AIDS hastalarına yeni umut
07 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
İspanya’da yapılan bir araÅŸtırma ile kandaki kolestrolü düşürmek için kullanılan bazı kalp ilaçlarının HIV virüsünün etkilerini yavaÅŸlattığı tespit edildi.
BBC’de yayınlanan habere göre, İspanyol Bilim AraÅŸtırmaları Konseyi laboratuarlarında gerçekleÅŸtirilen deneylerde, HIV virüsü taşıyan 6 hastaya, bir ay boyunca, kandaki yüksek kolestrole baÄŸlı kalp krizi riskini düşürmeye yardımcı olan ’statin’ türü kalp ilaçları verildi.
Deney sonucunda, deneklerdeki HIV virüsü sayısının azaldığı görüldü. Ancak ilaçların alınmaması halinde virüsün yeniden çoğalmaya başladığı da tespit edildi.
Bulgular sonucunda uzmanlar, piyasada bol bulunan ’statin’ türü ilaçların AIDS’le mücadele için ucuz bir silah olabileceÄŸi kanaatine vardı.
Kemik tümörleri her yaşta görülebiliyor
06 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Değişik tip ve karakterde oluşan kemik tümörleri sadece yetişkinleri değil çocukları da tehdit ediyor.
Mide, barsak, meme ve akciÄŸer gibi pek çok organda iyi ya da kötü huylu tümör geliÅŸebileceÄŸi biliniyor. Kemiklerde de tümör oluÅŸabileceÄŸi çok da bilinen bir durum deÄŸil. Oysa çocukluk döneminden baÅŸlayarak hemen hemen her yaÅŸ döneminde kemiklerde oluÅŸan tümörlere rastlamak mümkün. Tümörün tipine ve hastanın yaşına göre deÄŸiÅŸiklik gösteren cerrahi tedavi seçenekleri bulunan hastalık hakkında Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Ortopedi ve Travmatoloji Klinik Åžefi Prof. Dr. Metin Türkmen ÅŸunları söylüyor: “Tümör cerrahisi, çok titizlik gerektiren bir tedavi ÅŸeklidir. Biyopsinin alınması bile belli kesin kurallar içinde yapılmalıdır. Uygulanacak cerrahi tedavi, sadece tümör odağının boÅŸaltılması ÅŸeklinde olabileceÄŸi gibi, tümör dokusunun etrafındaki dar veya geniÅŸ alandaki saÄŸlam doku ile birlikte çıkarılması ÅŸeklinde olabilir. Bazı durumlarda amputasyon gereklidir. Bütün bu cerrahi uygulamalarının öncesi veya sonrasında tümörün cinsine göre radyoterapi, kemoterapi veya her ikisine birden ihtiyaç olabilir. Habis tümörlerde, biyopsi ile tanı konulduktan sonra ortopedist, tıbbi onkolog, radyasyon onkoloÄŸu, patolog ve radyolog bir araya gelerek uygulanacak tedavi protokolü hakkında karar verirler.”
Selim Kemik Tümörleri
Selim kemik tümörlerine çoÄŸunlukla çocukluk ve gençlik dönemlerinde rastlanıyor. Bazen aÄŸrısız olabiliyor, ya bir kırık sonrasında veya ele gelen ÅŸiÅŸlikler halinde tesadüfen ortaya çıkıyorlar. O nedenle bu dönemde, istirahat veya hareket sırasında oluÅŸan aÄŸrılar, hareketlerde görülen sınırlanmalar ve özellikle el ile hissedilen ÅŸiÅŸlikler dikkate alınmalı, nasıl olsa geçer diyerek ihmal edilmemeli. Çocukluk döneminde görülen selim tabiattaki tümörlerin çoÄŸunluÄŸu kistik yapıda oluyor. Prof. Dr. Türkmen bunu şöyle açıklıyor: “Çocukluk döneminde çok belirgin olmayan kemik aÄŸrılarının ve çoÄŸunlukla banyo sırasında ele gelen sertliklerin dikkate alınmasında fayda vardır.
Kemik dokusunun içinde bir boÅŸalma ile kist oluÅŸur. Bu da, doÄŸal olarak kemik dokusunun direncini azaltır ve basit travmalar ile çok kolaylıkla kırılırlar.” Selim kemik tümörlerinin tedavisi tümörün tipine ve hastanın yaşına göre deÄŸiÅŸiklik gösteriyor. Prof. Dr. Türkmen şöyle diyor: “Basit kemik kistinin tesadüfen ortaya çıkması, hemen bir cerrahi tedaviyi gerektirmeyebilir, kist boÅŸluÄŸunun içine steroid veya kemik iliÄŸi enjeksiyonları denenebilir. Kırığın oluÅŸtuÄŸu durumlarda ise çoÄŸunlukla cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Cerrahi tedavide kistik boÅŸluÄŸun içinin tamamen kazınarak boÅŸaltılması ve gerekli tespitin yapılmasından sonra, kalan boÅŸluÄŸun doldurulması gerekir. Doldurma iÅŸleminde kullanılan doku, çoÄŸu zaman hastanın uygun bir bölgesinden alınan (donör bölge) kendi kemik dokusudur.”
Habis Kemik Tümörleri
Habis kemik tümörlerini baÅŸlıca üç tipi var. Prof. Dr. Türkmen bunları şöyle sıralıyor: “Birincisi kemikte primer olarak ortaya çıkanlardır. Bunlar daha çok çocukluk ve genç eriÅŸkin döneminde görülür. İkinci tip habis tümörler ise, primer olarak mevcut bir selim kemik tümörünün yaşın ilerlemesi ile karakter deÄŸiÅŸtirmesi sonucu ortaya çıkarlar. Üçüncü tip habis tümörler ise metastatik olanlardır.
Bunlarda, vücutta bir başka dokuda habis bir tümör vardır ve onun kemik dokusuna metastazı söz konusudur. Metastaz yapan tümörler arasında sıklıkla akciğer, meme, tiroid ve erkeklerde prostat kanserleri öncelik almaktadır. İleri yaşlarda, ve özellikle bir organında habis tümörü olan kişilerde, ortaya çıkan kemik ağrılarının dikkatle incelenmesi gereklidir. Metastazların bel kemiğinde de sık görülmesi ve oluşacak kırıkların ayrıca nörolojik komplikasyonları da yaratabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.
Multi disipliner tedavi
Kemik tümörlerinin tedavisinde, özellikle habis tipte olanlarında, cerrahi tedavi yanında, tıbbın diğer dalları ile ortak çalışmayı gerektiren protokoller mevcut. Önde gelen bölümler tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisi olarak göze çarpıyor. Habis tümörlerde, biyopsi ile tanı konduktan sonra ortopedist, tıbbi onkolog. radyasyon onkoloğu, patolog ve radyolog bir araya gelerek tartışıyor ve uygulanacak tedavi protokolü hakkında karar veriyorlar. Cerrahi tedaviden önce radyoterapi veya kemoterapi uygulanabileceği gibi, her ikisi birlikte de uygulanabiliyor.
Ağız Kanseri Erkekleri Tehdit Ediyor
05 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Ağız kanserlerinin çoğunluğunun 45 yaşın üzerinde ortaya çıktığı ve erkeklerde oluşma olasılığının kadınlara oranla iki kat fazla olduğu bildirildi.
Türk DiÅŸhekimleri BirliÄŸi’nden (TDB) alınan bilgiye göre, ağız kanserlerinin oluÅŸtuÄŸu bölgeler sıklıkla dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuÅŸak damak alanları, dudaklar ve diÅŸetleri. Ağız kanserleri erken dönemde teÅŸhis edilerek tedavi saÄŸlanmazsa yayılarak sürekli aÄŸrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabiliyor.
TDB, diÅŸhekimine düzenli aralıklarla gidilmesinin ağız kanserlerinin erken dönemde tespit edilmesi açısından çok önemli olduÄŸunun altını çizerek, “Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla beraber, tütün ürünleri, alkol ve besinlerdeki bazı maddeler ve fazla güneÅŸ ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı öne sürülüyor. Uzmanlar genetik yatkınlığı da ağız kanserleri için risk faktörleri arasında gösteriyor” deÄŸerlendirmesini yaptı.
AĞIZ KANSERİNİN MUHTEMEL BELİRTİLERİ:
- Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar
- Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış alanların olması
- Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar
- Seste boÄŸukluk veya boÄŸazda yutulamayan cisim hissi
- Çiğneme ve yutma güçlüğü
- Dil ve çene hareketlerinde zorlanma
- Dil veya ağızın diğer bölgelerinde his kaybı, uyuşukluk
- Alt veya üst çenede meydana gelen şişlikler ve bunun sonucu mevcut protez uyumunun bozulması
- Ağız kanseri lezyonları başlangıç döneminde ağrısızdır, kanser ilerleyerek sağlıklı ağız dokularında harabiyet oluşturdukça ağrı şikayeti de başlar. Kişinin kendinin ağız
kanserini farketmesi güç olabilir. Bu nedenle düzenli dişhekimine gidilmesi son derece önemlidir.
Saç dökülmesinin nedenleri ve tedavisi
04 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Memorial Hastanesi Medikal Estetik ve Zayıflama Merkezi’nde görevli Opr.Dr.Kemal UÄŸurlu saç dökülmesi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.
Estetik görünümde çok önemli bir yer tutan saçın kaybı kişide yaşlanma duygusu yaratmakta, vücudundan birşeylerin eksildiği düşüncesi insanlari mutsuz etmektedir. Erkeklerde daha sık olmasına rağmen kadınlarda da görülmekte ve psikolojik etkisi çok daha fazla olmaktadır.
SAÇ DÖKÜLMESİNİN NEDENLERİ
Saç dökülmeleri kansızlık, beslenme bozuklukları, vitamin eksiklikleri, ağır hastalıklar, hormonal düzensizlikler ve bazı ilaç kullanımlarından sonra görülebilirse de genelde bir nedene bağlanamaz. Ailesel yatkınlık, stres, mantar enfeksiyonları ve kalitesiz bakım ürünlerinin kullanılması dökülmeyi etkileyerek arttırabilmektedir.
Saç dökülme alanları erkeklerde başınn ön, üst ve tepe kısmında görülür ve degişik genişlikte olabilir. Çoğu kişide ileri yaşlara kadar başın her iki yanında ve ensede dökülmeyen alanlar kalır.
Kadınlarda ise yaygın seyrelme tarzında dökülmeye daha sık rastlanır bölgesel dökülme nadir olarak görülür.
Saç dökülmesi otuzlu yaşlara doğru başlar ve elli yaşın üstünde erkek nüfusunun hemen hemen yarısında görülür. Başlama yaşı nekadar erken olursa dökülme o kadar fazla ve genis alanda olur.
DÖKÜLMEYİ DURDURAN YADA YENİDEN SAÇ ÇIKARTAN TEDAVİ VAR MIDIR ?
Vücudun diger hücreleri gibi saç hücrelerininde genetik olarak şifrelenmis bir ömrü vardır. Dökülen saçların ömürlerinin kısa olarak planlandıgı düşünülür. Bazı ilaçlarla bu dökülmeye başlayan saçların hücrelerinin ömrü uzatılmaya çalısılmaktadır. Ancak bu ilaçlar kullanıldığı dönemde kısmen etkili olmakta ilacın kesilmesi ile eski dökülme durumuna geri dönülmektedir. Uzun zaman önce saçın dökülmüş olduğu bölgelerde etkili olan bir ilaç ise henüz bulunamamıştır.
SAÇ EKİMİ
Günümüzde teknolojinin gelişmesi ile birlikte estetik cerrahinin tüm bölümleri gibi saç ekim tekniğide çok gelişmiş ve mükemmel sonuçlar alınır hale gelinmiştir. Eskiden içerisinde 5-6 saç hücresi bulunan dokularla (makro greftlerle) yapılan saç ekimleri doğal olmayan görünüm yaratmaktaydı. Günümüzde saç ekimi artık mikro greft tekniği olarak bilinen 1-2 kıl hücresinin ekimi şeklinde yapılmaktadır.
Saç ekiminde en önemli kriter saç ekimi yapılacak alanla, saçın alındığı alan arasındaki orandır. Tüm saçın 3 de 1 ve daha az oranındaki dökülmelerinde saç ekimi ile elde edilecek estetik sonuçlar çok iyidir. Daha geniş alanlardaki dökülmelerde alanın genişliğine bağlı olarak estetik başarı düsmekte, ekim sonrası elde edilen saç yoğunluğu biraz daha az olmaktadır. Başarıyı etkileyen önemli bir diğer etkende ekibin tecrübesidir. Saçın ekim yönü, açısı, yoğunluğu ve hücrelerin efektif dağılımı estetik görünümü çok etkiler.
Koyu Renk Ekmek Ye,Sağlığını Koru
03 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
ABD’li bilim adamları, koyu renkli ekmek yemenin kalp saÄŸlığını koruduÄŸunu ortaya çıkardı.
Seattle kentindeki Kardiyovasküler SaÄŸlık AraÅŸtırma Birimi’nde görevli Dr. Dariush Mozaffarian baÅŸkanlığındaki araÅŸtırma ekibi, 70 yaşın üzerinde olan ve hayatı boyunca hiç kalp-damar rahatsızlığı geçirmemiÅŸ üç bin 588 kiÅŸi üzerinde yaklaşık dokuz yıl süren bir araÅŸtırma yaptı. İnternetteki ailem.com sitesinde yer alan yazıda, bu konudaki araÅŸtırmanın sonuçlarının ilginç bir gerçeÄŸi ortaya çıkardığı belirtildi. AraÅŸtırmanın sonuçlarına göre, kalp ve damar hastalıkları riskinin günde 6,3 gram tahıl lifi tüketen kiÅŸilerde, günde 1,7 gramdan az tahıl lifi tüketen kiÅŸilere göre yüzde 21 oranında daha düşük olduÄŸu saptandı. Dr. Mozaffarian öncülüğündeki bilim adamları, yemek yerken daha çok koyu renkli ekmeÄŸin tercih edilmesi gerektiÄŸine dikkat çekerken, sebze ve meyve liflerinin ise herhangi bir olumlu etkisinin tespit edilmediÄŸine iÅŸaret ettiler.
Ceninler parkinson’a umut oldu
02 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Fransa Kretey Ulusal Tıp Araştırmaları Enstitüsü Doktorlarından Anselme Perrier yaptığı araştırmalarda kürtajla alınan ceninlerden elde edilen insan beyin nöronu kök hücrelerinin Parkinson hastalığı için bir tedavi yolu olduğunu ortaya koydu.
Uzun zamandır araÅŸtırmalarını sürdüren ve Parkinson hastalığı’na tedavi yöntemi arayışında olan Anselme Perrier, kürtajla alınan ceninlerden elde edilen insan beyin nöronu kök hücreleriyle, Parkinson hastalığı’na yol açan sorunu çözebileceÄŸi sonucuna vardı. Perrier, kök hücreden üretilen beyin nöronunun, Parkinson hastalığıyla beynin yitirdiÄŸi kimyasalları ayır detme fonksiyonunu yeniden saÄŸlayabildiÄŸine vurguladı. Bilimsel alanda bir kilometre taşı olarak kabul edilen bu yeni bulgu, cenin kaynaklı kök hücrenin Parkinson’lu hastaların beyinlerine aşılanabileceÄŸini de ortaya koyuyor. Ancak yeni olan bu buluÅŸ, Parkinson hastalarına kısa vadede bir tedavi olanağı da saÄŸlayamazken, araÅŸtırmaların geliÅŸtirilmesi ve yasal izinlerin saÄŸlanması için gerekli çalışmaların baÅŸlatılacağı vurgulandı.
Türkiye’nin ürperten kanser haritası
01 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
SaÄŸlık Bakanlığı Kanserle SavaÅŸ Dairesi ile Ankara İl SaÄŸlık Müdürlüğü Kanser Kayıt, İstatistik ve EÄŸitim Birimi’nin ortaklaÅŸa gerçekleÅŸtirdiÄŸi kanser araÅŸtırması Türkiye’deki kanser vakalarına iliÅŸkin çarpıcı gerçekleri su yüzüne çıkardı.
AraÅŸtırmaya göre 1999 yılında sekiz bin 879 olan kanserli sayısı 2003 yılında üç bin 893 artarak 12 bin 772′ye yükseldi. Erkeklerde en çok akciÄŸer, mide, mesane, prostat ve kolon, kadınlarda ise meme, over, mide, kolon ve akciÄŸer kanseri görülüyor.
Ankara İl saÄŸlık Müdürlüğü’nün yayın organı, “SaÄŸlığın BaÅŸkenti” dergisinde yayınlanan araÅŸtırma sonuçlarına göre, 1999 yılında sekiz bin 879, 2000 yılında sekiz bin 613, 2001 yılında dokuz bin 054, 2002 yılında 10 bin 971 ve 2003 yılında 12 bin 772 kanserli hasta tespit edildi. 2003 yılında ‘bildirimi yapılan’ kanser vakalarının yaÅŸ ve cinsiyete göre istatistikleri şöyle:
“0-4 yaÅŸ: Erkek 102, Kadın: 85,Toplam: 187
5-9 yaş: Erkek 103, Kadın: 64, Toplam: 167
10-14 yaş: Erkek 83, Kadın: 70, Toplam: 153
15-19 yaş: Erkek 112, Kadın: 82, Toplam: 194
20-24 yaş: Erkek 181, Kadın: 114, Toplam: 295
25-29 yaş: Erkek 175, Kadın: 150, Toplam: 325
30-34 yaş: Erkek 203, Kadın: 267, Toplam: 470
35-39 yaş: Erkek 233, Kadın: 390, Toplam: 623
40-44 yaş: Erkek 443, Kadın: 531, Toplam: 974
45-49 yaş: Erkek 585, Kadın: 635, Toplam: 1220
50-54 yaş: Erkek 935, Kadın: 772, Toplam: 1707
55-59 yaş: Erkek 803, Kadın: 592, Toplam: 1395
60-64 yaş: Erkek 841, Kadın: 623, Toplam: 1464
65 ve üstü: Erkek İki bin 112, Kadın: Bin 436, Toplam: 3548
Genel toplam: Erkek Altı bin 911, Kadın: BeÅŸ bin 811, Toplam: 12 bin 772″.
Çapraşık Dişlerin Nedenleri Ve Tedavisi
31 Mart 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Çocukluk döneminde süt dişlerin değişip, kalıcı dişlerin gelmeye başlamasıyla pek çok çocukta çapraşıklıkların yaşandığı bildirildi.
Türk DiÅŸhekimleri BirliÄŸi’nin (TBD) web sitesinde yer alan bilgilere göre, bir çok anne ve baba, “ÇocuÄŸumun diÅŸleri eÄŸri geldi” endiÅŸeyle diÅŸhekimine baÅŸvuruyor. Bu durumun en büyük nedeninin ‘kalıtım’ olduÄŸunu belirten uzmanlar, zamanında alınmayan bazı önlemlerin de çapraşıklara yol açtığını ifade ettiler.
Genetik olarak çocukta çene boyutuyla diÅŸlerin geniÅŸlikleri arasında uyumsuzluk olması ya da çenelerin geliÅŸmesini olumsuz yönde etkileyen solunum yolu problemlerinin diÅŸlerde çapraşıklığıklara yol açtığını anlatan uzmanlar, “ÇocuÄŸunuzun burun yollarındaki solunumu engelleyen faktörler öncelikle üst çenenin daha sonrada alt çenenin normal büyümesini etkileyerek diÅŸlerin düzgün sıralanmasına engel olurlar. Bu durumda mutlaka uzman bir diÅŸhekiminin müdahalesi gerekir” diye konuÅŸtular.
Dişlerdeki çapraşıklığın bir diğer nedeninin de süt dişlerinin normal değişme zamanı gelmeden çekilmesi olduğuna dikkati çeken uzmanlar, şunları kaydetti:
“‘Nasıl olsa yerine yenisi gelecek’ düşüncesiyle tedavi edilebilir düzeydeki süt diÅŸlerinin çekimi son derece hatalıdır. Çünkü bu diÅŸler altlarından gelecek kalıcı diÅŸlerin yerini koruyarak çapraşıklıkları önlerler. Bir süt diÅŸi zamanından önce çekilirse yandaki diÅŸler çekilen diÅŸin boÅŸluğına doÄŸru kayar. Alttan gelecek kalıcı diÅŸin süreceÄŸi yeri kapatır, kalıcı diÅŸ bulabildiÄŸi boÅŸluktan sürmeye çalışır yada gömülü kalır. Her iki durumda da diÅŸ sisteminin dengesi bozulur ve çapraşıklıklar gözlenir. Süt diÅŸlerini ara yüzlerinde görülen çürükler zamanında tedavi edilmezse yandaki diÅŸler çürüyen, kayıp diÅŸ dokusu kadar boÅŸluÄŸa kayar. Çapraşıklıkların bir diÄŸer nedeni de budur. İşte bu nedenlerden dolayı süt diÅŸlerinde görülen çürüklerin tedavisi son derece önemlidir”.
DiÅŸlerin düzgün sıralanmasının sadece estetik açıdan önemli olmadığını anlatan uzmanlar, diÅŸlerdeki çapraşıklıkların bu bölgelerin temizlenmesi güç olacağından çürüklere, diÅŸeti hastalıklarına ve eklem aÄŸrılarına neden olabileceÄŸini belirttiler. Çapraşık diÅŸlerin her yaÅŸta deÄŸiÅŸik tedavi yöntemleriyle ortodontistler tarafından tedavi edilebildiÄŸini söyleyen uzmanlar, “Ancak bu tür tedaviler oldukça pahalıdır. Bu nedenle çürüyen süt diÅŸlerinin çekiminden çok tedavisi yoluna gitmek daha da önemlisi iyi bir ağız bakımıyla diÅŸleri saÄŸlıklı olarak ağızda tutmak en doÄŸru yöntem olacaktır” ÅŸeklinde konuÅŸtular.
Balık zehirlemelerine dikkat
30 Mart 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Balık ve diğer su ürünlerinin zehirlenerek ölüme sebep olduğunu belirten uzmanlar, bu konuda vatandaşları uyardı.
Samsun Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürü Uzman Veteriner Hekim İsmail Aydın, kurumlarında balık ve diğer su ürünleri hastalıklarıyla ilgili kapsamlı araştırma ve teşhis yaptıklarını belirterek, vatandaşların balık zehirlenmelerine karşı dikkatli olmasını istedi. Balık hastalıklarının Türkiye için yeni bir konu olduğunu ve bu konuda bilgi birikimi bulunmadığını kaydeden Aydın, bu alandaki çalışmalara hız verilmesi gerektiğini söyledi.
Enstitü hizmet bölgesinde kültür balıkçılığının diÄŸer bölgelere nazaran daha hızlı geliÅŸtiÄŸini ve bölgede yaklaşık 170 iÅŸletme bulunduÄŸunu ifade eden Aydın, “Bu iÅŸletmeler, enstitü uzmanlarının kontrolünde. Kurum uzmanları, balık hastalıkları konusunda araÅŸtırma yapıyor. Balık iÅŸletmelerinin sorunlarının çözülmesinde bilimsel verilere göre hareket ediyoruz. Bugüne kadar yapılan araÅŸtırmalara göre, balık çiftliklerinde özellikle Yersiniozis hastalığı çok yaygın. Bununla birlikte Vibrio, Aeromonas, Pseudomas, Edwardsiella ve Mixobacter infeksiyonları da tespit edildi. Suya karışan sanayi atıkları suyun kalitesini bozarak özellikle bakır, çinko ve civa zehirlenmesine yol açıyor. YaÄŸmur suları, suda kurÅŸun birikimine sebep olduÄŸu için kurÅŸun zehirlenmesi meydana getiriyor. SaÄŸlıklı beslenmek için beyaz et tüketimi önemli. Ancak, özellikle balık ve deniz ürünlerinin bilinçli tüketilmesi, saÄŸlıklı muhafaza edilmiÅŸ ve ambalajlanmış, orijini bilinen, kontrolü yapılmış, hijyenik su ürünlerinin tüketilmesi gerekiyor” dedi.
“MİDYE ZEHİRLEMESİ ÖLDÜRÜYOR”
Kirli sularda avlanan balık, midye ve diÄŸer su ürünlerinin insan saÄŸlığına zarar verdiÄŸini ifade eden İsmail Aydın, “Kabuklu deniz hayvanları, insanlarda ishalle birlikte seyreden tehlikeli yiyecek zehirlenmelerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Havaların ısınmasıyla birlikte risk faktörü daha da artmaktadır. Bu durum halk nazarında bu ürünlere karşı güvenin sarsılmasına ve tüketimin azalmasına sebep olmaktadır. Yeterince iÅŸlem görmemiÅŸ ya da çiÄŸ olarak tüketilen deniz kabuklularının tüketimini takiben zehirlenme belirtileri ortaya çıkabilmektedir. Bu deniz canlılarının besinleri süzerek, ağır ağır yemesi nedeniyle, lağım sularıyla kirlenmiÅŸ sulardan yüksek miktarda mikrop ve atık madde (toksinleri) almalarına ve vücutlarında biriktirmelerine yol açar. Kabuklu deniz hayvanları, iyi piÅŸirilmesine raÄŸmen iç organlardaki patojenler yeterli ÅŸekilde yok edilemeyebilir. Toksin birikimi de yüksek ısıyla yok edilemez. Çok düşük miktarlarda, mide ve bağırsaklar için zararlı ürünler gıdalarda kalabilir ve bu ürünler tüketimi takiben hastalıklara neden olurlar. Bazı midye türleri de yendikleri zaman toksik etki gösterebilir (Mytilus edulus ve Modiola modiolus cinsi midyeler)” dedi.
Midye zehirlenmelerinde, zehirlenme belirtisi olarak aşırı duyarlılık ve felç, parmak uçlarında iÄŸne batması gibi karıncalanma hissi, dudaklarda sızlama ve uyuÅŸukluk hissedildiÄŸini söyleyen veteriner hekim Aydın, “Sersemlik, uyuklama, boÄŸazda sıkışma ve kuruluk, bazı vakalarda konuÅŸmada bozukluk vardır. Ağır vakalarda ölüm solunum yetersizliÄŸinden kaynaklanmaktadır. Toksin ihtiva eden midyelerden 4-5 tanesinin yenmesiyle bile ölüm meydana gelebilir. Bu toksinin çok kuvvetli bir zehir olan potasyum siyanürden 50 kez daha güçlü olduÄŸu bildirilmiÅŸtir. Midye yendikten sonra bir rahatsızlık hissedilmesi halinde, gecikmeden en yakın saÄŸlık kuruluÅŸuna baÅŸvurulmalıdır. Midye zehirlenmesi olayları ABD, Fransa, İrlanda, İngiltere ve Almanya gibi geliÅŸmiÅŸ ülkelerde sık meydana geliyor. Ülkemizde midye zehirlenmesinin geliÅŸmiÅŸ ülkelere oranla daha az görülmesinin sebebi, dini inanış boyutuna paralel olarak daha az tüketilmesinden kaynaklanmaktadır” diye konuÅŸtu.
“BOZULAN BALIKTA 12 SAAT İÇİNDE 68 MİLYAR BAKTERİ OLUÅžUYOR”
Sahillerde yaÅŸayan birçok deniz hayvanının toksin ihtiva ettiÄŸini ifade eden Aydın, “İnsanlar bazı balıklara temas etmekle de zehirlenebilir. Bu balıkların yüzgeçleri birtakım dikenler ihtiva eder. Dikenin kaidesindeki kesede bulunan zehir, kesenin kanalı vasıtasıyla dikenin açtığı yaraya boÅŸaltılır. Memleketimizde bulunan bu nevi balıklar: tarakonya, çarpan balık, kum tarakonyası, varsan balığı, rina balığı, iÄŸneli vatoz balığı, tırpana balığı, kazık kuyruÄŸu balığı, folya balığı, tatlı su levreÄŸi gibi balıklardır. DoÄŸal olarak toksin ihtiva eden bir tek balığın bile yenmesi, ölüme sebep olabilir. Balıkçılık sektöründeki sorunlardan bir tanesi de çiftliklerde bilinçsiz kimyasal madde ve ilaç kullanımı sonucu oluÅŸan ilaç kalıntısı birikimidir. Avrupa BirliÄŸi ülkeleri, ithal ettikleri su ürünlerinde ilaç kalıntısı için belli bir standart getirmiÅŸlerdir. Balıkların yaÅŸadıkları ortamda yeterli sayıda hastalık etkeni bulunursa, balıklarda yaralanma, organ bozuklukları, zayıflama ve stres gibi faktörlerle birlikte hem balığın kendi saÄŸlığını bozan, hem de kesim sonrası balık etinin deÄŸerini düşüren hastalıklar meydana gelir” ÅŸeklinde konuÅŸtu.
Balık etinin protein yönünden zengin olduÄŸunu vurgulayan, ancak balık çiftliklerinin hijyenik olması gerektiÄŸini vurgulayan Aydın, “Uygun ÅŸartlarda balık vücudunda bir bakteri her 20 dakikada bir çoÄŸalmaktadır. Periyodik olarak çoÄŸalan bir bakteri hücresinden 12 saat sonra 68 milyar adet bakteri meydana geldiÄŸi dikkate alınırsa, bozulmaya uÄŸramış bir balık etini yiyen kiÅŸinin ne kadar risk altında olduÄŸu anlaşılır” dedi.
Deniz ürünleri pişirilirken ortaya çıkan dumanın solunmasının, astım, rinitis, larenks ödemi veya rinokonjuktivitise sebebiyet verdiğini hatırlatan İsmail Aydın, daha sonra şunları söyledi:
“Balık alerjileri, sindirimi takiben en erken 2 dakikada ortaya çıkabilir. Deniz ürünleri alerjilerinin belirtileri de genellikle 1 saat içinde ortaya çıkar. İnsanlarda deniz ürünleri anafilaktik ÅŸoka sebep olabilir. Bazı bakteriler orkinos, uskumru, palamut gibi balık türlerinde toksin oluÅŸturur. Bu balıkların yenmesiyle balık zehirlenmesi meydana gelir. Bazı deniz kamçılıları da toksin üretebilirler. Balıkların bazı türleri, bu toksik kamçılıları tükettikten sonra insanlar için zehirli hale gelir. Bu toksinler balığın iç organlarında, kafasında ya da merkezi sinir siteminde depolanır. ”
Samsun Veteriner Kontrol ve AraÅŸtırma Enstitüsü’nün bölge enstitüsü olduÄŸunu kaydeden İsmail Aydın, Samsun, Sinop, Amasya, Tokat, Sivas, Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize’den oluÅŸan toplam 9 ile hizmet götürdüklerini, balık hastalıklarıyla ilgili kapsamlı araÅŸtırma ve teÅŸhis yapılabilen bir alt yapıya sahip olduklarını sözlerine ekledi.
Sıtmaya karşı ‘oz’ ilacı
29 Mart 2011 Yazan admin
Kategori Genel sağlık bilgileri
Sıtmaya karşı doktorlar grubu tarafından Hindistan’daki laboratuarlarda geliÅŸtirilen ‘OZ’ adındaki ilaç, hastalığın ‘kesin çözümü’ olarak görülüyor.
Hindistan’daki laboratuarlarda geliÅŸtirilen ve tıp çevrelerinde sıtma ile mücadelede bir devrim olarak nitelendirilen OZ, Çin’de çeÅŸitli hastalıkların önlenmesinde kullanılan
bitkisel ilaçlardan ‘Artemisinin’ adlı anti sıtma maddesi içeriyor. Doktorlar tarafından sentetik olarak geliÅŸtirilen OZ, Artemisinin maddesinin bitkisel versiyonuna da gereksinim duymadığı için çok daha ucuz olarak satılacağı belirtiliyor. Hindistan’da sıtma hastalığı olan insanlar üzerinde denenen ilacın baÅŸarılı sonuç verdiÄŸi ve hastalığı tamamen kuruttuÄŸu ve hiçbir iz ve ya bulgu bırakmadığı saptandı.
Hindistanlı doktorların sağlık dünyasına hediye ettiği yeni sıtma ilacı OZ, 2005 Ocak ayından itibaren test kullanımına girecek.



