Tıp Sözlüğü – Z

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

ZAR: Anatomide makroskopik ya da mikroskopik boyutlu, az ya da çok farklılaÅŸmış ya da karmaşık yapıda, geniÅŸ ve yassı katman biçimli oluÅŸumların genel adıdır. 

ZATÜRRE (PNÖMONİ) : AkciÄŸer dokusunun iltihabı. ÇeÅŸitli etkenlere baÄŸlı olarak geliÅŸmekle birlikte, genellikle birincil ya da ikincil mikrobik etkenlerin yol açtığı akut ya da subakut hastalık tablolarını belirten bir terimdir. 

ZAYIFLIK: KiÅŸinin vücut ağırlığının yaşına, cinsiyetine ve boyuna göre hesaplanmış normal deÄŸerlerden daha düşük olması. 

ZEHİR: Hücrelere ve yaÅŸayan dokulara kimyasal ya da biyokimyasal nitelikte zararlar veren her türlü madde. Zehrin en tipik özelliÄŸi bu zararlı etkisini en küçükdozlarda bile göstermesidir. 

ZEHİRLENME: Bir zehrin vücutta emilmesiyle ortaya çıkan belirtileri anlatan genel terim. Görece küçük miktarlarda kimyasal ya da biyokimyasal etki gösteren zehir, süresi ve ağırlığı deÄŸiÅŸebilen bir hastalıkhaline ya da ölüme yol açar. 

ZEKA: Yeni sorunları karşılayarak uygun çözümler bulmak amacıyla, zihnin tüm ögelerini amaca uygun kullanabilme yeteneÄŸi ya da gücü. 

ZEKA GERİLİĞİ: Zihinsel geliÅŸmenin yavaÅŸlığı. DoÄŸuÅŸtan gelen ya da bebeklik çağında ortaya çıkan zihinsel yetersizliÄŸe baÄŸlı olarak ruhsal geliÅŸimi duraklayan kiÅŸilerde görülür. 

ZEKA YAÅžI: Psikolojide, zeka testleriyle saptanan ve takvim yaşından farklı olarak belirli bir yaÅŸ grubuna özgü becerilerle zihinsel yetkinliÄŸi ifade eden ölçü. 

ZİGOMA: Gözlerin alt ve yan kısımlarında, elmacık kemiklerine karşılık düşen yüz bölgesi. 

ZİGOT: Döllenme sırasında spermatozoitin yumurtayla birleÅŸmesi sonucu oluÅŸan hücre. 

ZONA: Etkeni su çiçeÄŸine de yol açan virüs hastalığı. Herpesvirüs. 

ZOOFİLİ: Hayvanlara karşı aşırı düşkünlükle belirlenen hafif bir duygulanım bozukluğu. Genellikle aşırı duygusal, destek konusunda saplantılı ve normal yoldan bu desteği sağlayamamış kişilerde (bekarlar, çocuksuz çiftler vb.) görülür.

Tıp Sözlüğü – Y

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

YABANCI CİSİMLER: Vücudun belirli bir yerinde, normalde bulunmayan her hangi bir madde yabancı cisimdir. Bunlara özellikle çocuklarda, barsaklar, kulak ve burunda rastlanır. Yutulan yabancı cisimler, yemek borusunda takılabilir, ya da tehlikeli olabilir.Bu nedenle bazen ameliyatla çıkartılmaları gerekebilir.
YAÄž EMBOLİSİ: Büyük kemik kırıklarında görülebilen bir komplikasyondur. Kemik iliÄŸindeki yağın bir kısmı açığa çıkar ve yaÄŸ damlaları kan dolaşımına karışıp damar tıkanmasına neden olur.YAÄžLI DEJENERASYON: En çok kalp, karaciÄŸer ve böbreklerde görülür. Bu organlarda, hücreler normal çalışma yeteneklerini kaybederler ve içlerinde yaÄŸ tanecikleri birikir.YALANCI GEBELİK: Tüm gebelik belirtilerinin olmasına raÄŸmen, uterus boÅŸtur. Bu duruma yalancı gebelik denir. Daha çok psikolojik menÅŸelidir.YDS (YENİDOÄžAN SARILIÄžI): Hayatın ilk bir ayında en sık karşılaşılan sorunlardan birisi yenidoÄŸan sarılığıdır. SaÄŸlıklı, zamanında doÄŸmuÅŸ bebeklerin % 60’ında, erken doÄŸan bebeklerin % 80’inde sarılık görülür.Anne karnındaki bebeÄŸin alyuvarları farklıdır.Bu alyuvarların içerdikleri hemoglobin çeÅŸidi, fetal hemoglobindir(HbF). YenidoÄŸan bebeÄŸin, anne kanındaki alyuvarlardan farklı alyuvarlara ihtiyacı vardır. Onun için doÄŸar doÄŸmaz bebeÄŸin kanındaki alyuvarlar hızla yıkılmaya baÅŸlar ve yerine yeni hemoglobin (HbA) içeren alyuvarlar yapılır. Ancak, yıkılan alyuvarlardan bol miktarda sarılık maddesi(biluribin) üretilir. Normalde biluribin karaciÄŸerde iÅŸlenerek vücuttan atılacak hale getirilir. Ancak fazla üretilen biluribin bebeÄŸin karaciÄŸer kapasitesini aÅŸar,  bebeÄŸin kanında ve dokularında birikmeye baÅŸlar. Sarı renkte pigmentlere sahip olan bilirubin, bebeÄŸin cildini, dokularını sarı renge boyar ve yenidoÄŸan sarılığına yol açar.
YDT: YumuÅŸak Doku Travması

Tıp Sözlüğü – V

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

VAGOTOMİ: Vagus sinirinin etkisini ortadan kaldırmak amacıyla dallarından birisinin kesilmesidir.
VAGUS: Nervus Vagus onuncu kafa siniridir, kafatasından çıktıktan sonra mide , barsak sisteminin bir kısmına, kalp ve akcigerlere dallar verir.Bu sistemlerin fonksiyonlarında önemli rol oynayan bir sinirdir.
VAJEN: Kadın cinsel organı.
VAJİNİT: Vajina iltihabı.
VAKSIN: Aşı
VARİS: Kirli kan taşıyan damarların, fonksiyonel bozuklukları sonucu ya da kan akımının önündeki bir engel nedeniyle geniÅŸliyerek kıvrımlı bir hal almasıdır.Yüzeyel olduÄŸu gibi derin venlerde de varis geliÅŸebilir.
VARİKOSEL: Erkeklerde spermatik kordon venlerinin geniÅŸlemesi sonucu torbalar içersinde varis oluÅŸumu.
VASKÜLİT: Damar iltihabı.
VAZODİLATASYON: Damar geniÅŸlemesi.
VAZODİLATATÖR: Damar geniÅŸletici etkiye sahip ilaç, madde.
VAZOKONSTRÜKSİYON: Damarları büzülmesi, kasılması.
VAZOKONSTRÜKTÖR: Damarları büzen etkiye sahip ilaç, madde.
VAZOSPAZM: Damar kasılması, büzülmesi.
VEJETERYAN: Bitkisel gıdalarla beslenen, etyemez.
VEN: Kirli kanı kalbe taşıyan damarlar.
VERTEBRA: Omur.
VERTİGO: Genel anlamda baÅŸ dönmesi, hareket duygusu demektir. Ancak tansiyon düşmesi ile ilgili baÅŸ dönmeleri bu kapsamda deÄŸildir. Vertigodan kastedilen labirentit, iç kulak iltihabı, Meniere hastalığı gibi durumlarda olan baÅŸ dönmesi hissi Vertigo diye adlandırılır.
VİTİLİGO: Bir cilt hastalığı olup, vücudun çeÅŸitli bölgelerinde, yer yer renk (pigment) kaybı ile karakterize, normal bölgelerden keskin sınırlarla ayrılan beyaz lekeler.

Tıp Sözlüğü – Ü

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

ÜLSER: GeniÅŸ anlamıyla deri ya da mukoza altı dokuları meydanda bırakan kronik yaralardır.
ÜLSERATİF KOLİT: Kalın barsakla rektumun, kronik iltihabı ve ülserasyonudur.ÜREMİ: Kandaki üre oranının normalin üzerinde olması halidir.ÜRETER: Böbreklerle idrar torbasını birleÅŸtiren, idrarın torbaya ulaşımını saÄŸlayan tüptür.Her iki tarafta birbirinden baÄŸlantısız olarak bulunur.ÜRETRA: Ä°drarın dışarıya atılmasını saÄŸlayan ve ıdrar torbasından sonraki idrar yoluna verilen isim.ÜRETRİT: Ãœretranın iltihabıdır.ÜROLOJİ: Kadın ve erkeklerdeki idrar yolları ve üreme sistemleri ile ilgili hastalıkları inceleyen bilim dalıdır.Bevliye.ÜRTİKER: Hassasiyet sonucu ortaya çıkan deri döküntüleri ve kaşıntı ile belirgin bir durumdur.ÜRİN: Ä°drar.ÜROGENİTAL: Genital ve idrar yolları sistemi ile ilgili.ÜROGRAFİ: Damardan kontrast madde verilerek böbrekler,idrar torbası ve idrar yollarının belirli zaman aralıkları ile filmlerinin çekilmesidir.Üriner sistem hakkında teÅŸhis amaçlı yapılan iÅŸlemdir.
ÜSYE: Ãœst Solunum Yolu Enfeksiyonu

Tıp Sözlüğü – U

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

ULCUS: Bkz.ülser
ULNA: Ã–nkolun iki kemiÄŸinden içte (serçe parmağı tarafında)bulunanıdır.ULTRASOUND: Ä°nsan kulağının duyamıyacağı kadar yüksek frekanslı ses dalgaları.Ultra-ses.ULTRASONOGRAFİ: Ultra-ses kullanılarak elde edilen görüntüler.Bir çok hastalığın ön teÅŸhisinde kullanılan, ancak daha çok karın organları gibi ses dalgalarının kolayca geçebileceÄŸi konumdaki organların tetkikinde etkili bir inceleme yöntemidir.Åžua söz konusu deÄŸildir.ULTRAVİOLE: Dalga boyu 2000-4000 arası olan mor ötesi ışınlar.UTERUS: Rahim, döl yatağı.UTERUS BİCORNİS: Uterusun iki boynuzlu olması anlamında bir terimdir.Uterusun üst kısmının çökük olması nedeniyle her iki uç kısımlarının beligin hal alması sonucu ortaya çıkan görünümdür.UVULA: Küçük dil.

Tıp Sözlüğü – T

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

TABES DORSALİS: Sfilizin ilerlemiÅŸ döneminde sinir sistemi tutulumuna baÄŸlı olarak dengesizlik, yürüme güçlüğü görme bozuklukları ile seyreden tabloya verilen isimdir.
TALAMUS: Orta beyindeki bir cekirdek grubuna verilen addır.
TALASEMİ: Kalıtsal bir kan hastalığıdır.akdeniz kıyılarında yaÅŸayanlarda daha sık görülür.
TAKİPNE: Ã‡ok hızlı solunum.
TARTAR: DiÅŸ taşı.
TELENJEKTAZİ: Deride veya mukozalarda kırmızı lekeler ÅŸeklinde görülen kılcal, arteriol ve venüllerin geniÅŸlemesinden oluÅŸan lezyonlar.
TELEKARDİOFON: Kalp seslerini hastadan uzakta dinleten alet.
TELEPATİ: BeÅŸ duyu iÅŸe karışmaksızın düşüncelerin, bu duyuların üstünde bir yolla aktarılması.
TEMPORAL BÖLGE: Åžakak bölgesi.
TENDİNİT: Tendon iltihabı.
TENDON: Kasların kemiklere yapışmasını saÄŸlayan yapılar.
TENESMUS: Rektum veya mesanenin iltihaplı durumlarında görülen, aÄŸrılı iÅŸeme veya defekasyon duygusu.
TENYA: Barsak paraziti, ÅŸerit, yassı solucan.
TESTOSTERON: Erkek seks hormonuna verilen addır.
TREMOR: Ä°rade dışı titremelere verilen addır. ÖrneÄŸin, Hipertiroidi (Tiroid bezinin fazla çalışması) adı verilen rahatsızlıkta ellerde görülen ince amplitüdlü titremelere tremor adı verildiÄŸi gibi, Parkinson da görülen kaba ve büyük amplitüdlü titremelere de tremor denir.
TRİKÜSPİT KAPAK: SaÄŸ atrium ile saÄŸ ventrikül arasındaki sistem, triküspit kapak sistemidir. Kanın saÄŸ atriumdan, saÄŸ ventriküle geçmesini saÄŸlayan delik ” saÄŸ ostium atrioventrikülare “ yaklaşık 3 parmak sığabilecek kadar geniÅŸlikte olup burada saÄŸ atrioventriküler kapak bulunur. Kapak 3 parçadan yapılmıştır ve her bir parça üçgen ÅŸeklindedir. Bu nedenle kapaÄŸa triküspit kapak adı verilmiÅŸtir.
TROMBOZ: Kan damarlarının pıhtı veya ateron (kolesterol) plakları oluÅŸarak tıkanmasıdır.

Tıp Sözlüğü – S

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

SAFRA: Karaciger tarafından salgılanan, yeÅŸilimsi kahverengi bir sıvıdır.Safra, kısmen yaÄŸ sindirimine yarayan bir salgı, kısmende eskimiÅŸ alyuvarların tahrip olmaları sonucu oluÅŸmuÅŸ bir atılma ürünüdür.
SAFRA KESESİ: KaraciÄŸerden salgılanan safranın toplandığı, karacigerin alt kısmında bulunan torba ÅŸeklinde bir organ-dır.Kesenin görevi, safrayı depolayıp, yoÄŸunlaÅŸtırmak, ve gerekli aralıklarla oniki parmak barsağına safra salgılamaktır.SAK: Kese, torba.SAKKÜLER: Keseye benzer, torba gibi.SAKRUM: Kuyruk sokumu.SAKRALİZASYON: BeÅŸinci bel omuru ile kuyruk sokumu kemiÄŸinin birleÅŸik olmasına verilen isim.Yapısal bir farklılıktır.SAKROİLİAK EKLEM: Sakrumla kalça kemiÄŸinin, saÄŸda ve solda yapmış olduÄŸu eklem.SADİZM: BaÅŸkalarına acı vermekten cinsel haz duyma.SADİST: BaÅŸkasına iÅŸkence etmekten zevk alan kiÅŸi.SAGİTTAL: Vücudu sol, saÄŸ ÅŸeklinde ortadan ayıran düzlem.SAKRO-İLİAK EKLEM: Kuyruk sokumu kemiÄŸi ile leÄŸen kemiÄŸinin yapmış olduÄŸu eklem ( SaÄŸ ve solda olmak üzere her iki tarafta da vardır. )SAKRUM: Kuyruk sokumu kemiÄŸi.SALİSİLİK ASİT: AteÅŸ düşürücü etkisi olan ve aspirin yapımında kullanılan bir madde.SALMONELLA: Bir bakteri türü.SALPİNKS: Tuba uterina, rahimle yumurtalıklar arasındaki geçiÅŸi saÄŸlayan, saÄŸlı sollu iki tarafta bulunan tüpler.Tüplerin tıkalı olması kısırlığa neden olur.SALPENJİT: Tuba uterinaların iltihabı.SEDASYON: Hastanın sakinleÅŸtirilmesi.SGA (Small gestational age): BebeÄŸin gebelik haftasına göre olması gereken ağırlığından daha az olma durumudur.SİMPLEKS: Tek maddeden oluÅŸmuÅŸ, basit, sade.SİNÜZİT: Sinüs adı verilen yüzdeki kemik boÅŸlukların iç yüzünü kaplayan mukoza iltihabına ve boÅŸlukta cerahat toplanmasına sinüzit adı verilir.SİRENGOMYELİ : Spinal kordun ( omurilik ) kistik kavitasyonu. DoÄŸumsal anomaliler, tümör veya travma menÅŸeli olabilir. Basit ÅŸekli, Hidromiyeli olarak da isimlendirilir; santral spinal kanalın geniÅŸlemesidir. Nonkominikan Sirengomyeli; de ise kist omurilik dokusundan çıkar ve santral kanalla birleÅŸmez.SİROZ: Bir organda sertleÅŸme ve nedbeleÅŸme ile karakterize fibröz doku oluÅŸumuna verilen isimdir. Ancak bu terim hemen her zaman karaciÄŸerin görevini yapamamasıyla ilgili, kronik karaciÄŸer iltihabı için kullanılır.SİTOLOJİ: Hücre bilimi.SKOLYOZ (SKOLİOSİS): Omurganın saÄŸ veya sola doÄŸru eÄŸrilikleri ile karakterize ÅŸekil bozukluÄŸu.SPİNAL STENOZ ( Dar kanal ): Spinal kanal ön-arka uzunluÄŸunun, normal ölçünün altına inecek ÅŸekilde dar olması. BT incelemeleri için ( lomber bölgede ) 11.5 mm. nin altında olması dar kanal olarak deÄŸerlendirilir.SPONDİLOZİS: Omurların ( vertebra ), spesifik olmayan degeneratif süreci; omurlarda yaşın ilerlemesiyle veya travmalar sonucu kemik yapıda dikensi çıkıntılar eklem aralıklarında daralmalar gibi deÄŸiÅŸimlerin oluÅŸması. Halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılmaktadır.SPONDİLOLİSTEZİS: Bir omurun ( Korpus vertebra ) diÄŸerinin üstünde öne doÄŸru kayması. Genellikle S1 ( 1. sakral vertebra ) üstünde L5 ( lomber 5. vertebra ), daha seyrek olarak da L5 üstünde L4.STERNUM: Ä°man kemiÄŸi.SUBKARİNAL: Karinanın altında. (Karina: Trakea’nın ikiye ayrıldığı yere verilen isim)SUBPLEVRAL: AkciÄŸer zarının altında.SÜT BEZESİ: Meme dokusu içerisindeki süt üreten bezler.

Tıp Sözlüğü – R

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

RABİES: Kuduz.
RADİUS: Ã–n kolun dış tarafında (baÅŸ parmak tarafında) bulunan kemiktir.RADİKAL: Sebebe yönelik, köklü.RADİKÜL: Ä°nce dal, küçük kök.RADİKÜLİT: Omurilikten çıkan sinirlerin (spinal sinir) kök iltihabıdır.RADİKÜLOPATİ: Spinal sinir köklerini tutan herhangi bir hastalık.RADYOAKTİF: Radyasyon yayan özelliÄŸe sahip.RADYODERMATİT: Işına maruz kalmış ciltte meydana gelen dermatit.RADYOLOJİ: Genel anlamda X ışınları, ses dalgaları veya diger yöntemleri kullanarak teÅŸhis hizmetleri veren tıp dalıdır.RADYOTERAPİ: Işınlama kullanılarak yapılan tedavi yöntemi.RAHİM: Uterus, döl yatağı.RAŞİTİZM: D vitamini eksikliÄŸinin neden olduÄŸu, çocuklarda görülen bir hastalıktır.Kemik teÅŸekkülünün tam olmaması nedeniyle tedavisi geciktirilmiÅŸ, ihmal edilmiÅŸ vakalarda uzun kemiklerde deformiteler teÅŸekkül eder.
RDS ( Respiratory distress syndrome – Respiratuar Distres Sendrom): Prematüre yenidoÄŸanlarda akciÄŸer geliÅŸmemesi veya akciÄŸerdeki yetersiz sürfaktan nedeniyle geliÅŸen solunum yetmezliÄŸi.REFRAKSİYON: Kırılma.REFRAKTOMETRE: Görme bozuklukluklarını ölçen cihaz.REJENERASYON: Harap olmuÅŸ bir dokunun kendini yenilemesi, tamiri.REJİONAL: Bir bölgeye ait.REGRESYON: Bir hastalık belirtisinin gerilemesi, ÅŸiddetinin azalması.REGURJİTASYON: Yenilen yiyecek ve içeceklerin, kusma olmaksızın ağıza geri gelmesi.REHABİLİTASYON: Fiziki hareket kusurlarını düzeltme, yeniden kazandırma.RELAKSİN: Gebelik esnasında meydana gelen ve doÄŸum iÅŸlevinde gevÅŸetici rol oynayan hormon.REMİSYON: Hastalık belirtilerinin sönmesi.RENAL: Böbrekle ilgili.RENAL ARTER: Böbrek arteri.REPRODUKTİF : Ã‡oÄŸalabilen.RESPİRASYON: Solunum, nefes almak.RESPİRATUVAR SİSTEM: Solunum sistemi.RESÜSİTASYON: Resusitasyon (resuscitation), solunumu veya kan dolaşımı durmuÅŸ bir kiÅŸiye dışarıdan yapılan destekleyici müdahalelerdir. Hayati önemi vardır. Bu müdahalelerin herhangi bir ilaç veya cihaz kullanılmadan yapılan kısmına “temel yaÅŸam desteÄŸi” denir.RETANSİYON: Birikme, toplanıp kalma. ( Örn. İdrar retansiyonu;idrar tutulması, idrar yapamama.)RETİKÜLER: AÄŸ gibi, aÄŸ biçiminde.RETİNA: Gözün en iç tabakası, aÄŸ tabaka.RETİNİT: Retina iltihabı.RETROBULBER: Göz küresinin arka kısmı.RETROBULBER NÖRİT: Görme sinirinin, gözün arka kısmındaki bölümünün ani görme kaybı ile karekterize iltihabi durumu.RETROGRESSİV: Gerileyen.RETROPERİTONEAL: Periton zarının arkasında.RETROVERSİ: Bir organın normal konumda deÄŸil arkaya doÄŸru eÄŸik durumda olması.REVASKÜLARİZASYON: Yeniden damarlanma.REYNAUD: Sebebi bilinmeyen, daha çok orta yaÅŸlı kadınlarda rastlanan bir rahatsızlık olup, özellikle soÄŸuÄŸa maruz kalınca parmaklarda morarma ve hissizleÅŸme ile karakterize bir damar rahatsızlığıdır.REZEKSİYON: Bir organ veya vücut kısmının bir bölümünün veya tamamının çıkartılması.REZİDÜ: Artık, bakiye.REZİDÜEL: Kalan, artan. ( Örn. Rezidüel İdrar; İdrar yapıldıktan sonra çıkartılamıyarak geride kalan idrar.)REZİSTAN: Mukavim, dirençli.REZİSTANS: Direnç, mukavemet.REZORBSİYON: Emilme.

Tıp Sözlüğü – P

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

PAKİMENENJİT: Beynin en dış zarının (dura mater) iltihabıdır.
PANDEMİ: Salgın bir hastalığın kıta düzeyinde çok geniÅŸ bir alana yayılmasına verilen isimdir.PALİLALİ: Psikolojik bir bozukluk olup, aynı cümle veya kelimenin bir çok defa tekrarlanmasıdır.PALYATİF: Hafifletici.PALPASYON: Elle dokunularak yapılan muayene.PALPİTASYON: Kalp çarpıntısı.PALSY: Felç, inme.PAN: Bütün.PANARİS: Tırnak yatağı iltihabı, dolama.PANARTERİT: Bütün arterleri kapsayan iltihabi durum.PANKARDİT: Kalbin bütün zarlarının iltihabı.PANKREAS: Karın boÅŸluÄŸunun üst tarafında ve bel omurlarının ön kısmında yerleÅŸik bir organdır.Salgılarıyla sindirm fonksiyonuna yardımcı olur ve kan ÅŸekerini düzenler.PANKREATİT: Pankreas iltihabıdır.PANOFTALMİ: Gözün bütün tabakalarının iltihabı.PANSİNÜZİT: Bütün yüz sinüslerinin iltihabı.PAPİLLOM: Meme başı gibi çıkıntılar yapan iyi huylu tümörler.PAPİLLOKARSİNOM: Kötü huylu papillom.PAPAVERİN: Opiumdan elde edilen, düz kasların spazmını çözücüetkiye sahip bir alkaloid.PAPİLLİT: Görme sinirinin retinaya girdiÄŸi yerin(optik papilla)ödemli iltihabı.PAPÜL: Ciltteki, sınırları belirgin, kabarık, 1 cm’den küçük çaplı lezyonlardır. PARA: Yanında, yan. Örn. (Para-aortik aortun yanında)PARAKARDİAK: Kalbin yanında, kalbe komÅŸu.PARALİTİK: Felç olan, felçli kiÅŸi.PARALİZİ: Felç.PARAMEDİAN: Orta hattın yanında, orta hatta yakın.PARAMEDİKAL: Bir dereceye kadar tıpla ilgili, hekimliÄŸi kısmen ilgilendiren.PARANAZAL: Burun boÅŸluÄŸunun yanında, buruna komÅŸu.PARANKİM: Bir organ yada bezin görev gören dokusudur. ÖrneÄŸin, karaciÄŸer parankimi denildiÄŸi zaman, karaciÄŸerin bütünü anlaşılır.PARAOZEFAGEAL: Ã–zefagusun ( yemek borusu ) yanında yer alan.PARAPLEJİ: Belden aÅŸağı her, iki bacağın tutmaması, felç hali.PARAPAREZİ: Belden aÅŸağı her iki bacağın kısmi felci, örn. hareket olup, yardımsız yürüyecek kadar güç olmaması.PARATİROİD: Tiroid bezi arkasında bulunan dört adet küçük beze verilen isim.PARATİROİDEKTOMİ: Paratiroidlerin ameliyatla çıkartılması.PARATRAKEAL: Nefes borusunun yanında yer alan.PARAVERTEBRAL: Omurganın ( Vertebral Kolon ) yanında yer alan.PARAZİTEMİ: Kanda parazit bulunması.PARAZİT: Asalak.PARASENTEZ: Ä°Ã§inde su veya cerahat toplanmış bir vücut boÅŸluÄŸundaki sıvıyı çıkarmak için yapılan delme ameliyatı.PARENKİM: Organın kendine özel doku yapısı.PARENTERAL: Ä°laç veya serumların ağız yolu ile deÄŸil damar yolu, adele içi gibi yollarla verilmesi.PARESTEZİ: UyuÅŸma, karıncalanma veya yanma hissi gibi duyusal bozukluklar.PARİETAL KEMİK: Kafatasının her iki yan tarafındaki kemiklere verilen isim.PAROKSİSMAL: Ani ve geçici krizler halinde gelen.PARSİYEL: Bütününü kapsamayan, tam olmayan, kısmi.PARTİKÜL: Parçacık, zerre.PARTUS: DoÄŸum.PAROTİS BEZİ: Kulak altı tükrük bezi.PAROTİTİS: Kabakulak.PATELLA: Diz kapağı kemiÄŸi.PATOJEN: Hastalık yapan madde veya mikroorganizmalar.PATOGENEZ: Hastalığın esas ve geliÅŸimi.PATOGNOMONİK: Bir hastalık için çok özel belirti, bu varsa mutlaka o hastalık akla gelmelidir gibi.PATOLOJİK: Normal olmayan, hastalıklı.PATOLOG: Hastalık nedeni ile dokularda meydana gelen deÄŸiÅŸimleri inceleyen bilimle uÄŸraÅŸan kiÅŸi.PEDİATRİ: Ã‡ocuk hastalıkları ile uÄŸraÅŸan tıp dalı.PEDİATRİST: Ã‡ocuk hastalıkları uzmanı.PELVİS: LeÄŸen kemiÄŸi.PENİS: Erkek cinsel organı.PERİTON: Karın içi organları çepeçevre saran, karın boÅŸluÄŸunun iç yüzünü örten zardır.PERİTONİT: Peritonun iltihabıdır.PERORAL: Ağız yolu ile.PETEŞİ: Ciltte nokta biçiminde kanamalar. (Damar dışına kan çıkması)PHENOTYPE: KiÅŸinin kalıtsal yapısının dışa akseden görünümü, aynı tür fertlerini belirleyen, gözle görülebilen özelliklerin tümü.PITRIASIS: Daha çok gövdede ve uzuvların gövdeye yakın yerlerinde yerleÅŸen, bazan kepeklenme gösteren bir cilt hastalığıdır. ÇeÅŸitli türleri vardır, bunlardan PITRIASIS VERSICOLOR’da deniz mevsimlerinde hasta olan bölge güneÅŸ ışını almadığı için daha belirgin hale gelir.PLAK: Plak, dermatologlar için açık bir anlamı olan ancak baÅŸkaları tarafından genellikle anlaşılmayan bir terimdir. YüksekliÄŸine oranla kapladığı alan geniÅŸtir ve keskin bir kenarı vardır. Plaklar en sık sedef hastalığında (psöriasis) görülür. PLEVRA: AkciÄŸerleri ve göğüs kafesinin iç yüzünü örten zar.PLEVRAL: Plevraya ait.PLÖREZİ: Plevra iltihabı. AkciÄŸerin üzerini örten plevra ile göğüs duvarını örten iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesi.PLÖRİT: Plevranın, sıvı birikmeksizin kuru iltihabı.POLİKİSTİK: Bazı organlarda çok sayıda içi sıvı ile dolu oluÅŸumlara verilen addır. Polikistik böbrek, polikistik meme gibi.POLİP: Organların ve vücut boÅŸluklarının iç yüzünü kapsayan mukoza adı verilen tabakadan menÅŸeini almış, saplı iyi huylu küçük ur.POSTERİOR LONGİTİDUNAL LİGAMENT: Omurgaların, omurilik kanalına bakan yüzünü saran baÄŸ dokusuna verilen ad. Bu baÄŸ dokusunun omurgaların ön yüzünde olanına da anterior longitidunal ligament adı verilir.POSTERO-LATERAL: Arka – yan.
PROBE KÜRETAJ: Probe Küretaj minik küretlerle ,tahlil amacı ile rahim içi dokusundan numune alma iÅŸlemidir.PROSTAT: Erkeklerde mesanenin altında ve idar yolunun baÅŸlangıcında bulunan genital sisteme ait bir bez.PROSTATİT: Prostat iltihabı.PSORIASIS: Halk arasında sedef hastalığı olarak bilinir. Sık rastlanan, özellikle diz ve dirseklerde ve vücudun diÄŸer bölgelerinde rastlanan simetrik, kırmızı, kabuklanma ve pullanma gösteren bir cilt hastalığıdır. Sebebi bilinmemektedir. PULMONER: AkciÄŸer veya akciÄŸerlerle ilgili.PULMONER ARTER: AkciÄŸerin büyük besleyici arteri.PÜSTÜL: Ciltte, içerisinde cerahat bulunan kabarık lezyonlardır.

Tıp Sözlüğü – Ö

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

ÖDEM: Vücutta anormal miktarda su toplanmasıdır.Kalp, damar ve böbrek hastalıklarının bir belirtisi olabildiÄŸi gibi bazı allerjik durumlarda ve beyin travmalarında ciddi sonuçlar doÄŸurabilir.
ÖDİPUS KOMPLEKSİ: Bkz. ODİPUS KOMPLEKSİ.ÖSTAKİ BORUSU: Orta kulakla nazofarenksi birleÅŸtiren, atmosfer basıncı ile orta kulak içi basıncı dengeliyen yola verilen isimdir.ÖSTROJEN: Yumurtalıklardan salgılanan ve insanlarda sekonder cinsel karakterlerin geliÅŸmesini saÄŸlıyan hormondur.ÖTENAZİ: Kısaca ölüm hakkı da denilebilir.Tedavisi mümkün olmayan kronik hastalıklarda, hayattan umudunu kesmiÅŸ hastanın aÄŸrısız bir metotla ölümüne izin verilmesidir.Yasal deÄŸildir.ÖZOFAGUS: Yemek borusuna verilen isimdir, yutak ile mideyi birleÅŸtirir.

Sonraki yazılar »