Biotin suda eriyen bir vitamindir. 1901 Yılından beri uzun süreler Vitamin H, koruyucu faktör X ve Co-enzim R gibi değişik isimlerle anılmış olsa da kükürt bağları içeren bu vitamin Biotin olarak bilinmektedir.
Biotin vücutta yağ asidi yapımı ve hücre gelişimi için olduğu kadar cilt sağlığı ve saçlar için de gereklidir.Karbonhidrat ve proteinlerin metabolizmasında B vitaminlerinin kullanımını yönetmektedir.
Biotin barsaklarda bulunan bir gurup zararsız bakteriler tarafından gereğinden fazla yapılır. Eksikliği ise sık karşılaşılan bir durum değildir.
Barsak emilim bozukluğu olan kişilerde ve sülfonamid ve antibiyotik gibi ilaç kullananlarda biotin eksikliği görülebilir.
Çok uzun süreler ve fazlasıyla çiğ yumurta yiyen kişilerde de rastlanmaktadır. Yumurtanın beyazında bulunan Avidin adlı protein biotin emilimini engelliyor, pişmiş yumurtada ise sorun olmamaktadır.
Biotin eksikliğinde ise; iştahsızlık, bulantı-kusma, kas ağrıları, dilde şişkinlik, cilt sorunları, egzama, depresyon, halsizlik gibi şikayetler sıralanabilir.
Ayrıca bebeklerde saç derisindeki kabuklu kuruluklar da biotin eksikliği olduğunu düşündürebilir.
Günlük tavsiye edilen Biotin oranı 300 mikrogramdır. Biotin; karaciğer, yumurta, deniz balıkları, soya ve pirinç gibi gıdalarda bulunduğundan düzenli ve dengeli olarak bu gıdaların tüketilmesi önerilir. Biotinin doz aşımı hakkında bildirim mevcut değildir.
Vejetaryen
Batı dünyasında vejetaryen beslenme sistemine dayalı olarak beslenen insanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Yapılan çalışmalar Batı ülkelerinde yaşayan insanların %16’sının kısmen de olsa vejetaryen beslenme düzenini tercih ettiğini göstermektedir. İnsanların vejetaryen beslenme sistemine geçişindeki en önemli nedenlerden biri de sağlıktır. Son yıllarda artan ekolojik ve etnik kaygılar da insanları vejetaryen beslenme tarzına sevk etmiştir.
Vejetaryen beslenme çeşitleri
Vejetaryen beslenme düzeni kendi arasında çeşidi kategorilere ayrümaktadır çünkü vejetaryen olduğu halde balık ve tavuk gibi beyaz et çeşitlerini yemeye devam eden insanlar da vardır. Bazı insanlar ise hiçbir şekilde et yemeyerek sadece bitkisel gıda maddelerini tercih etmektedir. Bu insanlara “vegan” yani “aşırı vejetaryen” insanlar adı verilir. Vejetaryen olduğu halde süt ürünleri ile beslenmeye devam eden insanlara “laktovejetaryen” insanlar denir. Bu insanlar yoğurt ve peynir yer, süt içerler. Süt ürünlerine ek olarak beslenme sistemine yumurtayı da ilave eden vejetaryenlere “ovo-laktovejetaryenler” adı verilir.
Vejetaryen beslenme tipi sağlıklı mıdır?
Bezelye, mercimek, fındık, kuru meyve ve tahıl içeren müsli çeşitleri ile beslenen çocuklar demir eksikliğini telafi edebilir. Taze meyve ve sebzeden alınan C vitamini vücudun demir emilimini artırır.
Çocuklarda vejetaryen beslenme
Vejetaryen bir beslenme sistemine sahip olan çocukların vücuduna giren protein ve kalori miktarına vücut ağırlıklarına bağlı olarak ağırlık verilmesi gerekmektedir. Günde bir öğün mercimekli yemek yiyen, iki-üç kez tahıllı ekmek ya da tahıllı kahvaltı gevreği ile beslenen, 75 mi süt içen (ya da peynir, yoğurt ve soya sütü tüketen), ve bol bol meyve ve sebze yiyen bir çocuğun protein, mineral ve vitamin yönünden hiçbir sorunu olamaz. Vejetaryen yemekler çok fazla lif içerir, bu nedenle vejetaryen yiyeceklerle beslenen bir çocuğun karnı çok çabuk doyar. Çocuğunuz makarna yiyorsa, makarnanın sosunu besin değeri yüksek olan gıda maddeleri ile hazırlayın. Bu şekilde makarnadan elde edilecek olan kalori oranını ve besin değerini artırabilirsiniz. Bu yöntemi çocuğunuzun yediği diğer besinler için de uygularsanız, çocuğunuzun tek tip yiyeceklerle beslenmesini de engellemiş olursunuz. Çocuğunuz kilo alıyorsa ve yaşı için ideal olan büyüme seviyesini yakalamayı başarmışsa, beslenme düzeninin sağlıklı olduğundan emin olabilirsiniz.
Vejetaryen yiyeceklerle beslenen çocukların Batı ülkelerinde yaşayan ortalama düzeydeki bir çocuktan daha az geliştiği gözlemlenmektedir. Çocuğunuz vejetaryen ise beslenme planınıza giren yiyeceklerin et ve et ürünlerinden alınamayan besin değerlerini telafi edebilecek düzeyde olması gerekmektedir. Bazı besin değerlerini telafi etmeyi başarırsanız, endişelenmeniz için sebep kalmaz. Önemli olan çocuğunuzun mutluluğudur.
Peynir ve tam yağlı süt gibi doymuş yağ oranı yüksek olan gıda maddeleri kısıtlı olarak kullanılırsa, vejetaryenlerin kolesterolü düşük, lifli gıda tüketimi yüksek olur. Vejetaryenlerin lifli gıda tüketimi, etle beslenen insanlara göre %30-50 oranında daha fazladır. Lifli gıdaların tüketimi kalp-damar hastalıklarını önler ve sindirim sistemini düzenler. Et ürünleri dışındaki her çeşit gıdadan faydalanan bir vejetaryenin vücudunda vitamin ve mineral eksikliği ihtimali oldukça düşüktür. Çocuğunuzun sağlıklı beslenip beslenmediğine karar verebilmek için beslenme planınızı uzun vadeli olarak düşünerek hazırlamalısınız. Çocuğunuzun şu anda ne yediği kadar, ileriki günlerde ne yiyeceği de çok önemlidir.
Çocuğunuzun beslenme planında çeşitlilik varsa, et ve et ürünleri yememesi sağlığı için büyük bir engel teşkil etmez değildir. Ancak et yemeyen insanların protein tüketiminin de az olduğu bilinmektedir. Bu nedenle vejetaryenler etyememe-lerinden kaynaklanan bazı eksiklikleri telafi etmek zorundadır. Vejetaryen beslenme programında özellikle müsli, bezelye, fındık, mercimek, sebze, protein ve diğer besin değerlerini dengeli bir seviyede tutan yiyecekler yer almalıdır. Müsli, yulaftı kahvaltı gevreği, sebze proteini ve fındık vejetaryen beslenme programının vazgeçilmez unsurları arasında bulunmaktadır. Bu gıdalai protein yönünden zengin olduğu için vücudun doku yenileme gibi fonksiyonlarını kolaylaştırır.
Sigara İçenler Derin Uyuyamıyor
28 Şubat 2010 Yazan admin
Kategori Saglik Haberleri
Sigaranın sağlığımza verdiği zararlar saymakla bitmez. Bu zararlar arasında bir de uyku problemleri eklendi.
Siz de sigara içiyor ve sabah yataktan son derece yorgun, bitkin uyanmaktan şikayetçiyseniz bu yazımızı önemle okumalısınız. Zira sigara içenlerin daha zor uykuya daldıkları bildiriliyor.
John Hopkins Üniversitesi Tıp Okulu’ndan Dr. Nareş Purjabi’nin başkanlık ettiği ekip, uyku problemlerinin sigaradan kaynaklanıp kaynaklanmadığı araştırıldı.
Araştırmada sigaradan kaynaklanan rahatsızlığı olmayan orta yaş gurubundaki 40 kişi ve yine aynı sayıda sigara içmeyen kişilerle uyku durumları karşılaştırıldı.
Uyku sırasında beynin elektriksel hareketlerinin ölçülmesi için kişiler kendi evlerinde EEG makinelerine bağlandı.
Araştırma sonucunda ise sigara içen kişilerin hafif uyku ile uyku dönemlerini geçirdikleri derin uyku süresinin daha az olduğu belirlendi. Deneklerin uykuya dalmalarının hemen ardından sigara içenlerle içmeyenlerin uyku derinliğinin farkının tesbit edildiği görüldü. Sonuç olarak nikotin uyku üzerindeki olumsuz etkilerinin, uykunun ilk anlarında çok etkili olduğu belirlenmiş oldu.
Diğer taraftan, araştırmaya katılan sigara kullanan deneklerin büyük çoğunluğu dinlendirici uykuya dalamadığını söylerken, sigara içmeyen küçük bir kısım dinlenemediğini belirtiyor.
28 Şubat 2010 Yazan admin
Kategori Ruh Sagligi
Hayatın zorlukları karşısında kendinizi ya da başkalarını suçlama ile kendinize eziyet mi ediyorsunuz?
Öyleyse sizler için derlediğimiz önerilerimizi dikkatlice okuyup uygulayabilirsiniz.
İlk olarak kendinizi ya da başkalarını suçlamaktan en azından bugünlük vazgeçin.
Sizi huzursuz eden her şeyi liste halinde yazın ve tüm olumsuzlukların nasıl aşabileceğinizi düşünün.
Yaşadığınız her şeyi bir bir gözden geçirin.Olumsuzluklar karşısında kendinizi nasıl kontrol edebileceğinizi ve bundan nasıl koruyabileceğinizi düşünün.
Tüm suçlamaların listesini yapın. Olayları ve kimi neyle suçladığınızı listeleyin.
Derin derin nefesler alın.
İyi düşünmeye ve dileklerde bulunmaya çalışın, iyimserliğe devam edin.
Doğadaki fırtınayı düşünün, doğanın kızgınlığını inceleyin. Sonra da sizin yaşadığınız fırtınayı gözden geçirin.
Ne kadar öfkeli olsanız da ne kadar zor olsa da fırtınaya kapılmayın.
Unutmayın; herkes fırtınalar yaşar. Fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun maharet hasarsız ya da en az hasarla fırtınadan kurtulmayı bilmektir.
Proteinler Hangi Besinlerde Bulunur
28 Şubat 2010 Yazan admin
Kategori Proteinler
Tüm canlılar biyomolekül adıyla anılan birtakım organik maddelerden oluşmaktadır. Bunlardan biri olan protein vücudumuzun yaklaşık %12’sini oluşturmaktadır. Proteinlerin ana görevi yeni doku yapma, dokuları onarma, günlük aşınmaları önlemedir. Proteinler yaşamamız için gereklidir, açlığımızı giderir. Vücutta sayılamayacak kadar çok görevleri vardır. Bunladan bazıları ise enerji sağlanmasında yardımcı hormon ve enzimleri yapmak; besinlerin sindirilmesi, vücudun asit-alkali dengesinin sağlanması; kanın pıhtılaşmasına yardım; mikrop ve hastalıklarla savaşmak için vücuda antikor getirmek olarak sıralanabilir.
Proteinler et, tavuk, balık, sakatat, süt, peynir, yer fistığı, yoğurt, yumurta, soya fasulyesi, kuru fasulye, findik, fıstık, badem, buğday unu, ceviz, tahıl, lahana ve patateste bulunur. Yumurta ve süt en iyi protein kaynaklandır. Tahıllarda da buğday özünde protein fazladır.
Lazer Epilasyon Kanser Yaparmı?
28 Şubat 2010 Yazan admin
Kategori Lazer Epilasyon
İstenmeyen tüylerin kadınların sorunu olduğu düşünülse de genel anlamda kadın-erkek herkesin sorunudur. Çeşitli yöntemlerle istenmeyen tüylere çözün aranmaktadır. Lazerli epilasyon da bu yöntemlerden bir tanesidir ve son günlerin popüler yöntemi olduğu bilinmektedir.
Lazer ülkemizde olduğu kadar tüm dünyada da oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. En sık sorulan sorulardan biri de lazerin kanser yapıp yapmadığı yönündedir.Özellikle koltukaltı bölgesinde lenf bezlerini etkileyeceği şeklinde sıkça sorularla karşılaşılmaktadır.
Epilasyon için geliştirilen lazer dalga boyu, zannedildiği gibi değil deride tüm tabakaları geçmemekte belli bir sınırda kalmaktadır.Dolayısıyla lenf bezlerine ulaşamamakta ve sadece deri içinde, kimi lazerler koyu rengi tanıyarak yani kıl kökünü yok etmektedir.
Önemli olan nokta lazer yapılan bölgedeki lezyonların tanımlanmasıdır.Eğer riskli bir lezyona atılırsa o zaman kanser oluşumunu hızlandırabilirsiniz bu yüzden lazerinizi, deriyi en iyi tanıyan bir dermatoloji uzmanına yaptırmanızın büyük önemi vardır. Diğer önemli bir konu bazı hastalarda uzun süren seanslara yanıt alınamamasıdır.
Bunda da hastaların kıllanma probleminin nedenini tam olarak tanımlamaktan gecer. Kıllanmada pek çok faktör yattığı için bu konuda uzmanlaşmış dermatologa başvurarak gerekli tahlilleri yaptırmalı ve kesin teşhisiniz konulduktan sonra lazer epilasyon uygulamasına geçilip geçilmeyeceğine karar verilmelidir.
Nezle
28 Şubat 2010 Yazan admin
Kategori Kulak Burun Bogaz
Nezle burun mukozasının bakteriyel iltihabıyla ortaya çıkan bir çeşit hastalık durumudur. Burun mukozasının şişkinliği ve kızarıklığını sulu bir akıntı takip eder. Hemen akabinde burun florasını oluşturan pekçok mikrobun eklenmesiyle akıntı pürülan bir tür alır, sarıya ya da yeşil renge döner. Burunda yanma, tahriş , hapşırma, titreme ve ateş şikayetleri oluşur.
Basit nezle alerjik ve vazomotor rinitle gripin rinitinden farklı bir hastalık durumudur.
Bunun dışında birçok döküntülü hastalıkların başlangıç dönemlerinde nezle görülür. Bazı etkelnlerle akut rinit kalıcı hale gelir. Bu faktörler içinde sinüzit, kronik bademcik, sürekli sigara ve alkol, damarları daraltıcı burun damlaları kullanmak, sürekli toz ve dumanda kalmak sayılabilir.
Tedavi için ateş düşürücü, ağrı kesici , antihistaminikler, burun damlaları kullanılır. C vitamini faydalıdır. Antibiyotik gerekmez, ancak bazı durumlarda hekim önerisiyle antibiyotik ilaçlar alınabilir.
Aort Anevrizmasının Bir Stent Greftiyle Onarılması
28 Şubat 2010 Yazan admin
Kategori Kalp Sagligi
Genellikle bacaklardan birine yapılan bir insizyondan (keşiden) ince, esnek bir kılavuz tel kan damarlarına sokulur. Tel, aort anevrizmasının bulunduğu yere ilerletilir. Stent greftini içeren bir kateter, stent grefti doğru pozisyona yerleşinceye kadar kılavuz telin üzerinden yürütülür. Sonra greft, stentten çıkarılır. Stent grefti, duvarlarının aort duvarının sağlıklı kısmına değinceye kadar genişleyeceği şekilde yapılmıştır.
Anevrizma çok genişse, sol bacaktan ikinci bir stent grefti sokulabilir. İki stent grefti, kanın bacaklara akmasına olanak sağlayan yeni bir kanal oluşturur ve böylece basıncı anevrizmanın zayıflamış (güçsüzleşmiş) ve gerilmiş duvarlarından alır.
Myomektomi
28 Şubat 2010 Yazan admin
Kategori Kadin Sagligi
Rahim de gelişen selim huylu urların alınma işlemine Myomektomi denilmektedir. Myomektomi işlemi sırasında urlar alınırken rahim, tüpler ve overlerin anatomik durumları korunmaya çalışılır.
Daha çok da doğum yapmamış kadınlarda tüpler ile urların olduğu yerler arasında bağlantıya çok dikkat edilir ve yumurta hücrelerinin geçişlerinin korunması gerekir.
Myom kütleleri rahim duvarında gelişirler bu sebeple regl kanamasının olağandan fazla görülmesine sebep olurlar. Gebelik dönemlerinde nadiren de olsa ağrıya neden olabilir. Bir sebeple oluşmazlar ve kanserleşme ihtimali de çok düşüktür.
Myomlar genel anestezi altında bir ya da iki saat sürebilecek operasyon ile alınır. Yalnız ameliyat süresi myomların sayısı ve büyüklüğüne göre değişebilir.
Operasyon sırasında idrar torbasına takılan sonda ile idrar çıkışı gözlenir. Operasyon sonrasında kanama ihtimalinden şüphe duyulduğunda karın boşluğuna konulan dren ile kanamalar boşaltılır. Genel olarak dren bir ya da iki gün sonra çıkarılır.
Şayet kanama durdurulamazsa rahim alınmak zorunda kalınır. bu anlamda ameliyat öncesinde sitolojik inceleme ihmal edilmemeli. Çıkarılan myomların da patolojik inceleme yapılması gereklidir. Ameliyat sonrasında hastanın durumuna göre hastanede kalış süresi üç ya da yedi gün olarak değişebilir.







![19823[1]](http://www.sagliksohbet.com/wp-content/uploads/2010/02/198231-300x240.jpg)





