Besbase (küçük hindistan cevizi)

31 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori sifali Bitkiler

Besbase (küçük hindistan cevizi)

Besbase (küçük hindistan cevizi) özellikleri
* Kabuğu kullanılır.

Besbase (küçük hindistan cevizi) faydaları
* İyisi, rengi sarı ile kırmızı arasında olanıdır. Özünde esans ve yağ bulunur. Tavsiye edilen miktardan fazlası alınmamalıdır. Aksi takdirde baş ağrısı yapar ki bunun üzerine sandel bitkisi, gülsuyu ile beraber alınmalıdır.
* Dalağa, bağırsak hastalıklanna, ishale, soğuktan ileri gelen idrar kaçırmalarına, bağırsak yaralarına yenilirse veya yakı gibi kullanılırsa çok iyi gelir.
* Göbeğe ve kasığa yakı olarak konulması mideye iyi gelir, mideyi kuvvetlendirir.
* Katı şişlere iyi gelir. Meniyi artırır.
* İştahı açar, vücudu kuvvetlendirir, teskin edicidir.
* Besbase,ağızda çiğnenirse fena kokulan giderir.

Yaz zatürresi öldürebilir

31 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Saglik Haberleri

zatürre
İnsanların su kullanımının ve klimalarla temasının daha fazla olduğu yaz aylarında hastalığın görülme sıklığı artıyor.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, “legionella” bakterilerinin neden olduğu zatürre hastalığının, insanların su kullanımının ve klimalarla temasının daha fazla olduğu yaz aylarında sıkça görüldüğünü söyledi.

Prof. Dr. Küçükusta, legionella bakterilerinin neden olduğu Lejyoner Hastalığının ise, çok ağır ve özellikle de vaktinde tanınıp tedavi edilmediğinde ölüm ihtimali yüksek olan bir zatürre türü olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Küçükusta, yaptığı açıklamada, yaz aylarının gelişiyle birlikte, yaz zatüresine karşı uyarılarda bulundu. Küçükusta, daha çok bir kış hastalığı olarak bilinmesine karşın, “legionella” bakterilerinin neden olduğu zatürrenin, insanların su ile ve klimalarla temaslarının daha fazla olduğu yaz aylarında da sıklıkla görüldüğünü bildirdi. Legionellaların, durgun sularda üreyen ve suyun havaya saçılması sırasında solunum yoluyla akciğerlere girerek zatürreye yol açan bir bakteri olduğunu belirten Küçükusta, “Legionella bakterileri, durgun sularda ürerler ve buradan su damlacıkları ile havaya karışarak insanlara bulaşırlar. Otel, iş merkezi, gökdelenler gibi büyük binaların havalandırma sistemlerinin su bölmeleri, havuzlar, su depoları gibi ortamlarda çoğalan bakteriler, o binada bulunan pek çok insanda hastalığa yol açabilirler” dedi.

Prof. Dr. Küçükusta, açık alanlardaki göl, dere, çamur, ve kaplıca sularındaki bakterilerin, havada hemen dağıldıkları için hastalık yapıcı özelliklerinin olmadığına işaret ederek, “Legionella bakterleri suyun içilmesi ile ya da insandan insana da bulaşmazlar. Legionella bakterilerinin üremesi için ideal ısı 40 derecedir ama 0-63 derece arasındaki ısılarda aylarca canlılıklarını korurlar” diye konuştu.

LEJYONER HASTALIĞI ÖLÜM İHTİMALİ YÜKSEK BİR ZATÜRRE TÜRÜ
Legionellaların başlıca iki farklı tipte hastalığa yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Küçükusta şunları söyledi:

“Bunlardan biri Pontiac Ateşi ve diğeri de Lejyoner Hastalığı’dır. Pontiac Ateşi, ani olarak yüksek ateş, baş ve yaygın kas ağrıları, halsizlik gibi belirtilerle gribal enfeksiyon gibi başlar. Bazı hastalarda öksürük, ishal, boğaz ağrısı ve bilinç bulanıklığı görülebilir, ancak bunlar çok şiddetli belirtiler değildir. Pontiac Ateşi tehlikeli değildir, tedavi edilmese bile bir hafta içinde tamamen düzelmektedir. Lejyoner Hastalığı ise, çok ağır ve özellikle de vaktinde tanınıp tedavi edilmediğinde ölüm ihtimali yüksek olan bir zatürre türüdür. Hastalık yüksek ateş, üşüme, titreme, kuru öksürük, halsizlik, iştahsızlık gibi belirtilerle başlar. Kanlı balgam, bıçak batar tarzda göğüs ağrısı da olabilir. Birkaç gün içinde bunlara karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal gibi sindirim sistemi ve baş ağrısı, uyuklama, dengesiz hareketler, halüsinasyonlar, bilinç bulanıklığı gibi çeşitli sinir sistemi belirtileri de eklenir. Bazı hastalarda idrar yolları kanaması ve diyalizi gerektirecek derecede böbrek yetersizliği, karaciğer hasarı ve akciğer ödemi de gelişebilir.”

YAZ ZATÜRRESİ ERKEKLERDE DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR
Prof. Dr. Küçükusta, legionella bakterilerinin neden olduğu zatürrenin, erkeklerde, sigara içenlerde, alkoliklerde, kalp ve damar hastalığı, kronik bronşit, şeker hastalığı, böbrek hastalığı gibi bazı hastalıkları olanlar ile bağışıklık sistemi baskılanmış olanlarda daha sık görüldüğünü ve daha ağır seyrettiğini belirtti.

Küçükusta, hastalığın tedavisi ve korunma yollarına ilişkin şunları söyledi: “Legionella bakterilerine karşı çok etkili antibiyotikler vardır. Önemli olan tanının gecikilmeden konması ve uygun tedavinin hemen başlanmasıdır. Tedavi süresi hastanın tüm şikayetleri ortadan kalksa bile 3 haftadan az olmamalıdır, aksi takdirde hastalığın tekrarlaması ihtimali vardır. Bu ciddi ve ölümcül zatürrelerin önlenebilmesi için, bakterilerin bulunabileceği ortamların saptanması ve uygun şekilde dezenfeksiyonu çok önemlidir. Havalandırmam sistemlerinin su bulunan kısımları, su depoları, kapalı alanlardaki havuzlar, duş başlıkları ile bazı tıbbi aletler bulaşıcılık açısından dikkatle kontrol edilmelidir. Acil durumlarda, suyun 70 derece üzerinde ısıtılması ve muslukların, duş başlıklarının, basınçlı sıcak su ile 30 dakika süreyle yıkanması en çok başvurulan yöntemlerdir.”

(ANKA)

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=79527&cat=220&dt=2008/06/10

Süt içmeli mi içmemeli mi?

31 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Sağlıklı beslenme

Süt içmeli mi içmemeli mi?

En iyisi süt ürünleri tüketimini minimumda tutmaktır. Süt ürünlerini tüketmemek için birçok iyi neden vardır. Örneğin, süt ürünlerindeki laktoz ve iskemik kalp hastalığı arasında güçlü bir ilişki vardır. Ayrıca, süt ürünleri gibi hızlı büyüm­eye neden olan yiyeceklerle kanser arasında da net bir bağlantı vardır. Süt ürünlerindeki yağda çeşitli toksinler bulunur ve toplumumuzun dioksine yüksek oranda maruz kalmasının başlıca kaynağıdır. Dioksin oldukça yüksek oranda toksik olan kimyasal bir bileşendir; hatta ABD Çevresel Korunma Kurumu bile onu, tereyağı ve peynir gibi yağlı süt ürünleri tüketen kişilerde görülen pek çok kanser çeşidinin de önde gelen nedeni olarak kabul etmektedir. Ayrıca, peynir de asit yüküne neden olur ve daha fazla kalsiyum kaybına yol açar. Peynir ve tereyağının en fazla doymuş yağ içeren ve dioksinin başlıca kaynağı olan yiyecekler olduğu düşünüldüğünde, kal­siyum almak için peynir yemek özellikle aptalca bir seçimdir. İnek sütü hızlı büyüyen buzağı için “tasarlanmış” olan harika bir yiyecektir, fakat yukarıda bahsedildiği gibi, hızlı büyümeye neden olan yiyecekler kanseri tetikler. Süt ürünleri tüketiminin prostat ve yumurtalık kanserlerine neden olan fak­törlerden biri olduğuna dair yeterince kanıt vardır.86 Nisan 2000′de yapılan bir Harvard çalışmasında, günde 2,5 porsiyon süt alınmasının prostat kanseri riskini yüzde 30 artırdığı rapor edilmiştir.87 Yunanistan’da düzenlenen bir başka kontrollü ça­lışmada, süt ürünleri ve kanser arasında güçlü bir ilişki olduğu gösterilmiştir.88 Verileri inceleyen yazarlar, Yunanlıların doma­tes tüketimini artırıp süt ürünleri tüketimini azaltmakla, prostat kanseri görülme sıklığını yüzde 41 oranında azaltabilecekleri sonucuna varmışlardır. Diyetsel riskin daha fazla olduğu Ame­rika’da daha da büyük oranda bir azalma olması mümkündür.

Hemşire Sağlık Araştırması’na katılan 80,326 kadında lak­toz (süt şekeri) ve yumurtalık kanseri arasındaki bağlantıyı araştıran Dr. Kathleeen Fairfield ve meslektaşları, en çok lak­toz tüketen kadınların (günde bir ya da daha fazla porsiyon süt), en az miktarda laktoz tüketenlere göre (ayda üç ya da daha az porsiyon), bütün yumurtalık kanseri tiplerine yaka­lanma riskinin yüzde 44 daha fazla olduğunu bulmuşlardır. Yağsız ya da az yağlı süt, laktoz tüketimine en fazla katkıda bulunan faktörlerdir.89 Kısaca süt ürünleri en sağlıklı kalsiyum kaynağı değildirler.

Belki de diyette süt ürünleri bulunmasına karşı en iyi argü­man şudur: Çoğumuz laktoza toleranslı değilizdir. Süt ürün­lerini iyi bir şekilde sindiremeyen laktoza toleranssız bu kişi­ler, süt ürünlerini tüketmezlerse bir şekilde kemiklerini kaybe­deceklerine inanmalarına yol açan bilgilerle bombardımana tutulmaktadırlar. Halbuki onsuz daha iyi olabilirler.

Eğer süt ürünleri tüketmeyi seçerseniz, sadece yağsız süt ürünlerini kullanın ve alımınızı küçük miktarlarla sınırlayın. Yüzde 90 kuralını hatırlayın: Yediklerinizin yüzde 90′ı sağlık veren bütün bitkisel yiyecekler olsun. Süt ürünleri kalan yüzde 10′un bir parçası olabilir; ama iyi bir sağlığın temeli değildirler ve özellikle tereyağı ve peynir gibi yağ içeren süt ürünleri potansiyel sağlık riskleri taşırlar.

Eğer sağlıklı bir diyetle besleniyorsanız, yeterli kalsiyum almak için süt ürünlerine ihtiyacınız kalmaz. Bütün halindeki işlenmemiş doğal yiyecekler kalsiyum açısından zengindir; bütün bir portakalda (portakal suyunda değil) bile 60 mg. kal­siyum vardır.

Sağlık danışmanlığı

31 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Genel sağlık bilgileri

Sağlıkla veya sağlıklı yaşam ile ilgili sorunlar, sıkıntılar yaşayan kişilere ve/ya kişi yakınlarına yapılan bir danışmanlık programıdır. Sağlık Danışanlığı, kişilerin hastalık veya sağlıkla ilgili sorunları yerine yaşamlarına pozitif odaklanmalarını, hastalıklarıyla en iyi şekilde yüzleşip üstesinden gelmelerini, hayatlarındaki amaç ve hedeflerine en etkin şekilde yönelmelerini ve endişe, korku gibi iç engelleri aşmalarını hedef alır. Sağlık Danışmanı, sağlık sorunları olan kişilerin aile ve yakınlarına destek vermek ve sağlıkla ilgili sorun/sıkıntı yaşayan kişiyi en iyi şekilde motive etmelerini sağlamak için çalışır.
Sağlık Danışmanlığı kişinin ‘Zihin ve Beden’ arasındaki dengeyi kurup fiziksel- duygusal ve düşünsel çatışmalarını en aza indirmesini amaçlar, pozitif bakış açısını sürekli olarak korumaları için destek verir.

Sağlık Danışmanlığından Kimler yaralanabilir?
1. Önemli- ağır bir hastalık yaşayanlar.
2. Sağlıkları ile ilgili negatif düşüncelere kapılanlar.
3. Duygusal açıdan kriz yaşayanlar
4. Sağlık sorunları yaşamalarına rağmen, hayatlarının akışını sürdürmek isteyenler.
5. Dengeli beslenme, spor ve yaşam alışkanlıkları kazanmak isteyenler.
6. Hasta- sağlık sorunu yaşayan kişilerin yakınları
7. Zihin ve beden dengesini en iyi şekilde kurmak isteyenler.

Sağlık Danışmanlığı Ne Kazandırır?
1. Endişe, korku, stres gibi iç engellerin aşılmasına yardımcı olur.
2. Yaşam kalitesini ve tatminini arttırır.
3. Negatif düşünceler ile baş etmeye yardımcı olur.
4. Kişilerin hayatlarında motivasyon ve performasyon artışı sağlar.
5. Hastalık psikolojisinden uzaklaştırıp huzurlu hayat ile kucaklaştırır.
6. Düzenli, pozitif bir yaşam dengesi kurdurur.
7. Kişilerin değerler ve inançları ile bütünleştirir.

http://www.nisanpsiko.com

Karbonhidratsız diyet olmaz

31 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Diyet

Karbonhidratsız diyet olmaz

ABD’li diyetisyenler, zayıflamak için uygulanan diyet formüllerinin çoğunluğunun ‘çok protein az karbonhidrat’ tavsiyesi sunduğunu, ancak karbonhidratın az olduğu bir diyetin sağlıksız olduğunu açıkladılar. Uzmanlar, karbonhidratın, sinir sisteminin adeta ‘yakıtı’ olduğunu ve karbonhidratsız bir beslenmenin sinir sisteminin sağlıklı işlemesini engelleyeceğini belirtiyorlar.

Amerikan ‘CBS’ televizyonunda yer alan habere göre, Amerikan Diyetisyenler Birliği’nde görevli uzmanlar, amacına uygun ve profesyonel olan diyetlerde mutlaka karbonhidratın da önemli yer tutması gerektiğinin altını çiziyorlar. Dengeli bir öğünün diyetin anahtarı olması gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, sadece protein alarak vücudun yeterli derecede beslenmediğini, gerek sinir, gerekse sindirim sistemi için karbonhidrat içeren yiyeceklerin de ölçülü bir şekilde tüketilmesinin şart olduğuna değiniyorlar. Uzmanlar, aşırı miktarda tüketilen karbonhidratın da, aşırı olarak tüketilen her şey gibi vücuda zararı olduğunu ifade ederken, sağlıklı bir insanın günde en az 2 bin kaloriye ihtiyacı olduğunu ve bunun en az yarısının karbonhidratlı besinlerden elde edilmesi gerektiğini vurguluyor. Günde en fazla 250 gram karbonhidratın yeterli olabileceğini vurgulayan uzmanların, dengeli ve 250 gram karbonhidrat içeren bir diyete verdikleri örnek ise şöyle:

“KAHVALTI
1/2 bardak portakal suyu
1/2 tabak mısır gevreği
4 yemek kaşığı yoğurt
1 bardak az yağlı süt
17 tane yeşil üzüm

ÖĞLE YEMEĞİ
2 dilim kepek ekmeği
3 parça haşlanmış hindi göğsü
Bir çay tabağı dilimlenmiş havuç
2-3 adet marul yaprağı
Bir çay tabağı dilimlenmiş salatalık

ARA ÖĞÜN
10 parça az yağlı kraker
Orta boy bir elma

AKŞAM YEMEĞİ
1/2 oranında kızartılmış piliç göğsü
Bir tutam haşlanmış brokoli
Yarım fincan domates sosu
Bir dilim kek.”

Balık yağı

30 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori sifali Bitkiler

Balık yağı

Balık yağı özellikleri
* Morina balığının karaciğerlerinden çıkarılan yağdır, bu yağın içinde çok şifalı maddeler vardır.çeşitli asitlerde bulunur.
* Bu yağda bol miktarda a,b,d1 vitaminleri ve iyod, brom,klor,fosfor,kükürt,demir,ve amonyak bulunur, t
* Vitamin yönünden zengin fakat bulantı vericidir.
* Vücut direncini arttırır.

Balık yağı faydaları
* Balık yağının içilmesi yaşa göre ayarlanmalıdır. Bir kahve kaşığından başlayıp yavaş yavaş fazlalaştırıp bir çorba kaşığı veya kahve fincanı kadar alınabilir.
* Çocuklara, şekerli sütle de verilebilir.
* Limonata, portakal suyu , nane şekeri, limon kabuğu gibi maddeler yağın kolaylıkla içilmesine yardım eder.
* Yemeklerden sonra alınmalıdır.
* En çok kış aylarında alınırsa tahammülü kolay olur. Hazımsızlık ve ishal gibi arızalar yaparsa bir süre ara verilmelidir.
* Balık yağı içenlerin sinirleri kuvvetlenir.
* İştahı açar vücut hücrelerini yeniler.
* Uzun süren hastalıklardan sonra alınması faydalıdır.
* Akciğere, kemiklere ve cilde çok faydalıdır.
* Kaşıntılarda balık yağı cilt üzerine sürülürse iyi gelir.
* Sirkeyle içildiğinde ateşi düşürür.

Borç hasta ediyor

30 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Saglik Haberleri

kriz
Borcu olanların sadece psikolojisi değil kalbi, beyni ve sindirim sistemi de tehlikede!

Aşırı borça giren ABD’lilerde strese bağlı hastalıklar başgösterdi. Stres hormonu beyne “savaş ya da kaç” komutu veriyor, vücudun uzun süre “yüksek viteste” olması kan basıncını, kalp atışını, hafızayı ve sindirim sistemini yıpratıyor.

Associated Press ile AOL Health’ın yaptığı araştırmaya göre ABD’liler dağ gibi borçla mücadele ettikleri dönemde daha fazla sağlık sorunlarından mustarip oluyor.

Massachusetts eyaletinin Braintree bölgesinden Edward Driscoll, 10 bin dolar olan borcunun ülserinin artmasına ve eşinin panik ataklarına yol açtığını söylüyor. Driscoll içinde bulunduğu ruh halini, “Kaygı, kaygı, kaygı…” sözleriyle dile getiriyor.

Araştırma sonuçlarını değerlendiren psikolog Paul J. Lavrakas ise, birçok kişinin borçlarını idare ettiğini, ancak muhtemelen 10 ile 16 milyon insanın, “borçları nedeniyle korkunç ıstırap çektiğini ve sağlıklarının olumsuz etkilendiğini” söyledi. Lavrakas, borç stresi içindeki kişilerin, stresle bağlantılı en az üç hastalıkla boğuştuklarını da ifade etti.

Araştırma, şu anda ekonominin zorlu bir dönemden geçmesi ve artan yaşam maliyetlerinin borç stresini artırdığını, borç stresinin 2004 yılına göre yüzde 14 yükseldiğini ortaya koydu.

ARAŞTIRMANIN SONUÇLARI
Kamuoyu araştırmasına katılanlardan yüzde 27’sinde ülser ve sindirim sistemi sorunu bulunurken, bunların yüzde 8’i düşük seviyede borç stresi çekiyor.

Migren ve diğer baş ağrısı sıkıntısı bulunan yüzde 44’ten yüzde 15’inin, ciddi kaygı sıkıntısı çeken yüzde 29’dan yüzde 4’ünün ve ciddi depresyon sorunu bulunan yüzde 23’ten yüzde 4’ünün düşük seviyede borç stresi bulunuyor.

Kalp krizi geçiren yüzde 6’nın yüzde 3’ü, sırt ağrısı dahil kas ağrısından mustarip yüzde 51’den yüzde 31’i düşük seviyede borç stresi çekiyor.

Lavrakas, stresin sağlık sorunlarına yol açıp açmadığının kesin olarak bilinmediğini söylerken, Ohio Eyalet Üniversitesi 1990 yılının sonunda mali borç stresi içindeki insanlarla ilgili bir ölçüm endeksi geliştirilmesine yardımcı oldu.

BORÇ NASIL HASTA EDİYOR ?
Tıbbi araştırmalar, bu araştırmadaki belirtilerin birçoğunun gerçekten tipik kronik stres olduğuna işaret ediyor. Vücut, adrenalin ya da stres hormonu kortizolu salarak “savaş ya da kaç” şeklinde tepki veriyor. Bu vücudun acil durumda hızlı tepki vermesine yardım ediyor, ancak vücut uzun süre “bu yüksek viteste” kalmayı sürdürürse, bu kimyasallar, kan basıncı, kalp atışı, hafıza, ruh hali, sindirim sistemi ve hatta bağışıklık sisteminde fiziksel zarara yol açabiliyor. Her ne kadar stres mide ülserinin nedeni olmasa bile ağrıyı artırabiliyor.

Amerikalıların, sağlık üzerindeki etkilerini dikkate almaksızın, ekonomik faaliyetlerin yavaşlaması, istihdamın azalması, enerji ve gıda fiyatlarının artması, konutların değerinin düşmesi ve konut hacizlerinin yükselmesi gibi ekonominin zor süreçten geçtiği dönemlerde daha fazla borçlanması birçok kişinin bütçesini zorluyor.

ABD Merkez Bankası’na (FED) göre, tamamı kredi kartıyla bağlantılı tüketici borçları 2004 yılında 800 milyar dolar iken, bu rakam şimdi 957 milyar dolara çıkmış bulunuyor. Ortalama araba kredisi de 2004 yılında 24,888 dolar iken bu bugün 27,397 dolara çıktı. Ayrıca 2004’de 7,8 trilyon dolar olan konut kredileri de şu anda 10,5 trilyon dolara ulaştı.

Orta sınıf ailelerin en fazla borç stresi çekenlerin arasında olduğunu gösteren araştırmaya göre, diğer borç stresi sıkıntısı içindekiler kadınlar, küçük çocuklu çiftler, düşük gelirli çalışan aileler, Demokratlar ve lise mezunu olup üniversite eğitimi alamayanlar olarak sıralanıyor.

En az borç stresi çekenler ise erkekler, emekliler, yalnız yaşayan insanlar, üniversite mezunları ve Cumhuriyetçilerden oluşuyor.

AA

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=79534&cat=220&dt=2008/06/10

Bazı yiyeceklerin 100 kalorisindeki kalsiyum miktarı

30 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Sağlıklı beslenme

Bazı yiyeceklerin 100 kalorisindeki kalsiyum miktarı

Bok choy 1,055
Şalgam yeşilliği 921
Collard yeşilliği 559
Lahana 455
Kıvırcık salata 257
Tofu 236
Süt 194
Brokoli 182
Susam tohumlan 170
Soya fasulyesi 134
Hıyar 108
Karnabahar 88
Havuç 63
Balık 38
Yumurta 32
Biftek 5
Domuz pirzola 2

Resmi sağlık otoriteleri bize günde 1,500 mg. kalsiyum tüketmemizi önerirler. Bu kalsiyum miktarı inanılmaz dere­cede yüksektir. Bu yüksek miktarın önerilmesinin nedeni yu­karıda saydığımız faktörlerdir. Bu yüksek kalsiyum miktarı bile osteoporozu önlemeyecektir. Fakat osteoporoza neden olan faktörlerin bu kadar çok olduğu bir toplumda, ekstra kal­siyum negatif dengeyi daha az negatif yapacaktır ve osteoporozun hızını kısmen yavaşlatacaktır. Bununla birlikte, osteo­porozu önlemenin ve güçlü kemiklere sahip olmanın tek yolu, egzersiz yapmak ve idrarla aşırı miktarda kalsiyumun atıl­masını önlemektir. Bu kitapta anlatılan diyet osteoporoza karşı koruma sağlamaktadır.

Cilt Kırışıklığını Giderici

30 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Genel sağlık bilgileri

*Pelin otu suda demlenerek süzülür.Elde edilen posasına badem yağı karıştırılarak krem kıvamına gelinceye kadar yoğrulur.Hazırlanan bu krem yatmadan önce cilde sürülür.

*Papatya ve gelincik havanda dövülerek ezilir.Elde edilen karışım zeytinyağı ilavesiyle pomat kıvamına gelinceye kadar yoğrulur.Hazırlanan bu pomattan tedavi süresince cilde sürülür.

*Hercai menekşe suda demlendikten sonra bir tülbentle sıkılır. Elde edilen posaya, krem kıvamına gelinceye kadar zeytinyağı ve badem yağı ilâve edilerek yoğrulur. Hazırlanan kremden cildin kırışık bölgelerine sürülür.

*Sıkılarak elde edilen hercai menekşe suyuna bal ilâve edilerek şurup kıvamına gelinceye kadar karıştırılır. Hazırlanan şuruptan yemek arası bir fincan içilir.

Diyetinizdeki yağı kesin

30 Ağustos 2010 Yazan  
Kategori Diyet

Diyetinizdeki yağı kesin

Yağ beğenilen pek çok yiyeceğin tadına ve kokusuna güzellik kattığından, yiyeceklerinizdeki yağ oranını azaltmanız hiç de kolay değildir. Buna rağmen, beğenilerinizden çok fazla fedakarlık yapmadan da yiyeceklerinizdeki yağ miktarını azaltabilirsiniz.

Yiyeceklerinizdeki yağı azaltmanıza yardımcı olacak bazı öneriler:
Tereyağı, mayonez ve salata sosu gibi şeyleri azaltın.

Patates cipsi gibi yağlı çerezleri azaltın.

Yağda kızartılan yemekleri azaltın.

Et yerine tavuk ya da balık eti tüketin.

Daha çok sebze, meyve ve hububat ürünü tüketin.

Kahvaltı alışkanlıklarınızı değiştirin. Önceden böyle bir alışkanlığınız yoksa kahvaltı yapmaya başlayın. Yağda yumurta, tereyağlı kızarmış ekmek gibi şeyler yemeyin.

Mümkün oldukça yağdan oranı düşük alternatifleri tercih edin.

Sonraki yazılar »