Ca 125 Ve Meme Ca | Sağlık bilgisi kadın hastalıkları çocuk hastalıkları diyet güzellik sağlık haberleri



Kanser tanısı nasıl konulur ?

06 Haziran 2010 Yazan  
Kategori kanser

Kanserlerin büyük bölümü or­taya koydukları belirtiler ya da hastanın (veya doktoru­nun) bir kütle veya anormal görü­nümlü bir oluşum saptamasıyla fark edilir. Az, ancak giderek artan sayı­da kanser, herhangi bir anormallik olduğunu fark etmeyen, görünürde sağlıklı kişilerde yapılan testlerle be­lirlenir. Bu testlere tarama testi adı verilir.

BELİRTİLER
Kanserin yol açtığı belirtilerin çoğu, kanserle hiç ilişkisi olmayan görece önemsiz hastalıklarda da çok sık or­taya çıkar. Bu nedenle bazı kişiler belirtileri ciddiye almaz ve doktora başvurmakta gecikebilir.
Hasta doktora gitse bile, dokto­ru, bu evrede kanser gibi ciddi bir tanıyı dikkate almanın henüz gerek­siz olduğunu düşünebilir.

Aslında bu bir çıkmazdır. Kanser­den kaynaklanma olasılığı bulunan her türlü belirti için çok kapsamlı ve acil testler yapılması, sağlık kaynak­larının hızla tükenmesine yol açaca­ğı gibi, pek çok hastada gereksiz kaygıya da neden olacaktır.
İnatçı belirtiler ya da belli bazı belirtiler varsa doktorun daha ciddi bir hastalığı düşünme olasılığı artar. Bazı belirtiler ise doğrudan ciddi bir olasılığı akla getirdiklerinden, he­men daha kapsamlı testlere başla­nır.
Bir kanserin varlığına işaret ede­bilecek belirtiler arasında şunlar var­dır.

İnatçı ve açıklanamayan
•Öksürük
•Nefes darlığı
•Seste kalınlaşma
•Yutma güçlüğü
•Ağrı
•Hazımsızlık
•Kilo kaybı
•Barsak alışkanlıklarında değişiklik
•Vücuttaki herhangi bir delikten (örn. meme başı ya da vajina) akıntı
•Ateş
•Her türlü anormal kanama
•Öksürükle kan gelmesi
•Rektal kanama
•Âdetler arası vajinal kanama
•Cinsel birleşme sırasında kanama
•Menopoz sonrası vajinal kanama
•İdrarda kan
•Derideki benlerde kanama

Yukarıdaki belirtilerden herhangi birinin bulunduğu kişiler hemen doktora başvurmalıdır. Bu tür belirti­lerle doktora başvuran kişilerin bü­yük çoğunluğunda kanser saptanamaz, ancak kanser varsa bile, erken tanı çok önemlidir.

Kütleler ve şişlikler
Kanserlerin büyük bölümü vücudun derin dokularına yerleştiğinden, an­cak az bir kısmı doktor muayenesin­de saptanabilir; hastaların kendile­rinde bu şekilde bir kütle saptama olasılığı daha da düşüktür. Öte yan­dan meme ya da boyunda veya kol-tukaltındaki lenf bezleri gibi organ­larda ortaya çıkan daha yüzeysel kanserler, sıklıkla hasta tarafından bir kütle olarak fark edilir. Deri kan­serlerinin çoğu da önce doktor tara­fından değil, hasta tarafından fark edilmektedir.

Aslına bakılırsa, kütlelerin ya da derideki inatçı deÄŸiÅŸikliklerin ancak az bir kısmı kanser çıkar. Ancak me­me, testis ya da baÅŸka bir bölgede ÅŸiÅŸlik veya giderek kötüleÅŸen ve ne­deni açıklanamayan bir ülser ya da ‘leke’ (özellikle deri benlerinin görü­nümündeki deÄŸiÅŸiklik) fark ederse­niz, hemen doktora baÅŸvurmalısınız.

Kanser İçin Tarama Testleri
Kanserleri daha erken ve iyileştirile-bilir bir aşamada saptamaya yönelik tarama testleri, bazı önemli kanser türlerine bağlı ölümleri azaltabilir. Ancak tarama testlerinin de kendile­rine özgü sorunları vardır. Test sıra­sında bir anormallik saptanırsa (daha sonra sıklıkla bu anormalliğin kanser olmadığı anlaşılsa bile) hasta başka pek çok testten geçer ve gereksiz yere yoğun kaygı yaşar.
Tarama testlerinde kimi zaman çok yavaş büyüyen kanserler ya da fark edilmese bile herhangi bir soru­na yol açmayacak olan pre-kanseröz oluşumlar saptanır. Bunun sonucun­da bazı kişilere aslında gerekmeyen tedaviler uygulanabilir. Tarama test­leri pahalıdır: erken tanının tedavi­nin başarısına ya da başarısızlığına yol açacak bir fark yarattığı bir kan­ser vakasının saptanması için genel­likle çok sayıda kişinin taranması ge­rekir.

Meme Kanseri Taraması
50 yaş üzerindeki kadınlara 65 yaşı­na kadar her üç yılda bir, sonrası için de istedikleri zaman mamografi yaptırmaları önerilmektedir.
Röntgen filmlerinde saptanan anor­malliklerin büyük kısmı kanserli ol­masa da, bazılarında ek testler öne­rilmekte ve kimi zaman mikroskobik inceleme için dokudan küçük bir parça alınmaktadır (biyopsi). Bu anormalliklerin çok azının kanser ya da pre-kanseröz oluşumlar olduğu saptanır. Bu şekilde saptanan meme kanserleri genellikle küçüktür ve ta­rama testinin şifa olasılığını önemli ölçüde artırdığı belirlenmiştir.

Rahim boynu (serviks) kanseri taraması
Cinsel açıdan aktif olan kadınlarda 60-65 yaşına kadar her 3-5 yılda bir rahim boynu sürüntü testi (servikal smear) yapılmalıdır (hiç cinsel birleş­meye girmemiş kadınlarda bu kan­ser çok enderdir). Sürüntü testi sıra­sında rahim boynunun görüntülenebilmesi için, vajinaya spekulum adı verilen bir aygıt yerleştirilir. Yeterli sayıda hücre elde edebilmek için, tahtadan yapılmış bir spatula kulla­nılarak, serviks hafifçe kazınır. Bu sü-rüntüler bir parça cam üzerine yayı­lır ve mikroskop altında incelenir. İş­lem bir miktar rahatsızlığa yol açsa da, normalde ağrılı değildir. Bu test kolayca tedavi edilebilen prekanseröz (ön kanser) oluşumları, ayrıca tamamen iyileşme oranının çok yük­sek olduğu erken evrede, kanserleri de saptayabilir.

Servikal sürüntüde saptanan anormalliklerin çoÄŸu küçük deÄŸiÅŸik­liklerdir ve ek araÅŸtırma gerektir­mez; bir kısmında ise sürüntü testinin tekrarlanması ya da belirli bir sü­re boyunca daha sık yapılması gere­kir. Ancak, bazı anormalliklerde “kolposkopi” adı verilen daha ileri bir inceleme yapılması gerekir; bu iÅŸlemde bir büyüteç kullanılarak ra­him boynu ışık altında incelenir. Anormal bölgelerden küçük örnek­ler alınabilir ya da “punch biyopsi” (zımba biyopsisi) yapılabilir. Bu iş­lem biraz rahatsızlık verse de aÄŸrıya yol açmaz ve yalnızca 10 dakika ka­dar sürer.

Kansere dönüşme potansiyeli ta­şıyan alanlar saptandığında, burada­ki hücreleri öldürmek için ek tedavi önerilir. Bu amaçla kullanılabilen te­daviler arasında lokal anesteziyle uygulanan ‘lazerle buharlaÅŸtırma’ (yoÄŸunlaÅŸtırılmış bir ışın kullanılarak anormal hücreler yakılır), kriyoterapi (anormal hücreler ucu soÄŸutulmuÅŸ bir sonda ile öldürülür) ve genel anesteziyle kullanılan diatermi (hüc­reler elektrikli bir sonda ile yakılır) bulunur.

Kolposkopide kadınların küçük bir kısmında daha ciddi bir anormal­lik olabileceÄŸini düşündüren bulgu­lar elde edilir ve genel anestezi al­tında ‘koni biyopsi’ yapılması gere­kebilir (serviks kanalının iç tarafını döşeyen hücrelerin çıkartılması). Koni biyopsisi etkilenen dokuların tamamının çıkartılmasını saÄŸlayabi­lir, ancak kimi zaman oluÅŸumun da­ha derin katmanlara iÅŸlediÄŸi saptanır ve böyle durumlarda daha kapsamlı tedavi gerekir.

Çok az sayıda kadın serviks kan­serinden ölmektedir ve bunların ne­redeyse %90′ı hiçbir zaman düzenli smear (sürüntü) testi yaptırmamış olan kadınlardır.

Diğer kanserlere yönelik tarama testleri
Son dönemdeki araÅŸtırmalarda, bar­sak tümörlerini erken evrede sapta­yan tarama testlerinin barsak kanseri­ne baÄŸlı ölümleri azaltabileceÄŸi gös­terilmiÅŸtir. Bu testte, dışkıda çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük miktarda kanın varlığı araÅŸtırılır. Bu tür kanamalar genellikle kanser dışın­daki nedenlerden kaynaklansa da kolonoskopi ya da baryumlu grafi ile gerçekleÅŸtirilen ek testler (bk. s. 23, 24, 26) henüz belirtilere yol açacak kadar büyümemiÅŸ olan kanserlerin saptanmasını saÄŸlayabilir. Gelecekte, ‘dışkıda gizli kan’ testi daha da yay­gınlaÅŸacak gibi görünmektedir.

Prostat kanseri taraması, bu kan­serler tarafından sıklıkla üretilen bir kimyasal maddenin (‘prostata özgü antijen’ ya da PSA) kandaki düzeyle­rinin ölçülmesi, fizik muayene ve ultrason görüntülemesiyle yapılabi­lir. Tarama sırasında bazı prostat kanserleri erken evrede saptanabilse de, kimi zaman tarama gereksiz te­daviye de yol açabilir. BaÅŸka neden­lerle ölen yaÅŸlı erkeklerin çoÄŸunun prostatlarında küçük kanserler sap­tanabilir. YaÅŸlılardaki kanserlerin ço­ğu yavaÅŸ büyür ve tedavi edilmedi­ğinde hastanın geri kalan yaÅŸamı boyunca soruna yol açma olasılığı azdır. Yine de son dönemdeki araş­tırmalar, taramanın prostat kanseri­ne baÄŸlı ölümleri azaltabildiÄŸini dü­şündürmektedir.

Düzenli akciğer röntgeni ya da balgamın mikroskopik incelemesine dayanan akciğer kanseri taramasının yararlı olmadığı gösterilmiştir. Akci­ğer kanserlerinin büyük bölümünün akıbeti daha erken evrelerden başla­yarak kötü olma eğilimindedir ve günümüzde bu hastalığa bağlı ölümleri önemli ölçüde azalttığı gösterilen tek yöntem sigaranın bı­rakılmasıdır.

Ailelerde Kanser
Kuramsal olarak kansere karşı gene­tik bir yatkınlık taşıdığı bilinen (ya da bu tür bir risk taşıma olasılığı bulu­nan) kiÅŸilerin tarama testlerinden geçirilmesi mantıklıdır. Ancak kan­serlerin %10′dan azı kalıtımsal ne­denlere baÄŸlıdır. Kanser yaygın bir hastalıktır ve aynı aileden iki ya da daha fazla kiÅŸiyi etkilediÄŸinde, bu­nun yalnızca ÅŸansa baÄŸlı olma olası­lığı yüksektir. Kimi zaman kanserler sigara dumanı gibi paylaşılan bir çevresel etmenden kaynaklanabilir.

İki ya da daha fazla yakın akraba­da (anne babalar, kız ya da erkek kar­deşler) aynı kanser türü ya da bazen genetik bağlantısı olabilen farklı kan­ser türleri (örn. meme ve yumurtalık kanseri gibi) saptandığında, kalıtım­sal kanserden kuşkulanılır. Kalıtımsal kanserlerin diğer belirtileri arasında genç yaşta kanser gelişmesi ya da çift taraflı (örn. her iki memede) veya çoğul tümör eğilimi bulunur.

Ailede güçlü bir kanser öyküsü olan kişilerin bazılarında kalıtımsal gen anormallikleri saptanabilir. An­cak bu gen anormalliklerinin varlığı mutlaka kanser gelişeceği anlamını taşımaz; öte yandan bazı genlerin kalıtım yoluyla geçmesi, belli bir ev­rede kanser gelişme riskini %80-90 ve hatta daha yüksek oranda artıra­bilir. Kimi zaman bir ailenin iki ya da daha fazla üyesinde herhangi bir özel genetik anormallik saptanamasa bile aynı kanser tipi gelişebilir. Bu durumda ailenin diğer üyelerinde çok yüksek düzeyde olmasa da kan­ser riski artabilir.

Ender görülen çeÅŸitli kanser tür­lerine karşı yatkınlık kalıtım yoluyla geçebilir (örn. tiroid bezinde ve hor­mon üreten diÄŸer bezlerdeki bazı kanserler). Daha yaygın kanser türle­ri dikkate alındığında zaman zaman kalıtımsal yolla geçen baÅŸlıca tiplerin kalın barsak kanserleri (kolon ve rek­tum), meme kanseri ve över (yu­murtalık) kanseri olduÄŸu görülmek­tedir. Barsak kanseri, bazen mutas-yona uÄŸramış “adenomatosis poli-posis coli” (APC) geni ya da “kalı­tımsal popiloz-dışı kolorektal kan­ser” (HNPCC) geninin kalıtım yoluy­la geçmesi sonucunda ailelerde gö­rülür. Etkilenen kiÅŸilerin barsakların-da genç yaÅŸta çok sayıda iyi huylu polip geliÅŸir ve bunların neredeyse tamamı daha sonra kansere dönü­şür.

Meme kanseri, vakaların yalnızca %5-10 kadarında kalıtımsaldır. Åžim­diye deÄŸin iki önemli meme kanseri geni keÅŸfedilmiÅŸtir: BRCA-1 ve BRCA-2. Kalıtımsal olarak mutasyon-lu bir BRCA-1 ya da BRCA-2 geni ta­şıyan kadınlarda, yaÅŸamlarının her­hangi bir döneminde meme kanseri geliÅŸme riski yaklaşık %85 düzeyin­dedir. Mutasyona uÄŸramış BRCA-1 geni yumurtalık kanseri riskini de ar­tırır. Ancak ailesinde meme kanseri öyküsü olan kadınların çoÄŸunda kalı­tımsal BRCA-1 ya da BRCA-2 mutas yonu yoktur. Bu kadınlarda meme kanseri riski biraz artsa da, genellikle risk düzeyi çok daha düşüktür (örn. annesinde ya da kız kardeÅŸinde me­me kanseri olanlarda %30′un altın­da).
Aile öykünüz nedeniyle kanser riskinizde artış olduğundan kaygıla­nıyorsanız, bu konuyu doktorunuzla konuşmalısınız. Belki de doktorunuz risk artışının korkulacak boyutlarda olmadığı konusunda sizi rahatlatabi­lecek bir uzmanla görüşmenizi sağ­layabilir. Bir olasılık da, riskteki artı­şın yaklaşık ne düzeyde olduğunu belirlemektir.

Bazen bir kan örneğinin son de­rece karmaşık analizleriyle anormal bir genin var olup olmadığını araştır­mak uygun olabilir. Ancak bu, kuş­kuları olan kişinin testin olası sonuç­larını tüm boyutlarıyla kavramasını sağlayan çok ayrıntılı bir tartışmadan sonra gerçekleştirilmelidir. Dikkate alınması gereken sonuçlar arasında, kansere yatkın kılan bir gen saptan­dığında ne yapılacağı, yüksek risk taşıdığını bilerek yaşamanın nasıl bir duygu olduğu, diğer aile üyelerine ne söyleneceği, anne baba olmanın sonuçları ve yaşam sigortasına uy­gunluğun nasıl etkileneceği gibi pek çok konu vardır.

Yüksek riskli olduÄŸu belirlenen kiÅŸiler için ne yapılabileceÄŸine iliÅŸkin öneriler kanserin türüne, hastanın koÅŸullarına ve tercihlerine göre bü­yük ölçüde deÄŸiÅŸebilir. Kalıtımsal barsak kanseri riski yüksek olan bir kiÅŸiye, ergenlikte ya da yirmili yaş­larda hastalığın geliÅŸmesinden önce kalın barsağının ve rektumunun alın­ması önerilebilir. Böyle durumlarda ince barsak anüse baÄŸlanabilir ve böylelikle bir “stoma” (ağız) açmak gerekmeyebilir .

Meme kanseri riski yüksek olan kadınlarda, en iyi koruyucu tedavi konusundaki seçim bu denli kolay değildir. Bazıları profilaktik amaçla (yani koruma amacıyla) her iki me­menin alınmasını tercih eder (bu iş­leme bilateral mastektomi denir); ancak, bu işlemin gerçekleştirilmesi riski önemli ölçüde azaltsa da, bü­tünüyle ortadan kaldırmaz. Mastek­tomi sonrasında az miktarda meme dokusu kalan bazı kadınlarda kanser gelişmiştir. Bazı kadınlar ise düzen­li uzman muayenesi ve mamografi-lerle yakından gözetim altında bu­lundurulmayı içeren bir programı seçer.

Yumurtalık kanseri riski yüksek olan kadınlar önlem amacıyla her iki yumurtalığın de ameliyatla çıkartıl­ması yolunu seçebilir (bilateral ooforektomi); ancak bu işlemin de hasta­lık riskini tamamen ortadan kaldır­maması ilginçtir. Bir diğer seçenek, yumurtalık kanserini erken evrede saptamak amacıyla ultrason görün­tülemesi ve yumurtalık kanseri tara­fından üretilen bir tümör göstergesi olan CA-125 açısından kan testleri yapılmasıdır.

TlBBİ DEĞERLENDİRME
Belirtileriniz kanser olasılığını akla getiriyorsa ya da doktorunuz mu­ayenede alışmadık bulgular sapta-dıysa ya da bir tarama testinde kuşkulu sonuçlara ulaşıldıysa, ko­şullara göre daha ileri test ve araş­tırmalar gerekebilir. Bu araştırma­lardan bazıları doktorunuz tarafın­dan yaptırılabilir, ancak araştırma­nın belirli bir aşamasında görüş al­mak üzere hastanedeki bir uzmana gönderilmeniz mümkündür. Ge­rekli testler kişiden kişiye büyük değişiklik gösterebilir.

Randevu tarihini, baÅŸka araÅŸtır­malar yapılmasını ve bunların so­nuçlarını beklemek gerçekten kaygı verici olsa da, bu aÅŸamada pek çok kiÅŸi ve kuruluÅŸtan destek alabilirsiniz (bk. “Ek bakım”, s. 68 ve “Yararlı ad­resler”, s. 90).

KLİNİK DEĞERLENDİRME
Daha ileri değerlendirmeye gerek varsa, sonraki ilk adım genellikle bir poliklinikte uzman muayenesidir; bu muayene sırasında belirtiler hakkın­da daha ayrıntılı (örn. süresi, şidde­ti) sorular sorulur. Ayrıca genel sağ­lık durumunuz hakkında ve geçirdi­ğiniz hastalıklar, kullandığınız ilaçlar, geçmişteki/şimdiki mesleğiniz ve evinizdeki koşullar gibi ilgili başka konular hakkında da sorular sorula­bilir. Öykü alma tamamlandıktan sonra, daha genel bir muayene ya­nında kaygı nedeni olan bölgeniz üzerinde odaklanan bir vücut mu­ayenesi yapılabilir.

Bu değerlendirmeler her zaman tanıya ulaşılmasını sağlamasa da, habis bir oluşumu düşündüren belir­li özelliklere sahip kütle vs. gibi bul­gular kanser kuşkusunu güçlendire­bilir. Vücudunuzun iç organları bazı özel aygıtlarla görüntülenebilir; ör­neğin gırtlak laringoskopi ile, rek­tum proktoskopi ile ya da serviks (rahim boynu) vajinanıza yerleştiri­len bir spekulum aracılığıyla görün­tülenebilir.

İLERİ ARAŞTIRMALAR
Biyopsi
Bazı kütlelerin görünüm ya da sert­likleri kanserli olabileceklerini dü­şündürebilir, ancak kesin tanı genel­likle yalnızca bir patolog tarafından konulur; patologlar hücre ve doku­ları mikroskopla inceleyerek değer­lendiren uzmanlardır. Patolog, kan­serin varlığını kesinleştiren ayırt edici görünüm değişikliklerini sap­tar.

Tanı amacıyla vücuttan bir parça dokunun çıkartılması “biyopsi” ola­rak adlandırılır. Kütlenin bir kısmı ya da uygunsa tamamı (eksizyon bi­yopsisi) bölgesel ya da genel anes­tezi altında çıkartılabilir. Kimi zaman özel bir iÄŸne düzeneÄŸi kullanılarak ince bir doku parçası alınabilir, bu dokuyu bisturi ile kesme gereÄŸini ortadan kaldırır.

Bir diğer seçenek da, bir şırınga­ya tutturulmuş ince bir iğne aracılı­ğıyla anormal dokudaki hücrelerin şırınga içine emdirilmesidir (aspire edilmesi). İnce iğne aspirasyon bi­yopsisi adı verilen bu işlem yalnızca çok kısa bir süre için rahatsızlığa yol açar. Ardından hücreler bir cam la­mın üzerine yayılır. Mikroskobik in­celeme için doku örneği almanın di­ğer yollan serviks sürüntülemesinde olduğu gibi dokunun yüzeyini kazı­mak ya da akciğerleri çevreleyen sı­vı (plevral efüzyon) ya da balgam gi­bi doku sıvılarından veya idrardan örnek almaktır.

Bir doku kütlesinden alınmış ve özel işlemlerden geçirilmiş çok ince kesitlerin mikroskobik incelemesine histoloji adı verilirken, hücre sürün-tülerinin incelenmesine sitoloji den­mektedir. Tek tek hücrelerin (yani hücrenin yapıtaşlarının) yalnızca gö­rünümlerinin değil, dokunun nasıl kurulduğunun da (yapısının) incelen­mesine olanak tanıyan histoloji, pa­tologa daha fazla bilgi sağlayabilir.

Sitoloji, tek tek hücrelerin görü­nümlerinin incelenmesine dayanır. Kanserin varlığını belirleyebilse de, nicel açıdan histolojiye göre daha az bilgi saÄŸlar. Sitolojinin sorun yaratabilen bir diÄŸer yönü, anormal bir do­kudan ince iÄŸne aspirasyonuyla alı­nan hücrelerin kimi zaman dokunun bütününü temsil etmemesidir; do­kuda gerçekte kanserli hücre bulun­sa bile, iÄŸne ile hiçbir kanserli hücre alınamayabilir. “Yanlış negatif ola­rak adlandırılan bu sonuçla karşılaş­ma riski histolojide genellikle dü­şüktür. Öte yandan, sitolojide pozi­tif sonuç alınması, daha ileri iÅŸlemler için genellikle yeterlidir. Pek çok kanser türünde bu iÅŸlem kütlenin ameliyatla alınmasıdır, böylece his­tolojik inceleme için doku elde edil­miÅŸ olacaktır.

Tanıyı kesinleştirmek için doku­nun mikroskobik olarak incelenmesi

yanında, hastalığın yaygınlığını de­ğerlendirmek için bazen biyopsiler de yapılır. Örneğin boynun bezlerin-deki şişliğe lenfoma tanısı konulmuş olan bir hastada, ilikte lenfoma hüc­resi olup olmadığını belirlemek için kemik iliği biyopsisi yapılabilir, çün­kü kemik iliğinde lenfoma olup ol­maması tedavi seçimini etkileyebilir. Meme kanserli bazı kadınlarda, koltukaltındaki önemli bir lenf düğü­mü de (bekçi düğüm biyopsisi) alına­bilir; lenf düğümünün yeri, birincil tü­mörün içine radyoaktif bir maddeyle birlikte bir boyanın enjekte edilme­siyle titiz bir biçimde belirlenir. Birin­cil tümörü drene eden (lenf dolaşımı­nı toplayan) bu bekçi lenf düğümünde kanser yoksa, koltukaltındaki di­ğer lenf düğümleri de büyük olasılık­la temizdir ve hastada daha başka bir ameliyattan kaçınılmalıdır.

“-oskopi” ile sona eren söz­cükler
Oskopi sözcüğü bakmak anlamına gelir (Yunanca’da skopein görmek demektir). Kanserlerin çoÄŸu gırtlak (larinks), akciÄŸerlerdeki hava geçit­leri (bronÅŸlar), yemek borusu (özofagus), mide (tıbbi adı gastrik), kalın barsak (kolon ve rektum) ve mesane (idrar kesesi) gibi tüp ya da kesele­rin iç yüzeylerindeki örtülerden kö­ken alır. ÇeÅŸitli aygıtlar kullanarak tüm bu yapıların gözle incelenmesi ve kuÅŸkulu alanlarda biyopsi yapıl­ması mümkündür. İncelenen organ ve ona yönelik inceleme teknikleri­ne verilen adlar şöyledir:

•laringoskopi: gırtlak
•bronkoskopi: akciğerler
•gastroskopi: mide
•kolonoskopi: barsaklar
•sigmoidoskopi: barsağın S şeklindeki son bölümü ve rektum
•sistoskopi: mesane

Diğer teknikler arasında şunlar vardır:
•nazendeskopi: burun deliklerinden larinkse kadar uzanan bölgedeki hava geçitleri
•mediastinoskopi: akciğer kanserinin lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını anlamak amacıyla göğüs kemiğinin ya da sternumun arkasındaki dokular
•kolposkopi: serviks ya da rahim boynu
•laparoskopi: karın boşluğu

Bu işlemlerin bazıları için hasta­nın yatırılması gerekmez, bazıların­da sedasyon (sakinleştirici) gerekir, bazılarında ise genel anestezi kulla­nılır. Bu işlemlerin çoğunda, vücu­dun incelenecek bölgesine doğal bir açıklıktan ya da küçük bir keşiden dikkatle sokulan esnek bir kabloyla doktorun içerisini görmesini sağla­yan fiberoptik teknolojisi kullanılır. Bazen genel anestezi altında dokto­run kütlenin yaygınlığını görmesi, hissetmesi ve değerlendirmesi ve biyopsi alması daha kolaydır. Bu ne­denle genel anestezi altında incele­me oldukça sık başvurulan bir işlem­dir.

Kan testleri
Akyuvarların kötü huylu (habis) has­talıkları (lösemi) ya da kanda ölçüle­bilen ‘tümör göstergeleri’ veya özel kimyasal maddeler üreten az sayıdaki birkaç kanser türü (bazı prostat ve testis kanserleri ve miyelomlar) dışında, kan testleri genellikle tanı konusunda çok yararlı bilgiler saÄŸla­maz.

Yine de, kan testleri vücudunu­zun genel sağlık durumu hakkında yararlı bilgiler verebilir. Bazen kan­serin kemik ya da karaciğer gibi baş­ka organlara yayıldığını gösterebilir;
bu, ‘enzim’ adı verilen ve normalde bu organlar tarafından kana salıverilen bazı kimyasal maddelerin düzeylerinin, kanserin yol açtığı hasarı nedeniyle yükselmesiyle anlaşılır.

Ancak bu testlerde hiç hata payı olmadığı söylenemez; genellikle kanserin yayılması dışında bazı başka nedenler de bu tür anormalliklere yol açabilir.

Röntgen filmleri ve taramalar
Kanserin ilk belirtisi sıklıkla röntgen lerdeki anormal görünümdür. Örneğin akciğer kanseri, normalde büyük ölçüde havayla dolu olması gereken bir bölgede yer kaplayan bir gölge ye yol açabilir. Tümörler meme röntgeninde (mamografi) ya da barsakların baryumlu grafllerinde de görüntülenebilir.

Mamogram, memenin iki düz yüzey arasında sıkıştırılarak röntgen filminin alınmasıdır. Meme kanser­leri röntgen filmlerinde hemen gö­rülebilen işaretlerin, özellikle kan­serli doku içerisindeki küçük kalsi­yum birikimlerinin neden olduğu küçük ve beyaz renkli beneklerin oluşmasına yol açabilir.

Baryum yutulduğunda ya da bir tüp aracılığıyla rektumdan içeriye verildiğinde (baryum lavmanı) rönt­gen altında yoğun beyaz bir renk vererek özofagus, mide ya da barsağın iç yüzeyinin hatlarını ortaya çıka­rır. Normal koşullarda iç yüzey düz­günken, kanser düzensiz ya da içeri­ye doğru şişkin görünmesine yol açabilir.

Bazen röntgen ya da taramada beyaz renkte görünen baÅŸka ‘boya’ ya da ‘kontrast maddeleri’ bir top­lardamardan kan dolaşımına enjekte edilir. Verilen madde kan yoluyla böbreklere ulaşır ve böbrekler de bu maddeyi idrarla atar. Bu sırada böb­rek ve mesanede yapılan X ışınlı gö­rüntülemelerde (intravenöz ürogram [1VU] ya da piyelogram [1VP]) bu organlar oldukça açık biçimde görülebilir ve anormal görüntüler kanser bulunduÄŸunu düşündürür.

Kansere tanı konulması ya da kanserin yaygınlığının belirlenmesi sürecinde yukarıda sayılan deÄŸiÅŸik tarama testlerinin birinden geçme­niz gerekebilir. Bilgisayarlı tomog­rafi (BT) ve manyetik rezonans gö­rüntülemesi (MR) sırasında, hasta­nın genellikle büyük ve daire ÅŸeklinde bir aygıtın içine girip hareketsiz yatması gerekir. İşlemden önce bü­tün bunlar size açıklanacaktır. Gü­nümüzde BT görüntülemesi genellikle çok kısa sürede tamamlanır. MR görüntülemesi biraz daha uzun (yaklaşık 15-20 dakika) sürer. Bu görüntüleme teknikleri araÅŸtırılan bölgenin kesitler ya da dilimler ha­linde son derece etkileyici resimle­rini oluÅŸturabilir ve basit röntgenler­le karşılaÅŸtırıldığında kütleleri çok daha açık biçimde gösterir. Tümö­rün ya da çevresindeki dokuların daha açık görünmesini saÄŸlayan bir ‘kontrast maddesinin’ içilmesi ya da damar içine enjekte edilmesi gere­kebilir.

Ultrason görüntülemesinde, bir prob (sonda aleti) vücudun incele­nen kısmınının derisi üzerinde hare­ket ettirilir; kimi zaman prob rektu­ma, vajinaya ya da özofagusa yerleş­tirilerek de kullanılabilir. İç dokular­dan yansıyan çok yüksek frekanslı, işitilemeyen ses dalgaları saptanarak bir ekranda görüntüler oluşturulur.

İzotop görüntülemesi, izotop adı verilen radyoaktif bir maddenin en­jekte edilmesi ya da ağız yoluyla alınmasından sonra yaydığı gamma ışınlarının bir gamma kamerası tara­fından saptanması iÅŸlemidir. Kanser hastalarda en sık gerçekleÅŸtirilen izotop taraması, kemik taramasıdır. Enjekte edilen izotop dolaşım siste­mi aracılığıyla vücudun deÄŸiÅŸik böl­gelerine taşınır ve kemiÄŸin, vücu­dun baÅŸka bir yerinden yayılan tü­mörün yol açmış olabileceÄŸi herhan­gi bir hasarın iyileÅŸtirilmesi için çaba gösteren bölgelerinde ‘yoÄŸunlaşır’ ya da yerleÅŸir. Bu bölgelerde izotop yoÄŸunluÄŸunun yüksek olması, iske­letin gamma kamerasıyla alınan re­simlerinde “sıcak noktalar” (aktif noktalar) olarak görülmesine yol açar. Ancak kimi zaman yorumlamak güç olabilir ve bu tür sıcak böl­geler kanser dışındaki dejeneratif hastalıklarda da (örn. aşınma ve yıp­ranma) görülebilir.

Kanserli hastaların deÄŸerlendiril­mesinde bir baÅŸka görüntüleme yöntemi olan pozitron emisyon to­mografisinin (PET) deÄŸeri giderek daha fazla kabul edilmektedir. Kimi zaman PET ile diÄŸer tekniklerin görüntüleyemediÄŸi tümörler saptana-bilmektedir. Bu teknik, kan dolaşı­mına enjekte edilen özel bazı ÅŸeker­lerin kanser hücreleri tarafından nor­mal hücrelere göre çok daha çabuk alınması ya da emilmesi eÄŸilimine dayanmaktadır. Åžeker moleküllerine tutturulmuÅŸ olan radyoaktif iÅŸaretler,kanserli dokuların görüntüde ‘aydınlanmas nı saÄŸlar.

Röntgenler ve diğer taramalar kanser kuşkusu olan ya da kanser ta­nısı konulan kişilerin ilk değerlendi­rilmesinde olduğu kadar, geçmişte kanser tedavisi uygulanmış kişilerde hastalığın yinelemesinden kaynakla­nabilecek belirtileri araştırmakta da kullanılır. Ancak bu görüntüleme tekniklerinin her zaman doğru so­nuç verdikleri düşünülmemelidir; en duyarlı görüntüleme teknikleri bile çok küçük kanserleri saptamakta ye­tersiz kalabilir ve sıklıkla, daha sonra iyi huylu olduğu anlaşılan bazı kuş­kulu anormallikleri gösterir.

Tümörlerin evrelendirilmesi
Biyopside kanser tanısı kesinleÅŸtirildikten sonra genellikle kanserin ‘ev­resi’ saptanır. Evrelendirme iÅŸlemin­de kanserin boyutları belirlenir ve bi­tiÅŸik dokulara, lenf damarları yoluyla lenf bezlerine ya da kan dolaşımı aracılığıyla daha uzak bölgelere ya­yılıp yayılmadığı deÄŸerlendirilir.

Değişik evreleme sistemleri var­dır ancak bunlar arasında en sık kul­lanılanı TNM evrelendirilmesidir. T harfi birincil tümörü, N harfi lenf dü­ğümlerine (nodlarına) yayılımı ve M ise uzak bölgelere yayılımı (metas­taz) gösterir. Her harf için bir sayı belirlenir. Örneğin çapı 3 cm olan ve koltuk altındaki lenf düğümlerin­den bazılarını etkilemiş bulunan, ancak daha uzak yayılım belirtisi vermeyen bir tümör T2N1MO olarak sınıflandırılır. Buradaki T2, birincil tümörün boyutlarının 2-5 cm ara­sında olduğunu gösterir. Nl ise kol­tuk altında hastalıktan etkilenen an­cak çıkartılabilecek nitelikteki lenf düğümlerini işaret eder. MO, sapta­nabilir uzak metastaz olmadığı anla­mına gelir.

Evrelendirme akıbetin (prognoz) tahmin edilmesinde, tedavi konu­sunda önerilerde bulunulmasında ve tedavinin sonuçlarını değerlendirip karşılaştırmada yararlı olabilir.