Ağız ve Ağız Hastalıkların Tedavusu

07 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Agiz Sagligi

Sindirim borusunun ilk boşluğu olan ağız, mukoza dediğimiz ince bir epitel tabakası ile kaplıdır. Mandibula denilen alt çene kemiği ve maksilla denilen üst çene kemiği üzerinde sıralanmış dişler ve yanak ile çevrili olan ağız boşluğu önde dudaklarla kapanır, arkada sindirim ve solunum borusuna açılır. Ağzın içinde birçok kasların birleşmesinden oluşan, çiğneme ve konuşma işlevinde yardımcı, cok hareketli bir organımız olan dil bulunur. Yediğimiz ve içtiklerimizden zevk almamızı sağlayan tat alma duyusunun organı olarak dil bu işlevini üzerinde bulunan tat alma tomurcukları aracılığıyla yapar, besin ve cisimlerden aldığı kimyasal değişiklikleri beyine iletir. Bu tomurcuklar başlıca 4 temel tadı (tatlı, ekşi, acı, tuzlu) ve dokunma duyusunu hissederler. İnce tat farklılıklarında koku alma duyusunun da ortak rolü vardır

Dilin kuruması ve paslanması (kızıl, tifo, pnömoni gibi) bazı ateşli hastalıklarda, dizanteride, üremide, akut karaciğer hastalıklarında görülür ve teşhiste hekime yardımcı belirtilerin başında gelir. Ağız kokusu (halitosis) denilen, çevreyi ve kişiyi rahatsız eden koku da bazı hastalıkların (asidoz, üremi ve karaciğer koması) belirtisi olabileceği gibi, ağız bakımı ve sağlığına önem vermeyen kişilerde dişeti iltihaplarından (piyore) veya çürük dişlerden de ileri gelebilir.

Dil üzerinde ortaya çıkan ve aft denilen herpetik yaralarla dil iltihapları dilde ağrılı yanma duyusuna (glossodynia) neden olabilir ve hastanın nekime baş vurmasını gerektirir, Bozuk dişler, protezler, bazı enfeksiyon etkenleri (virüsler, mantarlar) ve beslenme bozuklukları da dil iltihabına yol açabilir

Ağız Yaraların Tarifi

07 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Agiz Sagligi

Ağız mukozasının iltihaplanmasına genel olarak stomatit, dilin iltihaplanmasına ise glossit adı verilir. Ağız içinde bulunan mikroplar ve mantarlar bir denge halindedirler. Bu dengeyi bozan ve enfeksiyon etkeni olan bakteriler, virüsler ve mantarlar ağızda ülser meydana getirebilirler. Ayrıca bazı kan hastalıklarında ve tedavi için kullanılan ilaçlara bağlı olarak da ağızda yaralar görülür. Ağızdaki dişler ve takma dişler de mukozayı tahriş edebilir Ağız içinde en çok görülen yaraların bir çeşidi, ağrılı olduğu için konuşmayı güçleştiren aftöz stomatit ve herpes (uçuk) denilen, bazen tek veya 2-3 tane bulunabilen 3-5 mm. çapında oval veya yuvarlak, kenarları belirgin kabarcıklardır. Bunların etkeni virüs olduğu için tam bir tedavisi yoktur. Antibiotik ve antimikotik (Tetrasik-lin, Misteklin), ayrıca kortizon, B vitamini kompleksi ve C vitamini verilebilir.
Mantarların neden olduğu ağız yaralarına halk dilinde pamukçuk, tıp dilinde moni-liasis veya müge denir. Bu durum, çocuklarda daha çok görülür. Tedavisinde, antimikotik denilen ilaçlar (Nystatin) veya jansiyan moru (violet de gentiane), metilen mavisi (blue de methylen) gibi eriyikler uygulanabilir.Dilde yaralara frengide, tüberkülozda, difteri ve lösemide rastlanır. Ağız yaraları yanı sıra dilin iltihaplanması ve ağrıması demir eksikliğinden ileri gelen kansızlıklarda, şeker hastalığında görülür. Dilde beyaz ve çatlaklı bir kalınlaşma kanser öncesi bir hastalık sayılan lökoplaziyi akla getirebilir. Ayrıca diltn ön kenarlarında sert bir yüzey üzerinde acılan yaralar dil kanserinin başlangıcı olabileceğinden vakit geçirmeden bir doktora başvurmak gerekmektedir.

Yeni Aktınomikoz Tarifi

07 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Agiz Sagligi

Aktınomikoz

Normalde ağzımızda bulunabilen ve anaerob denilen yani havasız yaşayabilen bir mantarın yaptığı hastalığa aktınomikoz adı verilmektedir.Hastalık, çenede hafif ağrılı sert bir şişlikle başlar, sonra yumuşayarak bir kaç yerden açılır. Akıntıda, sarı tanecikler içinde mantarın iplik şeklindeki filamanları görülür.Tedavi edilmezse, akciğerlere, karında apandiks’e yayılabilir. Tedavide, damar yoluyla günde 12 milyon penisilin uygulanmaktadır

Bademcik İltihabı, Ameliyatı,Boğaz Anjinin Tarifi

07 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Agiz Sagligi

Boğaz Anjini-Bademcik İltihabı
Ağızda yutağın her iki yanındaki badem büyüklüğündeki lenf bezlerine bademcik (tonsil) ve iltihaplanmasına da tonsilit adı verilir.
Bademcikler boğaz çevresinde yer alan ve VValdayer halkası diye isimlendirilen lenfoid savunma halkasının en büyük bezleridir. Bademciklerin üst yüzündeki kapsülde kripta denen girinti ve çıkıntılar vardır ve bu girintiler içinde birçok mikrop barınır. Bademcikler, bazı çocuklarda solunumu güçleştirecek kadar büyük olabilir ve zamanla gerileyip normale dönerler:
Streptokokların sebep olduğu akut tonsilit boğaz ağrısı ve ateş ile başlar. Halk arasında anjin diye bilinen bu hastalıkta bademcikler şiş ve kırmızıdır. Kriptolar içinde cerahat toplanmasına bağlı olarak sarı benekler görülür. Boyundaki lonf bezleri genellikle büyür ve ağrılıdır.
Tedavi antibiotik (penisilin) ve analjezik (aspirin, novalgin v.b.) ile yapılır. Erken tedavi, akut romatizma, endokardit gibi komplrkasyonları önleyeceğinden faydalıdır. Hastalıklı, büyümüş ve nefes almayı güçleştiren bademciklerin ve adenoidlerin cerrahi olarak alınması doğru olur. Bu operasyona tonsilektomi denir.
Kızarmış ve şişmiş olan bademcikler birçok hastalığın habercisidir. Antibiotik tedavisi ile yardım edildiğinde organizma kendisini iyileştirir Sık sık meydana gelen bademcik iltihapları bazen onların ameliyatla alınmalarını gerektirebilir.

Dil ve Hastalıkları, Dil Yarasın Tarifi

07 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Agiz Sagligi

Boğazın tabanına bağlı olarak hareket edebilen, adeleden oiuşmuş bir organdır. En önemli görevleri, çiğnemeye yardımcı olmak, besini yutmak, tad almak ve konuş­ma fonksiyonunu sağlamaktır. Tad alma kabarcıkları, dilin her iki yanın­da bulunur. Bunlara papilla da denir. Di­lin üzerinde, ağzın bitiştiği yerde ve gırt­lakta da bulunurlar. Ince bir zar, dilin alt yüzeyini, ağzın tabanına bağlar. Frenilum da denen bu bağ bazen çok kısa olur ve çocuğun peltek konuşmasına yol acar. Basit bir operasyonla bu durum küçük yaşlarda giderilebilir.
Normal olarak dilin rengi pembemsi beyaz, nemli ve temizdir. Dilin kuru olması, koyu renk alması, üzerinde tüy bulunması, has­talık belirtisi sayılır, insanı rahatsız eden şikâyetlerden biri de dildeki yanma ve acı duygusudur.
Kızıl hastalığında, dil şişer, üzerinde kü­çük kabarcıklar belirir ve parlak, kırmızı bir renk alır. Bu görünüm çileğe benzedi­ğinden çilek dili adı verilir.
Dilin mikropla, mantarlar ve virüslerle eh-fekte olmasına veya sivri ve çarpık dişler yüzünden

Dil yanması çoğunlukla sindirim sistemin­deki bozuklukla ilgilidir. Bu durumda, sin­dirim sistemi şikâyetlerini gözden geçir­mek üzere doktora gitmek faydalıdır.
Bazı vakalarda dildeki yanmanın ve yara­ların, dişlere dolgu yapılması sonucu or­taya çıktığı anlaşılmıştır. Dolgu yerindeki elektrik potansiyelinin farklı olması bu du­rumu doğurur.
Bazen dilin yüzeyi, düzgünlüğünü yitirip girinti çıkıntılarla dolabilir. Bu duruma coğrafya dili denir. Bulaşıcı değildir. Ba­sit antiseptiklerle, ağız yıkamayla, vitamin bakımından zengin, demir ve karaciğer gi­bi kansızlığa karşı maddeler içeren besin ve ilaçlarla tedavi edilebilir. Papillaların aşırı uzayarak küçük siyah kıllar şeklini almasına siyah kıllı dil (Lingua nigra pilosa) denmektedir. Sebep olarak bazı mantarlar, mikroplar ve antibiotikler gösterilmektedir.

Yeni Diş Bakimi

07 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Agiz Sagligi

Dentin (substantia eburnea) tabakası kim­yasal yapısı, fiziksel sertliği ve biyolojik özelliği bakımından kemiğe çok benzer, an­cak mine kadar sert değildir. Dentin odon-toblast adı verilen özel hücrelerden yapıl­mıştır, ana maddesi bol fibril ihtiva eder. Genç insanlarda hafif şeffaf olcn dentin, yaşlandıkça kanalcıkların boşluklarındaki kireçli maddeler çökmesiyle tamamen şef­faf (transparan) bir dentin durumuna geçer. Süt dişleri zamanla dökülür, yeri­ne kalıcı dişler çıkmaya başlar. Mavi-beyaz renkteki süt dişleri, sarımtırak renkteki kalıcı dişlere nazaran genel ola­rak daha küçüktürler. Süt dişlerinde mine boyun hizasında tümsek meydana getir­miştir, zamanı geldikçe de sallanarak dü­şerler. Kalıcı dişler 5-20 yaşlar arasında çıkar. Önce azı dişleri çıkar, arada düş­memiş süt dişleri vardır. Daha sonra 12 yaşlarında M-7 çıkar. Dişlerin çıkış sıra­sı şematik olarak gösterilmiştir. En son çıkan, arkadaki en ufak azı dişi akıl dişi veya yirmi yaş dişi diye bilinir.

Ağızda bulunan dişlerin görevi besinleri koparmak ve öğütmektir. Gelişmiş bir insanda 32 diş bulunur. Dişin görevlerine ve biçimlerine göre değişik adlar verilmiştir. Önde kesici dişler (incisi-vus) (1,2), onların yanında köpek dişi (caninus) (3), yanlara doğru küçük azı dişleri (premoler) (4,5) ve arkada büyük azı dişleri (moler) (6,7,8) yer almaktadır. Kesici dişler isminden de anlaşıldığı gibi üst kısmındaki kesici kenarları karşılıklı gelerek besinleri keser. Köpek dişlerinin sivri olan üst kısmında bulunan tüberküller besinleri parçalamaya yarar. Azı diş­lerinin geniş olan üst bölümleri yani çiğ­neme yüzeyleri besinlerin öğütülmesi için uygun bir yapıdadır. Bir dişin ağız boşluğunda dişetinden dışarda kalan kısmına kron, çene içinde gö­mülü olan kısmına kök ve bu ikisinin bir­leştiği kısmına da dişin boynu (köle) denir. Kesiciler, köpek dişi ve genellikle birinci küçük azılarda dişin bir kökü vardır. İkin­ci küçük azılarda diş genellikle iki kök­lüdür. Üst çene azı dişleri ise üo köklü­dürler. Her dişin ana kitlesini oluşturan kısmına dentin adı verilir. Dentin kronda, mine denilen bir tabaka ile, kökte ise sement ile kaplıdır. Dişin görünen kısmını örten mine (substan-tia adamantinea) tabakası kronu değişik kalınlıkta kaplamıştır. Kesici kenara doğ­ru 2,5 mm. ye kadar kalınlaşan mine ta­bakası boyun bölgesine doğru gittikçe incelir. Her diş kökü çene kemiğinde alveol denen kendine özel bir boşluğa girmektedir. Di­şin kök kısmındaki dentin tabakasını al­veol içinde saran ve onu sımsıkı tutan maddeye ise sement denir. Kök sementi dişin kemiğe en fazla benzeyen dokusu­dur. Mine sınırından apeks’e kadar bütün kökü örter. Sement kendisi ile çene ke­miği arasında bulunan bir zar (periyodont) yoluyla diş kökünü kemiğe yapıştırır. Al-veolün kemik duvarında bulunan gayet kü­çük delikler (beslenme delikleri) dişin bes­lenmesini sağlar.

Diş Hastalıkların Tarifi

07 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Agiz Sagligi

Diş çürümesinin ve diş hastalıklarının oluşmasında ağızda bulunan yemek artıklarının, tükürüğün hep birlikte diş üzerinde oluşturduğu ta­bakanın (plak) rolü büyüktür. Fazla çiğ­nemeye gerek bırakmayan yumuşak ve karbonhidratlı yiyecekler diş aralarında kalarak bakterilerin çoğalmasına yol açar­lar. Bakteriler şekerli artıkları diş minesi­ne zararlı asitli maddelere çevirir ve minenin kalsiyumunu eritir. Minedeki bu kal­siyum eksikliği önce dişte beyaz bir be­nek olarak görülür. Dentin kanalları aracı­lığıyla mikroplar pulpaya girip pulpa ilti­habına sebep olurlar. Pulpada basıncın artması ağrıya neden olur. Kan akımı du­rup da pulpa beslenmezse diş de ölmüş olur. Dişin rengi koyulaşır ve daha ko­lay kırılabilir bir duruma gelir. Her gebeli­ğin anneye bir dişe malolduğu söylentisin­de hakikat payı vardır. Gebelikte kalsiyum eksikliği dişlerin kolay çürümesine neden olabilmektedir. Dişteki iltihabın diş köküne ve çevresine yayılması zonklayıcı ağrılara yol acar. Çe­ne kemiğine doğru ilerleyen iltihap kemik zarı altında apseye (subperiyostal abse) sebep olabilir. Çevre dokulara yayılan ilti­hap yanağı şişirir ve bazan bir yol bularak dışarıya açılabilir, yani fistül meyda­na gelir.
Dişetlerinin iltihabına gingivitis, apsesine piyore denir. Bu durumda dişeti kırmızı ve şiştir, kolayca kanar, ağrı pek duyulmaz. Dişeti iltihabı derine doğru ilerledikçe pe-riyodontitis meydana gelir. Zamanla aşı­nan ve zayıflayan dişetleri dişlerin sallanıp dökülmesine neden olabilir.
Dişlerdeki şekil bozuklukları genellikle ço­cuklukta edinilen kötü alışkanlıkları^ ör­neğin uzun süre parmak emmenin sonu­cudur. Ayrıca süt dişlerinin zamanında dö­külmemesi de kalıcı dişlerin yanlış ve çar­pık çıkmasına neden olabilir.

Ağız Kokusun Tarifi

07 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Agiz Sagligi


Diğer ağız kaynaklı nedenler sürekli bademcik iltihapları, ağız içinde oluşan mantar hastalıkları ve ağızda yara yapan hastalıkların seyrinde de ağız kokusu oluşabilir. Ağız kuruluğuna neden olan Tükürük bezi hastalıkları, şeker hastalığı, hepatitler, Vitamin eksiklileri, menopoz, duygusal gerilim, ilaçlar azalmış tükürük akımına neden olarak ağzın kendi kendini temizleme mekanizmasının ortadan kalkmasına ve ağız kokusu oluşur.

Ağız kokusunu yol açan ağız dışı sebepler var mı?
Ağız dışı nedenlerin başında burun ve sinüslerden kaynaklanan ağız kokuları gelir.  Burada özellikle burun tıkanıklığı bulunan insanlarda ağız solunumundan dolayı ağız kuruması olmakta bu da oral hijyeni bozup halitozise yol açmaktadır. Sinüzit iltihaplanması ve artmış tükürük salgısı ile halitozis sebebi olabilir. Burunda veya ağız-yutak da mevcut yabancı cisimler iltihaplanmaya yol açarak nefeste kötü kokuya sebep olabilmektedir. Birçok yabancı cisim kaza eseri buruna içine kaçmış ve uzun süre ihmal edilip kalmış olabilir. Özellikle çocuklar ve zihinsel engelli hastaların değerlendirilmesinde yabancı cisimler akla getirilmelidir.

Psikolojik ağzı kokusu yani “halitofobi” neden kaynaklanır?
Bazı hastalar başkalarının fark etmediği ağız kokusundan şikâyetçi olabilirler. Bazen bu inanç o kadar kuvvetli olur ki hayatlarını olumsuz yönde etkiler, depresif bir hâl alırlar ve hatta intiharı bile düşünürler. Bu hayali halitozis “Olfactory Reference Sendrom” adı verilen psikiyatrik bir durumdur ve hasta kendisinden kaynaklı kötü bir koku olduğuna inanır. Stres altındaki bireylerde tükürük akımındaki azalmayla beraber dolaylı olarak halitozis ortaya çıkabilir. Ayrıca stresin ağız ve diş sağlığını da olumsuz etkilediği bilinmektedir.

Halitofobi nasıl tedavi edilir?
Hasta ve hekim arasında iyi bir iletişim kurulabilirse hastanın ağız kokusuyla alakalı anksiyetesi ve diğer insanların davranışlarıyla ilgili korkusu azalabilecek ve kokuya yönelik yapılan basit tedavi metotlarıyla rahatlayabilecektir. Bu iyi kurulmuş ilişki hastanın psikolojik danışmayı kabulüne de yardım edecektir

Ağız kokusunun teşhisi nasıl konur?
Ağız kokusunun saptanmasındaki basit bir test de hastanın kendi bileğini yalamasıdır. Birkaç saniye yalanan yerin kuruması beklendikten sonra bölge koklanır.

Kötü kokunun dilden kaynaklı olup olmadığının değerlendirilmesi dilin arka yüzeylerinden plastik bir kaşık vasıtasıyla kazıma yapılması ve koklanmasıyla tespit edilir. Ayrıca “Diş ipiyle yapılan ağız kokusu testi” ise, mumsuz diş ipi arka taraftaki dişlerin arasından bölgelerinden geçirilir ve testi yapan kişi 3 cm mesafeden koklayarak değerlendirmesini yapar

Gaz kromatografi yöntemi nedir?
Sülfür içerikler için çok hassas fotometrik dedektörler içeren bir cihazdır. Ancak bu cihazın kullanımı için özel, uzman bir personel gerekmesi sebebiyle araştırmayla uğraşmayan kullanıcılar için pratik değildir.

Halimetre nedir?
Halimetre, nefesteki sülfür içerikleri tespit ederek ağız kokusunun teşhis ve tedavisinde önemli rol oynar. Ağız kokusuna yol açan gaz bölümlerini milyarda bir hassasiyetle “ppb” (parts per billion) cinsinden tespitinde kullanılır. Ölçümler hastanın ağız veya burnundan verdiği hava ile yapılır. En sık kullanılan, en hızlı en kolay metodudur. Halitozisin tanısına yönelik geliştirilen tanı ve uyarı araçları da teknoloji hızıyla daha popüler bir kimliğe kavuşmaktadır.

Ağız kokusu nasıl tedavi edilir?
Tedaviye başlamadan önce kokunun kaynağını bulması gerekir. Burada hastaları değerlendirmede diş doktoru, KBB uzmanı, gastroenteroloji uzmanı gibi ekiplerin beraber çalışması mutlaka tedavinin başarısını arttıracaktır. Ağızda oluşan koku sıklıkla diş tedavisi tedavi gerektirir. Halitozisin tedavisinde etkili metot ağız temizliğine ve temel diş-dişet bakımın yapılmasıdır.

Ağız kokusunu engelleme yöntemleri
* Diş problemleriyle diğer patolojik nedenlerin tedavisini yapın. Tam bir ağız muayenesi yaptırın. Koku testleri uygulanabilir ki bu testlerle uçucu sülfür gazları ve halitosis hastalığının boyutları tespit edilir.
* İleri dişeti hastalıkları ve/veya diş çürükleri tedavi edilmelidir.
*Ağız enfeksiyonları yok edilmeli gömük, sorunlu dişler çekilmelidir.
* İyi bir ağız hijyenine özen gösterilmeli. Dişlerin tüm yüzleri ve dil sırtı temiz tutulmalıdır. Ağız enfeksiyonları tedavi edildikten sonra gargaralar ve diş macunları da yardımcı olabilir.
* Ağız kuruluğuna mani olmak için gün boyu su için.
* Tükürük salgısını hareketlendirin: bakteri oluşumunu önlemek için ağzın oksijenlenmesine yardımcı olur. Şekersiz sakız çiğnemek bunun en kolay yoludur. Bu arada mentollü pastillere dikkat! Kokuyu giderir gibi görünse de kuruluğa neden olur.
* Su içeriği bol olan sebze (domates, kereviz, pırasa) ve meyveler (elma muhteşem bir ilaçtır) tüketin. Yiyeceklerinizin üzerine maydanoz doğrayın.
* Eczanelerde satılan maydanoz yağı bazlı kapsüller alın.
* Sarımsak, soğan ve baharattan kaçının (ya da, sarımsak ve soğanı pişirerek yemeyi tercih edin). Çoğunlukla kötü sindirildiklerinden süt ürünleri de bu probleme neden olabilir.
* Dilinizin üzerinde biriken bakterileri temizlemek için bir dil raspası kullanın veya fırçalama sırasında dilinizi temizleyin.
* Alkol ve sigarayı bırakın.

Pekçok kişi yaşamında en azından birkaç defa ağız kokusundan mustarip olmuştur. Tıpta Halitosiz olarak aisimlendirilen  “ağız kokusu” pek çok farklı sebeplerden meydana gelebilir . Kötü kokan nefes kokusu problemi yaşayan insanlarda önemli sosyal ve psikolojik sorunlara sebep olan ağız kokusu hastalığının mevcut insanların en az yüzde ellisini etkilediği sanılıyor.

Ağız kokusunun Sebebi Nedir?
Halitozis adını verdiğimiz ağız kokusu, ağızda yer alan bakterilerin hidrojen sülfür içerikli ürünlerinden meydana gelmektedir. İyi ağız temizliği olan kişilerde hidrojen sülfür üreten bakteri popülasyonu azınlıkta iken ağzını iyi temizlemeyen kişilerde kişilerde bu tür bakteri sayısı oldukça artmaktadır.

Ağız kokusunu çeşitleri var mıdır?
Ağız kokusu fizyolojik, patolojik ve psikolojik olmak üzere üç grupta incelenir.
Fizyolojik ağız kokusu nedir?
Açlıkta ve beslenme alışkanlığına bağlı olarak yemeklerden hemen sonra fark edilen ağız kokusudur.
Fizyolojik ağız kokusuna ne yol açar?
Yüksek protein içeren; kırmızı et, balık, peynir ve süt ürünleri gibi besinlerde bakterilerin etkileşmeleri neticesinde oluşur.  Bunların dışında soğan, sarımsak, turp gibi koku veren yiyecekler de ağız kokusuna neden olan sülfür içermelerinden dolayı nefes kokmasına sebep olur.  İçki, kahve ve sigara içmek de ağız kokusuna neden olmaktadır.

Ağız Kokusu Nasıl tedavi edilir?
Fizyolojik ağız kokusu; etkili bir ağız temizliğine hemen cevap verebilen türde bir ağız kokusudur.

Patolojik Ağız kokusu nedir?
Patolojik ağız kokusu kalıcı bir durumdur. Diş fırçalama, ağız çalkalama gibi alışılmış ağız temizleme yöntemleri ile düzelmez. Kokunun asıl kaynağına inilerek tedavi yapılması icap eder.

Patolojik ağız kokusuna ne sebep olur?
Çoğu zaman ağız-yutak hastalıkları ve türlü sistemik hastalıklarda meydana gelir. Yaklaşık yüzde 90 ağız kaynaklıdır. Ağız kokusu temel olarak ağız boşluğunun hijyeni ve diş-dişeti sağlık durumu ile alakalıdır. Kokuya gıda artıkları, ağız mukozasından dökülen hücreler, tükürük ve ağızda toplanan lökositlerin artıkları yol açar. Ağız kaynaklıları da genellikle dişeti hastalıkları, diş çürüğü, ağızdaki eski dolgu ve kaplamaların altındaki çürüklerden ortaya çıkmaktadır.

Ağız Kokusunu Önlemenin Püf Noktaların Tarifi

07 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Agiz Sagligi

Günümüzde pek çok kişide görülen ve ortama rahatsızlık yaratan ağız kokusu birkaç yöntemle yok edilebilir. Dokorlar dişeti hastalığı, diş çürüğü, sorunlu dolgu ve ağzında tükürüğün az bulunmasını nedenleri arasında gösterdiği ağız kokusunun, düzenli diş fırçalama ve diş hekimine gidilmesiyle ortadan kaldırılabileceğini söylüyor.

Bunlara ek olarak, bu zamana kadar fazla bilmediğimiz dilin fırçalanması da ağız kokusunun ortadan kaldırılmasında faydalı olabiliyor.

Diş Hekimi M. Sözmen, çevremizdeki birçok kişide ağız kokusunun büyük bir problem olarak karşılarına çıktığını ifade ediyor. İnsandaki ağız kokusunun yüzde 90 sebebinin diş ve dişeti hastalıklarından kaynaklandığını ifade eden Sözmen, kokunun önüne geçilmesi için düzenli diş fırçalamanın ve diş ipi kullanmanın öneminden söz ediyor. Zira ağız kokusunun en önemli sebebi diş aralarında kalan gıda artıkları. Buna ek olarak ağızda kokuya neden olan, çürük, problemli dolgu, dişeti çekilmesi ve diş taşı problemi bulunuyorsa muhakkak bir diş doktoruna gitmeniz tavsiye ediliyor. Çünkü dişlerinizi düzenli fırçalasanız da bunların tedavisi diş hekimi koltuğundan.

Sözmen’in, kokuya sebep olan faktörler arasında sözünü ettiği diğer bir önemli faktör ise ağızdaki tükürük miktarı. Ağızda salgılanan tükürüğün yıkayıcı etkisi bulunması, dişleri temizleyerek, ağızdaki zararlı maddelerinin etkisini azaltıyor. Tükürüğün az olması bu etkiyi zayıflatıp, ağız kokusuna neden oluyor. Sözmen, Böyle hallerde hastada diş taşı çok olur. Koku da fazla olur. Ayrıca dişini iyi fırçalamıyorsa tehlike çok ciddi aşamalara ulaşır. Kişi bol su içmeli ve düzenli diş fırçalamalı ki denge sağlansın, şeklinde konuştu. Sözmen bunlara ek olarak, dilin de fırçalanmasının ağız kokusunun önüne geçilmesinde önemli olduğunu ifade ediyor. Zira sigara, çay ve kahve içenlerde dil pası meydana geliyor. Bu da kokuya sebep oluyor. Sözmen bu durumda ‘dişlerinizi fırçaladıktan sonra dilinizi de mutlaka fırçalayın.” dedi.

Ağız ve Diş Sağlığınız için Sigarasız Yaşamın yapılisi

07 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Agiz Sagligi

Sigara, ağız ve diş sağlığımız açısından da büyük boyutlarda risk taşıyor. İçeriğindeki nikotin ve diğer kimyasal maddeler sayesinde diş ve diş etlerinde çok çeşitli hastalıkların görülmesi uzmanları her geçen gün daha fazla harekete geçiriyor.

Uzmanlar; günümüzde sigara içenlerde ağız kanserinin giderek yaygınlaştığını, bunlarla birlikte dişeti çekilmesi ağız kokusu, damakta oluşan iltihaplar, doku bozuklukları ve dişlerde katran oluşumu gibi rahatsızlıkların görüldüğünü, diş kayıplarına sebep olduğunu ve gülmeyi etkilediğini hatta bu şikayetleri olanların hayat kalitesinin düştüğünü belirtiyorlar… dikkat edilmesi gerekiyor…

Çürük dişleri olanlar özellikle dikkat etmeli, sigara içmek diş çürüğünün süratle yayılmasında çok büyük etken.

Sadece sigara içenlere için değil aynı zamanda dumanı solumak da aynı zararlı etkileri yapabiliyor. Araştırmalar; sigara içmeyen ama içilen ortamlarda bulunan pasif içici diye tabir edilen kişilerin de aynı hastalıklara yakalandığını belirtmektedirler.

Havanızı koruyun sloganı; sigara içenler arasında sigarayı bırakmaya ne derecede etkilidir bilemiyoruz ama dileğimiz tirkayilerin, özellikle kendi sağlıkları sonra yakın çevrelerideki kişilerin sağlığı ve hepimiz için sigaradan vazgeçemeleridir…

Biz sizleri düşünüyoruz… peki siz…? öncelikle sevdiklerinizi düşünüyormusunuz…? zira kendinizi düşünmediğiniz son derece açık…

Yüzde yüz dumansız hava için bir kez daha düşünmenizi istiyoruz, sağlıklıysanız dünyanın en mutlu insanı sizsiniz…

Gözlerinizdeki ışıltının, yüreğinizdeki coşkunun bitmemesi dileğiyle sizleri temiz hava solumaya davet ediyoruz…

Sigaranın olumsuz etkileri sıralamakla bitmez. Uzmanlar defalarca dile getirdiler doğal olarak da dile getirmeye devam ediyorlar… sağlığımız her şeyden önemli… ne yazık ki bırakma konusunda aynı çabayı sigara içenlerde göremiyoruz, tüm olumsuzlukların bilinmesine rağmen.

Sigara yasağının başlaması, içenlerde sıkıntıya sebep olsa da soluduğumuz havayı korumak aynı zamanda sağlığımızı korumak adına olumlu kabul edilmeli. Bir an önce sigarasız hayata başlanmalı, sağlığımızı, dişlerimizi kaybetme noktasına gelmeden bedenin temizlenmesi arınması gerekli.

Sonraki yazılar »