Akın taşı

31 Ekim 2010 Yazan  
Kategori sifali Bitkiler

Akın taşı

Akın taşı özellikleri
* Çeşitleri çoktur.
* Yemen ve bahr-ı rum sahillerinden getirilir.

Akın taşı faydaları
* Çeşitleri çoktur, en iyisi yemen’den gelen ve kırmızı renkte olanıdır.
* İki damla kadar içilirse kalbe kuvvet verir.
* Göze sürme gibi çekilirse göze kuvvet verir. Kirpikleri
güzelleştirir.

Kadınlar hamilelikte ne hisseder ?

31 Ekim 2010 Yazan  
Kategori Saglik Haberleri

hamile
160 bayan üzerinde araştırıldı.
Haifa Üniversitesi’nde yürütülen bir araştırmada, çocukluk döneminde ebeveyniyle dengeli bir ilişki içinde olan kadınlarda, anneliğe geçiş döneminin, anne ve babasıyla sorunlar yaşayan kadınlara göre daha az sıkıntılı geçtiği belirtiliyor. Yapılan çalışmada, ayrıca çocukluk döneminde etrafındaki kişilerle negatif ilişkilere sahip olan annelerin, çocuklarına karşı daha soğuk davrandıkları açıklanıyor.

Dr. Miri Scharf’ın başkanlığında yürütülen çalışmada, eşiyle beraber yaşayan 160 kadına yer verildi. Katılımcılara annelik ve bebeğiyle ilgili beklentileri, düşünceleri ve duyguları soruldu, ve bu konudaki yaklaşımlar iki temel yapıda değerlendirildi. Öncelikle anne adaylarına ebeveynleriyle çocukluk dönemindeki ilişkileri , ve bunun şimdiki düşüncelerini ve davranışlarını ne yönde etkilediği araştırıldı. İkinci olarak ise, katılımcılarda beklentileri doğrultusunda oluşan motivasyon farklılıkları analiz edildi.

Sonuç olarak, çocukluğunda ebeveyni tarafından dışlanan ve çözümlenmemiş sorunlar yaşayan kadınların, ayrılık anksiyetesi seviyelerinin yüksek olduğu, ve bebeğinin isteklerinin çok fazla olacağı düşüncesinin onları rahatsız ettiği, ve bu annelerin çocuklarıyla arasına sınırlar koyduğu belirlendi.

Çocukluğunda ebeveyniyle pozitif ilişikiler içinde olan kadınların ise, annelikle ilgili en olumlu beklentilere sahip oldukları açıklandı. Realage’nin haberine göre bu annelerde bebeğinden ayrılma kaygısının düşük seviyede olduğu, ve çocuk bakımının kolay olduğu düşüncesinin yaygın olduğu, ve bebeğine karşı daha sıcak ve yakın davrandığı belirtildi.

Araştırmacılar, birinci gruptaki annelerin genellikle bebeğini koruma ve anneliğin getirdiği sorumlulukla ilgili kaygılar taşıdıklarını belirtiyor ve ekliyorlar: “Diğer gruptaki anneler ise bebeklerine daha pozitif bakıyor ve onlarla daha iyi bir iletişim kuruyor.”

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=59268&cat=220&dt=2008/03/04

Yaz aylarında sebze ve meyveye dikkat

31 Ekim 2010 Yazan  
Kategori Sağlıklı beslenme

Yaz aylarında sebze ve meyveye dikkat

Sağlıklı ve dengeli beslenmenin en önemli yönteminin bol sebze ve meyve tüketimi olduğu­na dikkat çeken uzmanlar, özellikle yaz ayların­da bakteri oluşumunun daha hızlı gerçekleşme­si nedeniyle temizlik ve saklama yöntemi konu­sunda gerekli özenin gösterilmesi için tüketicile­ri uyarıyorlar. Sebze ve meyve temizliği konu­sunda özellikle yaz aylarında duyarlı olunması ve mutlaka klorlanmış şebeke suyuyla yıkanması gerektiğini belirtti. Virütik yaz ishalleri, hepatit A, tifo, paratifo başta olmak üzere çeşitli hasta­lıkların yaz aylarında sık görülmesinin en önem­li etkenlerinden birinin sebze ve meyvelerin bol su ile olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Salgın durumları dışında, şebeke suyuna katılan klor miktarı temizliğin gerçekleşmesi için yeterlidir. Önemli olan sebze ve meyvelerin mut­laka bol suyla yıkanmasıdır. Suyun klorlu olma­ması halinde sağlık müdürlüklerince dağıtılan klor tabletleri ya da solüsyonlarının kullanılması önerilir. Yaz aylarında su kesintilerinin sıklaşma­sı ve klorlu temiz suyun temin edilememesi ha­linde ise bulanık olmayan bir litre suya üç dam­la olmak kaydıyla Sağlık Bakanlığı izniyle üretil­miş çamaşır suyu kullanılabilir.”

Saklama yöntemi de önemli
Hava sıcaklığının artmasının bakterilerin üre­mesi için elverişli ortam yarattığını ifade eden uzmanlar gıdaların saklanmasının da önemine dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Sebze ve meyveyi bol su ile yıkayın. Kullanım ömrünü uzatmak ve vitamin değerlerini kaybetmelerini engellemek istiyorsak, mutlaka kurulamalıyız. Çünkü, ıslak ortamlarda bakteriler üremeye de­vam eder. Mümkün olduğu kadar sebze ve mey­ve, tazeyken, satın alındıktan sonra en kısa süre­de tüketilmelidir. Çünkü, bekletme, vitamin kay­bına ve bakteri üremesinin hızlanmasına neden olur. Vücuda yararınım en üst düzeyde tutmak için ihtiyaç duyulan kadar alınıp tazeliğini kay­betmeden tüketilmesi gereklidir.”

Havuzlarda Dizanteri Ve İshal Tehdidi

31 Ekim 2010 Yazan  
Kategori Genel sağlık bilgileri

Yaz aylarında serinlemek için en az deniz kadar vazgeçilmez bir tercih olan havuz, gerekli temizliğin yapılmaması halinde tehlikeli bir salgın hastalık yuvası olabiliyor. Uzmanlar, halka açık havuzlarda özellikle çocuklarda ölümlere neden olabilecek ishal ve dizanteri gibi salgın hastalıkların kol gezdiğini hatırlatarak, “Eğer sahil kesiminde iseniz yüzmek için havuz yerine denizi tercih edin” uyarısında bulunuyorlar.

İnternette ‘Web MD Health’ adlı sağlık sitesinde yer alan habere göre, Amerikan Ulusal Salgın Hastalıkları Tetkik ve Önleme Merkezi (CDC) tarafından ABD’nin tatil eyaleti Florida’da bulunan 22 bin havuzdan alınan su örneklerinde yapılan analizler ışığında 19 bin kadar örnekte dizanteri ve ishal başta olmak üzere bulaşıcı olan çeşitli sindirim ve deri hastalığı mikroplarına rastlandı. Bu durumun sadece ABD’de değil tüm dünya çapında ciddi bir tehlike olduğuna dikkat çeken Amerikalı uzmanlar, halka açık olarak hizmet veren havuzların çok titiz bir temizleme işleminden geçmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Uzmanlar, havuzların en az 2 günde bir klor ve mikrop öldürücü çeşitli antiseptik maddelerle temizlenmesi gerektiğine değinerek, havuzların ‘devir daim’ sisteminde oluşabilecek tıkanıklıkların önlemesi için en az haftada bir sıkı bir kontrolden geçirilmesi tavsiyesinde bulunuyorlar. Uzmanlar, serinlemek için havuzu tercih edenlere şu tavsiyelerde bulunuyorlar:

- Temizliğinden emin olmadığınız havuzlara girmeyin
- Sahil kesiminde iseniz serinlemek için denizi tercih edin
- Eğer ishal ya da salgın bir hastalık taşıyorsanız havuza girmeyin
- Mümkün olduğu kadar havuz suyu yutmayın
- Havuzda yüzdükten sonra ellerinizi sabunlu suyla yıkayın ve sık sık duru su ile duş alın
- Vücudunuzun herhangi bir yerinde açık yara varsa suya girmeyin.

Ak karanfil (tatula, boru çiçeği)

30 Ekim 2010 Yazan  
Kategori sifali Bitkiler

Ak karanfil (tatula, boru çiçeği)

Ak karanfil (tatula, boru çiçeği) özellikleri
* İki çeşittir.
* Bir çeşidi dikenli ve kokuludur, kabuğu siyahtır.
* Bir çeşidi de cevez el-kay’a benzer. Beyaz ve sarı renkte olanlarıda vardır.
* Tohumları patlıcan tohumundan büyüktür. Kabuğu na rin yeşil elma ve patlıcan gibidir.

Ak karanfil (tatula, boru çiçeği) faydaları
* Balla karıştırılıp kuduz köpek ısırmalarında yara üzeri ne yakı gibi konursa fayda verir.
* En fazla 0,2 gram kadar alınmalıdır, fazlası zararlıdır.

Reflü hastalığına dikkat

30 Ekim 2010 Yazan  
Kategori Saglik Haberleri

Bu rahatsızlığın kanseri tetiklediği ortaya çıktı
reflü
Reflü hastalığının yenilen yemeğin geriye doğru kaçması, göğüste yanma veya ağrı hissine yol açabildiği gibi bu durumun kalp hastalıklarıyla karıştırılabileceğini söyleyen Doruk Özel Bursa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Nejat Gülgör, “Yemekten sonra yatıldığında veya öne eğilindiğinde geriye kaçış ve göğüste yanma daha fazla hissedilir.

Reflünün tanısının konulmasında da ilk basamak hastanın şikayetleridir. Ağıza gelen acı su ve tipik yanma şikayetleri olan bir hasta asit baskılayıcı ilaçlardan yarar gördüğünden bahsediyorsa ise büyük olasılıkla sorun reflüdür” dedi.

“Geriye doğru kaçmak” anlamına gelen reflü hastalığının belirtilerini aktaran Gülgör, en önemli belirtilerin, yemek borusuna kaçan mide asiti olabildiği gibi, bazen de on iki parmak barsağından mide içine ve buradan da yemek borusuna kaçan safra ve pankreas sıvılarının olabileceğine işaret etti. “Yemek borusundaki kaçaklar belli bir sürenin ve miktarın üstüne çıktığında ciddi biçimde ilerleyen önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor” diyen Gülgör, “Reflü hastalığı günümüzde en sık rastlanan sindirim sistemi rahatsızlıklarından biri. Bebeklerde dahi görülen bu hastalık en sık 30-40 yaş grubunda ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu.

Bebeklerde görülen reflünün, sıklıkla bebeğin gelişimi ile birlikte ileri tedavi gerektirmeksizin 2 yaşına kadar kendiliğinden düzeldiğini ifade eden Gülgör, şöyle konuştu: “Bebeklerin yanı sıra hamilelerin üçte ikisinde de reflü şikayetleri gözlenebiliyor. Hamileliğin son dönemlerinde artan şikayetler doğum sonrasında da ağıza acı su gelmesi, göğüste yanma, göğüs ağrısı, ses kısıklığı, sık farenjit, astım, kronik öksürük, ağız kokusu şeklinde kendini gösteriyor. Endoskopi yöntemiyle, ayrıca kanser için risk oluşturan ‘Barrett Mukozası’ da saptanabilir. Endoskopi ayrıca reflü ile karışabilecek gastrit, ülser veya kanser gibi hastalıkların ayırt edilmesinde önemlidir.”

REFLÜ KANSERİN TETİKLEYİCİSİ
Reflü hastalığı tedavi edilmediği zaman yemek borusunun sürekli hasar görerek, kasılmada sorunlar oluşturduğuna değinen Gülgör, reflünün özellikle katı gıdalara karşı yutkunma güçlüğüne, ardından da yemek borusunda kısalmaya neden olduğunu belirtti. Bu durumdaki hastaların kapalı ameliyat şansını yitiren hasta grubuna girdiğini söyleyen Gülgör, “Sürekli tahriş sonrasında yemek borusunun alt ucunda kanser gelişimi başlayabilir. Barrett diye adlandırılan bir mukoza farklılaşması gelişmiş ise kanser oluşma riski ortalama olarak 100 kat artar. Barrett saptandığında reflü cerrahi olarak tedavi edilmelidir” dedi.

REFLÜDE ALINACAK ÖNLEMLER
Gülgör, reflü karşısında alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı: “Yemekten sonra 3 -4 saat süre ile yatmamak ve yatağın başını yükseltmek, öne doğru çok fazla eğilmemek, alkol, bira, kola, veya maden suyu gibi gazlı içecekler ve sigara kullanımını tamamen kesmek, nane, soğan, sarımsak, çikolata gibi gıdaların alımından kaçınmak ve baharatlı veya kızartma tarzında yiyecekler tüketmemek, şişmanlık var ise kilo vermek, sıkı pantolon giymemek ve sıkı kemer kullanımından kaçınmak, portakal, limon gibi asitli meyvelerden kaçınmak.”

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=59228&cat=220&dt=2008/03/04

Bağışıklık sisteminizi güçlendirin

30 Ekim 2010 Yazan  
Kategori Sağlıklı beslenme

Bağışıklık sisteminizi güçlendirin

Enerjik yiyecekleri seçin, kışın fazla enerji al­mak iyidir. Bu yüzden öğünler muntazam yen­meli. Sabah kahvaltılarına özen gösterilmeli, enerji veren mevsim meyve ve sebzelerine ağır­lık verilmeli, bol bol sıvı tüketilmeli. Giyiminize dikkat edin, soğuk ve sıcak arasındaki ısı farkıy­la vücudunuzun direncini düşürmeyin. Bu neden­le ısıya uyumlu kıyafetler seçin. Kalabalıktan ka­çın mümkün olduğunca toplu, kalabalık yerlerde bulunmayın. Ya da hastalıklar için risk grubuna girdiğinizi düşünüyorsanız, örneğin hamileyseniz maske ile korunmaktan utanmayın. Dinlenin, hastaysanız dışarı çıkmayın. Bağışıklık sistemi zayıflayanlar yeni hastalıklarla karşılaşabilir. Vi­tamin alın, D ve C vitamini tüketimini artırın, Bu vitaminler bağışıklık sisteminizi güçlendirir.

Aşırı terlemeye karşı botox

30 Ekim 2010 Yazan  
Kategori Genel sağlık bilgileri

Aşırı terleme, esas olarak ter bezlerinin aşırı aktif olmasından kaynaklanmaktadır.

Aşırı terleme(Hiperhidrozis) etkilenen bireyler için hoş olmayan sosyal bir durumdur. Genellikle koltuk altlarında,el ve ayakta aşırı terleme ile kendini gösterir.

Aşırı terleyen alanlar bazen hastaların yaşam kalitesini etkileyen boyutlarda olabilir. Örneğin koltuk altlarında aşırı terleme şikayeti olan hastalar kokudan veya ortaya çıkan kötü görüntüden dolayı iş yerlerine yedek kıyafet götürecek kadar sıkıntı çektiklerini ifade ederler.

Bir diğer aşırı terleme alanı olan eller hastaların insanlarla el sıkışmasnı ve hatta yazı yazmasını engelleyecek derecede olabilir. Ayaklardaki aşırı terlemeler ise kötü kokuya ve yine önemli bir sağlık problemi olan ayak ve ayak tırnaklarında mantar gelişimine zemin hazırlar.

Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü?nden Dr. Ayfer Bankaoğlu aşırı terlemenin nedenleri ve terlemede kullanılan botox tedavisi ile ilgili şunları söyledi:

Aşırı terlemenin nedenleri
Terlemenin insanlarda doğal olarak gözlenen bir olay olduğunu belirterek, aşırı terlemenin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

Terin salgılanması insanlarda sinir sisteminin sempatik bölümünün çalışması ile ilgilidir. Toplumun % 1?inde bu sistem aşırı düzeyde çalışmaktadır. Bu durumun nedeni tam olarak bilinmemektedir ve genetik olduğu kabul edilmektedir. Özellikle stresli durumlarda bu sistem aşırı çalışmaktadır.

Tiroid bezinin aşırı çalışması(Hipertroidi), böbrek üstü bezinden kaynaklanan bazı hastalıklar, şişmanlık, menopoz, ağır psikiyatrik hastalıklar ve bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan ilaçlar aşırı terlemeye yol açabilmektedirler.

Ruhsal ve fiziksel sorunlar
Bakteri üremesini kolaylaştırdığı için aşırı terleme kokuya da neden olabilir.Ruhsal ve fiziksel sorunlara yol açan, sosyal yaşamı zorlaştıran terleme, ellerde, koltuk altında, ayak altlarından, yüzde ve gövdede oluşabilir.

Ellerde olduğunda hem el ile yapılan işlerde güçlük çekilmekte hem de sosyal olarak kişileri rahatsız etmektedir. Terleme stresli durumlarda gelişiyorsa ve kişi terlemeden rahatsız ise kısır bir döngü içine girilmektedir. Kişi terleyeceğini bilerek daha endişeli hale gelmekte, endişe de daha fazla terlemeye yol açmakta ve bu kısır döngü sürüp gitmektedir.

Hastaların Tedaviye Başlanmadan Önce Değerlendirilmesi

Terleme tedavisine başlanmadan önce nedeninin saptanması gerekir. Terleme sorunu olan kişilerin

-kilosu
-kullanmakta olduğu ilaçlar
-menopozda olup olmadığı
-endokrinolojik bir sorunun varlığı (tiroid bezinden ya da böbrek üstü bezlerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı) Bu durumların hiçbirinde sorun saptanmaz ise doğuştan sempatik sinir sisteminin aşırı çalıştığı kanaatine varılabilir.

Asırı terleme artık bir kozmetik sorun olmaktan ziyade bir sağlık sorunu olarak değerlendirilmektedir. Tedavisinde Topikal oral ilaçlar,iyontoforezis gibi yöntemler denense de neyazık ki çoğu hastada etkili olamamaktadır.

Botox yanlış bilindiği üzere bir yılan zehiri değildir. Aynı penisilin gibi bir bakterinin toksinidir ve hiç bir allerjik reaksiyona yol açtığı gösterilmemiştir. Ter bezlerinde sempatik sinir liflerini(Aşırı terlemeye yol açan) bloke ederek aşırı terlemeyi azaltmak veya durdurmak konusunda etkilidir. Etkisi 6 ile 12 ay arasında sürmektedir.

Botox işlem uygulanmadan önce hastaların şikayeti olan alanlara iyot-nişasta testi yapılır. Bu testin sonucunda aşırı terlemeye neden olan aktif alanlar belirlenir ve bu alanlara botox uygulanır. Yaklaşık 3mm derinliğe cilt altına enjeksiyon yapılır.

Yaz mevsiminin başlaması ile de bu tip şikayeti olan hastaların sıkıntıları da artmaktadır. Asırı terleme güvenli ve deneyimli ellerde botox uygulamasıyla kolaylıkla kontrol altına alınabilmektedir.

Aksar

29 Ekim 2010 Yazan  
Kategori sifali Bitkiler

Aksar

Aksar özellikleri
* Yunanistan’da yetişir.
* Yaprağı kereviz yaprağına benzer, çiçeği tutarak otuna tohumu ban tohumuna benzer.
* Ülkemizde yetişmez.
* Tohumu kullanılır.

Aksar faydaları
* Tohumu kaynatılarak içilirse idrar ve kan söker, kadın lar çocuk düşürmek için bundan içerler.
* Suyu içilirse mideyi ısıtır.
* Dalak, mesane ve böbrek ağrılarına iyi gelir.
* Suyu saf su ile beraber içilse iç organlardaki ağrılara , idrar zorluğuna çok faydalıdır.
* Tuz ve şurupla karışımı yakı yapılarak sıracaya konur.

Obezite öldürüyor

29 Ekim 2010 Yazan  
Kategori Saglik Haberleri

obezite
Bel çevrenizin kalınlığına çok dikkat edin…
Çağın en önemli hastalıklarından birisi olan obezite insan ömrünü de kısaltıyor. Anadolu Sağlık Merkezi Suadiye Tıp Merkezi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Öcal Kuzum, obezitenin yol açtığı hastalıklar konusunda bilgi verdi.

Obezite bir hastalık mıdır ?
Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite, genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı atması sonucu, boy uzunluğuna göre vücut ağırlının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü de (WHO), 1997 yılında obezitenin küresel bir epidemi halini aldığını ve mutlaka tedavi edilmesi gereken kronik bir hastalık olduğunu ilan etmiştir

Obezlerin sayısı artıyor mu ?
WHO verilerine göre, dünyada 400 milyonun üzerinde obez ve 1.6 milyar civarında da hafif şişman birey bulunmaktadır. 2015 yılında bu oranın sırasıyla 700 milyon ve 2.3 milyara ulaşacağı düşünülmektedir.

Obezite en çok hangi hastalıklara neden oluyor ?
Obezite, hipertansiyon, diyabet, kalp hastalıkları, safra kesesi taşı, karaciğer yağlanması, artroz, reflü özefagut, gut, adet görme bozuklukları, felç, uyku apnesi ve kadınlarda aşırı tüylenme görülme sıklığını artırmaktadır.

Vücuttaki yağ dağılımının doğru olup olmadığı nasıl anlaşılır ?
Yağ dağılımının en basit göstergesi bel/kalça oranıdır. Bel/kalça oranı ile kronik hastalıklar arasındaki ilişkinin karın bölgesi yağlarının miktarıyla bağlantılı olduğu belirlenmiştir. Tek başına bel çevresinin ölçülmesi de karın yağ dağılımı ve sağlığın bozulmasına bir gösterge olarak pratik kullanımı sağlamaktadır. Bel çevresi kadınlarda 88 cm, erkeklerde 102 cm’nin altında olmalıdır.

Kilo vermenin faydaları nelerdir ?
Kilo verildiğinde; kalp hastalığı oluşma riski, yüksek kan basıncı azalır ve yüksek kan şekeri, yağlı karaciğer, uyku apnesi ile kan yağları düzelir.

Obezite nasıl tedavi edilir ?
Obezite; diyet, egzersiz, davranış tedavisi, ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi ile iyileştirilebilir.

Türkiye’de durum nasıl ?
Ülkemizde obezite görülme sıklığını saptamaya yönelik çalışmaların sayısı maalesef ulusal düzeyde fazla değildir. Boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının değerlendirildiği Türkiye 1974 Beslenme, Sağlık ve Gıda Tüketimi Araştırması verilerine göre, ülkemizde şişmanlık hızı erkeklerde yüzde 7.6, kadınlarda yüzde 25 iken; 1984 verilerine göre bu hızlar erkekte yüzde 12.9 ve yüzde 33 olarak rapor edilmiştir.

Obezite yaşla birlikte artış gösterir mi ?
Genel olarak obezite görülme sıklığının yaşlanmayla birlikte arttığı gözlenmiştir. 55-59 yaş grubunun yüzde 34.8, 40-55 yaş grunbundaki kişilerin de yüzde 30’unun obez olduğu belirlenmiştir. Ancak ülkemizde son yıllarda yapılan TEKHARF (Türkiye’de Erişkinlerde Kalp Hastalığı Risk Faktörleri) çalışmasında ise 25-34 yaş grubu yetişkin bireylerde obezite sıklığının giderek arttığı bildirilmektedir.

Yanlış yapılan diyetler ne gibi sonuçlara yol açar ?
Açlık diyetleri ve çok düşük kalorili diyetler hızlı kilo kaybına neder olur. Ancak sağlığa da zararlıdır. Bu tür diyet yapanlarda; kalp ritim bozuklukları, baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, hipotansiyon, bulantı ve kusma, kabızlık ve ishal, safra taşı oluşumu, kanda ürik asit artışı, yorgunluk ve saç dökülmesi gibi yan etkilere yol açabilir.

Herkese uygun, standart bir diyet var mıdır ?
Standart diyet yoktur, her diyet kişiye özel olmalıdır. Bir diyetisyenin hazırlayacağı; beslenme alışkanlıklarına, yaşa, cinsiyete, iş koşullarına, metabolizma hızına ve sağlık problemlerine uygun diyet programının uygulanması gereklidir.

Obezite insan ömrünü kısaltıyor mu ?
Ülkemiz artık ne yazık ki obezitenin sorun olduğu 1. grup ülkeler arasında yerini almış durumda. Zenginleştikçe obez oluyoruz, çağın bu hastalığına karşı mutlaka önlem almalıyız. Çünkü kalp hastalıkları, tansiyon ve bazı kanser türleri kiloya bağlı olarak gelişiyor ve kişinin yaşam kalitesini düşürerek ömrünü de kısaltıyor.

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=59272&cat=220&dt=2008/03/04

Sonraki yazılar »