Baş dönmesiyle Beliren iç kulak Hastalığı
08 Mart 2010 Yazan admin
Kategori Kulak Burun Bogaz
İç kulaktaki labirentin bir hastalığıdır. Baş dönmesi, kulak uğultusu, kulakta dolgunluk hissi ve işitme kaybı ile karakterizedir. Henüz nedeni hakkında tam bir bilgi edinilememiştir. Çoğunlukla 40 yaşının üzerindeki kimselerde görülür ve krizler şeklinde ortaya çıkar. Hasta, tamamen sıhhatte iken birdenbire başlayan baş dönmesi, şahsı oturma veya yatmaya zorlar ve hatta düşmesine sebep olabilir. Hastada şuur kaybı olmaz. Bulantı, kusma ve hasta kulakta işitme kaybı görülür. Baş hareketleri ile belirtiler şiddetlenir. Nistagmus ortaya çıkar ve hasta, nistagmusun olduğu yöne yatar. Krizler arasındaki sakin devrede belirtiler çok çeşitli olabilir. Kulak zarı normaldir. Her krizden sonra işitme kaybı gittikçe artar. Tedavisi, genel olarak tıbbi ve cerrahi olmak üzere ikiye ayrılır. Öncş tıbbi tedavi denenir. Eğer krizler sık geliyor ve baş dönmeleri nedeniyle normal yaşantısı sık lıkla aksıyor ise, ayrıca işitmesi bozulmuşsa cerrahi girişime karar verilir
Nefes Borusu
08 Mart 2010 Yazan admin
Kategori Kulak Burun Bogaz
Ağız ve gırtlaktan akciğerlere kadar uzanan yaklaşık olarak 11,5 cm. uzunluğunda kıkırdak dokudan yapılmış nefes borusuna, tıp dilinde trakea adı verilir. Solunum sisteminin diğer bölümlerini etkileyen hastalıklar, nefes borusunu da etkiler. Nefes veya soluk borusu da denen trakeanın iltihaplanmasına trakeit denir. Hastalık kuru bir öksürükle başlar. Çoğunlukla bu öksürük göğüs kemiğinin ardında ve kısmen boynun alt bölgelerinde ağrı yapar. İltihaplanma önlenmez ve gittikçe ilerlerse, öksürük sırasında balgam da gelebilir. Eğer iltihap steptokok cinsi mikroplar tarafından oluşturulmuşsa balgamda cerahat de görülebilir.
Basit bir üşütme sonucu meydana gelen iltihaplanmanın tedavisi, sıcak ve sakin bir yerde yatak istirahatı ile yapılır. Hastanın soluduğu havayı nemlendirmek için oda içinde çaydanlıkla su kaynatmak yarar sağlar. Ayrıca sıcak su içine konacak ilaçlarla buğu da yapılabilir. Nefes borusunda önce nezle şeklinde başlayan iltihaplar ihmal edilmeden tedavi edilmelidir. Aksi halde hastalık kronikleşir ve tedavisi güçleşir. Tedavide antibiotikler (penisilin, eritromisin) kullanılır. Nefes borusu, yabancı bir maddenin kaçması ile veya difteri gibi bir hastalık sonucu tıkanabilir. Bu durumda doktor çok kısa bir zamanda soluk borusunu açmak zorundadır. Traketomi denilen bir operasyonla gırtlak delinerek hastanın nefes alması sağlanır
Nefes Darlığı, Solunum Güçlüğü
08 Mart 2010 Yazan admin
Kategori Kulak Burun Bogaz
Soluk alıp vermenin güçlükle yapıldığı zorlu solunuma nefes darlığı, tıptaki adı ile dispne denir. Normalde bilinçsiz ve rahatça yaptığımız fizyolojik bir olay huzursuzluk içinde ve zor olarak yapılır bir hale gelmiştir. Normal solunum hareketi sinir sisteminin bir bölümü olan bulbustaki solunum merkezinden yönetilen bazı reflekslerle (Hering-Breuer refleksi) düzenlenerek kendiliğinden (spontane) devam eden, yaşam bakımından önemli bir olaydır. Soluk alma (inspırium) aktif, soluk verme (exprium) ise pasif olarak cereyan eder. Normalde, dakikada 14-18 defa soluk alıp veririz. Yenidoğanda ise doğumla başlayan solunum dakikada 44 kadardır. Bir defada ortalama 500 cm3 hava soluruz ki buna solunum hacmi (tidal volum) adı verilir. Dakika solunum hacmi, maksimal solunum kapasitesinin % 30′unu geçince (yani 50 İt.) hasta nefes darlığından şikâyet eder. Solunum yedeği azaldığından bu eksikliği gidermek için çok kere solunum hızlanır ki buna (polypnea) veya taşipne adı verilir. Bunun tersi olarak solunum sayısının daha da azalması (bradipne) üremi ve diyabet komaları ile daha ağır zehirlenme olaylarında görülür.
İç çekme (sighing respiration) dediğimiz olayda normal solunum ritmi derin bir soluk alma ile kesilmiştir. En çok sinirli kimselerde görülür, dispne sayılmaz
Solunumun yarıda kesilmesi plevra iltihap, larında, kaburga kırıklarında, kaburgalar-arası sinir ve adale ağrılarında görülür.
Hem ritm hem de solunum derinliğinin değiştiği düzenli olmayan solunum (Biot solunumu) ve periyodik olarak solunumun derinleştiği periyodik solunum (Cheyne-S-tokes solunumu) gibi solunum biçimleri bazı hastalıkların belirtileridir. Birçok kalp hastalığında, özellikle sol kalp yetmezliğinde bu tip solunum şekli karakteristiktir.
Ölüme yakın hastalarda görülen gürültülü trakeal solunum (stetor) öksürük reflekslerinin kaybolması sonuou trakeada biriken salgılar sonucu meydana gelir.
Üst sotunum yollarının daralma ve tıkanmalarında (angin, difteri, alerjik larenks ödemi, yabancı çişim), akciğer içi bronşların daralma ve tıkanmalarında (astım bronşiale, boğmaca, akut bronşit, anfizem, atelektazi, bronş kanserleri, pnömoni, akciğer ambolisi ve infarktüsü)ve plevra hastalıklarında (plörezi, pnömotoraks) dispne meydana gelir
Nezle
08 Mart 2010 Yazan admin
Kategori Kulak Burun Bogaz
Nezle burun mukozasının bakteriyel iltihabıyla ortaya çıkan bir çeşit hastalık durumudur. Burun mukozasının şişkinliği ve kızarıklığını sulu bir akıntı takip eder. Hemen akabinde burun florasını oluşturan pekçok mikrobun eklenmesiyle akıntı pürülan bir tür alır, sarıya ya da yeşil renge döner. Burunda yanma, tahriş , hapşırma, titreme ve ateş şikayetleri oluşur.
Basit nezle alerjik ve vazomotor rinitle gripin rinitinden farklı bir hastalık durumudur.
Bunun dışında birçok döküntülü hastalıkların başlangıç dönemlerinde nezle görülür. Bazı etkelnlerle akut rinit kalıcı hale gelir. Bu faktörler içinde sinüzit, kronik bademcik, sürekli sigara ve alkol, damarları daraltıcı burun damlaları kullanmak, sürekli toz ve dumanda kalmak sayılabilir.
Tedavi için ateş düşürücü, ağrı kesici , antihistaminikler, burun damlaları kullanılır. C vitamini faydalıdır. Antibiyotik gerekmez, ancak bazı durumlarda hekim önerisiyle antibiyotik ilaçlar alınabilir
Tehlikeli Bir Ağız Yarası – Noma
08 Mart 2010 Yazan admin
Kategori Kulak Burun Bogaz
Ağızda gangren şeklinde beliren stomatite noma denir. Kala-Azar hastalığının bir komplikasyonu olarak meydana gelenleri hariç çok kere öldürücü bir hastalıktır. Beslenmesi bozuk, ileri derecede zayıf çocuklarda ve ender olarak görülen bir yara şeklidir. Dişeti veya yanakta siyaha yakın renkte bir ülser yani yara şeklinde başlar. Kısa zamanda etrafa yayılır, gangren haline döner ve dokuları tahrip eder. Ülseri yapan mikroplar arasında Vineent spiro-ketleri ve cerahat yapan streptokoklar bulunur.
Tedavide yüksek doz penisilin kullanılır.
Öksürük ve Öksürük İlaçları
08 Mart 2010 Yazan admin
Kategori Kulak Burun Bogaz
Nefes aldıktan sonra, alınan havanın çok kuvvetli olarak dışarı itilmesine öksürük denir. Öksürme esnasında nefes borusunun ağzı kapanmış vaziyettedir. Hava, ses tellerinin arasındaki boşluktan geçerken bir zorlanma ile karşı karşıya kalır ve kuvvetli bir basınç farkı meydana gelir. Birçok hastalığın belirtisi olan öksürük, en fazla solunum yolu hastalıklarında, tahrişe bağlı olarak ortaya çıkar. Solunum yoluna kaçan yabancı bir cisim, alerjik maddeler, akciğer tümörleri veya sinirsel bazı hastalıklar, öksürük refleksini uyandırırlar. Esasında öksürüğün amacı solunum sistemini dış etkilerden ve tahrişlerden korumaktır. Solunum yoluna kaçan cisimleri veya bu yolu daraltan salgıları, vücut, öksürük refleksi aracılığıyla dışarı atar. Astım krizlerinde bronşlar daraldığı ve aşırı sekresyon olduğu için şiddetli öksürük meydana gelir. Muayene esnasında hastanın goğsu steteskop denilen alet ile dinlenirken, solunum yollarındaki darlığın yeri tesbıt edilebilir Ayrıca öksürüğe neden olan bazı haller radyografi çekilerek de teşhis edilebilir
Tüberküloz veya sılıkozıs gibi hastalıklar, akciğerlerde yer yer sertleşmeye ve doku bozukluğuna neden oldukları için oksuruk meydana gelir Ancak boğmaca gibi hastalıklarda ise esas belirti oksuruk olduğu halde, akciğerlerde feıyle bir durum oluşmaz Bazı vakalaraç ınfeksıyona bağlı oksuruk, hastalık tamamen iyileştikten sonra da devam edebilir.Bu hallerde, hastada oksurukalışkanlığının gelişebileceği bir tık halını alacağı akıldan çıkarılmamalıdır Devamlı olarak 2-3 hafta veya daha fazla suren öksürüklerde balgam tetkiki yapılarak ınfeksıyon kaynağı olan mikrop aranır Şayet sonuç alınamazsa radyografi çekilerek tumor olup olmadığı araştırılır Eğer öksürüğün nedeni bir ınfeksıyon ise antibıyogram sonucuna göre etkili bulunan antıbıotık ile tedavi edilir Ancak tam tedavi edilmeyen solunum yolu ınfeksıyonları akciğerlere zarar verebilirler öksürüğün kaynağı tumor ise bir operasyonla çıkarılması gerekir.
Basit öksürükler, ilaçla tedavi edilerek düzeltilebilirler Oksuruğu kesen ilaçların başında kodein, dıonın, dekstrometorfan gibi morfin türevi ilaçlar gelir Bunlar oksuruk refleksini teskin ederler Sodyum berrzoat, potasyum iyodür, gayakol, tıyokol, efedrın gibi ilaçlar oksuruğu yumuşatmak ve söktürmek için çok kullanılır Bu tur sokturucu ilaçlara ekspektoran adı verilir Buhar banyoları, sıcak içecekler, solunum yollarını rahatlatıcı ve gevşetıcı etki gösterirler. Eğer öksürüğün nedeni belli bir maddeye karşı alerji ise, kışı, o maddenin bulunduğu ortamdan uzaklaştırılmalı ve antıhıstamınık Dıfenhıdramın, Brıstamın grubu ilaçlar verilmelidir Astımlıların öksürüklerinde bronş açıcı ve antıastmatık denen ilaçlar faydalıdır
İşitme Protezi Türleri
08 Mart 2010 Yazan admin
Kategori Kulak Burun Bogaz
çeşitli biçimlerde olabilir; kullanılacak aygıtın dış görünüşü teknik zorunlulukların yanı sıra hekimin önerisi ve taşıyıcının beğenisi gibi başka etkenlere de bağlı olarak değişir.
Hekimi ilgilendiren konular işitme aygıtının yeterince güçlü olmasına dikkat etmek, hastanın durumuna göre kemik ya da hava yoluyla iletim sağlayan bir protez önermek ve hastanın işitme eşiğinin ne kadar üstünde ağrı duyduğunu belirlemektir.
Kulak salyangozundaki hasarın en tipik belirtisi işitme üst sınırının ve ağrı eşiğinin aşağı çekilmesidir. Normal bir kulak sesi belirli bir şiddete ulaştıktan sonra işitmeye başlar; işitme organının frekanstan bağımsız olarak en hafif sesle uyarılabildiği bu noktaya işitme eşiği denir.
Normal bir kulakta işitme duyusu ses şiddetinin yükselmesiyle orantılı olarak artar ve işitmenin üst sınırına ulaşıldığında ağrıya dönüşür. Salyangoz hasta olan kulakta ise işitme duyusundaki artış çok daha anidir; hafif sesler hiç işitilmezken şiddetli sesler normal bir kulağa geldiği kadar yüksek gelebilir ve hasta çok daha az şiddetli seslerde ağrı duymaya başlayabilir.
Bu gibi durumlarda işitme eşiğiyle ağrı eşiği arasındaki aralık azaldığından işitme protezi kullanmak zorlaşır. Sesin ya hastanın işitemeyeceği kadar hafif, ya da hastaya ağrı verecek kadar yüksek olma tehlikesi vardır
Sorunu çözmek için işitme aygıtına sesi güçlendirme düzeyini otomatik olarak denetleyen mekanizmalar takılabilir. Bunlar İngilizce’de “otomatik ses kontrolü” anlamına gelen Automatic Volume Control sözcüklerinin baş harfleriyle AVC olarak adlandırılır.
AVC ve başka modern sistemlerle donatılmış aygıtlar algılama tipi sağırlığı olan hastalar için de yararlıdır. Her ses frekansı için işitme eşiğini saptayan odyometri testiyle hekim işitme kaybının derecesini belirleyerek güçlendirme derecesi ve güçlendirdiği ses frekansların buna uygun bir protez önerir.
İşitme kaybının tipine ve özellikle kemik yoluyla ses iletiminin bozulup bozulmamış olmasına göre sesi kemik (kulak arkası kemiği) ya da hava (ortakulak boşluğu) yoluyla ileten aygıtlar kullanılabilir. Son yıllarda hava yoluyla iletimin çok yetersiz olduğu durumlarda bile işlev gören duyarlı aygıtların kullanıma girmesiyle bu sorun büyük ölçüde önemini yitirmiştir
Alerjiniz Varsa Duş Alıp Elbise Değiştirin
08 Mart 2010 Yazan admin
Kategori Kulak Burun Bogaz
İlkbahar mevsimi başladığında pek çok kişi için de alerji mevsimi başlar.
Polenlerin sebep olduğu burun tıkanıklığı, kaşıntı, gözlerde sulanma ve yanma şikayetleri oluşuyorsa bahar alerjisi olasılığı yüksek demektir.
Uzmanlar; bahar aylarının gelişiyle polenlerin yayılışı hızlandığından alerjisi olanların, daha çok sabahtan öğlene kadar olan sürede polen yoğunluğu sebebiyle dışarı çıkmamaları gerektiği uyarısında bulunuyorlar.
Ayrıca polenlerin etkilerini azaltabilmek için alerjik bünyeli kişilerin eve geldiklerinde mutlaka duş almaları ve giysilerini değiştirmeleri gerektiği belirtiliyor.
Yağda Çözünen Vitaminler
03 Mart 2010 Yazan admin
Kategori Vitaminler
A vitamini
Retinol, retinal ve retinoik asit gibi biçimlerde bulunur. Bunlann en etkin olanı retinoldür. Bazı bitkilerde pigment (boyarmadde) olarak bulunan beta-karoten (provitamin A) vücutta A vitaminine dönüştürülür. Balık yağında, karaciğerde, yumurta şansında, tam yağlı sütte ve tereyağında bol miktarda A vitamini vardır. Yeşil sebzelerde, ıspanakta, havuçta ve turunçgillerde karoten miktarı yüksektir. Normal beslenmeyle yeterli miktarda A vitamini alınabilir. Önerilen günlük doz kadınlarda 4.000 IU (uluslararası birim), erkeklerde 5.000 IU’dur.
A vitamininin vücutta özellikle epitel ve mukoza hücrelerinin bütünlüğünü sağlamaya yönelik önemli işlevleri vardır. A vitamini vücutta doku yenilenmesini ve hücre onarımını sağlayıcı etki gösterir.
Enfeksiyonlara karşı doğal savunma direncini destekler. Kemik büyümesi, üreme ve embriyon gelişimi için de büyük önem taşır. A vitamini eksikliğinin alacakaranlıkta görmeyi azaltarak gece körlüğüne yol açtığı eskiden beri bilinmektedir.
A vitamininin meme, akciğer, kalınbağırsak, prostat ve dölyatağı boynu tümörlerini, kalp hastalıklarını, damar sertliğini ve yaşlanmaya bağlı görme kaybını önlediği öne sürülmektedir. Aşın miktarda A vitamini alımına (50.000-100.000 IU) bağlı olarak ortaya çıkan A vitamini fazlalığında (hipervi-taminoz A) aşırı duyarlılık, iştah kaybı, baş ağrısı, deride kuruluk ve soyulma gibi belirtiler görülebilir.
A vitamini zehirlenmesinde kafaiçi basıncı artar, röntgen filminde özgül kemik bozuklukları görülür. Kanda A vitamini düzeyi çok yükselmiştir. Beta-karoten ise vücutta gerek duyulduğu ölçüde A vitaminine çevrildiğinden fazla alındığında bile zehir etkisi yaratmaz.
D vitamini
Etkin biçimleri ergokalsiferol (D2 vitamini) ve kolekalsiferoldür (D3 vitamini). Her iki madde de besinlerle alınan bazı öncü maddelerin güneş ışığının etkisiyle deride bireşimlenmesi sonucu ortaya çıkar. D vitamini kalsiyumun bağırsaklardan kana ve kandan kemiklere geçişini düzenleyerek kalsiyum metabolizmasında rol oynar. Kanda kalsiyum düzeyi D vitamini, paratiroit hormonu ve kalsitonin ile belirlenir.
Bol güneşli tropik bölgelerde D vitamini eksikliği seyrek görülür. Güneşli günlerin sayılı olduğu Kuzey ülkelerinde ise D vitamini eksikliğine daha sık rastlanır. Besinlere morötesi ışın uygulanması D vitamini miktarım artırır. Karaciğer, tereyağı, balık, yumurta şansı D vitamini bakımından zengin besinlerdir. Günlük önerilen 200 IU D vitamini gıda maddeleriyle alınabilir.
D vitamini eksikliği kalsiyum ve fosfor emilîmini aksatarak kemiklerdeki kalsiyum miktarını azaltır. Çocuklarda raşitizm denen hastalığa yol açan bu durum kaburgalar, kafatası ve bacak kemiklerindeki yapı bozukluklarıyla kendini belli eder. Erişkinlerde D vitamini eksikliğinin bir sonucu olan kemik yumuşaması ise osteomalazi adıyla tanınır.
Aşırı D vitamini alımına bağlı olarak ortaya çıkan D vitamini fazlalığının başlıca belirtileri halsizlik, çabuk yorulma, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishaldir. Boşaltım sisteminde kalsiyum çökelmesi sonucu idrar yolu taşları oluşabilir.
E vitamini
Kimyasal adı alfatokoferol olan E vitamini özellikle ayçiçeği gibi yağlı tohumlarda, sebzelerde ve balık yağında bulunur. Koroner kalp hastalığı, kas atrofisi (doku gerilemesi), itiyadı düşük (sürekli kendiliğinden düşük) ve şizofreni gibi çok değişik hastalıklarda E vitamininin yararlı olduğu öne sürülmüştür.
Son yapılan çalışmalar ise E vitamininin oksitlenmeyi engelleyici etkisi nedeniyle yüksek dozlarda alındığında kalp hastalığı ve bazı kanser türlerine karşı koruyucu olabileceğini göstermiştir. Bu çalışmalara göre E vitamini eklem ve deri hastalıklarında doku yenilenmesine yardımcı olmaktadır. Önerilen günlük doz kadınlarda 12 IU, erkeklerde 15 IU’dur. Bu miktarlan 100 kat aşan dozlarda bile bir yan etkisi saptanmamıştır.
K vitamini
Kanın pıhtılaşması için gerekli olan ve karaciğerde üretilen birçok pıhtılaşma faktörünün bireşiminde temel öneme sahiptir. Kimyasal olarak doğal bitkisel K vitamini filokinondur. Lahana, karnabahar, ıspanak, soya yağı, şeftali ve patateste, karaciğerde, balık yağında, yumurta şansı ve peynirde az miktarda bulunur.
Tedavide kullanılan yapay türevi menandiondur. Günlük önerilen dozu 65 mikrogramdır. Vitamin haplarında bulunmayan K vitamini tıpta pıhtılaşma zamanını kısaltmak amacıyla ve karaciğer hastalarında kullanılır.
Kahvaltının önemi Nedir
Birçok çocuk güne kahvaltıyla başlar ve kahvaltıyı takip eden ilk 10 saat içinde yiyeceklere çok fazla ihtiyaç duymaz. Kahvaltı, çocukların kan şekerini düzenler; bu nedenle çocuk sağlığı için oldukça önemlidir. Kahvaltı çocukların okulda gösterdiği performansı doğrudan etkiler. Uzmanlar sağlıklı bir şekilde kahvaltı eden çocukların sabah saatlerinde daha başarılı olduğunu belirtmektedir. Kahvaltı eden çocukların hızı, etkiye tepki verme kabiliyeti ve problem çözme yeteneği gelişerek artar. Kahvaltı eden çocuklar özellikle de sabah saatlerinde daha azimlidir. Kahvaltı etmeyen çocukların konsantrasyon düzeyi düşüktür. Kahvaltı etmeyen çocuklar standart başarı testlerinde kahvaltı eden çocuklardan daha düşük notlar alırlar. Düzenli olarak kahvaltı yapan çocukların beslenme tarzını kahvaltı yapmayan çocukların beslenme tarzı ile kıyaslayan araştırmacılar, kahvaltı öğününü atlayan çocukların bazı besin değerlerinden yoksun olduğunu bildirmiştir. Sabah kahvaltısı yapan çocukların yedikleri gıdalardan sağladıkları yararlar saymakla bitmez.
Dengeli bir kahvaltı (besin piramidinde gösterdiğimiz 5 gıdadan en az 3′ü) ile beslenen çocukların vücutlarına giren glikoz oranı çocukların düşünmesini, konsantrasyonunu ve öğrenmesini sağlayan beyin fonksiyonlarının düzenli olarak çalışmasını sağlar.
Çocuğunuz kahvaltı yapmak istemiyorsa…
Bazı çocuklar sabah uyandıklarında kendilerini aç hissetmezler. Bazı çocuklar ise sabah uyandıklarında huysuz olurlar ve yemek seçerler. Bunun nedeni kan şekeri seviyelerinin sabahları oldukça düşük olmasıdır. Sabahları yemek yememek için dökülen gözyaşları ve hırçınlıklar aslında birer açlık belirtisidir. Kahvaltı sofrasını savaş alanına çevirmeyin. Çocuklar sabah kalkıp giyindikten sonra biraz zaman geçirirlerse kendilerini daha iyi hissederler ve sonra kendi istekleri ile sofraya otururlar.
■ Çocuğunuza kahvaltıda ne yemek istediğini bir gece öncesinden sorun ve kalktığında kahvaltısını hazır bulmasını sağlayın.
■ Çocuğunuz kahvaltıda klasik kahvaltı yiyeceklerini yemek zorunda değildir. Sebze gibi sağlıklı yiyeceklerle hazırlanmış bir dilim pizza, bir kâse sebze çorbası ya da bir adet sandviç de kahvaltı yiyeceklerinden sayılabilir. Önemli olan şey sofranıza rafine olmayan karbonhidratları dahil etmenizdir. Bu şekilde çocuğunuzun protein, mineral, vitamin ve yağ ile dengeli olarak beslenmesini ve kan şekeri seviyesinin tüm sabah vakti boyunca sabit kalmasını sağlamış olursunuz.
■ Çocuğunuz kahvaltısını evde yapmak istemiyorsa, yiyeceklerini paketleyin ve eline verin. Okula giderken açlık hisseden bir çocuk, paketi derhal açar ve yolda kahvaltısını eder. Bir parça peynir, elma, minik bir yoğurt kutusu ve buğday ekmeğinden oluşan bir paketin aç bir çocuk tarafından okul yolunda ya da şemste açılarak tüketileceğinden emin olabilirsiniz. İyice pişirilmiş bir katı yumurta, bir adet mandalina ve buğdaydan yapılmış bir sandviç ekmeği de çocuğunuzun severek yiyeceği kahvaltı yiyecekleri arasında yer alır. Çocuğunuzun yolda yemesi için küçük bir kutu müsli de hazırlayabilirsiniz. Ancak çocuğunuz kahvaltısını okula giderken yapacaksa, hazırlayacağınız muslinin içine süt koymayın: Dökülür.
Şekerli müsli
işlemden geçirilmiş ve bol şeker içeren kahvaltılık müsli çeşitlerine karşı dikkatli oiun. Bu tür gıda maddeleri kan şekerini suni yollarla yükseltir. Bol şekerli bir müsli çeşidi ile kahvaltı eden bir çocuğun kan şekeri seviyesi daha öğlen vakti gelmeden düşer. Bu tür müsli çeşitlerinin besin değerleri çok düşüktür ve vücutta toksik birikime neden olur. Çocuğunuz kahvaltıda sadece müsli yiyor olsa bile, aşırı şekerli ve işlenmiş müsli çeşitlerini satın almayın. Evinizde farklı çeşit ve tatlarda şeker içermeyen ve işlemden geçirilmemiş müsli markalarını bulundurmaya çalışın. Çocuğunuz müslisinin içine şeker koymanız konusunda ısrar ederse, şeker kullanmak yerine, müsli kâsesinin içine bir adet muz dilimleyin ya da minik bir kutu meyveli yoğurt karıştırın.













