Aslan dişi (kara hindiba,yabani acı marul)

30 Eylül 2010 Yazan  
Kategori sifali Bitkiler

Aslan dişi (kara hindiba,yabani acı marul)

Aslan dişi (kara hindiba,yabani acı marul) özellikleri
* Çayırlarda hendeklerde yetişir.
* Kökü ,yaprağı kullanılır.
* Müsait bulduğu yerlerde yetişen bu bitkinin yaprakları rozeti andırır.
* Çiçekleri sarıdır.yaprakları ilkbaharda, kökleri ise son bahar aylarında toplanarak gölgede kurutulur.
* İçinde taraxacine adında acı bir madde bulunur.

Aslan dişi (kara hindiba,yabani acı marul) faydaları
* 60-100 gram kök,bir litre suda on dakika kaynatılarak üç hafta sabah akşam birer kahve fincanı içilirse vücuda kuvvet ve dinçlik verir.
* İdrar torbasmdaki iltihapları giderir.
* İdrarı söktürür.
* Göğsü yumuşatır.öksürüğü keser.
* Balgamlı ishallere iyi gelir.
* Böbrek taşlarını düşürür.
* Karaciğer şişkinliğini indirir. Sarılığa faydalıdır.
* Mesane ve kalınbağırsak iltihaplarını izale eder.
* Taze sürgünlerinin kırılmasıyla elde edilen süt, dişleri temizler ve parlatır. Sütü cilde iyi gelir.
* Ayrıca yaprakları salata olarak da yenir.

Neden ağrır, nasıl kurtulunur ?

30 Eylül 2010 Yazan  
Kategori Saglik Haberleri

boyun ağrısı
Boyun ağrısından mı yakınıyorsunuz ?
Hayatının bir döneminde boyun ağrısından yakınmayan insan oldukça azdır. Boyun ağrıları, boyun omurgasını oluşturan kemiklerin, eklemlerin, omurların arasında yer alan disklerin ve omurga etrafındaki kas ve bağların bozukluğu sonucu oluşur. Boyun ağrısına yol açan hastalıklarda ağrı bazı olgularda sadece ensededir. Bazı olgularda ise enseden başa, sırta, kollara ve hatta göğse doğru yayılabilir. Sıklıkla hastanın boyun hareketlerinde kısıtlılık oluşur. Kola ve ele yayılan uyuşmalar, ellerde güçsüzlük hissi, baş dönmesi, sersemlik hissi sık dile getirilen yakınmalardır. Boyun ağrısı bazen kişinin günlük hayat aktivitelerini etkileyerek hayat kalitesini bozabilir. Boyun ağrısı hakkındaki tüm merak edilen sorulara Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanlarından Dr. Hilal Yıldız cevap verdi:

NEDEN MEYDANA GELİR ?
Boyun ağrısına yol açan hastalıklar çok çeşitlidir; boyun fıtığı, disk dejenerasyonu, boyun omurgasında artroz (kireçlenme), miyofasyal ağrı sendromları, tekrarlayan strese bağlı zedelenme sonucu gelişen ağrılar.

STRESE BAĞLI AĞRI
Tekrarlayan aktivitelerde bulunma kötü pozisyon ve psikolojik stres ile birleşince “aşırı kullanmaya bağlı zedelenme” tablosunu ortaya çıkarır. Uzun süre başın öne eğilerek veya aşırı yukarı kaldırılarak çalışılması kas yorgunluğu ve kas kısalmasına yol açarak boyun ve sırt ağrısına sebep olur. Çalışma şartları ve bilgisayar kullanımının artması sebebiyle sık karşılaşılmaktadır.

Boyunda kas kaynaklı ağrı (miyofasyal ağrı): Boyun ve sırtın üst kaslarında ağrılı kaynağı olan tetik noktalar mevcuttur. Nedeni tam bilinmemekle beraber çok sayıda insanda görülmektedir.

BOYUN ZEDELENMELERİ
Boyun başı taşıdığı ve çok hareketli olduğu için zedelenmelere çok açıktır. Motorlu araç kazası, dalma, spor kazası ve düşmeler sonucu boyunda zedelenmeler kolaylıkla oluşabilir. En çok kas ve bağlar gibi yumuşak doku zedelenmeleri oluşsa da, bazı ağır yaralanmalar boyun kemiklerinde kırık ya da kaymaya yol açarak omurilik zedelenmelerine neden olabilirler.

BOYUN FITIĞI
Omurgayı oluşturan kemiklerin arasındaki diskin zamanla zayıflamasıyla disk içeriği dışarıya doğru fırlar. Fıtıklaşma sonucu sinir kökü ya da omuriliğin üzerine baskı oluşabilir. Sinir kökü sıkışması ile kola ve ele yayılan şiddetli ve yanıcı ağrı, uyuşma, karıncalanma, ileri olgularda da el veya kolda kas güçsüzlüğü görülebilir.

DİSK YAPISININ BOZULMASI
Boyun omurgasını oluşturan kemiklerin arasında yer alan diskler şok emilimi görevini görür. 40 yaşından sonra diskin normal-jelatin yapısı bozulur. Disk dejenerasyonu daha çok ilerleyen yaşla oluşmakla beraber, hayat tarzı, genetik, sigara içme, beslenme ve fiziksel aktivite özellikleri tarafından da etkilenir.

Kireçlenme: Boyun kemikleri arasındaki eklemlerin yapısında bozulmalar sonucu gelişir, genellikle yaşla beraber artar. Başın arka tarafında kronik ağrıdan yakınabilirler.

Tümörler, enfeksiyonlar ve omurga kemiklerindeki doğuştan olan anomaliler.

NELERE DİKKAT EDİLMELİ
Çalışmanıza sık ara verin. Masada veya arabada otururken kısa aralar verip ayağa kalkın, kısa yürüme ve gerinme egzersizleri yapın.

Çalışma sandalyenizi ve bilgisayarınızı ayarlayın. Otururken kalçalarınızın hizası dizlerinizden hafifçe daha yukarıda olmalı, baş ve boyun doğru pozisyonda olmalıdır.

Çok sayıda veya kalın yastıkla yatmayın, televizyon izlerken kanepenin koluna başınızı dayayıp uyuyakalmayın!

Telefonun ahizesini omuz ile boynunuzun arasına sıkıştırarak konuşmayın.

Germe ve güçlendirme egzersizleri yapın. Omurga sağlığı için yürüyün ve yüzün.

NASIL TEDBİR ALINMALI ?
Boyun duruşunun (postür) düzgün olması ve boyun-sırt bölgesinin güçlendirilmesi, boyunda travmadan ve tekrarlayıcı stresten kaçınma, düzgün beslenme ve fiziksel aktivite yapma, sigarayı bırakmak, iş yerinde ergonomik düzenlemeler yapmak gereklidir.

Tedavisi nasıl yapılır ?
Çoğu boyun fıtığı olguları ameliyat dışı yöntemlerle iyileşebilmektedir. Ancak, boyun fıtığı sebebiyle mesane ve barsak fonksiyonlarında bozulma, tedaviye rağmen kas gücü ve duyu kusurunun ilerlemesi, sinir kökü baskısına bağlı ağrının tedavi ile giderilememesi durumunda cerrahi tedavi uygulanır.

Fizik tedavi: Olguların çoğunda fizik tedavi ile düzelme sağlanabilmektedir. Kas gevşemesi ve yumuşak doku ağrılarını gidermek için yüzeysel ısı (örn. kızıl ötesi ışın), derin ısı (örn. ultrason) ve elektriksel uyarı (örn. TENS), sinir kökü ağrılarının ve baskısının azaltılması için traksiyon yöntemleri kullanılır.

İlaç tedavisi: Boyun ağrılarında ağrı kesiciler, antienflamatuar ilaçlar, kas gevşetici ilaçlar, uyku düzenleyici ve antidepresan ilaçlar kullanılabilir.

Yumuşak doku veya boyun eklemlerine ya da epidural aralığa enjeksiyon uygulamaları da uygun olgularda faydalıdır.

Boyun ağrılarında özellikle akut dönemdeki boyun zedelenmelerinde boyunluk verilebilir. Uzun süreli veya devamlı kullanımda boyun kaslarında zayıflama ve boyun hareketlerinde kısıtlılık gelişebileceği için kısa süreli kullanım önerilmektedir.

Rehabilitasyon: Hangi tedavi uygulanırsa uygulansın, kalıcı bir iyileşme için doktor tarafından düzenlenen boyun egzersiz programı tedavinin esasını oluşturur. Egzersiz programı her hasta için ayrı düzenlenir. Postür düzeltici egzersizler, boyun kaslarını germe egzersizleri ve boyun kaslarını güçlendirici egzersizler uygulanır.

Gültekin Kaya/Türkiye

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=63335&cat=220&dt=2008/03/26

Yağ zengini ülkemiz ya da dudaklarınızdan kalçalarınıza

30 Eylül 2010 Yazan  
Kategori Sağlıklı beslenme

Yağ zengini ülkemiz ya da dudaklarınızdan kalçalarınıza

Kilo verme amacınızı sabote etmenin etkili bir yolu, yağlı soslar kullanmaktır. Amerikalılar sıvı yağ formunda 60 gram fazladan yağ tüketmektedirler; bu, günde beş yüz kaloriden fazla lifsiz, boş kalori demektir. Zeytinyağı da dahil olmak üzere -rafine ya da değil- bütün yağlar kaloriler açısından zengin, besinler açısından fakirdirler.

Sıvı yağlar yüzde 100 yağdır. Bütün yağ çeşitlerinde oldu­ğu gibi bir gramlarında dokuz kalori vardır; oysa karbon­hidratların bir gramında dört kalori vardır. Çok az miktarda yağda çok fazla kalori vardır.

Bir yemek kaşığı zeytin yağının analizi;
Kaloriler – 120
Lif – Yok
Protein – Yok
Yağ – 13,5 gm.
Doymuş yağ – 1,8 gm.
Mineraller – Yok (yok denecek kadar az, her mineralden 0,01 mg.’den daha az)
Vitaminler – Yok (E vitamininden yok denecek kadar az, 1 IU’dan az)

Zeytinyağı gibi herhangi bir yağ birkaç dakika içinde vücu­dunuzda depolanabilir. Doğrudan kalçalarınızda ve belinizde depolanırlar. Eğer belinizdeki yağları biyopsi ile alıp elektron mikroskobu altında inceleseydik, bu yağın nereden geldiğini görebilirdik. Çünkü orijinal yiyecekteki şeklini korur – domuz yağı, süt ürünleri yağı ya da zeytinyağı gibi. Bir anlamda yağ, dudaklarınızdan doğrudan kalçalarınıza girer. Erkeklerde de kadınlarda da, son öğünde yenilen yağların çoğu kalçalarda değil, belde depolanır.20 Bu vücut yağlarının analizi, bilim adamlarının zaman içinde hangi yiyeceklerin yendiğini doğru bir şekilde ortaya koymasını sağlar.21 Araştırmadaki deneklerin ne yediklerini hatırlamaya çalışmaları (diyetsel hatırlama ana­lizi), ne yendiğini tam olarak ortaya koyan doku biyopsisi kadar doğru sonuç vermemektedir.

Yağda pişirilen ya da üzeri yağ ile kaplanan yiyecekler, dü­şündüğünüzden daha fazla yağ çekerler. Az kalorili “sağlıklı” bir yiyecek çok kolay şişmanlatıcı hale gelebilir. Amerikalılar çok az salata yerler, fakat küçük bir salata yediklerinde yak­laşık üç salata yaprağı tüketirler ve üstüne üç dört yemek kaşığı yağlı sos dökerler. Bir yemek kaşığında 120 kalori oldu­ğundan, sostan yaklaşık 400 (boş) kalori ve göbek salatasından ise 18 kalori alırlar. Salatayı boş verip doğrudan şişedeki sosu da içebilirler bana kalırsa.

Günümüzde Amerikalıların medyadan ve sağlık profesyonellerinden aldığı mesaj, az yağlı bir diyet uygulamalarına gerek olmadığı, sadece kötü yağları (genellikle hayvansal ürünlerden alınan doymuş yağlar ve işlenmiş yiyeceklerde bulunan trans yağlar), zeytinyağı ile değiştirmeleri gerektiği yolundadır. Amerikalıların hala kafası karışıktır ve birbiriyle çelişen, yanlış mesajlara maruz kalmaktadırlar. Zeytinyağı ve diğer salata ve yemeklerde kullanılan yağlar sağlıklı besinler değillerdir ve diyet yiyecekleri olmadığı da kesindir.
Zeytinyağı gibi tekli doymamış yağlan tüketmenin, doy­muş ya da trans yağlara göre sağlığa daha az zararlı olduğuna dair önemli bulgular vardır. Doymuş ve trans yağ oram çok olan az yağlı bir diyet, bu yağları az oranda içeren çok yağlı bir diyetten daha zararlı olabilir.

1950′lerde Akdeniz’de yaşayan insanlar, özellikle Girit Adası’nda yaşayanlar inceydiler ve kalp hastalıkları yoktu. Buna rağmen kalorilerinin yüzde 40′ından fazlası yağdan, özellikle de zeytinyağından geliyordu. Giritlilerin o sırada tükettikleri diyete baktığımızda, çoğunlukla meyve, sebze, fasulyegil ve balık yediklerini görürüz. Doymuş yağ, toplam yağ alımlarının yüzde 6’sıydı. Çok fazla zeytinyağı yeme­lerinin dışında, diyetlerinin geri kalanı olağanüstü sağlıklıydı. Ayrıca tarlalarda çok çalışıyor, genellikle bir sabanı iterek ya da başka bir manuel tarım aracını kullanarak günde 5 kilo­metre yürüyorlardı. Amerikalılar bundan, çok fazla sebze, meyve ve fasulyegil yiyip bol egzersiz yapma mesajını değil, sadece zeytinyağının sağlıklı bir yiyecek olduğu mesajını aldılar.

Günümüzde Girit halkı da aynen bizim gibi şişmandır. Hala bol zeytinyağı tüketiyorlar, ama meyve, sebze ve fasulyegil tüketimleri azaldı. Et, peynir ve balık en çok tükettikleri yiye­cekler ve fiziksel aktivite seviyeleri azaldı. Günümüzde kalp krizi oranları çok yükselmiştir ve Girit’deki yetişkin ve çocuk nüfusun yarıdan çoğu fazla kiloludur.

Akdeniz diyetinin iki önde gelen savunucusu olan Hollanda’daki Wageningan Tarım Üniversitesi’nden Martin Katan ve Harvard Kamu Sağlığı Fakültesi’nden Walter Willett, Akdeniz diyetinin ideal kilosuna yakın olan kişiler için uygun olduğunu (ki Amerikalıların çoğu bu gruba girmemektedir) kabul etmişlerdir. Yağ gibi şişmanlatıcı, az besinli bir yiyecek üzerine kurulmuş olan bir diyet nasıl sağlıklı olabilir?
Zeytinyağı, yeryüzündeki en şişmanlatıcı, kalori açısından en yoğun yiyeceklerden biridir; 450 gramında tereyağına göre daha fazla kalori vardır (tereyağı 3,200 kalori, zeytinyağı 4,020 kalori).

Sonuç olarak zeytinyağı, zaten tombul olan belimize daha da çok yağ birikmesine neden olacak, diyabet ve kalp krizi de dahil olmak üzere hastalık riskini artıracaktır. Zeytinyağının yüzde 14′ü doymuş yağdır; bu nedenle onu çok tükettiğinizde damarları tıkayan doymuş yağ alımınızı artırmış olusunuz. Şişmanlatıcı zeytinyağını diyetinizde daha çok kullanmanızın LDL (kötü) kolesterolünü artıracağına inanıyorum. Kilo almak kolesterolünüzü artırır; kuruyemiş, çekirdek ve sebze gibi iş­lenmemiş yiyecekler yağ kaynağı olarak kullanıldığında, içer­dikleri fıtosterol ve diğer doğal maddeler nedeniyle kolesterolü düşürürler. Ayrıca, sağlıklı olduğu öne sürülen zeytin­yağının çok tüketildiği İtalya’da göğüs kanseri olma riskinin, yağın az kullanıldığı Japonya’ya göre iki kat fazla olduğunu unutmayın.
Akdeniz diyeti çok sebze tüketildiği için bizimkinden iyidir, zeytinyağından dolayı değil. Zeytinyağı kullananlar genellikle onu salata, domates gibi sebzelerin üzerine dökerek yediklerinden yüksek oranda sebze kullanımını da beraberinde getirmektedir. Zeytinyağı kullanımına rağmen, sebze kul­lanımı da çok olduğundan, Akdeniz diyeti bizim diyetimizden iyidir.

Eğer inceyseniz ve çok egzersiz yapıyorsanız günde bir yemek kaşığı zeytinyağı sorun olmaz, ama Amerikalıların çoğu için en iyisi hiç yağ yememektir.

Aspartam

30 Eylül 2010 Yazan  
Kategori Genel sağlık bilgileri

Son derece kuvvetli bir tatlandırıcı olan aspartamın da zararlı etkileri olduğu yolunda kuşkular bulunmaktaydı. Aspartamın zararlı etkileri ilk bakışta molekülü oluşturan bileşiklerin doğal olması nedeniyle her ne kadar önemsiz görünse de, moiekülün durağan olmaması ve fenilketomürili hastalarda kullanılması sorun yaratmaktadır.

Aspartamın durağan olmaması gazlı içeceklerde kullanılmasında sorun yaratmıştır. Oda sıcaklığında tutulan Coca-Cola’nın iki ay sonra, başlangıçtaki aspartam içeriğinin yüzde 70′ten fazlasını kaybettiği, buna karşılık yüzde 90 oranında diketopiperazin içerdiği görülmüştür. Diketopiperaziııin zararsız olduğu yolundaki bilgiler ise kesinleşmemiştir.

Aspartamla tatlandırılmış içeceklerin ambalajlarında saklama koşulları, son kullanma tarihi, gebe ve süt veren kadınlara yönelik uyarılar, fenilketonüri hastalığı olanların bu içecekleri kesinlikle içmemesi gerektiği yolundaki bilgiler belirtilmelidir. Ayrıca pişmiş ürünlere aspartam eklemek ya da aspartamla yemek pişirmek de sakıncalıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan toksikolojik çalışmalar günlük 4 gr/kg’ye kadarki dozlarda aspartamın zararlı etkisi olmadığını göstermiştir.

Aslan kuyruğu

29 Eylül 2010 Yazan  
Kategori sifali Bitkiler

Aslan kuyruğu

Aslan kuyruğu özellikleri
* Bahçelerde ve çayırlarda yetişir. Yaprakları kullanılır.

Aslan kuyruğu faydaları
* Ballıgillerden otsu bir bitkidir. Dalları çoktur.
* Hepsi bir daldan çıkar ve dört köşelidir.
* Baş parmak kadar yaprağı vardır. Terletici olarak kul lanılır.ateşi düşürür.vücuda rahatlık verir.
* Ciğer ve dalak süddelerini açar.
* Göğsü ve ciğerleri temizler.

Unutmak istediğiniz bir şeyler mi var ?

29 Eylül 2010 Yazan  
Kategori Saglik Haberleri

detoks
Ruhsal detoks yapın zihninizi yenileyin…

Geçmişe takılı kalan duygu ve düşünceleriniz yaşama gücünüzü azaltabilir. Ama bu durumu değiştirmek zor değil, sadece 10 gün yeter. Psikoterapist Derek Draper ve klinik psikolog Cecilia d’Felice tarafından hazırlanan ‘10 günlük anı egzersizi’ni siz de deneyin, zihninizi arındırın..

BİRİNCİ GÜN
Kendinizle yüzleşin
Öncelikle şu an kafanızda dolanan sorunlarınızı alt alta yazarak bir tablo oluşturun. Patlamamak için kendinizi zor susturduğunuz ve sinirlendiğiniz olayları ya da pek önemli olmadığını düşündüğünüz hatta komik bulduklarınızı bile yazın. Bunlar günlük veya genel problemler olabilir. Sonra hemen yanına bunların kritiğini yapın. Aşağıda, size yardımcı olması için nasıl bir tablo oluşturmanız gerektiğini göreceksiniz. Örnek: Önemli bir telefon numarasını kaybettim / Ben salağım/ Patronum yaptığım hatayı düzeltmemi söyledi / Neden daima hata yapıyorum / Postaneden almam gereken bir paketi almadım / Çok tembelim…

İKİNCİ GÜN
İyimser olmayı deneyin
Muhtemelen elinizde uzun bir liste var. Şimdi size bir iyi, bir de kötü haberimiz var! Kötü haber, kafanızdaki olumsuz düşünceler beyninizin kıvrımlarındaki yollarda devamlı olarak izler bırakıyor. İyi haber, bu düşünceleri iz bırakamadan durdurabilir hatta daha da iyisi yerlerine destekleyici ve yeni alternatif düşünceler koyabilirsiniz. Şimdi elinizdeki listenizin sağ yanına bir blok açın. Burası sizin için iyimser bir arkadaş sesi olacak. Örnek: Önemli bir telefon numarasını kaybettim / Ben salağım / Ama bu her zaman olmuyor ki! / Bir telefon defteri alıp numaralarımı ona kaydetmeliyim.

ÜÇÜNCÜ GÜN
Nasıl yetiştirildiniz ?
Bazı aileler duygusal olarak içe kapanık ve büyümekte olan çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalabiliyor. Kimileri ihmalkâr oluyor, kimileri de bir mayın gibi devamlı ateş saçarak çocuğun kendini hırçın ve karmakarışık hissetmesine neden olabiliyor. Bu egzersiz geçmiş deneyimlerinizdeki duygusal olaylarla bir bağ kurmanıza yardımcı olacak. Şimdi şu soruları yanıtlayın; Nasıl bir ailede büyüdünüz? Yetiştirilme tarzınızdan memnun musunuz? Çocukken sevildiğinizi düşünüyor muydunuz? Bir süre aileniz -veya bakıcınız- üzerinde yoğunlaşın. Tüm duygularınızı yazın. Bu aşama, inkâr ettiğiniz duyguları açığa çıkaracak.

DÖRDÜNCÜ GÜN
Geçmişe geri gidin
Bu egzersiz tamamıyla hayal gücünüze dayanıyor. Daha genç halinizle hatta çocukluğunuzla buluşup konuşma imkânı sunuyor size. Rahatça oturun ve gözlerinizi kapayın. Elleriniz kucağınıza düşsün. Derin nefes alın. Her nefesle bedeninizin bir kısmı gevşesin. Gevşemeyi başardıktan sonra ilk gün yazdığınız uzun listeye gözatın. Ve ilk kez ne zaman böyle şeyler hissetmeye başladığınızı hatırlayın. Şimdi zaman makinesine binin ve geçmişe gidin. Belki 10 yaşındaki halinizdesiniz; şimdi aklınıza ne geliyorsa ona sorun. Bu aşamada izlemeniz gereken bir senaryo yok. Önemli olan kendi çocukluğunuzla yetişkinliğiniz arasında bir bağ kurabilmek…

BEŞİNCİ GÜN
Öfkenizi tanımlayın
Bu egzersiz, ailenize karşı duyduğunuz herhangi bir öfkeyi açığa çıkarma noktasında sağlıklı ve yapıcı bir yöntemdir. Bir kalem kâğıt alın. Anne ve babanıza veya bakıcınıza, ne tür bir öfke duyduğunuzu tanımlayın. Çocukken onlara kızdığınız belli olaylar var mıydı? Bunları onların yüzüne karşı söyleyebiliyor muydunuz? Eğer söyleseydiniz ne olurdu? Kendinizi terk edilmiş hissetseydiniz bunu nasıl gösterirdiniz? Kızgınlığınızı dillendirirken nasıl bir his meydana geldiğini tanımlayın. Donuk mu, korku ya da acı veriyor mu? Tüm hissettiklerinizi hem çocuk hem de yetişkin halinizle yazın.

ALTINCI GÜN
Ailenizi anlayın
Şimdi ailenizin duygusal dünyasını anlamaya çalışacaksınız. Bu kolay olmayacak çünkü ailemiz hakkında düşünürken genellikle bir şeyleri tam olarak anlayamadığımız çocukluk penceresinden bakarız. Bu da onları objektif bir açıdan görmemize engel olur. Eğer onlara sağlıklı ve pozitif bir açıdan bakabilseydik gerçek duygusal dünyalarını anlayabilirdik. Kendinize şunları sorun; Anne-babam duygusal olarak kendilerini nasıl ifade ederdi? Duygularını bastırıyorlar mıydı? Neden böyle davrandılar? Şimdi onlarla ilgili nasıl hissettiğinizi düşünün. Kızgınlık egzersizine bir gözatın. Duygu ve düşüncelerinizi en küçük ayrıntısına kadar yazın.

YEDİNCİ GÜN
Kendinizi yetiştirin
Bu egzersiz çocukken yüz yüze kaldığınız hüsranları, artık bir yetişkin olduğunuzu bilerek aşmanıza yardımcı olacak. Dr. Alice Domar ‘Kendini yetiştirmek’ isimli kitabında ailenize ithafen kendi kendinize şu sözleri söylemenizi öneriyor: Bana hayat verdin ama sana hayatımı borçlu değilim. İlgiyi hak ediyorum. Koşulsuz saygı ve ilgini hak ediyorum. Kendimi sana ispatlamak için yaşamayacağım. Senin rüyalarını yaşamak zorunda değilim.

SEKİZİNCİ GÜN
Şefkatle hatırlayın
Yaşadığımız gerçekleri tamamen tanıyıp kabul etmedikçe kendimizi genellikle geçmiş acı anılar arasında sıkışıp kalmış buluruz. Bu durum kendimizi boşlukta ve üzgün hissetmemize neden olur. Geçmişle ilgili duygularımızı örtbas etmek yerine yazma yoluna gidersek bir süre sonra bunları benimseriz. Şimdi daha önceden keşfettiğiniz içsel arkadaşınızın sevecen ve şefkatli olmasına izin verin.

DOKUZUNCU GÜN
Geçmişi kabullenin
Duygusal anlamda yaşadıklarımızın farkında olduk, bize nasıl hissettirdiklerini gördük ve artık bunlara şefkatle bakabilir, bağışlayıcı olabiliriz. Ailenizi, veya bakıcınızı, affetmek zor olabilir ama ancak bağışlarsanız kabullenebilirsiniz. Geçmişimizi kabullenmek pasif bir teslimiyetçilik değildir. Kabullenişle birlikte özgürlük de gelir. Şimdi kendinize şu soruyu sorun; Geçmişimle ilgili şu an inandığım şey nedir? Şimdi finale geçebiliriz.

ONUNCU GÜN
Kötü anıları gönderin
Ritüel ve seremoniler tarihin başlangıcından beri hep çok önemli olmuşlardır. İnsanoğlu hedeflerini gerçekleştirmede sembollerin ve kutlamaların etkili olduğuna inanır. Kendi seremoninizi düzenleyin. Bir mum yakın, dua edin, bir balon salın gökyüzüne ve geçmişinizdeki negatif mesajları bırakın gitsinler. Bu, geçmişte ve bugünde kolayca rahatlamanızı sağlayıp geleceğe bakabilmenizi sağlayacaktır. Size mutluluklar.

Sabah

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=66031&cat=220&dt=2008/04/07

Akdeniz diyetinin popülerliği

29 Eylül 2010 Yazan  
Kategori Sağlıklı beslenme

Akdeniz diyetinin popülerliği

Akdeniz diyetinin yararlarını savunan bir sürü kitap yazıl­mıştır. Bu düşünceden hoşlananlar için bu kitaplardan biri Kavin Vigilante ve Mary Flynn’in yazdığı Low-Fat Lies, High-Fat Frauds’Uır.

Bu yazarlar doğru bir şekilde kalorilerin önemli olduğunu belirtmekte ve Atkins ve Sugar Busters gibi karbonhidratları kısıtlarken çok yağa izin veren diyetlerin işe yaramasının nedeninin, insanlar çok yağlı yiyeceklerden fazla tüketemeye­cekleri için, kalori alımlarının düşük seviyede kalması oldu­ğunu söylemektedirler. Bu kısmen doğrudur. Ama araştırmalar kalori alımı eşit olacak şekilde düşük olduğunda, hangi türde yiyecek yenirse yensin kilo kaybının hemen hemen aynı olduğunu göstermiştir. Söz konusu kitapta üç mesaj veril­mektedir: Birincisi, sağlık ve hastalıkların önlenmesi için fitokimyasallar açısından zengin bitkisel yiyecekler yiyin; ikin­cisi, pozitif sonuçlar için kalori kısıtlaması ve egzersiz yapıl­masıdır; üçüncüsü, sağlıklı yağlar, özellikle zeytinyağı kısıtlanmamalıdır, çünkü bu yağların olmadığı bir diyet hem sağ­lıksız hem de lezzetsizdir.. Önerdikleri diyet, doymuş yağları ve trans yağları engellediğinden çoğu Amerikalının diyetinde iyi bir gelişme sağlayabilir. Tereyağı ya da margarin yerine zeytinyağı tüketmenin daha iyi olduğu kesindir.

Bu diyeti savunanlara karşı çıktığım sadece birkaç konu var. Birincisi, yiyecekleri zeytinyağında pişirmenin fitokimyasalların emilimini artırdığını ve sebzeleri yağsız yemenin, fitokimyasallar emilmeyeceğinden dolayı besleyici olmadığını iddia etmektedirler. Bu tamamen doğru değildir. Sebzeler pişirildiğinde ya da yağ ile birlikte yendiğinde bazı besinler daha iyi emilir, ama ısıya duyarlı diğerleri yok olur ya da emilebilirliği azalır. Birçok araştırma, çiğ sebze ve meyvelerin kandaki en yüksek kanser önleyici besin seviyelerini oluştur­duğunu ve pişmiş sebzeler de dahil olmak üzere bütün diğer yiyeceklere göre kansere karşı en iyi korumayı sağladığını göstermektedir. Çiğ sebze ve meyvelerin en güçlü iki anti-kanser yiyecek grubu olduğunu belirtmeyen bütün tavsiyeler geçersizdir.

John Hopkins Tıp Okulu’ndaki Brassica Chemoprotection Laboratuarından Dr. Paul Talalay, pişirmenin fıtokimyasallar üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. Raporlarına göre, “Seb­zeleri pişirmenin, kansere karşı koruyucu etkisi olan sebze bileşenleri üzerinde geniş etkileri vardır.” Bu bileşenler çeşitli pişirme yöntemleriyle hem aktive edilir hem de yok edilirler. Vigilante ve Flynn, yeterli bilimsel kanıt olmaksızın, yiyecekleri zeytinyağında pişirmenin sağlıklı bir diyetin mer­kezi olduğunu savunmaktadırlar. Bilimsel literatürü yorum­lama şekilleri bu yanlışı doğurmaktadır. Bunun sonucunda da pek çok kişi kilo vermekte başarısız olmaktadır.

Benim tavsiyem tamamen farklıdır. Bana göre, çiğ, pişme­miş sebze ve meyveler hastalıklara karşı en güçlü korunmayı sağlar; hastalarıma dev salatalar ve günde en az dört meyve yemelerini öneriyorum. Çiğ yiyeceklerden az miktarda içeren diyetler ideal değildir. Bir kişinin diyetindeki çiğ sebze ve meyveler artırıldığında, kilo kaybı ve tansiyonun düşmesi rahatça sağlanır.

Ayrıca çiğ yiyecekler midedeki sindirim sürecinden geçip ince bağırsaklara ulaşabilecek bazı enzimlere sahiptir. Wright State Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Bölümü’ndeki bazı araştırmacılara göre bu ısıya duyarlı elementler hastalıklara karşı önemli avantajlar sunabilirler. Bu araştırmacıların var­dığı sonuca göre, “Birçok yiyecek pişirildiğinde ya da işlem­lerden geçirildiğinde, vitaminlerini kaybetmelerinin yanında besinsel değerlerinde azalmaya da maruz kalırlar.” Vitamin lerin çoğu ısıya duyarlıdır, örneğin pişirme metoduna bağlı olarak C vitamininin yüzde 20-60′ı kaybolur. Sebzeleri pişi­rirken minerallerin yüzde 30-40′ı da kaybolur. İdeal sağlık için bol miktarda çiğ yiyeceğin tüketilmesi önemlidir.

En iyi sonuçları sağlamak için diyetiniz dev miktarlarda çiğ yiyecek, bol miktarda kalorisel yoğunluğu az olan pişmiş sebze ve daha az miktarda kalori açısından daha zengin olan pişmiş nişastalı sebze ve tahılları içermelidir. Yiyeceklerinizi yağda pişirmek diyetinizi daha az etkili yapacaktır ve kilo ver­meniz zorlaşacaktır. Hiç kilo verememeniz bile mümkündür.

Vigilante ve Flynn kendi diyetlerini 120 kişide test etmiş­lerdir ve ortalama olarak bir kişinin 8 haftada yaklaşık 4 kilo verdiğini bulmuşlardır. Benim diyetimde aynı sürede bunun en az üç katını verirsiniz; tabii fazla kilonuz o kadar çoksa. Kilo kaybının zamanla hızını kaybettiğini unutmayın. Rasgele yemek yiyen çoğu kişi, hangi diyete başlarlarsa başlasınlar başlangıçta biraz kilo verirler. Sadece kalori sayarak birkaç kilo vermek kolaydır, ama obeziteye genetik yatkınlığı olan ve metabolizması yavaş olan aşırı kilolu kişilerin çoğu, çok kilo vermeleri gerekmesine rağmen ya çok az kilo verebilir ya da hiç kilo veremeyebilirler. Bazıları başlangıçta 2-7 kg. verebilir, ama daha fazla kilo vermek zorlaşınca diyetten vazgeçerler.

Akdeniz diyetiyle ilgili bir başka problem, makarna ve İtalyan ekmeğinin yoğun kullanımıdır; bu sadece kiloyu kont­rol etmeyi zorlaştırmakla kalmaz, bu şekilde beslenen toplum­larda kolon kanseri riskini artıran önemli bir faktör olarak karşımıza çıkar.34
Çok fazla kilolu kişiler için Akdeniz diyeti de diğer yaygın kilo verme programları gibi istenen sonuçları elde etmek açı­sından ne yeterince kısıtlayıcı, ne de yeterince doyurucudur. Zeytinyağı diyete çok fazla ekstra kalori eklediğinden, diyet yapanlar kalorilerini saymaya devam etmek ve çok küçük por­siyonlar yemek zorundadırlar. Zeytinyağından gelen bütün o kaloriler toplam kalori alımının neredeyse üçte birini oluşturur ve diyetin besin ve lifler açısından fakir olmasına yol açarlar.

Her zaman daha fazla egzersiz yaparak kilo verebilirsiniz ve bunu tamamen destekliyorum. Bununla birlikte aşırı kilolu hastaların çoğu fazla egzersiz yapamayacak kadar hasta ve ağırdırlar. Eski bir sporcu ve şimdi doktor olarak ben bir egzersiz fanatiğiyim ve bunu hastalarıma şiddetle öneriyorum; ama çoğu hasta öncelikle daha iyi bir sağlık ve kiloya ulaşma­dan ciddi bir egzersiz programını yürütememektedir. Bu ne­denle çoğu kişinin, çok egzersiz yapamasalar bile, etkili bir şe­kilde kilo vermelerini sağlayacak bir diyete ihtiyaçları vardır.

Tavsiyelerimi iki binden fazla hasta üzerinde test ettim. Çoğu kilo, ilk dört-altı hafta içinde verilmektedir; bu süre için­deki ortalama kilo kaybı 9 kg.dır. Kilo kaybı hoş bir şekilde sürer; bu programı izleyenler, ikinci ayda yaklaşık 4,5 kg. verirler ve sonrasında her hafta yaklaşık 700 gr. verirler. İdeal kilolarına ulaşana kadar kilo kaybı nispeten oldukça hızlı şekilde devam eder.

Sonuç olarak, çiğ kuru yemişler, çekirdekler, avokadolar ve tuzlanmamış zeytinler (eğer bulabilirseniz) sağlıklı yağ içerir­ler. Ama kilo vermek isteyenler, bu yiyeceklerden kısıtlı mik­tarlarda tüketmelidirler. Ayrıca zeytinyağında orijinal zeytinde bulunan besin ve fitokimyasalların bulunmadığını da unut­mayın. Yağda çok az besin (biraz E vitaminine) ve yok denebi­lecek miktarlarda fıtokimyasâl bileşenler bulunmaktadır. Bü­tün sebzelerin yağda pişirildiği tipik Akdeniz diyetinde izin verilen miktarda yağ tüketirseniz kilo vermekte zorlanırsınız.

Eğer inceyseniz ve çok egzersiz yapıyorsanız biraz zey­tinyağı kullanabilirsiniz. Ama ne kadar çok zeytinyağı ekler­seniz diyetinizdeki kalori başına düşen besin oranını o kadar azaltmış olursunuz; oysa sizin amacınız bu değildir.

Artroskopik ameliyatlar

29 Eylül 2010 Yazan  
Kategori Genel sağlık bilgileri

Ortopedi ve travmatoloji alanında son 20 yıldır gündemde olan ve yalnızca diz ekleminde kullanılan artroskopi ameliyatları, günümüzde omuz eklemi başta olmak üzere, ayak bileği, dirsek, el bileği eklemlerindeki sorunlarda da çok başarılı sonuçlar veriyor.

Artroskopi omuzun ağrılı sorunlarında, tekrarlayan çıkıklarında ya da omuzun hastalıklı dokularının temizlenmesinde kullanılıyor. Menisküs yaralanmaları, kıkırdak yaralanmaları, eklem içi bağ kopmaları, eklem faresi de denilen kıkırdak veya kemik kopmaları ve son yıllarda osteoartrit (kireçlenme) halinde eklemi temizleme ve düzgünleştirme amacı ile de tercih edilebiliyor.

Artroskopik ameliyatların hasta açısından son derece konforlu olduğuna dikkat çekiliyor. Eklem açılmadığı için ameliyat sonrasını hastanın rahat geçirdiğine dikkat çekilirken, hastanın normal yaşamına çabuk dönebileceği belirtiliyor. Ayrıca komplikasyonlar da daha az görülmektedir. Kozmetik olarak çok az iz bırakmaktadır.

Aslan pençesi

28 Eylül 2010 Yazan  
Kategori sifali Bitkiler

Aslan pençesi

Aslan pençesi özellikleri
* Çayırlarda ormanlarda, tarlalarda yetişir.
* Yaprak ve çiçekleri kullanılır.
* Gülgillerden olup, yaprakları büyük ve parçalıdır. Bu nunla yün yıkanıp temizlenir.
* Çiçekleri ufak yıldız şeklinde ve yeşilimtraktır.
* Kökü geniştir ve bir karış kadar boyundadır.
* Marttan temmuza kadar olan aylarda toplanıp gölgede kurutulur.

Aslan pençesi faydaları
* 50-80 gram bitki bir litre suda kaynatılıp ara sıra bir çorba kaşığı ile içilirse ateşi düşürür.
* Kızamık hastalığında da ateşe düşürmek için, ihlamur, çuha çiçeği, zemberek otu, kantaron ve mürver çiçeği ile aslan pençesi karıştırılıp, 10 gramı bir litre suda 15 dakika kaynatılarak hastaya günde üç kahve fincanı ka dar içirilirse iyi gelir.
* Baş ağrılarını geçirir. Anne sütünü çoğaltır.
* Yaraları iyileştirir. Peklik verici olarak da kullanılır.
* Vücuda kuvvet ve dinçlik verir.

Neden sürekli esneriz ?

28 Eylül 2010 Yazan  
Kategori Saglik Haberleri

esnemek
Neden ağzımız kurur, gözümüz seğirir ve midemiz guruldar? İşte yanıtları…

Vücudun günlük hayatta verdiği çok basit belirtiler aslında bazı hastalıkların belirtisi

İngiliz Tıp Uzmanı Egan’ın kitabında bu belirtiler “vücudun alarm sinyalleri”

SAĞLIK konularında araştırmaları ve kitaplarıyla tanınan İngiliz Tıp Uzmanı Jacqueline Nardi Egan, insan vücudunun verdiği tepkilere göre pratik bir teşhis kitabı yayınladı. İşte vücutta görülen sorunlar, sebepleri ve pratik çözümler:
Aşırı derecede ince saçlar: Protein ve demir eksikliğiniz var.

Saçlarda beyazlama: Alyuvarlarınızda azalma var. B12 vitamini takviyesi yapın.
Aşırı derecede saç dökülmesi: Stres, fiziksel travma ve ameliyat sonrasında normaldir. Bakteriyel enfeksiyon geçirirken de saçlar çok dökülebilir. Yaşlılıktan da kaynaklanır ama çok fazla mayonez veya çiğ yumurta tüketiyor olabilirsiniz.

Kuru saçlar: Tiroid bezlerinizin iyi çalışmadığı anlamına gelir.

Gözlerin altında çöküntü: Uykusuzluktan kaynaklanır. Ama egzama ve alerjide de gözlerin altı kararır.

Göz çevresinde sarılık ve derinin büyümesi: Kötü kolesterolün veya yüksek kolesterolün habercisidir. Ayrıca kalp hastalıklarının da erken habercisidir.

Göz kanlanması: Ya çok ağlıyorsunuz ya da gereğinden fazla kan sulandırıcı hap kullanıyorsunuz.

Göz seğirmesi: Stresten veya çok fazla kafein tüketiminden olabilir. Ya da bilgisayar karşısında çok fazla zaman geçiriyorsunuz.
Kulak kızarması: Migren habercisidir.
Kulağın aşırı derecede kirlenmesi: Aşırı derecede yağsız gıdalar tüketiyorsunuz.
Kulak kaşıntısı: Egzama habercisidir. Yada iç kulakta enfeksiyon oluştuğunun göstergesidir.
Koku alma duyusunun kaybedilmesi: Yaşlılıkta normaldir. Ama Çinko eksikliğini gösterir. Ayrıca genç yaşta görülmesi beyin tümörü habercisi olabilir.

Kuru ağız: Çok tuzlu yiyorsunuz veya çok fazla alkol tükettiniz. Bununla birlikte çok fazla tuvalete çıkıyorsanız veya sürekli bir açlık hissediyorsanız diyabet hastası olabilirsiniz..
Ağız tadının yitirilmesi: Yaşlanmada normaldir… Yada A ve B3 vitamini eksilmeniz veya dişlerinizde bir problem var.

Ağızda sürekli ıslaklık: Hamile olabilirsiniz.
Çenenin ses çıkarması: Esnemeyle birlikte yaşanması normaldir. Ancak her zaman oluyorsa kulak içinde iltihap olduğunu gösterir
Çenenin zor açılması, yeme zorluğu: Cilt kanseri veya ağız kanseri habercisi olabilir.

Sürekli esneme hali: Yorgunluktan ve can sıkıntısından kaynaklanır. Fazla anti depresan kullanıyor olabilirsiniz… Ayrıca doku sertleşmesi habercisi olabilir.
Vücudun uyuşması ve titremesi: Sara ve migren habercisidir. Uzuvların uyuşması ise doku sertleşmesi habercisidir.

Midenin guruldaması: Sindirim sistemininizin iyi çalıştığını gösterir. Ama gastrit ve bağırsak gibi hastalıkların da habercisi olabilir.
Aşırı geğirme: Süte karşı alerjiniz olabilir. Mide ve Kolon kanseri habercisi de olabilir.

Vatan

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=65912&cat=220&dt=2008/04/07

Sonraki yazılar »