Bir Yaşına Kadar Parmak Emme Normal
28 Åžubat 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Çocuklarda 1 yaşına kadar parmak emmenin normal olduğunu belirten uzmanlar, 5-6 yaşından sonra bu durumun tehlikeli geleceğin habercisi olabileceğini kaydettiler.
Derlenen bilgilere göre, çocuklar emme faaliyetlerinden büyük keyif alıyorlar. bebekler annelerini emerek onla aralarında duygusal bir baÄŸ kuruyor ve bu arada karınlarını da doyurulorlar. Uzmanlar, çocuklarda 1 yaşına kadar emme faaliyetinin faydalı ve normal olduÄŸunu belirtiyor. Uzmanlara göre bebek beslenmesi bittikten sonra da parmağını emerse bu yeterince emme faaliyetinin yerine getirilmediÄŸini diÄŸer bir deyiÅŸle yeterince doyurulmadığını düşündürebilir. Yapılan araÅŸtırmalara göre, 5-6 yaÅŸlarına kadar parmak emmenin zararlı olmadığını anlatan uzmanlar, “Ancak sosyal ortamlarda ebeveynler çocukların bu davranışından rahatsızlık duyarlar ve bu emme davranışı ebeveynler için sorun olur” dediler. Uzmanlar ebeveynlere ÅŸu önerilerde bulunuyor:
“ÇocuÄŸunuzu ürkütmeden hatta onunla beraber emme taklidi yaparak duygularını anlamaya çalışınız. Emme davranışı çocuk geliÅŸiminde bir gereksinim olmakla beraber 6 yaşından sonra duygusal bir sorun olarak deÄŸerlendirilir. Bu nedenle çocuÄŸunuzla olan iletiÅŸiminizi tekrar gözden geçirin. Ev ortamına katılacak yeni bir kardeÅŸ veya var olan ortamdaki deÄŸiÅŸiklikler çocuÄŸunuzda kaygı yaratabilir bunları göz önüne alın. Sonuçta bu davranış eleÅŸtirilmeden ilgisini baÅŸka yönlere çekilerek ortadan kaldırılabilir”.
Bademcik ameliyatı sonrası
27 Åžubat 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Basit ve riski az bir ameliyat olan bademcik ameliyatından sonra hastaların büyük bir bölümü gün içinde taburcu edilir. Ancak tabuncu olduktan sonra da dikkat edilmesi gereken hususlar olduğunu unutmamak gerek.
KANAMA
Bademciğe ait ameliyat bölgesi açık yara şeklinde olduğu için, ameliyat sonrası kanamalar olabilir. Kırmızı taze kan veya kanlı kusmalar olduğunda en kısa zamanda doktorunuza haber verin veya hastaneye gidin.
AMELİYAT SONRASI AĞRILAR
Bademcik ameliyatına bağlı açık yara bölgesi tam olarak kapanana kadar, yaklaşık 2 hafta süreyle bir miktar ağrınız olabilir. Ağrıların şiddeti kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Çoğu kişide basit ağrı kesiciler yeterli olurken, bazı kişilerde daha sık ve daha güçlü ağrı kesiciler gerekebilir. Ağrılar genellikle yutma sırasında oluşan boğaz ağrılarıdır. Boğaz ağrısı bazen kulağa vuran ağrılar şeklinde olabilir.
Erişkinlerde ağrılar, çocuklara kıyasla biraz daha şiddetlidir ve daha uzun sürer.
DİYET BİLGİLERİ
Ameliyatınızdan sonra anestezinin etkisi tam olarak geçene kadar (4 saat) bir şeyler yemeniz ya da içmeniz sakıncalıdır. Ne zaman ağızdan gıda alacağınızı hemşireniz size bildirir.
Genel olarak bol su içmeniz, yumuşak, soğuk ve boğazınızı tahriş etmeyen gıdalar almanız sizin için daha iyi olur.
1.gün: Küçük miktarlarda ancak sık aralıklarla soğuk çay, şerbet, komposto, süt, dondurma.
2.gün: Bunlara ilave olarak oda sıcaklığında, yoğurt, ayran, muhallebi, puding.
3-4.gün: Yumuşak gıdalar, patates püresi, rafadan yumurta, makarna. Miktarları tedricen artırınız.
5.günden itibaren: Tahriş edici, batıcı ve çok sıcak olmamak kaydıyla, doktorunuza danışarak kademeli olarak normal diyetinize geçebilirsiniz. Yaklaşık 10 gün süreyle, ağrı kesicilerin yardımı olmadan, gıdalarınızı tam ve rahat yutamayabilirsiniz.
AKLINIZDA BULUNSUN
Ameliyattan sonraki ilk 7 gün;
1- Sıcak ve asitli ürünlerden kaçınınız (örn: Portakal veya limon suyu, kola),
2- Çikolata ve çikolatalı ürünler yemeyiniz,
3- Pipet kullanmayınız,
4- Bol sıvı alınız (su, süt vb),
5- Kırmızı renkte gıda ve içeceklerden kaçınınız,
6- Acı ve baharatlı gıdalardan kaçınınız,
7- Yutarken ameliyat yerini çizebilecek ekmek kenarı, galeta gibi sert ve katı gıdalardan kaçınınız ve iyice çiğnedikten sonra yutunuz.
KONUÅžMA
Ameliyat sonrası konuşmanızın biraz genizden gelmesi ve ses tonunda küçük bir değişiklik olması normal. Bu, ses tellerinizin zarar gördüğü anlamına gelmez.
ATEÅž
Ameliyat sonrası ateşinizin 0.5-1 derece yükselmesi normaldir. Daha yüksek veya uzun süreli ateş genellikle susuz kalmaktan kaynaklanır. Bol sıvı almanıza rağmen ateşiniz hala yüksek olması bir enfeksiyon belirtisi olabilir, doktorunuzu arayınız.
AMELİYAT SONRASI DÖNEMDE YAPILACAKLAR
Çocukların ameliyattan sonra 3 gün evden çıkmayarak dinlenmesi gerekir. Çocuğunuz ameliyattan 5-7 gün sonra okuluna dönebilir, ancak en az 10 gün süreyle programlı spor faaliyetlerinde bulunmaması gerekir.
Erişkinlerde iyileşme süresi daha uzundur ve ameliyattan 1 hafta sonra doktorla yapacakları ilk görüşmeden önce işe gitmemeleri önerilir. Ameliyatı izleyen 2 hafta boyunca da sportif ve yorucu faaliyetlerden kaçınılmaları gerekir.
NEFES KOKUSU
Boğazda bademciklerin alındığı yerde beyaz, kirli-gri renkte bir zar oluşur. Bu zar doğal iyileşme sürecinin bir parçasıdır, ortalama 2 hafta içinde kaybolur. Özellikle az sıvı alan ve yetersiz beslenen kişilerde olmak üzere, bazen nefeste hafif bir koku ortaya çıkabilir. Kokudaki artışla birlikte yutma güçlüğü ve ağrıda bir artış olması durumunda doktorunuzu danışmanız da fayda var.
Sigara ve alkolü bırakabilirsiniz
26 Åžubat 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Ramazan ayının içki ve sigara gibi kötü alışkanlıklardan kurtulmak için fırsat olarak değerlendirilebileceği bildirildi.
Oruç tutan bağımlıların tedaviyle vazgeçmeye çalıştıkları alkol ve sigaradan, Ramazan’da bir süre de olsa uzaklaÅŸtıklarını ifade eden uzmanlar, “Ramazanda bir ay süreyle alkol almayan kiÅŸi, sigarayı da azaltırsa, bu tür kötü alışkanlıklarından kurtulabilir” dediler. İçki içmenin azaldığı Ramazan ayında, alkolden uzak durmanın daha kolay olduÄŸunu vurgulayan uzmanlar, “Ramazan’da, iradelerini sınayan kiÅŸiler, buna yeni bir irade katarak, alkol ve sigaradan da uzak durabilirler. KiÅŸi Ramazan’dan sonra da kendisini kontrol ederek, içkili yerlerden uzak durup, bu tür kötü alışkanlıklarından vazgeçebilir” diye konuÅŸtu.
Bu arada, Ramazan ayında her yönüyle vücudunu dinlendiren kiÅŸinin, alkol ve sigaradan kurtulmak için bunu fırsat olarak kullanabileceÄŸine dikkati çeken uzmanlar, bu dönemde alkol almayan kiÅŸilerin, alkolü bırakmayıp sadece ara verdiklerini, sigarayı da akÅŸamları içtiklerini belirttiler. Bağımlıların alkolü ve sigarayı bırakabilmesi için uzman hekime baÅŸvurmaları gerektiÄŸini savunan uzmanlar, “Ramazan’ı bahane edip, ‘Bundan sonra da içmeyeceÄŸim’ diyen kiÅŸilerin tedaviyle desteklenmesi gerekir. Hastaların bağımlılık durumlarına göre ilaç tedavileri kullanılıyor. KiÅŸinin, Ramazan ayında, tedaviye baÅŸlaması, bu tür bağımlılık yapan alışkanlıklarından kurtulmasını kolaylaÅŸtırır” dediler.
Grip hastaları tylol hot ve a-ferin diyor
25 Åžubat 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
AC Nielsen tarafından Ocak 2004 ‘de yapılan araÅŸtırmada, çok sık karşılaşılan ve yaÅŸam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilen Grip ve SoÄŸukalgınlığında, tüketicilerin bilinç düzeylerini ve tutum/davranışlarını sorgulayan sorular yöneltildi.
6 ilde yürütülen çalışmada 16-64 yaş grubundan 1416 kişiyle görüşüldü.
Bu çalışmanın sonuçlarına gore:
-Son 3 ayda Grip ve Soğukalgınlığı geçirme oranı %53
-Bu 3 aylık dönemde Grip ve Soğukalgınlığına bağlı işgücü kaybı 1.8 gün
-Genç yaş grubunda Grip ve Soğukalgınlığına bağlı işgücü kaybı daha yüksek
-Grip ve Soğukalgınlığında doctor dışı tedavi yöntemleri ön planda (%71)
-Genç yaş grubunda ve yüksek sosyo-ekonomik seviyede Grip ve Soğukalgınlığı tedavisinde en çok hatırlanan ilaç Tylol Hot
-En fazla tercih edilen ürünler Tylol Hot ve A-ferin.
-”Ecazneden ilaç alarak tedavi uygulayan” ve “evde bulunan ilaçlar ile tedavi uygulayan” denekler araında en çok kullanılan ilaç Tylol Hot
-Doktorun önerdiği/reçetelediği ilaçlar arasında ilk sırayı alan Tylol Hot, ikinci sırada A-ferin bulunmaktadır.
-Şeker hastaları için de Tylol Hot-D öneriliyor
Türkiye ilk hasta yakını web sitesi
24 Åžubat 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Hastalıklarla baÅŸa çıkma sürecinde, kiÅŸinin kendi gücü ve tedavi olanakları dışındaki en önemli güç olan hasta yakınları, kendilerine özel ilk interaktif web sitesiyle tanışıyor. Novartis’in hayata geçireceÄŸi “hastayakini.com”, saÄŸlık ekibinin gizli kahramanlarının yaÅŸamlarını kolaylaÅŸtıracak bilgi ve beceriler ile benzer durumda olan kiÅŸilerle dayanışma olanağı sunacak.
Novartis’in, T.C. SaÄŸlık Bakanlığı’nın onayı ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile HekimliÄŸi Anabilim Dalı ve Halk SaÄŸlığı Anabilim Dalı danışmanlığında hazırladığı “hastayakini.com” web sitesi önümüzdeki hafta kullanıma açılıyor. Hasta yakınlarına yönelik bu sosyal sorumluluk projesiyle, Türkiye’de saÄŸlık alanında önemli bir ilke imza atan Novartis, yeni web sitesiyle hem hasta yakınlarının sesi olmayı hem de onlara hizmet vermeyi amaçlıyor.
T.C SaÄŸlık Bakanlığı ve Marmara Üniversitesi Halk SaÄŸlığı ve Aile HekimliÄŸi Anabilim Dalları danışmanlığı ile Novartis’in hayata geçirdiÄŸi web sitesinde, ilk etapta 13 kronik hastalık ele alınıyor. Novartis, bu sitede hasta yakınlarının bakım sürecinde zarar görmesini önlemeyi ve yaÅŸam kalitelerini artırmayı hedefliyor.
Fransa’nın ödüllü sitesi
Novartis Türkiye’nin hasta yakınlarının yanı sıra hasta ve hekimlere de yardımcı olmak amacıyla hazırlamış olduÄŸu “hastayakini.com” web sitesi, Novartis Fransa’da geliÅŸtirilmiÅŸ web sitesinin Türkiye’ye uyarlanmış hali. Novartis Fransa’ya 2002′de Bichat Festivali’nde İnternet Siteleri Büyük Ödülü’nü getiren “Sanal Ev” projesi, sitenin en ilgi çekici alanlarından biri. “Sanal Ev”; Epilepsi, Alzheimer, Parkinson, KOAH (Astım) ve Maküla Dejenerasyonu (YaÅŸa BaÄŸlı Görme BozukluÄŸu) hastalıklarında, hasta ve hasta yakınlarının gereksinimleri, rahatlığı ve güvenliÄŸine katkıda bulunabilmeyi amaçlıyor.
Novartis, hizmet alanı dışındaki hastalıkları da web sitesine alarak, “Önce İnsan, Önce SaÄŸlık” felsefesi doÄŸrultusunda hareket ediyor.
Erkek kısırlığı tedavi edilebilir
23 Åžubat 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri

Kısırlık tarif olarak çiftlerin bir yıl boyunca korunmaksızın, istemelerine raÄŸmen çocuklarının olmaması olarak tanımlanabilir.Toplumda görülme oranı yüzde 15 civarındadır. Bu oran Türkiye’de yılda yaklaşık 75-80 bin yeni çifte tekamül eder ki, oldukça büyük bir rakamdır. Erkek ve kadın arasındaki dağılımda; üçte bir erkek sorunlu, üçte bir kadın sorunlu, üçte bir ise erkek ve kadın birlikte aynı anda sorumludurlar. Yani yaklaşık yüzde 50′ye yüzde 50 bir dağılım gösterir.
Erkek kısırlığı son yıllarda meydana gelen gelişmeler nedeniyle çok büyük oranda tedavi edilebilir, ya da sperm elde edip gebelik sağlanabilir konuma gelmiştir.
Çocuğu olmayan çiftler tedavi için başvurduklarında erkek her koşulda ve bir ürolog/androlog tarafından muayene edilmeli ve tedavisi üstlenilmelidir.
Muayenenin ilk aşaması hastadan bilgi alınmasıdır. Hastanın çocukluk çağına kadar geri gidip bilgi alınması, hastalığın nedenlerine ait detaylarla hekimi uyarması açısından çok önemlidir. Daha sonra cinsel organlara ait yapılacak muayene yine çok önemlidir. Görülebilecek gelişme bozuklukları ya da anomaliler, yine nedene yönelik olarak hekime fikir verecektir.
Hasta incelemesinin ikinci aşaması yapılacak tetkiklerdir. İlk olarak semen analizi (meni tahlili) yapılır ve bu sonuca göre başka tetkikler sırasıyla istenebilir. Hormonlar, genetik testler gibi.
Semen analizinde dikkat edilmesi gereken özellik; örneğin 3-4 günlük cinsel perhiz sonrasında klinikte ve masturbasyon yöntemiyle verilmesidir. Semen analizi hekimi yönlendiricidir, asla hastanın kısır ya da üretken olduğunu kesin olarak belirlemez. Öykü, muayene ve laboratuar analizleri sonuçları birlikte tedaviye esas olacaktır. Tedavide amaç ise doğal yolla gebelik için gerekli spermi verebilecek konuma hastayı getirebilmek, ya da tüp bebek yöntemlerinden biri kullanılacak şekilde hastadan sperm elde edebilmektir.
Erkek kısırlığının en sık görülen nedenleri arasında ilk sırada varikosel yüzde 42′lik bir oranda bulunmaktadır. Daha sonra enfeksiyonlar, hormonal nedenler, genetik nedenler, inmemiÅŸ testis, testis yetmezliÄŸi, cinsel fonksiyon bozuklukları sayılabilir.
Erkek kısırlığında tedavi planlaması nedene yönelik olarak düzenlenmektedir. Amaç, sperm sayı ve kalitesini normale yakın hale getirebilmektedir. Varikosel tespit edilen hastalarda, ameliyat mikroskobu altında ameliyat yapılmalıdır. Hormon yetmezliklerinde gerekli hormon takviyesi yapılabilir, ya da enfeksiyon varsa antimikrobik tedavi yapılmalıdır. Sigara ve yoğun alkol alımının olumsuz etkileri kanıtlanmış olduğundan kullanılmaları engellenmelidir.
Semen analizinde sperm yok ise, doğrudan kaynağından, yani testisten sperm elde etmeye yönelik yöntemlerden biri seçilebilir. Hekim bu konuda en uygun kararı verecektir. Eğer testisten biyopsi yöntemiyle sperm aranacaksa, bugün artık kabul edilmiş yöntem mikroskopik TESE operasyonudur. Eski yöntemlere göre yüzde 50 daha fazla sperm bulma şansı verir. Elde edilecek spermler, bir daha bulunabilme güçlüğü nedeniyle çok kıymetli olduğundan, bu spermlerin dondurularak saklanabilecek olanakların olduğu klinikler, bu alanda daha yararlı olacaktır.
Günümüz şartlarında tıp artık erkek kısırlığı alanında eskiye oranla çok az hastada çaresiz kalmaktadır. Bu nedenle bilgi birikimi çok iyi olan hekimler ve çok iyi donanımlı laboratuar olanakları ile oluşturulmuş tüp bebek klinikleri en iyi tedavi seçeneklerini hastaları için uygulamaktadırlar. Bu olanaklardan yararlanmak erkek kısırlığı olan hastalarımız için en uygun seçim olacaktır.
Şişmanlık gelişmiş ülkelerin baş sorunu
22 Åžubat 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Dünya ülkelerinin korkulu rüyası haline gelen ve mücadele edilmesi gereken bir alana dönüşen ‘ÅŸiÅŸmanlık’ konusunda tehlike çanları çalıyor.
Şişmanlığı, enerji alımının enerji tüketiminden daha fazla olduğu durumlarda, yağ dokusunun artışıyla ortaya çıkan sosyal, psikolojik ve ciddi tıbbi sorunlar yaratabilen önemli bir sağlık problemi olduğunu belirten hekimler, şişmanlık insidansının gelişmiş ülkelerde yüksek oranlarda görüldüğü gibi özellikle gelişmekte olan ülkelerde de yaşam koşullarının değişmesine bağlı olarak giderek arttığına dikkat çekiyorlar.
Kalıtım, yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik gibi nedenlerden kaynaklanan ve modern toplumların problemi olan şişmanlık, beraberinde bir çok sağlık problemine yol açıyor. Şişmanlığın nedenleri araştırılarak bugün çeşitli faktörlerin şişmanlığı meydana getirdiği ortaya konuldu. Kalıtım, beslenme alışkanlıkları, hareket azlığı, endokrin veya metabolizma hastalıkları ve psikolojik nedenlere bağlı faktörler, şişmanlığa sebep olan nedenleri oluşturduğu kanısına varıldı.
İŞTE ALTIN KURALLAR
GeliÅŸmiÅŸ ve geliÅŸmekte olan ülkelerde artık ciddi bir hastalık kategorisinde ele alınarak tedavi edilme yoluna gidilen ÅŸiÅŸmanlığın önünün alınabilmesi için çeÅŸitli araÅŸtırmalar yapılıyor. Diyetisyenler, yaptıkları çalışmalar sonucunda ÅŸiÅŸmanların baÅŸta çok fazla yemek alışkanlığından kurtulmaları gerektiÄŸini belirtiyorlar. ‘ÅžiÅŸmanlıktan kurtulmak istiyorum’ diyenlerin yapmamaları ve uymamaları gereken kurallar şöyle:
- Hızlı yemek, büyük lokmalar almak, az çiğnemek, yemekte çatalı, kaşığı hiç bırakmamak.
- Öğün atlamak, öğün aralarında sürekli bir şeyler atıştırmak.
- Yemek yerken baÅŸka aktivitelerle uÄŸraÅŸmak.
- Sıkıntılı veya stresli durumlarda aşırı yemek.
- Ziyaret ve davetlere sık sık katılmak ve ikramları reddetmemek.
- Akşam yemeğinden sonra yatıncaya kadar sürekli yemek.
- Su içmemek veya az içmek.
- Özellikle çalışan kişilerde, akşam eve geldikten sonra yemek zamanına kadar atıştırmak ve sonra tekrar yemek yemek.
Utangaçlık sorunu ve çözüm önerisi
21 Åžubat 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Her 10 kişiden birinde utangaçlık sorununa rastlanıldığı, utangaçların yüzde otuzunun hiç evlenmediği ve tek başına yaşadı belirlendi.
Utangaçlık sorunu olanların önemli bir bölümü korkularından kurtulmak için kendini ya alkole ya da uyuşturucu maddeye veriyor.
Edinilen bilgilere göre, utangaçlık sorunu olanların en sık başvurduğu yollardan birisi alkol kullanımı. Bir çok kişi, utangaçlığını alkolle eritmeye çalışıyor. Yapılan araştırmalar, aşırı utangaç kişilerde, böyle olmayanlara göre en az iki kat daha yüksek bir oranda alkolizme ve alkol kullanımının yol açtığı diğer sorunlara rastlandığını gösteriyor. Sık başvurulan bir diğer çözüm yolu, topluluk karşısında duyulan sıkıntıyı azaltacak uyuşturucu maddelerin kullanılması olarak gösteriliyor. Bu kişilerin yaklaşık yüzde onbeşi yaşamlarında en az bir kez bir uyuşturucu maddeye bağımlı duruma geliyorlar. Üçüncü bir yöntem, utangaçlık krizine yol açabilecek toplumsal etkinlikleri tümüyle dışlayan bir yaşam tarzı geliştirmek. İş ve okul ortamında ön plana çıkmayı ve kendini göstermeyi gerektiren durumlardan uzak durmak, basit ve göze batmayacak işlere yönelmek bu yaşam tarzının temel taktikleri arasında sayılabilir.
Uzmanlar, her üç yöntemin de küçümsenmeyecek bireysel kayıplara yol açtığını belirterek, şu bilgileri verdi:
“Alkolizmin ve madde bağımlılığının neden olduÄŸu sorunlar herkes tarafından biliniyor. Çok sayıda toplumsal etkinlikten uzak durmaya dayalı bir yaÅŸam tarzının sonucuysa, düşük toplumsal ve mesleki baÅŸarı ve yalnızlık. Aşırı utangaç kiÅŸiler, içinde bulundukları toplumun ortalamasına göre, daha düşük bir eÄŸitim görüyor, daha az para kazanıyor ve karşı cinse uzak durmalarına baÄŸlı olarak, eÅŸ bulmakta daha fazla güçlük çekiyorlar. Bu kiÅŸilerin yüzde otuza yakın bir bölümü hiç evlenmiyor ve tek başına yaşıyor. EÄŸer sorun yalnızca topluluk önünde konuÅŸmakla sınırlıysa, genellikle, kiÅŸiyi üç dört saatliÄŸine aşırı utangaçlığın bedensel belirtilerinden kurtaran ilaçlar kullanılıyor. Beta bloker adı verilen bu ilaçlar, yaÅŸanan içsel karmaÅŸayı kalp çarpıntısı, soluk soluÄŸa kalma, ses titremesi ve yüz kızarması gibi yollarla dışa vuran sinirsel ileti sistemini bloke ediyor. Beta blokerlerin sahne sanatçıları arasında yaygın bir kullanımı olduÄŸu bilmiyor. Daha uzun süreli bir rahatlama içinse, beyindeki sinirsel iletimi saÄŸlayan maddeler üzerinde etkili bazı ilaçlar kullanılıyor. Yapılan çalışmalar, söz konusu ilaçların, aşırı utangaçlık hastalığı olan kiÅŸilerin yüzde yetmiÅŸinde önemli bir düzelme saÄŸlayabildiÄŸini gösteriyor, ilacın yanısıra bazı psikoterapi teknikleri de uygulandığında, bu oran daha da yükseliyor”.
Uzun Boylu Olmak En İdeali
20 Åžubat 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Bilim adamları; vücut ÅŸekli, boy ve yaÄŸ dağılımının “eskiye oranla” saÄŸlık üzerinde daha çok etkisinin olduÄŸunu ortaya çıkardı. İngiltere’den elde edilen veriler, saÄŸlık riskleri göz önünde bulundurulduÄŸunda, en ideal boyun uzun olduÄŸunu gösterdi.
Ancak uzun boylu olmanın da; göğüs kanseri, prostat, kolorektal, lösemi ve lenf kanserine yakalanma gibi kendine özgü riskleri bulunuyor. Bilim adamları, uzun boylu insanların daha çok yaşaması ile kanserin yaşlılık hastalığı olması arasında bir bağ olduğunu düşünüyor.
DiÄŸer taraftan, Bristol Üniversitesi Epidemioloji Profesörü David Gunnell’a göre kısa insanlar kalp hastalıkları ile felce yakalanma riskine sahipler. Gunnell, “Bu yıl yayınlanan ve 4 kadını inceleyenlerin de dahil olduÄŸu birçok çalışma, kısa bacaklı insanların uzun bacaklı insanlara oranla kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskinin daha fazla olduÄŸunu gösteriyor. Kısa boylu erkeklerin de aynı riskle karşı karşıya olduklarını biliyoruz” dedi.
Bu ay başında New England Journal of Medicine (New England Tıp Dergisi), doğarken fazla kilolu ve 14 yaşında daha uzun olan kızların ileriki yaşlarda göğüs kanserine yakalanma riskinin çok daha fazla olduğunu öne sürdü. Vücut şekli ve sağlık riskleri arasındaki bağlantı, uzun bir süredir inceleniyordu.
Örneğin, yağların kalçalarda ve yanlarda yoğunlaştığı armut şeklinde vücudun yağların belde yoğunlaştığı elma şeklindeki vücuda göre daha sağlıklı olduğunu biliyoruz.
20 yıldan fazla süredir devam eden araştırmalar, elma şeklinde bedene sahip olan insanların kalp ve şeker hastalığına daha çok yakalandığını doğruladı.
2 hafta önce İngiltere Ulusal Obezite Forumu’nda açıklanan yeni rapor, bel geniÅŸliÄŸi 89 cm’den fazla olan kadınlar ile 101 cm’den fazla olan erkeklerin ÅŸeker ile kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskinin 4 kat arttığını gösteriyor.
Ancak kilo alımı, diyet ve egzersizle kontrol edilebilir. Uzmanlara göre, kilo verin sağlık sorunlarınız azalsın; boy ise, doğmadan önce belirleniyor.
Avustralya’da yapılan bir araÅŸtırma, boy ile beslenme arasındaki güçlü iliÅŸkiyi ortaya çıkararak, kısa ve geniÅŸ bir nesil büyüttüğümüz hakkındaki endiÅŸeleri açığa çıkardı.
Sidney Üniversitesi okutmanlarından Dr Jenny O’Dea, Avustralya’nın birçok fakir bölgesinde yetiÅŸen çocuk ve yetiÅŸkinlerin boylarının 2 cm uzamasını engelleyen bir çeÅŸit yetersiz beslenme ile karşı karşıya olduÄŸuna inanıyor.
O’Dea; bu çocukların çikolata, ÅŸeker, cips ve hafif içecekler gibi kendilerini ÅŸiÅŸmanlatan besinler tükettiklerini; protein, demir ve kalsiyum gibi potansiyel boylarına eriÅŸtirici besinler yemediklerini söylüyor.
Sonuç olarak bu kiÅŸiler boylarına oranla ÅŸiÅŸmanlayarak ileride yakalanabilecekleri hastalıklara davetiye çıkarmanın yanı sıra Avustralya’yı saran obezite salgınına katkıda bulunuyor.
Diğer incelemeler, anne sütüyle beslenmemenin, çocukluk döneminde yetersiz beslenmenin ve düşük sosyo ekonomik geçmişin boy uzaması üzerinde güçlü negatif etkileri olduğunu gösteriyor.
ABD’nin Teksas Eyaleti’nde yapılan bir araÅŸtırma, kilolu ancak hareketli erkeklerin zayıf ancak hareketsiz erkeklere oranla daha saÄŸlıklı olduklarını ortaya koydu.
Grip ve soğuk algınlığı hakkında
19 Åžubat 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Grip, influenza denilen virüsün bronşlar ve akciğerden oluşan solunum sisteminde meydana getirdiği, özellikle sonbahar sonu, kış ve ilkbahar başında salgınlara yol açan yüksek derecede bulaşıcı viral bir enfeksiyondur.
İşgücü kaybı açısından bakıldığında tüm dünyada iÅŸe devamsızlığın %10′undan sorumludur. Dünya nüfusunun yaklaşık %10-20’si her yıl gribe yakalanmaktadır.
Grip olan kişilerin aksırık, öksürük ve hatta konuşmaları ile üst solunum yollarındaki salgılardan yayılan virüs yüklü su damlacıkları havaya geçerek orada saatlerce asılı kalabilir. Bu damlacıklar nefes yolu ile alındıklarında, alt ve üst solunum yoluna yerleşirler ve orada hızla çoğalırlar. Kuluçka süresi 1-3 gün arasında değişir ve bu dönemde kişide hastalık belirtisi olmamasına karşın hastalık bulaştırıcı özellik bulunmaktadır. Bu özellik grip belirtileri başladıktan sonra 4-6 gün kadar da devam eder.
BELİRTİLERİ NELERDİR?
Başlangıcı genellikle anidir. Kişi kendini iyi hissediyorken, 1-2 saat içinde önce; üşüme, titreme, terleme, baş ağrısı, kas ağrıları ve ateş (38°C-40°C) başlar, daha sonrasında ise burun akıntısı, baş dönmesi, öksürük, boğaz ağrısı, göğüste yanma, ağrı, gözlerin sulanması ve gözlerde ışığa hassasiyet şikayetlerinden bir ya da birkaç tanesi tabloya eklenebilir.
Bu belirtiler 3-5 gün kadar sürse de genellikle 2-3 gün içinde düzelme başlar.
EN ÇOK KİMLER RİSK ALTINDADIR?
Küçük çocuklar ve 65 yaşından büyük olan kişiler,
Şeker hastaları,
Astım ve kronik akciğer hastalığı olanlar,
Transplantasyonlu organ nakli yapılmış hastalar,
Böbrek hastaları,
Bakımevlerinde ve huzurevlerinde kalanlar,
Bağışıklık sistemini baskılayıcı tedavi gören kişiler,
Anne adayları,
Bebekler,
Türkiye’de bu gruplara giren yaklaşık 30 milyon kiÅŸi yaÅŸamaktadır.
GRİPTEN NASIL KORUNMALI?
Grip virüsünün vücuda girmesi ile başlayan bu bulgular genellikle 5-7 günde iyileşme ile sonuçlansa da, bazen kulak (otit) veya akciğer enfeksiyonları (zatürre) gibi bazı ciddi enfeksiyonlara yol açabilirler. Bu nedenle korunma çok önemlidir.
Korunma için;
Dengeli beslenmeli: Vücudun ihtiyacı olan protein, yağ, şeker ve vitamin yeterli olarak alınmazsa, vücut direnci düşer ve solunum organları mukoza hücreleri de bu durumdan etkilenir. Özellikle besleyici değeri düşük, yağdan zengin hamburger gibi yiyeceklerin aşırı tüketilmesi grip hastalığına davetiyedir.
Yeterli miktarda su içilmeli: Solunum mukoza hücrelerinin nemli olması, virüs taşıyan damlacıkların etkisine karşı direnci sağlar. Bu nedenle özellikle su içme ihtiyacının azaldığı kış mevsimi de dahil olmak üzere, her dönemde günde 8-10 bardak su içilmelidir.
Düzenli spor yapılmalı: Yetişkin biri için haftada 3 gün, günde 1 saat olmak üzere spor yapılması gereklidir. Spor vücut direncinin arttırılması için çok önemlidir.
Stresten uzak yaşamalı: Stres, vücut direncini azaltarak hastalıklara davetiye çıkaran en önemli etkenlerdendir.
Sigara içmemeli: Sigara da aynı stres gibi vücut direncini azaltır. Ayrıca virüs yüklü damlacıklar, sigara içilen ortamlarda, dumana yapıştıkları için hastalık yapıcı özellikleri artar.
Tokalaşmayın: Grip olan bir kişi ile tokalaşmak, salgın zamanlarında iş yerlerinde bir çok kişi tarafından kullanılan cihazları kullanmak ta bulaş yollarındandır. Çünkü virüs bu gibi yerlerde 2-3 saat canlı kalabilir. Bu nedenle temizlik önemlidir.
Kalabalık yerlerden mümkün olduğu kadar uzak durun: Toplu taşıtlar, sinema, tiyatro gibi kalabalık yerlerde grip olan bir kişinin aksırması ile virüsler büyük bir hızla (160 km/saat) hareket ederek 3-4 metre uzağa yayılabilir.
Düzenli uyuyun: Bir gece uykusuz kalındığında, virüslere karşı savaşan vücut hücreleri yarı yarıya azalmaktadır.
Çıplak ayak dolaşmayın: Özellikle kış aylarında, zemin ısısı düşük olacağından, refleks olarak solunum mukoza hücrelerini de besleyen vücut damarlarında daralma olacak ve sonuç olarak kan dolaşımı yavaşlayacaktır. Mukoza hücrelerindeki nemlilik oranının azalması ile birlikte savunma gücü de azalacak ve virüslerin girişi kolaylaşacaktır.
Sıcak ortamlardan kaçının: Özellikle kış mevsiminde daha çok kapalı ve sıcak ortamların tercih edilmesi de solunum mukoza hücre zarlarının kurumasına neden olarak virüslerin vücuda girişini kolaylaştırır.
GRİP NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Her şeyden önce istirahat, mümkünse yatak istirahati önemlidir. Yatarken başın yukarıda tutulması (2 ya da daha fazla sayıda yastık ile yatmak) geniz akıntısının vereceği rahatsızlığı azaltacaktır.
Yakınmalar düzeldiğinde hemen normal aktiviteye dönülmemeli, tam bir iyileşme için bir süre daha dinlenmeye devam edilmelidir.
Bulunulan ortamın uygun ısıda olmasına ve iyi havalandırılmasına dikkat edilmeli, havanın kuruması engellenmeli, nemli olması sağlanmalıdır.
Hastalık süresince, özellikle yüksek ateş varsa bol sıvı alınması çok önemlidir. Bu nedenle su içinde eritilerek kullanılan anti-gribal ilaçlar, sıvı alımının artırılması, hızlı etki sağlaması açısından önerilir. Hastalıkta; su, meyve suyu ve kafeinsiz içecekler tercih edilmelidir. Yeteri kadar sıvı alınması sinüslerdeki ve göğsünüzdeki ifrazatın daha az birikmesine ve vücuttan daha kolay temizlenmesine yardım eder.
Hastalık dönemlerinde beslenmeye dikkat etmeli, iştahsızlık varsa enerji ihtiyacını gidermek için karbonhidrattan zengin diyet uygulanmalıdır.
Antibiyotik türü ilaçlar, ancak viral bir enfeksiyon olan gribin üzerine bakteriyel bir başka enfeksiyon eklendiğinde ancak bir hekimin önerisi ile kullanılabilir.
Grip sırasında aspirin kullanılmamalıdır.
SOĞUK ALGINLIĞI NEDİR?
SoÄŸuk algınlığı; çeÅŸitli virüslerin yol açtığı, üst solunum yollarında bazı belirtilere yol açan ‘hafif’ seyirli bir hastalıktır.
En sık görülen virüsler:
Rhinovirüsler %15-40,
Coronavirüsler %10-20,
Parainfluenza virüsü %5-10,
Respiratuar sinsityal virüsler %6,
Soğuk algınlığı kişiden kişiye bulaşır. Başlangıçta bu bulaşmanın aksırma, öksürme ile etrafa saçılan damlacıkların içindeki virüslerin havada kalması ile olduğu sanılmaktaydı. Ancak şimdi mevcut kanıtlar bulaşmanın virüsü almış hastanın elinden hassas insanlara geçmesi ve hassas bireylerin de ağız-burun mukozalarına sürmeleri ile olduğu yönündedir. Bu nedenle soğuk algınlığının bulaşmasını engellemenin yolu ellerin sık yıkanmasıdır.
Yapılan araştırmalarda havanın soğukluğunun soğuk algınlığı hastalığının başlaması ve seyretmesi ile ilintili olmadığını, psikolojik stres, üst solunum yollarını etkileyen alerjiler ve adet dönemlerinin hastalığa yakalanma riskini artırdıkları saptanmıştır.
Soğuk algınlığına bir çok virüs sebep olabileceği için de vücut hiçbir zaman bu virüslerin tümüne direnç geliştiremez. Bu sebeple her sene tekrar tekrar soğuk algınlığı geçirilebilir.
Soğuk algınlığı belirtileri: Ateş, baş ağrısı, eklem ve kas ağrısı, yorgunluk hissi, akan ya da dolu burun, hapşırma, boğaz ağrısı, göğüs doluluğu, koku ve tat duygusunun azalması, kulaklarda basınç hissi ve ses kalitesindeki değişiklikler
SOĞUK ALGINLIĞI TEDAVİSİ:
Soğuk algınlığı tedavisinde antibiyotiklerin yeri yoktur. Tedavi belirtilere göre yapılmalıdır. Su içinde eritilerek kullanılan ve soğuk algınlığına ait belirtileri gideren ilaçlar, sıvı alımının artırılması ve hızlı etki sağlaması açısından da önerilmektedir. Ayrıca istirahat edilmesi ve stresten uzak durulması da vücut direncinin yeniden kazanılmasına yardım eder.
Virüsler, mikrobun bulaştığı yerlerde (kapı tokmağı, telefon gibi) canlı kalabildikleri için, bu yüzeylere temastan sonra virüsleri rahatlıkla burnumuza veya gözlerimize transfer edebiliriz. Bunu engellemek için ellerimizi sık sık sabunlu su ile yıkamalıyız.



