KALP | Sağlık bilgisi kadın hastalıkları çocuk hastalıkları diyet güzellik sağlık haberleri



Çocuk Kalp Ameliyatları İçin Bilgilendirilmiş Onam Formu (Word Formatında)

06 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

İndirmek için Buraya Tıklayınız

Öğün Atlamak Tehlikeli

05 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

Öğün atlamak hastalıklara sebep oluyorÖğün Atlamak, Hastalıklara neden olabiliyor. Prof. Dr. YORULMAZ: “AraÅŸtırmalar, öğün atlama ile uzamış açlık süresi ve sonrasında daha fazla besin alma ile ortaya çıkan ani kan ÅŸekeri artışının, ÅŸeker hastalığı ve kalp damar hastalıklarına yakalanmayı kolaylaÅŸtırdığını göstermektedir“Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk SaÄŸlığı Anabilim Dalı BaÅŸkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, “AraÅŸtırmalar öğün atlama ile uzamış açlık süresi ve sonrasında daha fazla besin alma ile ortaya çıkan ani kan ÅŸekeri artışının, ÅŸeker hastalığı ve kalp damar hastalıklarına yakalanmayı kolaylaÅŸtırdığını göstermektedir“ dedi. 
Yorulmaz, yaptığı açılamada, vücudun çalışma sistemi gereği, günlük beslenme düzeninin öğünler biçiminde düzenlendiğini söyledi.
Bir çok insanın özellikle kilo vermek ya da kilo almamak amacıyla öğün atladığını ifade eden Yorulmaz, kızlarda öğün atlamanın ergenlikten itibaren evlenene kadar giderek arttığını, bazı kimselerde ise atıştırmanın her yaşta ve cinste yaygın olduğunu söyledi.
Araştırmaların şehirlerde yaşayanların daha fazla öğün atladığını gösterdiğini belirten Yorulmaz, en sık atlanan öğünün gençlerde kahvaltı, diğer yaşlarda öğle yemeği olduğunu belirtti.

Bir araştırmanın ise kızların yaklaşık yarısının günde iki öğün yemek yediğini ve kadınların dörtte birinin öğün atladığını gösterdiğini anlatan Yorulmaz, şöyle konuştu:
“Öğün atlamak için pek çok gerekçe ileri sürülmekte ise de en baÅŸta gelen gerekçeler; kilo vermek, kilo almamak, sevdiÄŸi yemeÄŸin olmaması, iÅŸten, oyundan, bilgisayardan ayrılamamak, erken uyanamamak, yolda araç içinde vakit kaybetmek, zamansızlık, yoÄŸun iÅŸ temposu, isteksizlik, aç hissetmemek, abur cuburla geçiÅŸtirmek, beslenme konusunda bilgi eksikliÄŸi olarak sayılabilmektedir.
Zaman içerisinde öğün atlama yıllar süren bir alışkanlık haline gelebilir ve bu durumda yol açacağı saÄŸlık sorunları da çok daha ciddi boyutlara ulaÅŸabilir.“
EN SIK ATLANAN ÖĞÜN “KAHVALTI“ 
Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, en sık atlanan öğünün kahvaltı olduğunu belirterek, kahvaltı atlandığında, akşam yemeği yenip uyuduktan sonra öğleye kadar 15-16 saat aç kalındığını söyledi.

Bu kadar uzun süre açlığın sağlığı bozduğu gibi, sabahtan öğleye kadar yapılan işte ya da okulda başarısızlığı da getirdiğini ifade eden Yorulmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öğün atlandığında gün içindeki çalışmamız için gerekli olan besinler, atlanan öğüne göre uzun saatler vücutta bulunmadığından, bu eksikliÄŸe ait sorunlar ortaya çıkar. ÖrneÄŸin çocuklarda ve ergenlerde büyüme geliÅŸme geriler, vücudun güç, dayanıklılık, çalışma verimi azalır ve iÅŸe, derse konsantrasyon, öğrenme zorlaşır. Tüm bunlara baÄŸlı olarak da kaza yapma ya da kazaya uÄŸrama, söyleneni tam ve doÄŸru anlayamama kolaylaşır, saÄŸlığı koruma güçleÅŸir. Kan ÅŸekeri ile su ve tuz kaybına baÄŸlı olarak tansiyon düşer, vücudun ısı dengesini koruması zorlaşır ve hastalıklara direnç azalır. Öğün atlama uzun süre devam ederse; kansızlık, kemik yoÄŸunluÄŸu azalma, kadınlarda adet düzeninde bozulma ve ruhsal sorunlar ortaya çıkar. Bir öğün atlandığında, genellikle bir sonraki öğünde daha hızlı ve daha fazla besin alınmak zorunda kalınır. Bu da kilo vermeyi güçleÅŸtirir hatta tersine kilo alma ile sonuçlanır. AraÅŸtırmalar, öğün atlama ile uzamış açlık süresi ve sonrasında daha fazla besin alma ile ortaya çıkan ani kan ÅŸekeri artışının ÅŸeker hastalığı ve kalp damar hastalıklarına yakalanmayı kolaylaÅŸtırdığını göstermektedir. AraÅŸtırmalara göre, günde bir öğün beslenme ÅŸeker hastalığı riskini önemli ölçüde artırmaktadır.

Öğün atlandığında vücut depolarındaki besinleri, sıklıkla da depoladığı yaÄŸları kullanmaya baÅŸlar. Bu durum ÅŸeker hastalarının kanlarındaki ÅŸekeri kullanamayıp yaÄŸları kullanmasında olduÄŸu gibi vücut için zararlı keton cisimlerinin artmasına ve buna baÄŸlı olarak ketozis adı verilen; bulantı, yorgunluk, kabızlık, tansiyonda düşme, kanda ürik asit artışı ve gebelerde bebekte sorunlara neden olur.“
Yorulmaz, sağlığı korumak için vücudun çalışma düzenine uygun davranmak, uygun biçimde beslenmenin şart olduğunu belirtti.
Günlük yeme düzenini üç ana ve üç ara öğün biçiminde sürdürülmesi gerektiğini anlatan Yorulmaz, öğün sayısının artırılmasının, metabolizmayı ve buna bağlı olarak kilo kaybını hızlandırdığını söyledi.

Çocukluk yaşlarında ve ergenlik döneminde zihinsel, fiziksel, psikolojik sağlığın yeterli ve dengeli beslenme ile ilişkili olduğunu bildiren Yorulmaz, sağlıksız beslenmenin çocuklarda, ergenlerde, sınava hazırlanan gençlerde, hamilelerde, menopoz sonrası kadınlarda ve yaşlılarda çok daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabildiğini kaydetti.
Kaynak: AA

Haşere (Böcek) İlaçları İle Zehirlenme

04 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

Haşere (Böcek) İlaçları ile zehirlenmeler, Organik fosfor içeren bileşiklerdir. Asetil kolin yükselir. kolinerjik kriz yapar. Etkisi alınan ilacın dozuna göre değişir.

Belirti ve Bulgular
Baş ağrısı ve ataksi (düzensiz kas hareketleri) gibi nörolojik belirtiler ve bradikardi, pupillalarda kontraksiyon, hipotansiyon, sekresyonlarda artma, pulmoner ödem, diyare, bronkospazm gibi kolerjinik belirtiler görülür. Ölüm nedeni genellikle solunum merkezi ve solunum kaslarının felci ve bronkospazm sonucu solunum durması ile olur. Bazen kalp durması gözlenebilir.

Tedavi ve Bakım
ABC deÄŸerlendirilir. Cilt üzerindeki bulaÅŸmalar sabunlu su ile yıkanarak temizlenir. Ağızdan alınan durumlarda özofagusta problem yoksa Mide yıkaması ve aktif kömür uygulanır. Kolinerjik krizi kontor altına almak için atropin (toplam doz 50 mg’a kadar) yapılır. Antidot olarak pralidoksim kullanılır. Pralidoksim, asetil kolinesteraz enzimine yapışan organik fosfatlı molekülü yerinden koparır. 2 dakika içinde 1 g verilir.

KurÅŸun Zehirlenmesi

04 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

Ağır Metal Zehirlenmelerinden Akut kurşun zehirlenmesi nadirdir. Buharların solunmasıyla oluşur. Absorbe olan kurşunun öldürücü dozu 0,5 g. Kanda 50 mg/dl üzeri akut zehirlenmeyi gösterir.

Belirtiler ve Bulgular
Akut zehirlenmelerde bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, ağızda metalik tad, oligürü, kardiyovasküler (kalp ve damar yetmezliği) yetmezlik, havale, ve koma görülürken daha sık olarak karşılaşılan kronik zehirlenmelerde gastrointestinal ve nöromusküler (Kas hastalıkları) belirtiler, ensefalopati (beyin hastalığı) ve hematolojik anomaliler görülür.

Tedavi ve Bakım
%1 sodyum sülfat ya da yumurta akı ve süt karışımı ile mide yıkanır. Forse ve ozmotik diürezden yararlanılır. BAL ve EDTA (Etilen diamin tetra asetik asit) birlikte uygulanır. BAL her 4 saatte bir 4mg/kg IM uygulanır. İlk 5-7 günlük tedaviden sonra penisilamin tedavisi devam eder. Konvülsiyonlarda (Havale) diazepam, karın ağırısında kalsiyum glukonat, ağrı geçmezse morfin kullanılır.

Bal Zehirlenmesi

03 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

Bal Zehirlenmeleri, Toplumda Deli Bal olarak bilinen, çoğunlukla Kuzey Anadolu Bölgesinde üretilen balların tüketilmesiyle meydana gelen zehirlenme durumudur.Yüksek duyarlılığa bağlı meydana çıkar.

Belirti ve Bulgular
Deride kaşıntı, ürtiker (deride pembemsi döküntüler), kalp atışlarında meydana gelen yavaşlama, kan basınçlarının düşmesi, bayılma, larenks ödemi (boğaz içi şişlik) oluşabilir.

Tanı ve Tedavi
Antihistaminikler (kaşıntı, alerji önleyici) bu tip haplar Ürtiker ve larenks (boğaz şişliği) ödemi gibi belirtiler meydana gelenlerde kullanılır.

Nedeni Bilinmeyen Zehirlenmelerde Tanı ve Tedavi

03 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

Zehirlenme Sebepleri, Nedeni açıklanamayan belirtilerle başvuran her bireyde mutlaka zehirlenme olasılığı düşünülmelidir. Bu ilke özellikle aşağıdaki durumların varlığında geçerlidir:

Uyuklama yada koma, Konvülziyonlar, TaÅŸipne (solunumla ilgili), TaÅŸikardi (Kalp ritm bozukluÄŸu), Kızarıklık, Kardiyak aritmi, Hipotansiyon, Alışılmadık davranışlar, Papillada anormallikler, 

Alınan maddenin etki mekanizmasına bağlı olarak çok çeşitli fizik muayene bulguları elde edilebilir. Hastaların solunumu dispneik, yüzeyel veya tamamen durmuş olabilir. Nabız değişikliği ve hipotansiyon gözlenebilir. Bilinç düzeyinde değişiklikler, somnolans, stupor ve koma görülebilir. Pupillar miyotik veya midriyatik olabilir. Hastanın nefesinde ilaca veya toksik maddeye ilişkin koku duyulabilir.

Belirtiler ve Bulgular
Ağız yoluyla olan zehirlenmelerde ilk belirti gastrointestinal sistemin iritasyonuna bağlıdır. Ağız, boğaz ve midede yanma, bulantı, kusma, ishal olarak kendini gösterir. İlacın emilimine bağlı olarak solukluk, siyanoz, filiform nabız, konvülsiyon, şok ve koma gözlenebilir. Başlangıçta hastanın belirti vermemesi durumun ciddi olmadığını düşündürmemelidir. Öldürücü doz almış ve henüz belirti vermemiş olabileceği düşünülerek, bu yüzden her hasta ciddi olarak izlenmelidir.

Tanı
Özellikle bilinci kapalı hastalarda yakınları ve arkadaşlarıyla haberleşilerek gerekli bilgilerin toplanması ve laboratuar analizleri tanıya yardım eder. İdrar tahlili, pH, dansite, protein, hepatoksik ilaç zehirlenmelerinde karaciğer fonksiyon testleri, akciğer ödemi ve aspirasyon pnömonisini saptamak için akciğer grafisi, nefrotoksik ilaçlar akut böbrek yetmezliğine neden olabileceğinden elektrolit ve kreatinin ölçümleri, hastanın tanısınnı kesinleşmesinde ve yapılan tedavinin yeterliliği hakkında bilgi sağlamak için toksik ilacın dozunun bilinmesi, ritm ve ileti bozukluklarını saptamak için EKG çekilir.

Tedavi ve Bakım
Erken ve doğru tedavi ile zehirlenme vakalarının tamamen normale döndürülme şansı yüksektir. Bu yüzden hastaların hızlı bir şeklide değerlendirilmesi gerekir.

1- Semptomik tedavi
a) Solunum Bozukluğunun Tedavisi: Başa uygun pozisyon verilir. Takma dişler çıkartılır. Ağızadaki sekresyonlar ve kusmuklar temizlenir, gerekisre aspire edilir. Bunlarla solunum düzelmiyorsa yapay solunuma geçilir.

b) Hemodinamik kontrol: tansiyon, nabız sayısı, saatlik idrar miktarı ölçülür, hipovolomi ve ritm bozukluğu varsa tedavi edilir. Birçok ilaç vazomotor merkezleri depresyona uğratarak periferik dolaşım yetersizliğine neden olabilir. Hemen damar yolu açılarak hipovolomi (aşırı sıvı kaybı) düzeltilir. Buna rağmen düzelme olmazsa dopamin veya dobutamin kullanılır. Kardiyotoksi ilaçlarla oluşan ritm ve ileti bozukluğu tedavi edilir.

c) Merkezi sinir sistemi bulgularının tedavisi: Koma ajitasyonlu ise diazepam türü ilaçlara sakin komaya dönüştürülebilir. Ancak koma sakin ise, analeptiklere uyarılmaya çalışılmaz.

Mongolizm Hastalığı Nedir (Bebeklerde Zeka Geriliği)

01 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

Mongolizm Hastalığı Nedir (Bebeklerde Zeka Geriliği)

Zekâ geriliği ve vücutca birtakım kusurlar gösteren doğmalık bir hastalıktır. Mongolizmde kromozom sayısında bir sapma söz konusudur. Cünkü 46, yani 23 cift kromozom yerine, 47 kromozom vardır. Yaklaşık olarak 500 cocuktan birinde mongolizme rastlamak mümkündür. Mongolizmin kalıtsal olması olasılığı da vardır. Ayrıca, genellikle, yaşlı anadan doğan cocuklarda cok daha sık görülebilmektedir.

Zeka Geriliği Belirtileri, Nasıl Anlaşılır: Yüz oval ve yassı olur, gözlerde Çinliler gibi cekiklik vardır. Başın önden görünümü yuvarlaktır, ama coğu kez arka tarafı yassıdır. Parmaklar kısa ve küttür. Kulak kepcelerinde şekil bozuklukları görülebilir. Avucların ici maymun eline benzer, yani yatay cizgilerle doludur. Dil iri, burun kalkıktır ve birinci ayak parmağı ile ikinci ayak parmağı arasındaki acıklık normalden fazladır. Genellikle kas zayıflığı görülebilir. Kalp bozukluklarına da rastlanabilir.

Bebeklerde Zeka Geriliği Süreci: Mongoloid cocukta zekâ geriliği görülür. Vücut direnci az olduğu icin bulaşıcı hastalıkları kolayca kapma eğilimi gösterir. Bu nedenle de her zaman ölüm tehlikesiyle burun burunadırlar.

Tedavisi: Etkin bir yöntem yoktur. Mongoloid cocukların zaten ömürleri kısa olur. Mongoloid cocuklar arasında erişkinliğe ulaşanları sayısı oldukca azdır.

Tıp Sözlüğü – V

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

VAGOTOMİ: Vagus sinirinin etkisini ortadan kaldırmak amacıyla dallarından birisinin kesilmesidir.
VAGUS: Nervus Vagus onuncu kafa siniridir, kafatasından çıktıktan sonra mide , barsak sisteminin bir kısmına, kalp ve akcigerlere dallar verir.Bu sistemlerin fonksiyonlarında önemli rol oynayan bir sinirdir.
VAJEN: Kadın cinsel organı.
VAJİNİT: Vajina iltihabı.
VAKSIN: Aşı
VARİS: Kirli kan taşıyan damarların, fonksiyonel bozuklukları sonucu ya da kan akımının önündeki bir engel nedeniyle geniÅŸliyerek kıvrımlı bir hal almasıdır.Yüzeyel olduÄŸu gibi derin venlerde de varis geliÅŸebilir.
VARİKOSEL: Erkeklerde spermatik kordon venlerinin geniÅŸlemesi sonucu torbalar içersinde varis oluÅŸumu.
VASKÜLİT: Damar iltihabı.
VAZODİLATASYON: Damar geniÅŸlemesi.
VAZODİLATATÖR: Damar geniÅŸletici etkiye sahip ilaç, madde.
VAZOKONSTRÜKSİYON: Damarları büzülmesi, kasılması.
VAZOKONSTRÜKTÖR: Damarları büzen etkiye sahip ilaç, madde.
VAZOSPAZM: Damar kasılması, büzülmesi.
VEJETERYAN: Bitkisel gıdalarla beslenen, etyemez.
VEN: Kirli kanı kalbe taşıyan damarlar.
VERTEBRA: Omur.
VERTİGO: Genel anlamda baÅŸ dönmesi, hareket duygusu demektir. Ancak tansiyon düşmesi ile ilgili baÅŸ dönmeleri bu kapsamda deÄŸildir. Vertigodan kastedilen labirentit, iç kulak iltihabı, Meniere hastalığı gibi durumlarda olan baÅŸ dönmesi hissi Vertigo diye adlandırılır.
VİTİLİGO: Bir cilt hastalığı olup, vücudun çeÅŸitli bölgelerinde, yer yer renk (pigment) kaybı ile karakterize, normal bölgelerden keskin sınırlarla ayrılan beyaz lekeler.

Tıp Sözlüğü – P

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

PAKİMENENJİT: Beynin en dış zarının (dura mater) iltihabıdır.
PANDEMİ: Salgın bir hastalığın kıta düzeyinde çok geniÅŸ bir alana yayılmasına verilen isimdir.PALİLALİ: Psikolojik bir bozukluk olup, aynı cümle veya kelimenin bir çok defa tekrarlanmasıdır.PALYATİF: Hafifletici.PALPASYON: Elle dokunularak yapılan muayene.PALPİTASYON: Kalp çarpıntısı.PALSY: Felç, inme.PAN: Bütün.PANARİS: Tırnak yatağı iltihabı, dolama.PANARTERİT: Bütün arterleri kapsayan iltihabi durum.PANKARDİT: Kalbin bütün zarlarının iltihabı.PANKREAS: Karın boÅŸluÄŸunun üst tarafında ve bel omurlarının ön kısmında yerleÅŸik bir organdır.Salgılarıyla sindirm fonksiyonuna yardımcı olur ve kan ÅŸekerini düzenler.PANKREATİT: Pankreas iltihabıdır.PANOFTALMİ: Gözün bütün tabakalarının iltihabı.PANSİNÜZİT: Bütün yüz sinüslerinin iltihabı.PAPİLLOM: Meme başı gibi çıkıntılar yapan iyi huylu tümörler.PAPİLLOKARSİNOM: Kötü huylu papillom.PAPAVERİN: Opiumdan elde edilen, düz kasların spazmını çözücüetkiye sahip bir alkaloid.PAPİLLİT: Görme sinirinin retinaya girdiÄŸi yerin(optik papilla)ödemli iltihabı.PAPÜL: Ciltteki, sınırları belirgin, kabarık, 1 cm’den küçük çaplı lezyonlardır. PARA: Yanında, yan. Örn. (Para-aortik aortun yanında)PARAKARDİAK: Kalbin yanında, kalbe komÅŸu.PARALİTİK: Felç olan, felçli kiÅŸi.PARALİZİ: Felç.PARAMEDİAN: Orta hattın yanında, orta hatta yakın.PARAMEDİKAL: Bir dereceye kadar tıpla ilgili, hekimliÄŸi kısmen ilgilendiren.PARANAZAL: Burun boÅŸluÄŸunun yanında, buruna komÅŸu.PARANKİM: Bir organ yada bezin görev gören dokusudur. ÖrneÄŸin, karaciÄŸer parankimi denildiÄŸi zaman, karaciÄŸerin bütünü anlaşılır.PARAOZEFAGEAL: Ã–zefagusun ( yemek borusu ) yanında yer alan.PARAPLEJİ: Belden aÅŸağı her, iki bacağın tutmaması, felç hali.PARAPAREZİ: Belden aÅŸağı her iki bacağın kısmi felci, örn. hareket olup, yardımsız yürüyecek kadar güç olmaması.PARATİROİD: Tiroid bezi arkasında bulunan dört adet küçük beze verilen isim.PARATİROİDEKTOMİ: Paratiroidlerin ameliyatla çıkartılması.PARATRAKEAL: Nefes borusunun yanında yer alan.PARAVERTEBRAL: Omurganın ( Vertebral Kolon ) yanında yer alan.PARAZİTEMİ: Kanda parazit bulunması.PARAZİT: Asalak.PARASENTEZ: Ä°Ã§inde su veya cerahat toplanmış bir vücut boÅŸluÄŸundaki sıvıyı çıkarmak için yapılan delme ameliyatı.PARENKİM: Organın kendine özel doku yapısı.PARENTERAL: Ä°laç veya serumların ağız yolu ile deÄŸil damar yolu, adele içi gibi yollarla verilmesi.PARESTEZİ: UyuÅŸma, karıncalanma veya yanma hissi gibi duyusal bozukluklar.PARİETAL KEMİK: Kafatasının her iki yan tarafındaki kemiklere verilen isim.PAROKSİSMAL: Ani ve geçici krizler halinde gelen.PARSİYEL: Bütününü kapsamayan, tam olmayan, kısmi.PARTİKÜL: Parçacık, zerre.PARTUS: DoÄŸum.PAROTİS BEZİ: Kulak altı tükrük bezi.PAROTİTİS: Kabakulak.PATELLA: Diz kapağı kemiÄŸi.PATOJEN: Hastalık yapan madde veya mikroorganizmalar.PATOGENEZ: Hastalığın esas ve geliÅŸimi.PATOGNOMONİK: Bir hastalık için çok özel belirti, bu varsa mutlaka o hastalık akla gelmelidir gibi.PATOLOJİK: Normal olmayan, hastalıklı.PATOLOG: Hastalık nedeni ile dokularda meydana gelen deÄŸiÅŸimleri inceleyen bilimle uÄŸraÅŸan kiÅŸi.PEDİATRİ: Ã‡ocuk hastalıkları ile uÄŸraÅŸan tıp dalı.PEDİATRİST: Ã‡ocuk hastalıkları uzmanı.PELVİS: LeÄŸen kemiÄŸi.PENİS: Erkek cinsel organı.PERİTON: Karın içi organları çepeçevre saran, karın boÅŸluÄŸunun iç yüzünü örten zardır.PERİTONİT: Peritonun iltihabıdır.PERORAL: Ağız yolu ile.PETEŞİ: Ciltte nokta biçiminde kanamalar. (Damar dışına kan çıkması)PHENOTYPE: KiÅŸinin kalıtsal yapısının dışa akseden görünümü, aynı tür fertlerini belirleyen, gözle görülebilen özelliklerin tümü.PITRIASIS: Daha çok gövdede ve uzuvların gövdeye yakın yerlerinde yerleÅŸen, bazan kepeklenme gösteren bir cilt hastalığıdır. ÇeÅŸitli türleri vardır, bunlardan PITRIASIS VERSICOLOR’da deniz mevsimlerinde hasta olan bölge güneÅŸ ışını almadığı için daha belirgin hale gelir.PLAK: Plak, dermatologlar için açık bir anlamı olan ancak baÅŸkaları tarafından genellikle anlaşılmayan bir terimdir. YüksekliÄŸine oranla kapladığı alan geniÅŸtir ve keskin bir kenarı vardır. Plaklar en sık sedef hastalığında (psöriasis) görülür. PLEVRA: AkciÄŸerleri ve göğüs kafesinin iç yüzünü örten zar.PLEVRAL: Plevraya ait.PLÖREZİ: Plevra iltihabı. AkciÄŸerin üzerini örten plevra ile göğüs duvarını örten iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesi.PLÖRİT: Plevranın, sıvı birikmeksizin kuru iltihabı.POLİKİSTİK: Bazı organlarda çok sayıda içi sıvı ile dolu oluÅŸumlara verilen addır. Polikistik böbrek, polikistik meme gibi.POLİP: Organların ve vücut boÅŸluklarının iç yüzünü kapsayan mukoza adı verilen tabakadan menÅŸeini almış, saplı iyi huylu küçük ur.POSTERİOR LONGİTİDUNAL LİGAMENT: Omurgaların, omurilik kanalına bakan yüzünü saran baÄŸ dokusuna verilen ad. Bu baÄŸ dokusunun omurgaların ön yüzünde olanına da anterior longitidunal ligament adı verilir.POSTERO-LATERAL: Arka – yan.
PROBE KÜRETAJ: Probe Küretaj minik küretlerle ,tahlil amacı ile rahim içi dokusundan numune alma iÅŸlemidir.PROSTAT: Erkeklerde mesanenin altında ve idar yolunun baÅŸlangıcında bulunan genital sisteme ait bir bez.PROSTATİT: Prostat iltihabı.PSORIASIS: Halk arasında sedef hastalığı olarak bilinir. Sık rastlanan, özellikle diz ve dirseklerde ve vücudun diÄŸer bölgelerinde rastlanan simetrik, kırmızı, kabuklanma ve pullanma gösteren bir cilt hastalığıdır. Sebebi bilinmemektedir. PULMONER: AkciÄŸer veya akciÄŸerlerle ilgili.PULMONER ARTER: AkciÄŸerin büyük besleyici arteri.PÜSTÜL: Ciltte, içerisinde cerahat bulunan kabarık lezyonlardır.

Tıp Sözlüğü – K

31 Ekim 2011 Yazan  
Kategori Hastalıklar

KAKOZMİ: Pis koku.
KALYUM: Potasyum.KARDİAK (KARDİYAK): Kalbe ait.KARDİAK MASAJ: Kalp masajı.KARİNA: Trakeanın (nefes borusu), saÄŸ ve sol akciÄŸerlere girmeden önce ikiye ayrıldığı kısıma verilen ad.KARPAL TUNEL SENDROMU: Ãœst ekstremitedeki ( kollar ) en yaygın tuzak nöropatisidir. Tuzak nöropatisi, omurilikten çıkan periferik sinirlerin ekstremitelere giderken yakınındaki anatomik yapılardaki oluÅŸan basılar nedeniyle geliÅŸen bir nevi periferik sinir yaralanmalarıdır. Median sinir ( N. Medianus ), bilek çizgisinin hemen altında “Karpal Tunel” içindeki seyrinde basıya uÄŸrar.
Genellikle orta yaÅŸlı insanlarda görülür. Kadınlarda rastlanma oranı erkeklere nazaran 4 katı fazladır. Vakaların yarısında tutulum her iki eldedir.KAÅžEKSİ: Genel saÄŸlık durumunun bozukluÄŸu ile ilgili ileri derecede zayıflama hali.KATABOLİZMA: Maddelerin yüksek terkiplerinin, dokularda yakılarak daha basit terkipte maddeler meydana gelmesi.KELOİD: Eski bir kesi veya ameliyat yerinde aşırı nedbe dokusu oluÅŸmasıdır.KERATİN: Tırnak ve boynuzun ana maddesi.KERATİNİZASYON: BoynuzlaÅŸma.KERATİT: Kornea iltihabı.KERATOMA: Nasır.KERATOMETRE: Kornea kavislerini ölçmekte kullanılan alet.KERATOPLASTİ: MatlaÅŸmış korneanın yerine baÅŸkasından alınan korneanın konulması ameliyatı.KERATOSKOP: Korneayı muayene aleti.KERNİCTERUS: Yeni doÄŸanın ÅŸiddetli ikterinde beynin bazı çekirdeklerinin bilüribinin etkisiyle toksik degenerasyonudur.Çocukta zeka geriliÄŸi ve spastisite görülebilir.KETONEMİ: Kanda keton cisimciklerinin bulunması.KETONÜRİ: Idrarla keton çıkarılması.KIZAMIK: Salgın yapan virütik bir çocukluk çağı hastalığıdır.KİFOZ: Omurganın açıklığı öne bakan kanburluÄŸuna verilen ad.KİST: Etrafı membranla (zar) çevrili içi sıvı dolu oluÅŸumlar. Büyüklükleri muhtelif olup vücüdun her tarafında oluÅŸabilir.KİST HİDATİK: Bazı organlarda (daha çok karaciger, akciÄŸer , beyin) ekinokok adı verilen parazitlerin neden olduÄŸu içi berrak su görünümünde kistler.KİST SEBASE: YaÄŸ bezlerinin büyümesi sonucu deri altında oluÅŸan kistler.KLOSTROFOBİ: Kapalı yerlerden sebebsiz yere korkma reaksiyonudur.KLEPTOMANİ: Ä°htiyacı olmaksızın patalojik çalma dürtüsüne verilen addır.
KNSHA: Kalıtsal non sferositik hemolitik anemi.KOCH BASİLİ: Tüberküloz basiline, bulanın adına izafeten verilen ad.KOLESTEROL: Hayvansal ve bitkisel yaÄŸların içerisinde bulunan, karaciÄŸer tarafından sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunması halinde, damar sertliÄŸine neden olur, ve bazanda safra pigmentleri ile birleÅŸerek safra taÅŸlarının oluÅŸumunda rol oynar.KORPUS: Gövde.
KTA: Kalp Tepe Atımı.KÜRTAJ: Küretajın kelime anlamı kazımaktır. Ama burada adı geçen Kürtaj halk arasında, küçük hamileliklerde rahim içerisindeki ceninin tıbbi müdahele ile alınması kastedilmektedir. Kürtaj ayrıca teÅŸhis amaçlı da yapılabilir. Yani rahim iç duvarından kazınarak örnek alınıp incelenmeside kürtaj olarak adlandırılır.

Sonraki Yazılar »