Gebelik Ve Egzersiz
Kadının yaşamında en çok stres yaratan durumların başında gebelik gelir. Gebelik hem psikolojik hem de fiziksel olarak kadında çok büyük değişikliklere neden olur. Bu 280 günlük dönemde yapılacak egzersizler hem genel sağlık açısından hem de doğuma hazırlık açısından oldukça önemlidir.Gebelikte egzersize başlamak için genelde yapılanın aksine son 3 ayı beklemek gereksizdir. Aslında ideali gebelik planlandığında egzersizlere de başlamaktır. Bu sayede kişi kendini daha rahat hisseder ve gebelik fikrine daha kolay hazırlanabilir. Gebelik esnasında yapılan düzenli egzersiz kişinin duruş bozukluklarının giderilmesine yardımcı olur, eylem ve doğum esnasında görev yapan kas gruplarını güçlendirir, gebeliğe bağlı bazı rahatsızlıkları giderir ve halsizlik, yorgunluk şikayetlerini azaltır.
Gebelik esnasında 3 kas grubunun çalıştırılması önemlidir. Bunlar sırt, karın ve kasık kaslarıdır.
Karın kaslarının kuvvetlendirilmesi artan ağırlığın daha kolay taşınmasına yardımcı olur
Pelvis kaslarının güçlenmesi doğum esnasında vajinanın daha kolay esnemesi ve dolayısı ile ileriki dönemde rahim sarkması, idrar tutamama gibi problemlerin daha az görülmesine yardımcı olur.
Sırt kaslarının güçlendirilmesi bel ağrılarını azaltır ve duruş bozukluğu olmasını engeller.
Gebelikte ne tür egzersizler yapılabilir?
Geçmiş dönemlerde gebe kadınların kendilerini çok fazla yormamaları ve mümkün olduğunca istirahat etmeleri düşüncesi hakimdi. Oysa egzersiz ile istirahat birbirini tamamlayan etmenlerdir ve egzersiz yorgunluk sebebi değildir. Gebe bir kadının yapabileceği egzersizler kişinin gebelik öncesi genel sağlık durumuna ve aktivitesine bağlıdır. Gebelikte bazı sprolar şu şekildedir.
Yürüyüş: Gebelik öncesi spor yapmayanlarda yürüyüş iyi bir başlangıç şeklidir.
Koşu: Gebelik süresince her an koşu yapılabilir. Çok fazla terlememek ve yeterli miktarda sıvı almak önemlidir. Koşu esnasında çok fazla yorulmamak gerekir.
Yüzme: Gebelik esnasında yapılabilecek en güzel spordur. Yüzme esnasında suyun kaldırma gücü sayesinde denge mükemmel bir şekilde sağlanır ve vücuttaki pekçok kas grubu çalıştırılmış olur.
Dalış: Gebelikte önerilmez
Tenis: Gebelik öncesi aktif şekilde tenis oynayanlar gebeliği tehdit eden herhangi bir anormal durum olmadıkça bu spora devam edebilirler. Gebelik ilerledikçe denge sağlamak güçleşeceğinden son dönemlerde pek önerilmez.
Kayak: Yüksek süratlerde düşme tehlikesi bulunduğundan gebelik esnasında gerek su kayağı gerekse kar kayağı önerilemez. Ayrıca büyük oranda dengeye bağlı sporlar olduğundan gebeliğin ileri dönemlerinde sakıncalıdır.
Dağcılık, trekking: Yüksek yerlerde oksijen konsatrasyonu azaldığından erken doğuma neden olabilir. Düşme tehlikesi yüksektir. Bu nedenle önerilmez.
Öneriler
Terleme ve soğuma son derece önemlidir. Egzersize yavaş yavaş başlamalı ve aynı şekilde birden bırakmak yerine yavaş yavaş sonlandırılmalıdır. Asıl önemli olan düzenli olarak egzersiz yapmaktır. Uzun bir süre spora ara vermek sadece yorgunluk yaratır ne gebelik ne de genel sağlık durumu açısından önem arz etmez. Spor esnasında vücüdu çok fazla zorlamamak gerekir.
Gerek egzersizden önce gerekse sonra bol miktarda sıvı almak gereklidir. Bu vücudun su açığı yaşamasına engel olur.
Ağrı
Kanama
Baygınlık hissi
Düzensiz kalp atımları
Kasık ağrısı
Yürümede güçlük
Düşme
Göz kararması
gibi durumların varlığında hemen spora son verilmeli ve hekim ile temasa geçilmelidir.
Kaynak:
Bu yazı Dr. Alper Mumcu’dan (www.mumcu.com) alınmıştır
Gebelikte Sitomegalovirus CMV Enfeksiyonları
Sitomegalovirüs (Cytomegalovirus, CMV) herpes ailesinden bir virüstür. Bu aileye dahil olan diğer virüsler uçuğa neden olan herpes simplleks virüsü ile su çiçeğine neden olan virüstür.
Tüm coÄŸrafi bölgelerde bulunan bu virüsün neden olduÄŸu enfeksiyon en sık karşılaşılan enfeksiyonlardan birisidir. Amerika BirleÅŸik Devletlerinden her 100 kiÅŸiden 50 ile 85′inin 40 yaşına gelinceye kadar bu virüsle temas edip enfekte olduÄŸu tahmin edilmektedir.
CMV aynı zamanda anneden karnındaki bebeÄŸe bulaÅŸan enfeksiyonlar arasında da en sık karşılaşılanlardan birisidir. Amerika BirleÅŸik Devletlerinde doÄŸan her 100 bebekten 1′inde CMV enfeksiyonu görüldüğü ve CMV’nin en sık karşılaşılan konjenital enfeksiyon olduÄŸu kabul edilmektedir.
Gelişmekte olan ülkelerde ve düşük sosyoekonomik düzeye sahip toplumlarda daha sık görülür.
CMV enfeksiyonları primer (ilk kez geçirilen) ya da rekürren (tekrarlayan) enfeksiyonlar şeklinde görülebilir.
Kişi enfeksiyona yakalanıp akut dönemi atlattıktan sonra tüm herpes grubunda olduğu gibi virüs vücutta herhangi bir bölgede yerleşir ve yıllarca sessiz kalır. Buna karşılık hastalığın tekrarlaması son derece nadirdir ve genellikle ilaç kullanımı ya da sistemik hastalık nedeni ile (AIDS gibi) bağışıklık sisteminin ileri derecede baskılandığı durumlarda yeniden aktive olur. İnsanların büyük kısmında sorun yaratmadığı için CMV enfeksiyonları önemli hastalıklar grubuna dahil edilmez.
Öte yandan hastalığın ciddi etkiler ortaya koyabileceği bazı risk grupları vardır. Bunlar:
Annesinde aktif enfeksiyon olan doğmamış bebekler
Çocukların yoğun olarak bulunduğu kreş, okul gibi yerlerde çalışan kadınlar
Organ nakil hastaları ya da AIDS hastaları gibi bağışıklık sisteminin ileri derecede baskılandığı kişiler
Bulaşma yolları
CMV enfeksiyonları çocuklar da dahil olmak üzere her yaştan kişiyi etkileyebilir. Genelde çocuklardan yetişkinlere bulaşan bu virüs idrar, tükrük, gözyaşı, semen ve süt gibi vücut sıvılarında da bulunduğundan direkt temas yolu ile yayılır. Semende ve vajinal sıvılarda da bulunduğundan cinsel ilişki ile de bulaşması olasıdır. Çok nadiren kan nakli sırasında da bulaşma gerçekleşebilir. Önemli bulaşma yollarından biri de hamile bir kadından karnındaki bebeğe bulaşmasıdır.
Enfeksiyon geçirildikten sonra bağışıklık cevabı oluşur ancak bu cevap tam bir cevap değildir ve suçiçeği, kabakulak gibi diğer pek virüs enfeksiyonundan farklı olarak birkez enfeksiyonu geçirmek yeniden geçirilmeyeceği garantisini vermez. Ancak burada farklı olarak aynı virüsle yeniden karşılaşıldığında yeni bir enfeksiyon olmaz. Kişide var olan ve sessiz (latent) bekleyen enfeksiyon aktif hale gelebilir.
Bulaşmada temel yol vücut sıvıları ile direkt temastır. Bu temas ile alınan virus ağız ya da burun mukozasına girer ise hastalık bulaşır. Bu nedenle enfekte olduğundan şüphe edilen kişilerin vücut sıvıları ile temas ettikten sonra elleri yıkamak bulaşmayı büyük ölçüde önler. Örneğin bir çocuğun alt bezini değiştirdikten sonra elleri iyice yıkamak çok etkili bir korunma yöntemidir.
Belirtileri
CMV enfeksiyonları genelde herhangi özgün bir belirti vermeden geçirilir. Çoğu zaman kişi herhangi bir enfeksiyon geçirdiğini anlamaz. En sık karşılaşılan yakınmalar üst solunum yolu enfeksiyonlarına benzer. Boğaz ağrısı, hafif ateş, yaygın kas ve eklem ağrısı ile halsizliktir. AIDS gibi bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde ise görme bozukluğu gibi ciddi etkiler ortaya çıkabilir.
Tanı
CMV tanısı kanda yapılan serolojik testler ile konur. Kanda CMV’ye karşı oluÅŸmuÅŸ antikorların varlığı aranır. Akut aktif enfeksiyonu düşündüren antikorların varlığında ise seri incelemeler yapılarak artış olup olmadığı incelenir. Kanda immmunglobulin G (IgG) varlığı ise daha önceden virüs ile karşılaşıldığı ve bağışıklık oluÅŸtuÄŸu anlamına gelir. Ancak bu deÄŸerlerdeki 4 katlık artış da enfeksiyon tanısı koydurur.
Gebelikte primer CMV enfeksiyonu
Anne adayında primer CMV enfeksiyonunun görülme olasılığı %0.4-0.7 arasındadır. Anneden bebeğe geçiş ise değişik çalışmalarda %24-75 arasında olup ortalama %40 olarak kabul edilmektedir. Hamilelik sırasında enfekte olan fetuslarda konjenital CMV enfeksiyonu varlığından söz edilir.
Enfekte olan %40 bebeÄŸin sadece %10′unda konjenital CMV enfeksiyonuna baÄŸlı belirtiler ortaya çıkar. Bir baÅŸka deyiÅŸle hamilelikleri sırasında primer CMV enfeksiyonu geçiren her 100 anne adayından sadece 4′ünün bebeÄŸinde problem görülürken 36’sında doÄŸum anında sorun yaÅŸanmaz. .
EtkilenmiÅŸ yenidoÄŸanda genel bir enfeksiyon vardır. En sık etkilenen organlar beyin, gözler, karaciÄŸer, dalak, kan ve deridir. Beyinde kalsifikasyonlar, kafanın normalden küçük olması (mikrosefali), karaciÄŸer ve dalakta büyüme sık karşılaşılan bulgulardır. Bu bebekler destekleyici tedavilerle yaÅŸamlarını sürdürürler ancak %80-90′ında yaÅŸamlarının ilk yılları içinde uzun dönem etkiler ortaya çıkar.
Uzun dönem etkileri arasında ise işitme kaybı, zeka geriliği, gelişme geriliği ve görme bozuklukları sayılabilir.
DoÄŸum sırasında bulguların görülmediÄŸi %90 bebeÄŸin (yukarıdaki örnekteki 36 bebek) ise %10-15′inde uzun dönem etkiler ortaya çıkabilir.
Gebelikte tekrarlayan enfeksiyon
Gebelikte tekrarlayan CMV enfeksiyonu görülme olasılığı primer enfeksiyon görülme olasılığından çok daha fazladır ve %1-14 arasında karşılaşılır. Buna karşılık rekürren enfeksiyonların bebekte konjenital enfeksiyona yol açma riski çok daha düşük olup %0.2-2 arasında deÄŸiÅŸmektedir. Buna paralel olarak konjenital CMV enfeksiyonu olan bebeklerin de sedece %1′inde bulgular ortaya çıkar. Ancak primer enfeksiyonda da söz konusu olan %10-15′lik uzun dönem etki riski tekrarlayan enfeksiyonlarda da mevcuttur.
Anne adayından bebeğe CMV bulaşma riski konusunda gebelik yaşının herhangi bir belirleyici değeri yoktur. Ancak 20. haftadan önce olan bulaşmalarda problem ortaya çıkma riski daha yüksektir.
Hamilelikte CMV’nin Tedavisi Var Mıdır?
Ne yazık ki pekçok viral enfeksiyonda olduğu gibi hamilelik sırasında ya da diğer zamanlarda ortaya çıkan CMV enfeksiyonlarında da etkili bir tedavi seçeneği yoktur. Bazı antiviral ajanlar denenmekle birlikte bu ajanların etkinliği halen tartışmalıdır.
Korunma yolları
Tüm enfeksiyonlarda olduğu gibi CMV enfeksiyonlarından korunmanın da en etkili yolu uygun kişisel hijyendir. Bebeğin alt bezinin değiştirilmesi gibi herhangi bir vücut sıvısı ile temas edildiğinde eller mutlaka sabun ile yıkanmadan önce ağıza götürülmemelidir. Bu en etkili korunma yöntemidir.
Özetlemek gerekirse CMV enfeksiyonları çok sık karşılaşılan enfeksiyonlar olmakla birlikte hamilelikte son derece nadir görüldüklerinden ciddi bir risk yaratmazlar. Bununla birlikte virüsle ilk kez hamilelikleri sırasında karşılaşan kadınların bebeklerinde düşük de olsa potansiyel risk mevcuttur. Daha önceden enfeksiyonu geçirmiş olan kadınlarda ise enfeksiyonun yeniden aktive olması durumunda bu risk ihmal edilecek kadar azalmaktadır. .
Gebelikten önce ya da gebelik sırasında anne adayında yapılacak olan CMV’ye yönelik antikor taramasının gerekli olup olmadığı tartışmalıdır. Ancak kiÅŸisel görüşüm bu testin yapılması yönündedir. Test yapılıp anne adayının daha önceden bu enfeksiyonu geçirdiÄŸi saptandığında, hamilelik sırasında yeniden enfeksiyon ortaya çıkması durumunda bunun tekrarlayan enfeksiyon olduÄŸu anlaşılacağından bebeÄŸin zarar görme olasılığının son derece düşük olduÄŸu kararına ancak bu ÅŸekilde varılabilir.
Kürtaj hakkında bilmek istedikleriniz
Kadın olsun, erkek olsun kürtaj kelimesini duymayan yok gibidir. Buna karşın yine pekçok kişi kürtajın sadece bebek aldırmak olduğunu düşünür. Oysa kürtaj en çok istenmeyen ya da zorunluluk durumunda gebeliğin sonlandırılması için uygulalan bir işlem olmasına karşın kelime olarak sadece bu işlem için kullanılan bir terim değildir.
Kürtaj kelime anlamı ile kazımak anlamına gelir. ÖrneÄŸin diÅŸ hekimleri de diÅŸ etlerindeki lezyonarı temizlemek için kürtaj yaparlar. Sozcüğün doÄŸru ÅŸekli kürtaj deÄŸil küretajdir. Ancak dilimize kürtaj olarak yerleÅŸmiÅŸtir. Kadın Hastalıkları ve DoÄŸum branşında kürtaj terimi rahim içerisinden herhangi bir dokuyu birtakım aletler ile kazıyarak alma iÅŸlemi için kullanılır. Bu dokular gebelik ürünü olabileceÄŸi gibi biopsi ya da tedavi amaçlı alınan dokular da olabilir.Kadın hastalıkları ve doÄŸum bölümünce yapılan küretajlar iki aÅŸamalıdır. Birinci aÅŸama rahim aÄŸzının geniÅŸletilmesi (dilatasyon), ikinci aÅŸama ise küretajdır (curettage). Bu nedenle iÅŸlem için kullanılması gereken en doÄŸru terim ingilizce Dilatation and Curettage kelimelerinin baÅŸharflerinden oluÅŸan D&C’dir.Tüm dünyada olduÄŸu gibi ülkemizde de kürtaj kadın doÄŸum hekimlerinin en çok uyguladığı cerrahi iÅŸlemlerin başında gelmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki kürtaj bir doÄŸum kontrol yöntemi deÄŸildir.
Türleri
Kürtaj (kadın hastalıkları ve doÄŸum’da kullanıldığı ÅŸekliyle) rahim içinden doku almak anlamına geldiÄŸine göre sadece gebelik sonlandırmak için yapılmaz.
Özellikle kanama bozukluklarında ve monopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı küretaj yapılabilir. Yine infertilite (kısırlık) araştırmalarında yumurtlama olup olmadığını anlamak vb. amaçlı kürtaj uygulanabilir.
Gebelik Boşaltımı
Üreme çağındaki kadınlarda en sık uygulanan kürtaj şeklidir. İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması amacı ile yapılır.
Probe Küretaj
Kanama bozukluklarında ve özellikle menopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı yapılan işlemdir. Özel aletler (küret) ile rahim içi, bazal tabakaya kadar kürete edilir (kazınır). Şiddetli ve uzun süreli kanamalarda hem altta yatan sebebi tespit edebilmek, hem de kanamayı durdurmak için uygulanır. Bu açıdan bakıldığında aynı zamanda bir tedavi şeklidir. Bu işlem sayesinde endometrial hiperplazi, rahim kanseri, rahimde yaşa bağlı zayıflama (atrofi) teşhisi konabilir.
Fraksiyone küretaj
Uygulanış amacı probe küretaj ile hemen hemen aynıdır. Ancak burada rahimin içini döşeyen endometrium tabakasından ve rahim ağzının içini döşeyen endoservikal kanaldan ayrı ayrı örnekler alınır ve pataolojik tahlile gönderilir. Özellikle rahim kanseri ve rahim ağzı kanserinin ayrımında önemli bir teşhis aracıdır.
Endometrial Dating
İnfertilite teÅŸhisinde yumurtlamanın olup olmadığını anlayabilmek için adet siklusunun 21. gününde endometriumdan örnek alınır. Yumurtlamadan sonra salgılanan progestron hormonunun etkisi ile endometrium sekresyon (salgılama) fazına girer. Endometrial dating’de amaç endometrium durumunun adet siklusu ile uyumlu olup olmadığı anlamaktır. Bu amaçla rahim içinden özel bir küret ile tek bir örnek alınır.
Revizyone küretaj
Kendiliğinden olan bir düşükten sonra içeride kalan parçaları temizlemek için yapılan küretaja verilen isimdir. Düşüğün tam olduğu yani içeride parça kalmadığı düşünülse bile revizyone küretaj yapılması prensiptir.
Ayrıca doğumdan sonra içeride plasenta parçaları kaldığından şüpheleniliyorsa, Boom küret adı verilen özel küretler ile kalan parçalar alınır. Bu işlemde revizyone küretaj olarak değerlendirilir.
Nasıl yapılır
Hayatında ilk defa kürtaj olacak kadınlar işlemin nasıl yapıldığını bilemedikleri için büyük korku yaşarlar. Bazı kadınlar daha önceden bu tür bir operasyon geçirmiş arkadaşlarından duydukları sayesinde konu hakkında bilgi sahibi olabilirler. Bu bölümde kürtaj işleminin nasıl yapıldığı ayrıntıları ile anlatılmaktadır.
Kürtaj genel anestezi ya da lokal anestezi ile yapılabilir. Lokal anestezi uygulandığında rahim ağzının her iki yanına ilaç enjekte edilir. Bu anestezi sadece rahim ağzı özel bujiler ile dilate edilirken duyulan ağrıyı digerdiğinden, lokal anestezi ile yapılan işlemlerde acı duyulabilir.
Bizim tercihimiz kürtajın genel anestezi ile yapılması yönündedir. Bu sayede hem hasta ağrı ve acı duymaz, hem de işlemden kaynaklanan komplikasyon riski en aza indirilmiş olur.
Kürtaja karar vermeden önce sadece pozitif olan gebelik testine itbar edilmemeli, mutlaka ultrason ile gebeliğin varlığı ve rahim içinde yerleştiği teyid edilmelidir.
Kürtaj ilk olarak muayene ile başlar. Bu aşamada kişi idrarını yaparak mesanesini boşalttıktan sonra iç çamaşırını çıkartıp muayene masasına geçer. İdeal olan kişinin bu aşamadan önce özel önlükler giymesi ve kendi kıyafetleri ile işlem odasına girmemesidir. Jinekolojik muayene masası özel bir masadır ve kişinin işlem için en uygun pozisyon olan lithotomi pozisyonunda, yani bacaklarını özel bölümlere yerleştirerek yatmasına olanak verir. Eğer genel anestezi uygulanacak ise hastaya bu aşamada ince bir katater yardımı ile damar yolu açılır ve anestezi uzmanı bir hekim tarafından ilaç verilir. Hasta birkaç saniye içinde uyur. Önemli olan anestezinin kadın doğum hekimi ya da bir başkası tarafından değil bu konuda tecrübeli bir anestezi uzmanı tarafından verilmesidir.
Hasta uyuduktan sonra pozisyon verilir ve ilk önce rahimin durumunu ve büyüklüğünü değerlendirmek için jinekolojik muayene yapılır. Rahimin özellikleri anlaşıldıktan sonra vajinal spekulum yerleştirilir. Spekulum ile rahim ağzı görünür hale gelir. Vajina ve serviks antiseptik solüsyonlar ile yıkanarak olası bir enfeksiyona karşı önlem alınır. Lokal anestezi uygulanacak ise bu aşamada yapılır ve serviksin her iki yanına ilaç enjekte edilir. Daha sonra serviks yani rahim ağzı tenekulum ya da tekdişilli adı verilen bir alet ile tutulur. Bu işlem ağrı verebilir. Tenekulum çekilerek rahimin düz bir hale gelmesi sağlanır.
Buji adı verilen aletler yardımı ile rahim ağzı genişletilmeye başlanır (dilatasyon). Bunun için mümkün olan en ince buji kullanılır. Bujiler çaplarının milimetre cinsinden büyüklüğüne göre numaralandırılır. Genelde 6 ya da 7 numara bujiye kadar dilate edilir. İşlem daha önce doğum yapmış olanlarda kolay olmakla birlikte, şahsi tecrübelerimize göre gebe kadınlarda rahim ağzı zaten 6-7 milimetre dilate olmuş olduğundan çoğu kadında dilatasyona gerek kalmaz.
Dilatasyon işlemi tamamlandıktan sonra plastik kanüller rahim ağzından geçirilerek, rahim boşluğuna ulaşılır. Bu kanüller meşrubat içmek için kullanılan pipetlere benzerler. Kanül yerleştirildikten sonra, ucu bu amaç için üretilmiş 60 santilitrelik, vakum yaratan özel enjektöre bağlanır. Enjektörün düğmesi açılarak negatif basınç oluşması sağlanır ve enjektör ileri geri hareket ettirilerek rahim içi temizlenir. Bu işlem lokal anestezi altında hastaya oldukça rahatsızlık ve acı vermektedir. Rahim içi tamamen temizlenene kadar işleme devam edilir. Eğer içeride parça kalmasından şüphe edilir ise kesin küretler ile kavite iyice temizlenir. Eskiden kullanılan bu küretler günümüzde artık pek tercih edilmemektedir. Hem rahim delinmesi hem de işlem sonrasında rahim iç zarlarının yapışmasına bağlı ileride gelişebilecek kısırlık ihtimali keskin küretler ile çok artmaktadır. 10 haftalıktan küçük gebeliklerin sonlandırılmasında keskin küretlere gerek yoktur. Eğer tıbbi bir neden ile ve hekimler kurulu kararı ile 10 haftadan büyük bir gebeliğin sonlandırılmasına karar verilmiş ise bu işlem daha büyük kanülleri vakum cihazlarına bağlayarak yapılır ve ardından keskin küretler ile parça kalıp kalmadığı kontrol edilir
Biopsi amaçlı yapılan kürtajlarda da en ince kanüller kullanılabilir. Ancak burada ince kesin küretlerin tercih edilmesi patolojik tanı açısından daha yararlı olabilir.
Kavitede parça kalmadığından emin olunduktan sonra kanüller ya da küretler çıkartılır. Tenekulum yerinden alınır ve eğer çıktığı yerde kanama varsa baskı uygulanarak durdurulur. Vajina tekrar antiseptik solüsyonlar ile yıkanır. Ardından spekulum çıkartılır.
İşlem lokal anestezi ile yapılmış ise hasta 5-10 dakika dinlendikten sonra kalkabilir ve gidebilir. Genel anestezi uygulanmış ise hasta uyandırılır. Uyanma süresi genelde kullanılan ilaca bağlı olarak 5-10 dakika kadar sürer. Hasta 60-120 dakika kadar dinlendikten sonra evine gidebilir.
Eve giderken hiçbir kimse kişinin kürtaj olduğunu anlayamaz. Dışarıdan fark edilebilecek herhangi bir belirti yoktur. Evine gönderilen hastaya antibiyotik, ağrı kesici ve kanama azaltıcı ilaçlar verilebilir. Hasta genelde 1 hafta sonra ultrason kontrolüne çağırılır.
Kürtaj sonrası 2-3 gün kadar kanama olabilir. Ancak hiç kanama olmaması da anormal bir durum değildir ve inceleme gerekmez. Kanama olmamasına rağmen şiddetli ağrılar var ise inceleme gerekir.
Kürtaj basit bir işlem olmakla birlikte, bana göre muayenehane ya da poliklinik şartlarında değil hastane şartlarında yapılmalıdır.
Riskleri
Tüm cerrahi işlemlerde olduğu gibi ister genel anestezi ile ister lokal anestezi ile yapılsın küretajın da birtakım riskleri vardır. Bunlar anesteziye bağlı riskler ve işleme bağlı riskler olarak 2 ye ayrılır.
Anesteziye Bağlı Riskler
Lokal anestezi ile yapılan işlemlerde en önemli risk işleme başlarken rahim ağzı özel bir alet yardımı ile tutulduğunda duyulan ağrı nedeni ile ani tansiyon düşmesi ve bayılmadır. Vazovagal senkop adı verilen bu durum oldukça sık görülür. Yine duyulan çekilme hissi nedeni ile bulantı ve kusma görülebilir.
Genel anestezinin riskleri ise hastanın yaşı, genel sağlık durumu, var olan sistemik hastalıkları, allerjik öyküsü gibi faktörlere bağlıdır. Bu faktörlerden doğan riskleri en aza indirmek için genel anestezi mutlaka ve mutlaka bir Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanı tarafından verilmelidir. Bu uzman hastanın durumuna göre en uygun ilaç ya da ilaçları seçecek bilgi ve tecrübeye sahiptir. Genel anestezi ile yapılacak olan işlemlerin muayenehane ya da poliklinik değil hastane şartlarında yapılması daha uygun olur.
İşleme bağlı riskler
Rahimin delinmesi (Rüptür)
Gebe bir rahim, gebe olmayan bir rahim’e göre çok daha yumuÅŸakdır. Bu nedenle iÅŸlem esnasında yapılan dikkatsiz ve sert bir hareket rahimin delinmesine neden olabilir. Rahim delindiÄŸi fark edildiÄŸinde hemen iÅŸleme son verilir ve hasta müşahade altına alınır. EÄŸer delinen bölgeden karın boÅŸluÄŸu içine kanama oluyor ise hastada spesifik belirtiler ortaya çıkar. Bu durumda acilbir ameliyat gereklidir. Hastanın karın boÅŸluÄŸu açılarak delinen yer onarılır. ÇoÄŸu rüptür vakasında delinme uterusun fundus bölgesinden olduÄŸu için kanama olmaz ve delinen bölge bir süre sonra kendiliÄŸinden kapanır. EÄŸer iÅŸlem esnasında rüptür olduÄŸu fark edilmez ise barsaklar, mesane, rektum gibi organlar hasar görebilir ve bu durumda hastada hayati tehlike yaratacak boyutlara varabilecek riskler doÄŸar. Bu durumda acil bir ameliyat ile zedelenen dokuların onarılması hayat kurtarıcıdır.
Rahim delinmesi işlem dikkatli yapıldığı taktirde son derece nadir görülen bir komplikasyondur. Risk gebelik yaşı büyüdükçe artar.
Rest plasenta
Küretajın en sık görülen komplikasyonu halk arasında parça kalması olarak anılan “rest” durumudur. Belirli bir sure sonra ortaya çıkan fazla miktarda olan ve kesilmeyen kanama ile kendini belli eder. Tedavide yeniden küretaj gerekir. Ciddi bir tehlike yaratmaz. 5 haftadan küçük ve 10 haftadan büyük gebeliklerde daha fazla görülür.
Enfeksiyon
Diğer bir komplikasyon ise enfeksiyondur. Genelde işlemden 5-6 gün sonra ortaya çıkar. Gelişen enfeksyon tüplere kadar yayılırsa tüplerde yapışıklık ve tıkanıklığa sonuçta da kısırlığa neden olabilir. İşlem esnasında hijyen ve sterilite kurallarına uyulursa risk azalır. Bazen kişinin kendisinden kaynaklanan faktörler neticesinde enfeksiyon ortaya çıkabilir. İdeal olan her kürtaj işleminden sonra koruyucu amaçlı antibiyotik tedavisi uygulamaktır.
Gebeliğin devamı
Çok küçük gebeliklerde bazen gebelik ürünü boşaltılamayabilir ve olay devam edebilir. 5 haftalıktan küçük gebeliklerde daha sık görülür.Fark edildiğinde 1 hafta sonra işlemin tekrarı gerekebilir. Bu nedenle kürtajın en erken 5-6. haftalarda yapılması uygun olur.
Rahim içinde kan birikmesi (Hematometra)
Son derece nadir görülen bir durumdur. İşlem sonrası rahim ağzı sımsıkı kapanır ve kan rahim içinde birikir. Oldukça ağrılı bir durumdur. Rahim ağzının ince bir buji ile açılması sorunu çözer.
İşlemin yapılamaması
Bazen daha önceden geçirilmiş operasyonlar ya da rahimdeki şekil bozukluklarına bağlı olarak rahim içerisine katater sokulmaz ve kürtaj yapılamaz. Böyle bir durumda hasta anesteziden uyandırılır, ağzıdan ve vajinalyoldan uygulanan bazı ilaçlar ile rahim ağzının açılması sağlanır ve daha sonra kürtaj gerçekleştirilir.
Yapışıklık
Bir başka risk ise küretaja bağlı gelişen ve Asherman sendromu adı verilen durumdur. Burada rahimin iç duvarlarında yapışıklıklar ve dolayısı ile adet kanamasında azalma ve hatta kısırlık görülebilir. Nedeni metal küretler ile rahimin gereğinden fazla kazınmasıdır. Tanısı rahim filmi çekilerek konur.Tedavisi cerrahidir.
Aşırı Kanama
Özellikle büyük gebeliklerde işlem esnasında aşırı miktarda kanama olabilir. Kanama durdurulamaz ise hasta şok tablosuna girebilir. Oldukça nadir görülen bir durumdur.
Adet gecikmesi
Kürtaj sonrasi ilk adet genelde 4 hafta sonra görülür. Kürtajın yapıldığı gün adet kanamasının ilk günü olarak kabul edilir ve normalde kaç günde bir adet görülüyor ise o kadar süre sonra ilk adetin olması beklenir. Nadiren bu süre 60 güne kadar uzayabilir. Eğer beklenen günde adet görülmez ise mutlaka jinekolojik değerlendirme gerekir. Eğer adet gecikmesine gebeliğin devamı, Asherman Sendromu gibi bir komplikasyon neden olmamış ise ya da gebelik devam etmiyor ise ilaçlar ile adet kanamasının olması sağlanır.
Kürtajın tüm riskleri gebelik haftası büyüdükçe artar. Bu nedenle kürtaja karar verildiğinde yasal sınır olan 10. haftanın geçirilmemesi gerekir. 10 haftadan büyük gebelikler illegal olduğu için genelde hastane şartlarında değil izbe muayenehanelerde uygulanmaktadır. Bu durumda zaten artmış olan risklerin daha da katlanmasına olanak sağlar. Medyada büyük gebelik sonlandırılırken hayatını kaybeden pekçok genç kadının haberleri maalesef sıkça yer almaktadır. Adet gecikmeniz olmasa bile gebelik şüpheniz varsa mutlaka bir jinekoloğa müracaat ediniz.
İşlemden önce:
İşlemin yapılacağı merkeze mümkünse yanınızda işlemden sonra size eşlik edebilecek bir arkadaşınızla geliniz.
İşlemden 6 saat öncesinden ağızdan birşey almayınız. Buna su da dahildir.
İşlem odasına alınmadan önce mutlaka tuvalate giderek mesanenizi boşaltınız.
İşlemden sonra
İşlemden sonra ayılma odasına alınarak burada 30-60 dakika kadar dinleneceksiniz.
İşlem sonrası normal bir şekilde evinize ya da işinize gidebilirsiniz. Doktorunuz başka bir şekilde önermediyse herşeyi yiyip içebilirsiniz. Bu konuda herhangi bir kısıtlama yoktur. Uzun süredir aç olduğunuz için şekerli birşeyler yemenizde yarar vardır.
Genel anestezi sonrası 6-8 saat araba kullanmak gibi dikkat isteyen aktivitelerde bulunmamanız uygun olacaktır.
İlk 1-2 gün adet sancısı benzeri ağrılarınızın olması normaldir. Bu durumda doktorunuzun size önereceği ağrı kesicileri alabilirsiniz.
Doktorunuz operasyon sırasında size koruyucu antibiyotik yapmamış ise daha sonra kullanımınız için reçete verebilir.Bu antibiyotiği doktorunuzun tarif ettiği şekilde kullanınız.
İşlem sonrası 3-4 gün kadar kanamanız olabilir. Kanama ile birlikte ufak pıhtı ya da parçalar da düşebilir. Bu tamamen normal ve beklenilen bir durumdur.Buna karşılık kanamanın olmaması da anormal bir durum olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle kanamanız olmasa da endişelenmeyiniz.
İşlem yapılan günü son adet kanamanızın ilk günü gibi kabul edebilirsiniz buna göre yaklaşık 1 ay sonra ilk adet kanamanız olacaktır. Eğer 40 gün içinde adet görmezseniz mutlaka doktorunuzu arayınız.
Kanamanız devam ettiği sürece havuza, denize, jakuziye girmek sakıncalıdır. İşlemden hemen sonra duş şeklinde ayakta banyo yapabilirsiniz.
Kanamanız devam ettiği sürece cinsel ilişki sakıncalıdır. Kanamanız bittikten sonra ilişkiye girebilirsiniz.
Kanamanız adet kanamasından fazla miktarda olursa ya da ateşiniz 38 derecenin üzerine çıkarsa mutlaka doktorunuza haber veriniz.
Aksi belirtilmediÄŸi taktirde iÅŸlemden 1 hafta sonra kontrol randevunuza gidiniz
Kürtajın Yasal yönü
Ülkemizde gebelik sonlandırılması amacı ile yapılan küretajlar yasa ile tanımlanmış ve sınırlandırılmıştır. Buna göre 18 yaşından büyük ve evli olan kadınlar hem kendi hem de eşlerinin rızası ile küretaj olabilirler. Evli olmayan kadınlarda eş rızası aranmaz. 18 yaşından küçük kişiler ise ancak veli veya vasilerinin onayı ile kürtaj olabilirler. Kürtaj bir mahkeme sonucu verilmiş bir karar ise işlemden önce mahkeme kararının tebliği gerekir.
Yasal olarak kürtaj yaptıracak evli çiftlerin ve işlemi yapacak olan hekimin özel bir formu doldurmaları istenir.
KAYNAK:
Bu yazı Dr. Alper Mumcu’dan (www.mumcu.com) alınmıştırÂ
Lohusalık Problemleri – Aşırı Kanama,Pıhtı Düşürme
Lohusalığın ilk günlerinde kanama normal kabul edilir. Ancak günlük kanama miktarının normal adet kanamasından iki kat ya da daha fazla olması mutlaka doktor değerlendirmesi gerektirir. Muhtemel neden plasentanın bir parçasının uterus içinde kalması olabileceği gibi endomiyometrit (uterus ve uterus iç zarı enfeksiyonu) de söz konusu olabilir.
Lohusalık Problemleri – Kötü Kokulu Ve/Veya Miktarca Fazla Akıntı
Lohusalık döneminde akıntı normal kabul edilir ve akıntının nitelikleri lohusalığın dönemine göre deÄŸiÅŸkenlik gösterir. Lohusalık akıntısı ya da “loÅŸi” adı verilen bu akıntı doÄŸumdan sonraki 4-6 hafta boyunca devam eden özel bir akıntı türüdür. Amacı uterusun içindeki “gebeliÄŸe baÄŸlı kalıntıların” atılmasıdır. İlk günlerde kanama ÅŸeklinde olan bu akıntı kısa zamanda pembeleÅŸir, daha sonra rengi sararır ve nihayet beyazlaÅŸarak lohusalık bittiÄŸinde tümüyle biter. Gebelik öncesi dönemde fizyolojik (herhangi bir soruna baÄŸlanmayan) akıntısı olan kadınlarda lohusalık bittiÄŸinde bu fizyolojik akıntı genellikle geri döner.
Lohusalık akıntısı özellikle sabah kalktığınızda daha fazla olabilir. Bunun nedeni gece boyunca yatmaya bağlı olarak vajinada biriken akıntının ilk ayağa kalktığınızda nispeten daha hızlı boşalmasıdır.
Yukarıdakilerden farklı özellikler taşıyan her akıntı doktor tarafından değerlendirilmelidir. Kötü kokulu bir akıntı enfeksiyon belirtisidir. Özellikle beraberinde karın ağrısı ve ateş gibi belirtiler de söz konusu olduğunda sıklıkla endomiyometrit (uterus ve uterus iç zarı enfeksiyonu) söz konusudur. Tek başına kötü kokulu akıntı basit bir bakteriyel vajinit belirtisi olabileceği gibi epizyotomiyle normal doğum yapmış olan annelerde epizyotomi tamir edilirken kanamanın görüş sahasını kapatmasını engellemek amacıyla vajinaya yerleştirilmiş ve tamir sonrası çıkarılması unutulmuş bir tampon da söz konusu olabilir. Köpüklü bir akıntı trikomonas enfeksiyonuna işaret ederken, peynir kesiği gibi bir akıntı ve beraberinde vajina ve/veya vulvada kaşıntı sıklıkla bir mantar enfeksiyonuna işaret eder.
Lohusalık Problemleri – Bacaklardan Birinde Yada İkisinde AÄŸrı,Kızarıklık,ÅžiÅŸme
Gebelik dönemi özellikle toplardamarlarda pıhtı oluşumuna zemin hazırlar ve bu risk lohusalığın ilk günlerinde devam eder. Derin ven trombozu (DVT) (dokunun derinlerinde yeralan bir toplar damar içinde pıhtı oluşumu) adı verilen durum kendini tıkanıklık oluşan bölgenin gerisinde kızarıklık, ağrı, şişme ve bölgesel ısı artışı şeklinde belli eder. Bu belirtilerin tümü birden oluşabileceği gibi özellikle hastalığın başında yanlızca biri söz konusu olabilir.
DVT tedavi edilmediÄŸinde toplardamar içinde oluÅŸan trombüs (pıhtı) yerinden kalkarak akciÄŸer atardamarlarından birinin tıkanmasına neden olabilir. Pulmoner emboli (“akciÄŸer damarı tıkanıklığı”) adı verilen bu durum anne ölümlerinin baÅŸta gelen nedenlerinden biridir. Bu nedenle yukarıdaki belirtilerin varlığında en kısa zamanda doktora baÅŸvurulmalı ve tedaviye hemen baÅŸlanmalıdır.
Doğum sonrası perine bakımı
Perine bölgesi denildiğinde vajina girişi ile makat arasında kalan bölge anlaşılır. Doğum esnasında ve doğumdan sonra büyük öneme sahiptir. Normal doğum esnasında bölgede kontrolsüz yırtıkların olmaması için doktor tarafından bir kesi yapılır. Bu kesiye epizyotomi adı verilir. Doğum sonrası perine bakımı bu bölgenin daha kolay iyileşmesi ve enfeksiyon kapmaması için yapılması gerekenlerin tümünü kapsar. Bakım yaklaşık 1-3 hafta sürer.
Perinede problem belirtileri
Perinede en sık karşılaşılan problem ağrı ve şişliktir. Doğum sırasında bebeğin başının sıkıştırması nedeni ile perine ve veajen etrafında ödem olur. ?işliğin nedeni bu ödem olabilir. Yine doğum esnasında epizyotomi açılmış olsa bile vajinada fark edilmeyen yırtıklar veya sıyrıklar oluşmuş olabilir. Bu lezyonlar dikilmediği taktirde kanayabilir. Doğum sonrası normalden fazla miktarda taze kanama olur ise mutlaka doktora haber vermek gerekir.Eğer kanamalar dışarıya olmaz ve doku aralığında birikirse vajinada dolgunluk hissi ile beraber şiddetli bir ağrı olabilir. Bu durumda bir hematomdan şüphelenilmelidir. Yine doğum sırasında ıkınmalara bağlı olarak makat etrafında hemoroitler oluşabilir. Bu hemoroitiler otururken ağrıya neden olabilir hatta bazen kanayabilir.
Bakım
Doğumdan sonra ağrı ve kanamayı azaltmak için perine bölgesine buz tatbiki veya oturma banyoları zaman zaman önerilmektedir. Ağrı için ağrı kesici haplar veya sprey türü ilaçlar kullanılabilir. Kabızlığı ve dolayısı ile hemoroitlerde zorlanmayı önlemek için çok kuvvetli olmayan gayta yumuşatıcı müshil ilaçları faydalı olur.
Bölgeyi temizlemek için sadece temiz su yeterli olmakla birlikte çoğu zaman antiseptik maddeler içeren solüsyonlar önerilir. Ayrıca akıntı ve kanamalar için günlük ped kullanılması hijyen açısından gereklidir.
Bunlara dikkat edin
Evde yeterli miktarda hijyenik ped, temizlik malzemesi ve ağrı kesici bulundurun
Vajinal akıntı ve kanamanızın miktarını ve yapısını kontrol edin.
Tuvalet sonrası en az 2 dakika temiz su veya tercihen antiseptikli solüsyon ile temizlik yapın. Bu esnada temizliği arkadan öne doğru değil önden arkaya doğru yapmaya dikkat edin
Bölgeyi kuru tutmaya özen gösterin
Tuvaletten kalkmadan önce sifonu asla çekmeyin. Bu şekilde sifondan tuvalete akan suyun perine bölgesine sıçramasına engel olursunuz.
Ilık su ile günde 2 sefer 10 dakikalık oturma banyosu yapmak ağrı hissini azaltır.
Acil durumlar
Eğer kanamanızın miktarı fazlalaşıyorsa (2 saatte 1 pedden fazla kirletiyorsanız)
Kanamanız kırmızı renk alıyor ise
Kötü bir koku belirir ise
Ateşiniz yükselir ise
Karında ağrı ortaya çıkar ise hemen doktorunuzu arayın.
Sezaryen nasıl bir ameliyattır?
Hastaneye gidiÅŸ
Doktorunuzla sezaryen operasyonuna karar verdiÄŸiniz günün sabahında sezaryen saatinden 30-60 dakika önce hastanede olmanız gerekir (bazı doktorlar bir gece önceden hastaneye yatırmayı uygun görürler). Anestezi türü ne olursa olsun (epidural ya da genel) eÄŸer ameliyatınız sabah erken saatte olacaksa gece saat 24:00′den sonra hiçbir ÅŸey yememeniz ve içmemeniz gerekir. Ameliyat saatinin daha geç olduÄŸu durumlarda en az 6 saat öncesine kadar yemek yiyebilir, su içebilirsiniz. ÖrneÄŸin ameliyatınız sabah saat 10:00′da planlanıyorsa saat 04:00′den itibaren yeme içme iÅŸine son vermelisiniz. Bu son derece katı bir uygulama olup aynı oruç tutar gibi ağızdan mideye hiçbir ÅŸey girmeyecek ÅŸekilde uygulanmalıdır. Genel anestezi sırasında verilen kas gevÅŸeticilerin etkisiyle mide içeriÄŸi geri gelip akciÄŸerlere kaçabileceÄŸinden midenin boÅŸ olması çok önemlidir. Epidural anestezi ile sezaryen olacak bile olsanız tedbir olarak midenizin boÅŸ olması gerekir.
Hastanede yatış işlemleriniz tamamlanıp odanıza alındıktan sonra hazırlık aşaması başlar
Preoperatif (ameliyat öncesi hazırlık)
Odanıza yerleştikten sonra hemşire gelerek durumunuz ile ilgili öykünüzü alır ve gerekli onay formlarını imzalatır. Daha sonra ameliyat sahasının temizliğini kontrol eder. Eğer kesi alanında tüyler varsa bunları traş eder. Eğer doktorunuzun bu yönde bir istemi varsa barsaklarınızı boşaltmak için lavman yapar. Lavman makattan barsağın son kısmı içine verilen az miktarda bir sıvı şeklinde yapılır ve çok fazla rahatsızlık verici bir uygulama değildir. Sezaryen operasyonları öncesi lavman yapılması şart değildir. Lavman yapıldıktan sonra tuvalete giderek barsaklarınızı boşaltmanız beklenir. Bunun için genelde 5 dakika yeterli olmaktadır. Daha sonra ameliyata giderken giyeceğiniz önlük giydirilir. Ameliyat sıranız geldiğinde ameliyathane personeli sedye ile sizi ameliyathaneye götürür. Sedyeye geçmeden önce tuvalete giderek mesanenizi boşaltmanız gereklidir.
Ameliyathanede hazırlık
Ameliyat salonuna ulaştığınızda buranın tahmin ettiğinizden daha kalabalık olduğunu fark edeceksiniz. İlk önce sedyeden ameliyat masasına geçmeniz istenir. Daha sonra kolunuzdan ince bir katater girilerek serum bağlanır. Diğer kolunuza ise tansiyon aleti takılır. Göğüs kafesi üzerine ameliyat sırasında kalp atımlarınızı monitörde izlemek için küçük transducerler yapıştırılır. Baş parmağınıza ise kanınızdaki oksijen miktarını ölçen bir mandal takılır. Epidural anestezi uygulanacak ise oturur ya da yan yatar pozisyonda takılabilir. Genel anestezi ise takılan bu ince katater yardımı ile damar yolundan yapılır. Epirural kateter takıldıktan ya da genel anestezi yapılacaksa anestezi uzmanı sizi uyuttuktan sonra mesanenize sonda takılır.
Tüm karın bölgesi meme altından bacakların yarısına kadar antiseptik solüsyon ile temizlendikten sonra sadece ameliyat sahası açıkta kalacak şekilde steril örtüler örtülür. Artık bebeği çıkartmaya başlamak için her şey hazırdır. (Bu aşamada farklı uygulamalar vardır. Bazı doktorlar bebeğe az anestezi gitsin diye tüm hazırlıkları hasta daha uyumadan yaparlar. Sonda takılması, hastanın boyanması ve örtülmesi işlemlerini hasta uyanıkken yaparlar. Bu yaklaşım eski tip anestezi ilaçları için geçerli olabilir ancak modern ve güvenli ilaçların kullanılması durumunda bu tür bir yaklaşım hastaya rahatsızlık ve endişe vermekten başka bir işe yaramaz. Bazı doktorlar ise sondayı daha hasta odasındayken taktırmayı tercih ederken bazıları da hiç idrar sondası taktırmaz).
Sezaryen
Tüm hazırlıkların tamam olduğu doktorlar ve hemşire tarafından son kez kontrol edildikten sonra operasyona başlanır. Yasal olarak operasyonda en az biri uzman olmak şartıyla iki hekim hazır bulunmak zorundadır. Yasal zorunluluk böyle olmakla birlikte tüm sezaryen operasyonları ameliyatı yapan ve ona asiste eden iki kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından yapılır. İlk önce cilt kesilir. Kesinin yeri kasık bölgesinde ortadaki kemiğin iki parmak üzeridir. Bu genelde kasık tüylerinin başladığı çizgiye denk gelen alandır. Kesinin büyüklüğü yaklaşık 10 santimetre kadardır. Ardından sırasıyla ciltaltı yağ dokusu ve karın duvarın en güçlü tabakası olan rektus kası kılıfı (fasya) kesilir. Daha sonra karın kasları (rektus kası) ve karın zarı (pariyetal periton) açılarak karın boşluğuna girilir. Rahimin üzerini örten ince zar tabakası (visseral periton) kesilerek rahim kasına (myometrium) erişilir. Ardından bu tabaka da açılarak bebeği çevreleyen keseye ulaşılır.Kese patlatıldıktan sonra bebeğin kafası ve ardından gövdesi doğurtulur. Bebek doğurtulurken asiste eden doktor rahmin tepesinden bastırarak operatöre yardımcı olur. Eğer sezaryen epidural anestezi ile oluyor ise bu aşamada karın bölgenizde bir baskı hissedebilirsiniz. Bebek, doğurtulduktan sonra hemen göbek kordonu bağlanıp kesilerek ameliyathanede bulunan bebek doktoruna teslim edilir. Bebek doğduktan hemen sonra size koruyucu antibiyotik yapılır.
Bebeğin eşi (plasenta) çıkartıldıktan sonra rahimin içi temizlenir ve kapatma işlemine başlanır. Kesilen tabakalar tek tek dikilir. Önce uterus kası kapatılır. Ardından kanama kontrolü yapılır. Kanayan yerler varsa buralara ek dikişler atılır. Kanama olmadığından emin olunduktan sonra visseral periton dikilir (Bazı doktorlar bu tabakayı dikmeden bırakabilir.Yapılan çalışmalarda vissereal peritonun dikilmesi ile dikilmemesi arasında herhangi bir fark olmadığı bulunmuştur). Karın boşluğu temizlendikten sonra pariyeteal periton ve ardından kas tabakası dikilir (Bazı doktorlar bu tabakaları dikmeden bırakabilir. Yapılan çalışmalarda pariyetal peritonun ve kasın dikilmesi ile dikilmemesi arasında herhangi bir fark olmadığı bulunmuştur). Daha sonra kas kılıfı altındaki kanayan alanlar koterize edilerek kanama kontrolü sağlanır. Kas kılıfı dikilerek kapatılır. Kapatma işleminin en önemli aşaması budur. Bu tabaka karın içi organların fıtıklaşmasını engelleyen tabakadır. Ardından cilt altı kanamalar kontrol edilerek bu kat da dikilir ve sıra cilde gelir. Cilt boydan boya dışarıdan ve uçlarında hiçbir dikiş ipliği görülmeyecek şekilde estetik olarak kapatılır ve operasyon tamamlanır. Cilt dikişlerinin daha sonra alınması gerekmez. Bunlar siz fark etmeden kendiliğinden vücut tarafından eritilirler.
Halk arasında bu dikiş türü hatalı olarak laser dikiş olarak bilinmektedir. Laser dikmeye ve birleştirmeye değil kesmeye yarayan bir tekniktir. Laser dikişi diye birşey yoktur. Yapılan estetik dikiştir.
Uygulamalar arasında fark olmasa da kullanılan dikiş malzemesi arasında hekimler arasında ciddi farklar vardır. Bazı doktorlar fasya tabakası dışında tüm tabakalarda katgüt adı verilen organik bir materyal kullanmayı tercih ederler. Bu dikiş materyali koyun ve sığırların barsaklarından üretilmektedir. Organik olduğu için reaksiyon gelişme olasılığı bulunur. Gelişmiş ülkelerde yaygın kullanımı uzunca bir süre önce terk edilmiştir. Deli dana salgınından sonra ameliyatlarda kullanılmaması önerilmektedir. Önerilen materyal bizim de her tabakada tercih ettiğimiz sentetik materyallerdir. En sık vicryl adı verilen iplik kullanılır. Bu iplik hem katgüte göre daha güçlü hem de daha güvenlidir. Katgüt tercih eden doktorlar fasya tabakasını vicryl ile dikerler. Fasya katgüt ile dikildiğinde fıtık olma olasılığı çok yüksektir. Katgüt ile vicryl arasındaki en önemli belirleyici faktör maliyettir. Katgüt çok ucuz bir materyalken vicryl oldukça pahalıdır.
Sezaryen operasyonunda kesilen tabakalar
Cilt
Cilt altı yağ dokusu
Fasya (kas kılıfı)
Karın ön duvarı kası (Rektus kası) *
Pariyetal periton (Karın zarı) *
Visseral periton (Rahimi çevreleyen zar) *
Myometrium (Rahimi oluÅŸturan kas)
Amniyon kesesi (Bebeği çevreleyen zar) **
* Kapatılırken dikilmeden bırakılabilir.
** Tabaka olarak sayılmaz.
Ameliyattan hemen sonra
Cilt dikişi tamamlandıktan sonra hemşire yaranın üzerini antiseptik solüsyon ile temizler ve pansuman materyali ile kapatır. Ardından hastanın vücudunu steril su ile siler. Bu esnada eğer genel anestezi uygulanmış ise hasta uyanmaya başlamıştır. Ameliyathaneden çıktıktan sonra ayılma odasında 30 dakika kadar gözlem altında bekletilip tüm bulguların dengede olduğu görülünce hasta odasına çıkartılır ve yatağına alınır.
Odada
Operasyonun olduğu gün ameliyat sonrası (postop) sıfırıncı gün olarak kabul edilir. Odanıza geldiğinizde eğer idrar sondası takılmış ise bu yerinde olacaktır. İdrarınız varmış gibi hissedebilirsiniz ancak bu yanılsamadır ve sonda mesanede biriken idrarı boşaltmaktadır. Bugünde damardan serum uygulaması devam eder. Postop dönemde yaklaşık 3 litre sıvı alırsınız. Kendinizi iyi hissettiğinizde azar azar su içebilirsiniz. Ameliyattan 6-8 saat sonra rejim 1 adı verilen komposto, hoşaf gibi sıvı maddeler verilecektir. Bu gün su ve size hastane tarafından verilenler dışında başka herhangi bir yiyecek maddesi almamalısınız (bazı doktorlar ameliyat sonrası 24 saat süreyle ağızdan hiçbir şey vermemeyi tercih ederler. Bazı doktorlar ise hasta gaz çıkarana kadar ağızdan beslemeyip damardan sıvı verirler). Ameliyattan 6-8 saat sonra sondanız çıkartılabilir ya da ertesi güne kadar yerinde tutulabilir.
Ameliyattan 6-8 saat sonra hemşireler sizi ayağa kaldırıp oda içinde dolaştırırlar. Mobilizasyon adı verilen dolaşabilme izni son derece önemlidir. Ameliyat sırasında hem karın boşluğu açıldığı ve barsaklar havayla temas ettiği hem de ameliyatta kullanılan gaz gevşeticilerin etkisi ile barsak hareketleriniz durur. Ne kadar erken mobilize olursanız barsak hareketlerinin normale dönmesi o kadar kolay ve çabuk olmaktadır. İlk kez ayağa kalktığınızda baş dönmesi ve göz kararması yaşayabilirsiniz. Bu normal bir durumdur. Kendinizi ayağa kalkacak kadar güçlü hissetmiyorsanız zorlamayın. Yatak içinde bacaklarınızı hareket ettirmeniz de ilk gün için yeterli olabilir (bazı doktorlar hastayı 24 saat ayağa kaldırmamayı tercih edebilirler). Yatak içinde sağ ya da sol yanınıza dönmenizin herhangi bir sakıncası ya da riski yoktur.
Ağrı ameliyat sonrası hasta ve hasta yakınlarının en çok çekindiği konudur. Eğer sezaryeniniz epidural anestezi ile yapılmışsa bu konuda endişe yaşamanıza gerek yoktur. Epidural kataterden sürekli düşük miktarda ağrı kesici verilmektedir. Eğer verilen miktar yeterli gelmez ise epidural katatere ilaç gönderen cihazın düğmesine basarak kendiniz ek dozlar verebilirsiniz. Genel anestezi ile yapılan ameliyatlar sonrasında hastaya PCA (patient controlled analgesia, Hasta kontrollü ağrı giderimi) uygulanır. Bu damar yoluna bağlanan ikinci bir boru yardımıyla ağrı kesici verilmesidir. Hortumun ucu PCA cihazına bağlıdır. Bu cihazdan çıkan bir düğme sizin elinize verilir. Ağrı hissettiğinizde bu düğmeye basarak PCA aletinin damar yolundan ağrı kesici ilaç göndermesini kendiniz sağlarsınız. Cihazın belirli aralıklarla ve toplamda gönderebileceği azami ilaç miktarı anestezi doktoru tarafından önceden ayarlanmıştır. Bu nedenle siz düğmeye fazla da bassanız cihaz ayarlandığı dozdan fazlasını vermez (PCA maliyeti artıran bir unsur olduğundan her doktor ve hastane tarafından rutin olarak uygulanmaz. Bazı hastanelerde ek ücret karşılığı sunulur). Eğer PCA uygulanmamışsa belirli aralıklarla kalçadan size güçlü ağrı kesici iğneler yapılır.
Odanıza geldikten sonra kendinizi iyi hissettiğinizde bebeğiniz yanınıza getirilir ve onu emzirmenize yardımcı olunur. Emzirirken karnınızda ağrı duyabilirsiniz. Sütün memeden dışarı atılmasını sağlayan hormon ile rahimin kasılmasını sağlayan hormon aynıdır. Bu nedenle emzirirken rahminiz de kasılır ve siz bunu ağrı olarak hissedebilirsiniz. Bu rahmin kendini toplamasını hızlandıran ve kanamayı azaltan bir özelliktir. Eğer isterseniz bebeğinizi hiç bebek odasına göndermeyip 24 saat kendi odanızda ve yanınızda tutabilirsiniz.
Ameliyattan hemen sonra kesi hattı üzerine belirli bir süre kum torbası gibi ağrılıklar konulması sıkça yapılan bir uygulamadır ancak iyi kanama kontrolü yapıldığında hastaya gereksiz ağrı hissettirmesi dışında bir fonksiyonu yoktur.
Ameliyattan sonraki ilk saatlerde sizinle ilgilenen hemşire sık aralıklarla odanıza gelerek nabzınızı sayar, tansiyonunuzu ölçer ve ters giden herhangi bir şey olup olmadığını kontrol eder.
Postop 1. gün
Ameliyatın ertesi günü sabah doktorunuz yara yeri üzerindeki flasteri çıkartır, antiseptik solüsyon ile siler ve üzerine koruyucu bir sprey sıkar. Yara yeriniz artık kapatılmaz, açık bırakılır (bazı doktorlar pansumanı 2-5. günde açmayı tercih ederler, ya da postop1. günde pansuman yapıp yeniden kapatırlar). Bu sabah sondanız ve epidural katateriniz çıkartılır. Damardan sıvı uygulamasına son verilir ve Rejim 2 adı verilen yumuşak gıdaları almaya başlarsınız. Hastabakıcılar sizi yatağınızda siler ve kendi gecelik ya da pijamanızı giydirir.
Barsak hareketleriniz başlayıp gaz çıkardıktan sonra rejim 3 adı verilen normal gıdaları almaya başlayabilirsiniz. Rejim 3 almak için gaz çıkartılmasını beklemek şart değildir. Erken mobilize olan hastaların büyük bir kısmında gaz çıkartmakta sorun yaşanmamaktadır.
Bu gün size düşen en önemli görev mümkün olduğunca çok yürümektir. Yataktan kendiniz tek başınıza kalkabilirsiniz. Bunu yapamadığınızda odadakilerden ya da hemşirelerden yardım isteyebilirsiniz. Gaz çıkışı olmayan hastalar karında şişlik ve ağrı sorunu yaşayabilirler. Kendiliğinizden gaz çıkartamazsanız bazı ilaçlar ve lavman uygulayarak süreç hızlandırılabilir.
Postop 2. gün
Bugün hızla iyileştiğinizi ve pek çok aktivteyi kendi başınıza gerçekleştirebildiğinizi fark edeceksiniz. Postop 2. günde ayakta duş şeklinde banyo yapabilirsiniz. Bunun hiçbir sakıncası yoktur. Duş yapmak kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olur (bazı doktorlar 1 haftaya kadar duş yapmaya izin vermezler). Eğer genel durumunuz iyi ise ve ciddi bir problem yoksa bugün taburcu olup evinize gidebilirsiniz.
Postop 3. gün
Durumunuz artık çok iyidir. Her işinizi kendiniz yapabilirsiniz. İsterseniz her gün duş yapabilir, canınız ne isterse yiyebilirsiniz. Bebek doktorunuz bebeğinizin taburcu olmasına izin verirse taburcu olabilirsiniz. Eğer bebeğinizde yeni doğan fizyolojik sarılığı varsa doktorunuz bebeğinizi eve göndermeyebilir. Bu durumda eğer isterseniz siz de hastanede kalabilirsiniz.
Eve gidince
Eve gittikten sonra doktorunuzla olan ilk kontrolünüze kadar bazı noktalara özen göstermeniz gereklidir.
Ağır fiziksel aktiviteden kaçının. Ancak bu yataktan ya da oturduğunuz yerden kalkmayın demek değildir.
Kanamanız rengi giderek açılarak 2-3 hafta devamlı sürebilir, ara ara kesilip sonra tekrar başlayabilir. Bunlar tamamen normaldir.
Hamilelik süresince kullandığınız demir ve vitamin ilalarını almaya devam edin.
Ağrı kesici olarak doktorunuzun taburcu olurken verdiği ilaçları kullanabilirsiniz.
Bebeğinizi düzenli olarak emzirin. Sütünüzün tam olarak gelmesi 2-3 gün alabilir endişelenmeyin.
Sezeryan sonrası vaginal doğum (SSVD)
Sezeryan Sonrası Vaginal Doğum (SSVD)
Günümüzde sezaryenle doÄŸum yapmış olan anne adayı sayısı, tarihte hiç bir zaman görülmemiÅŸ kadar yüksektir. Bunun en önemli nedenleri arasında, bundan yaklaşık 25 yıl önce Amerika’da “sezaryenin en iyi doÄŸum ÅŸekli olduÄŸu” konusundaki görüşü benimseyen ve bu görüşü uluslararası platforma taşıyarak diÄŸer ülke doktorlarını da etkileyen (ve dolaylı yoldan anne adaylarını) ikna eden doktorların varlığı yer alır. Bundan tek etkilenmeyen ülkenin Almanya olduÄŸu tahmin edilmektedir.
Amerika’da bu sezaryen “furyası” 1986′da maksimuma ulaÅŸmış olup, o zamanlar %30-40′larda olan sezaryen oranları, son yıllarda düşüş göstermeye baÅŸlamıştır. Bu düşüşe en etkili olan olaylardan biri de sezaryen sonrası vajinal doÄŸumun mümkün olduÄŸunun anlaşılması ve klinik durumu uygun olan anne adaylarına bunun uygulanmasıdır.
Ülkemizde de özellikle İstanbul’da sezaryenle doÄŸum oranları bazı hastanelerde dikkat çekecek kadar yüksektir. Tıp Fakülteleri gibi, daha çok yüksek riskli hastaların sevkedildiÄŸi merkezler hariç bırakılırsa, özellikle özel hastanelerin bir kısmında sezaryenle doÄŸum oranları, normal doÄŸum oranlarından yüksektir.
Dünya SaÄŸlık Örgütü (DSÖ) hem riski düşük hem de riski yüksek anne adayı tedavisi üstlenen bir merkezin ortalama sezaryen oranının %17 olması gerektiÄŸi görüşünü savunmaktadır. DSÖ, bir merkezin sezaryen oranının bu oranın üstüne çıkması durumunda, o merkezin “sezaryen yapılma nedenlerini tekrar gözden geçirmesi gerektiÄŸi” görüşünü taşımaktadır.
Günümüzde çoğu merkezde oran %15-25 arasında değişmekte ve merkezlerin önemli bir kısmında önde gelen sezaryen nedeni daha önceki doğumun (ya da doğumların) sezaryenle gerçekleşmiş olmasıdır.
Sezaryen kararı verirken en önemli etken elbette kitabi bilgiler ve DSÖ verileri değil, doğuma yardım eden kişinin (yani kadın-doğum uzmanının) o doğum hakkında taşıdığı histir. Anne ve bebek sağlığının sorumluluğunu üstlenecek olan doktor elbette kararı kendisi verecektir. Bu karar da doktorun edindiği tecrübelere, doğumun yapılacağı yerin koşullarına, anne adayının ikna olması gibi faktörlerle yakından ilişkilidir.
Günümüzde hem anne hem de bebek açısından sezaryenin daha iyi olduğunu gösteren bilimsel veriler olduğu gibi, bunların karşısında yer alan, yani normal doğumun hem anne hem de bebek sağlığı açısından daha iyi olduğunu gösteren çok daha fazla sayıda bilimsel veri bulunmaktadır. Ancak her gebelik farklıdır ve bu yüzden karar verirken teorik bilgilerle, anne adayının ve bebeğinin durumu beraberce ele alınmalıdır.
Sezaryen sonrası neden yine sezaryen?
Sezaryen ne kadar usulüne uygun olarak gerçekleÅŸirse gerçekleÅŸsin her seferinde uterusta bir “yara izi” bırakır. Bu yara izi de ne kadar iyileÅŸirse iyileÅŸsin, yeni bir gebelikte uterus yeniden büyümeye baÅŸladığında ve doÄŸum eyleminde ortaya çıkan kasılmaların etkisiyle ortaya çıkan gerginlik nedeniyle açılmaya ve ileri durumlarda yırtılmaya eÄŸilim gösterir. Bu açılma eÄŸilimi özellikle önceki sezaryendeki uterus kesisi (cilt kesisiyle karıştırılmamalıdır) “klasik” yani dikey olanlarda yüksektir. Ancak günümüzde sezaryenlerin önemli bir kısmı “alt segment yatay kesi” adı verilen uterus kesisiyle uygulanmaktadır. Alt segment yatay kesi iyileÅŸtiÄŸinde yeni bir gebelik ve doÄŸum eyleminde bu tür kesiler çok daha az gerilir ve açılma ve yırtılma olasılıkları çok daha düşüktür.
Daha önce sezaryenle doÄŸum yapmış bir anne adayında bu neden pelvis (“çatı”) darlığı gibi yeni gebelikte de devam eden bir olaysa, zaten aynı neden devam etmektedir. Bu nedenle bariz pelvis darlığı olan bir anne adayı tüm doÄŸumlarını sezaryenle gerçekleÅŸtirme durumundadır. Ancak ÅŸu da bilinmelidir ki, bariz pelvis darlığı gerçekte çok sık rastlanan bir durum deÄŸildir
Bir anne adayının geçirmiş olduğu sezaryen sayısı arttıkça artan riskler nelerdir?
Sezaryen sayısı arttıkça uterusa yapılan kesi sayısı artar ve oluşan nedbe dokusu yeni bir gebelikte gerilerek açılmaya ve yırtılmaya daha da duyarlı hale gelir.
Sayı arttıkça ameliyata bağlı, ameliyatın doğal sonucu olarak karın içinde ortaya çıkan yapışıklıklar artar. Bu yapışıklıklar yeni bir ameliyatta uterusa ulaşılmasını zorlaştırabilir ve/veya uterusa ulaşılmaya çalışılırken mesane gibi komşu organların zedelenmesine neden olabilir.
Sayı arttıkça doÄŸası gereÄŸi uterus kesisi yakınlarında yerleÅŸim göstermeyi “seven” plasentanın doÄŸum kanalına yakın ve hatta bu kanalı kapatacak ÅŸekilde yerleÅŸme olasılığı artar. Placenta previa adı verilen bu durum, plasenta dokusu uterusun kas liflerinin içinde yerleÅŸtiÄŸi durumda (accreata-”akreata” okunur) daha da karmaşık bir hal alır ve cerrahi iÅŸlemin seyrini zorlaÅŸtırabilir ve oldukça komplike hale sokabilir.
Bir kadın maksimum kaç kez sezaryen olabilir?
Yukarıda bahsedilen riskler daha önceden bir kez sezaryenle doÄŸum yapmış bir kadının yeni bir gebelik ve doÄŸum eyleminde nispeten az ortaya çıkarlar. Ancak özellikle ikinci sezaryen sonrasında üçüncü bir sezaryen uygulanan kadınlarda yukarıda bahsedilen risklerin sayısı sezaryen sayısı arttıkça eksponansiyel (“sayı arttıkça her artışta daha da hızlı artan” bir ÅŸekilde) artış gösterir. OrtadoÄŸu ülkeleri gibi çocuk sayısının özellikle “önemli” olduÄŸu ülkelerde kadınlara 8 adet sezaryene kadar uygulandığı literatürde görülmektedir. Yine de bir kadın için olan mantıklı olanı ideal olarak iki, maksimum üç sezaryenle ailesini tamamlamasıdır.
Hangi ülkelerde SSVD uygulanıyor?
Amerikada %19.9, Norveçte %5.7, İsveçte %53 anne adayına SSVD önerilmekte ve uygulanmaktadır.
SSVD uygulanması için gerekli koşullar nelerdir?
Anne adayı SSVD konusunda istekli olmalı ve zorlanmamalıdır.
Anne adayının pelvis (“çatı”) yapısı normal doÄŸum yapmaya uygun olmalıdır.
Anne adayında uterus şekil bozukluğu, ya da önceki doğumlarında uterusun yırtılması gibi bir durum söz konusu olmamalıdır.
Anne adayı daha önceden yatay kesili bir ya da en fazla iki sezaryen geçirmiş olmalıdır.
Bu açıdan her çiftin sezaryen sonrası hastaneden taburcu olurken kendisine verilen ameliyat notunu muhafaza etmesi (veya bunun verilmesini talep etmesi) çok önemlidir. Zira önceki sezaryende yatay kesi kararı verilerek baÅŸlanmış bir sezaryen çeÅŸitli nedenlerle dikey kesiye dönüştürülmüş olabilir ve bu da ameliyat raporunda belirtilir. Böyle bir durumda SSVD’dan vazgeçmek gerekebilir.
SSVD uygulanacak merkezin koşulları çok önemlidir. SSVD uygulandığında tüm eylem boyunca bebeğin kalp atışları ve uterus kasılmaları yakından izlenmeli, acil bir sezaryen için ekip ve ameliyathane hazır bulunmalı, merkezde anne ve bebek yoğun bakım ünitesi bulunmalıdır. Çoğu durumda SSVD uygulanacak anne adayının kan grubuna uygun en az iki ünite taze kan hazır bulundurulur.
Hangi durumlarda SSVD uygulanması sakıncalıdır?
Daha önce dikey klasik insizyonla sezaryen öyküsü
Uterusun doğum eyleminde yırtılması (rüptür) öyküsü
Daha önce çeşitli nedenlerle uterusa yapılmış cerrahi işlemlerde uterusa derin kesiler yapılmış olması (myom operasyonlarında olduğu gibi).
Mevcut gebelikte normal doğumu zorlaştıracak etkenlerin varlığı (iri bebek gibi)
Daha önceki sezaryen nedeninin devam etmesi (dar pelvis gibi)
İkiz gebelik, makat gelişi, miad geçmesi gibi nedenler tam bir engel teşkil etmemekle birlikte SSVD uygulanırken çok daha dikkatli olunması gereken durumlardır.
SSVD karar verildiğinde bunun başarıyla sonuçlanma (vajinal doğumun gerçekleşmesi) olasılığı nedir?
SSVD için ideal şartlar taşıyan bir anne adayının sağlıklı bir şekilde vajinal doğum yapma olasılığı %75 civarındadır.
Geriye kalan %25 anne adayında çeÅŸitli nedenlerle SSVD yarıda kesilir ve sezaryenle doÄŸuma geçilir. SSVD’nin yarıda kesilmesinin en önemli nedenleri arasında doÄŸum eyleminin yeterince hızlı ilerlememesi yer alır. Bunun dışında eski dikiÅŸ yerinin açılma ve yırtılma şüphesi varlığında da doÄŸum sezaryenle gerçekleÅŸtirilir.
Daha önceden yatay kesi ile sezaryen olmuÅŸ bir anne adayında uygun koÅŸullar varlığında eski kesi yerinin açılma ve/veya yırtılma olasılığı yaklaşık binde iki-%1′dir.
Özetle sezaryenle doğum yapmış olmak, takip eden doğumların mutlaka sezaryenle gerçekleşmesi gerektiği anlamına gelmez. SSVD önceki sezaryeni fetal distres veya makat gelişi gibi o gebeliğe özgü bir nedenden uygulanmış anne adaylarının vajinal yoldan doğum deneyimini yaşamaları için iyi bir seçenek teşkil eder. Ancak anne adayının gebeliği SSVD için uygun koşulları taşısa bile, SSVD uygulanacak merkezin koşulları uygun değilse, ekip SSVD konusunda tecrübeli değilse, anne adayı SSVD konusunda istekli değilse ideal olanı sezaryen sonrası doğumun tekrar sezaryenle gerçekleşmesidir.



