Kanser tanısı nasıl konulur ?
Kanserlerin büyük bölümü orÂtaya koydukları belirtiler ya da hastanın (veya doktoruÂnun) bir kütle veya anormal görüÂnümlü bir oluÅŸum saptamasıyla fark edilir. Az, ancak giderek artan sayıÂda kanser, herhangi bir anormallik olduÄŸunu fark etmeyen, görünürde saÄŸlıklı kiÅŸilerde yapılan testlerle beÂlirlenir. Bu testlere tarama testi adı verilir.
BELİRTİLER
Kanserin yol açtığı belirtilerin çoÄŸu, kanserle hiç iliÅŸkisi olmayan görece önemsiz hastalıklarda da çok sık orÂtaya çıkar. Bu nedenle bazı kiÅŸiler belirtileri ciddiye almaz ve doktora baÅŸvurmakta gecikebilir.
Hasta doktora gitse bile, doktoÂru, bu evrede kanser gibi ciddi bir tanıyı dikkate almanın henüz gerekÂsiz olduÄŸunu düşünebilir.
Aslında bu bir çıkmazdır. KanserÂden kaynaklanma olasılığı bulunan her türlü belirti için çok kapsamlı ve acil testler yapılması, saÄŸlık kaynakÂlarının hızla tükenmesine yol açacaÂğı gibi, pek çok hastada gereksiz kaygıya da neden olacaktır.
İnatçı belirtiler ya da belli bazı belirtiler varsa doktorun daha ciddi bir hastalığı düşünme olasılığı artar. Bazı belirtiler ise doÄŸrudan ciddi bir olasılığı akla getirdiklerinden, heÂmen daha kapsamlı testlere baÅŸlaÂnır.
Bir kanserin varlığına iÅŸaret edeÂbilecek belirtiler arasında ÅŸunlar varÂdır.
İnatçı ve açıklanamayan
•Öksürük
•Nefes darlığı
•Seste kalınlaşma
•Yutma güçlüğü
•Ağrı
•Hazımsızlık
•Kilo kaybı
•Barsak alışkanlıklarında değişiklik
•Vücuttaki herhangi bir delikten (örn. meme başı ya da vajina) akıntı
•Ateş
•Her türlü anormal kanama
•Öksürükle kan gelmesi
•Rektal kanama
•Âdetler arası vajinal kanama
•Cinsel birleşme sırasında kanama
•Menopoz sonrası vajinal kanama
•İdrarda kan
•Derideki benlerde kanama
Yukarıdaki belirtilerden herhangi birinin bulunduÄŸu kiÅŸiler hemen doktora baÅŸvurmalıdır. Bu tür belirtiÂlerle doktora baÅŸvuran kiÅŸilerin büÂyük çoÄŸunluÄŸunda kanser saptanamaz, ancak kanser varsa bile, erken tanı çok önemlidir.
Kütleler ve şişlikler
Kanserlerin büyük bölümü vücudun derin dokularına yerleÅŸtiÄŸinden, anÂcak az bir kısmı doktor muayenesinÂde saptanabilir; hastaların kendileÂrinde bu ÅŸekilde bir kütle saptama olasılığı daha da düşüktür. Öte yanÂdan meme ya da boyunda veya kol-tukaltındaki lenf bezleri gibi organÂlarda ortaya çıkan daha yüzeysel kanserler, sıklıkla hasta tarafından bir kütle olarak fark edilir. Deri kanÂserlerinin çoÄŸu da önce doktor taraÂfından deÄŸil, hasta tarafından fark edilmektedir.
Aslına bakılırsa, kütlelerin ya da derideki inatçı deÄŸiÅŸikliklerin ancak az bir kısmı kanser çıkar. Ancak meÂme, testis ya da baÅŸka bir bölgede ÅŸiÅŸlik veya giderek kötüleÅŸen ve neÂdeni açıklanamayan bir ülser ya da ‘leke’ (özellikle deri benlerinin görüÂnümündeki deÄŸiÅŸiklik) fark ederseÂniz, hemen doktora baÅŸvurmalısınız.
Kanser İçin Tarama Testleri
Kanserleri daha erken ve iyileÅŸtirile-bilir bir aÅŸamada saptamaya yönelik tarama testleri, bazı önemli kanser türlerine baÄŸlı ölümleri azaltabilir. Ancak tarama testlerinin de kendileÂrine özgü sorunları vardır. Test sıraÂsında bir anormallik saptanırsa (daha sonra sıklıkla bu anormalliÄŸin kanser olmadığı anlaşılsa bile) hasta baÅŸka pek çok testten geçer ve gereksiz yere yoÄŸun kaygı yaÅŸar.
Tarama testlerinde kimi zaman çok yavaÅŸ büyüyen kanserler ya da fark edilmese bile herhangi bir soruÂna yol açmayacak olan pre-kanseröz oluÅŸumlar saptanır. Bunun sonucunÂda bazı kiÅŸilere aslında gerekmeyen tedaviler uygulanabilir. Tarama testÂleri pahalıdır: erken tanının tedaviÂnin baÅŸarısına ya da baÅŸarısızlığına yol açacak bir fark yarattığı bir kanÂser vakasının saptanması için genelÂlikle çok sayıda kiÅŸinin taranması geÂrekir.
Meme Kanseri Taraması
50 yaÅŸ üzerindeki kadınlara 65 yaşıÂna kadar her üç yılda bir, sonrası için de istedikleri zaman mamografi yaptırmaları önerilmektedir.
Röntgen filmlerinde saptanan anorÂmalliklerin büyük kısmı kanserli olÂmasa da, bazılarında ek testler öneÂrilmekte ve kimi zaman mikroskobik inceleme için dokudan küçük bir parça alınmaktadır (biyopsi). Bu anormalliklerin çok azının kanser ya da pre-kanseröz oluÅŸumlar olduÄŸu saptanır. Bu ÅŸekilde saptanan meme kanserleri genellikle küçüktür ve taÂrama testinin ÅŸifa olasılığını önemli ölçüde artırdığı belirlenmiÅŸtir.
Rahim boynu (serviks) kanseri taraması
Cinsel açıdan aktif olan kadınlarda 60-65 yaşına kadar her 3-5 yılda bir rahim boynu sürüntü testi (servikal smear) yapılmalıdır (hiç cinsel birleÅŸÂmeye girmemiÅŸ kadınlarda bu kanÂser çok enderdir). Sürüntü testi sıraÂsında rahim boynunun görüntülenebilmesi için, vajinaya spekulum adı verilen bir aygıt yerleÅŸtirilir. Yeterli sayıda hücre elde edebilmek için, tahtadan yapılmış bir spatula kullaÂnılarak, serviks hafifçe kazınır. Bu sü-rüntüler bir parça cam üzerine yayıÂlır ve mikroskop altında incelenir. İşÂlem bir miktar rahatsızlığa yol açsa da, normalde aÄŸrılı deÄŸildir. Bu test kolayca tedavi edilebilen prekanseröz (ön kanser) oluÅŸumları, ayrıca tamamen iyileÅŸme oranının çok yükÂsek olduÄŸu erken evrede, kanserleri de saptayabilir.
Servikal sürüntüde saptanan anormalliklerin çoÄŸu küçük deÄŸiÅŸikÂliklerdir ve ek araÅŸtırma gerektirÂmez; bir kısmında ise sürüntü testinin tekrarlanması ya da belirli bir süÂre boyunca daha sık yapılması gereÂkir. Ancak, bazı anormalliklerde “kolposkopi” adı verilen daha ileri bir inceleme yapılması gerekir; bu iÅŸlemde bir büyüteç kullanılarak raÂhim boynu ışık altında incelenir. Anormal bölgelerden küçük örnekÂler alınabilir ya da “punch biyopsi” (zımba biyopsisi) yapılabilir. Bu iÅŸÂlem biraz rahatsızlık verse de aÄŸrıya yol açmaz ve yalnızca 10 dakika kaÂdar sürer.
Kansere dönüşme potansiyeli taÂşıyan alanlar saptandığında, buradaÂki hücreleri öldürmek için ek tedavi önerilir. Bu amaçla kullanılabilen teÂdaviler arasında lokal anesteziyle uygulanan ‘lazerle buharlaÅŸtırma’ (yoÄŸunlaÅŸtırılmış bir ışın kullanılarak anormal hücreler yakılır), kriyoterapi (anormal hücreler ucu soÄŸutulmuÅŸ bir sonda ile öldürülür) ve genel anesteziyle kullanılan diatermi (hücÂreler elektrikli bir sonda ile yakılır) bulunur.
Kolposkopide kadınların küçük bir kısmında daha ciddi bir anormalÂlik olabileceÄŸini düşündüren bulguÂlar elde edilir ve genel anestezi alÂtında ‘koni biyopsi’ yapılması gereÂkebilir (serviks kanalının iç tarafını döşeyen hücrelerin çıkartılması). Koni biyopsisi etkilenen dokuların tamamının çıkartılmasını saÄŸlayabiÂlir, ancak kimi zaman oluÅŸumun daÂha derin katmanlara iÅŸlediÄŸi saptanır ve böyle durumlarda daha kapsamlı tedavi gerekir.
Çok az sayıda kadın serviks kanÂserinden ölmektedir ve bunların neÂredeyse %90′ı hiçbir zaman düzenli smear (sürüntü) testi yaptırmamış olan kadınlardır.
Diğer kanserlere yönelik tarama testleri
Son dönemdeki araÅŸtırmalarda, barÂsak tümörlerini erken evrede saptaÂyan tarama testlerinin barsak kanseriÂne baÄŸlı ölümleri azaltabileceÄŸi gösÂterilmiÅŸtir. Bu testte, dışkıda çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük miktarda kanın varlığı araÅŸtırılır. Bu tür kanamalar genellikle kanser dışınÂdaki nedenlerden kaynaklansa da kolonoskopi ya da baryumlu grafi ile gerçekleÅŸtirilen ek testler (bk. s. 23, 24, 26) henüz belirtilere yol açacak kadar büyümemiÅŸ olan kanserlerin saptanmasını saÄŸlayabilir. Gelecekte, ‘dışkıda gizli kan’ testi daha da yayÂgınlaÅŸacak gibi görünmektedir.
Prostat kanseri taraması, bu kanÂserler tarafından sıklıkla üretilen bir kimyasal maddenin (‘prostata özgü antijen’ ya da PSA) kandaki düzeyleÂrinin ölçülmesi, fizik muayene ve ultrason görüntülemesiyle yapılabiÂlir. Tarama sırasında bazı prostat kanserleri erken evrede saptanabilse de, kimi zaman tarama gereksiz teÂdaviye de yol açabilir. BaÅŸka nedenÂlerle ölen yaÅŸlı erkeklerin çoÄŸunun prostatlarında küçük kanserler sapÂtanabilir. YaÅŸlılardaki kanserlerin çoÂÄŸu yavaÅŸ büyür ve tedavi edilmediÂÄŸinde hastanın geri kalan yaÅŸamı boyunca soruna yol açma olasılığı azdır. Yine de son dönemdeki araÅŸÂtırmalar, taramanın prostat kanseriÂne baÄŸlı ölümleri azaltabildiÄŸini düÂşündürmektedir.
Düzenli akciÄŸer röntgeni ya da balgamın mikroskopik incelemesine dayanan akciÄŸer kanseri taramasının yararlı olmadığı gösterilmiÅŸtir. AkciÂÄŸer kanserlerinin büyük bölümünün akıbeti daha erken evrelerden baÅŸlaÂyarak kötü olma eÄŸilimindedir ve günümüzde bu hastalığa baÄŸlı ölümleri önemli ölçüde azalttığı gösterilen tek yöntem sigaranın bıÂrakılmasıdır.
Ailelerde Kanser
Kuramsal olarak kansere karşı geneÂtik bir yatkınlık taşıdığı bilinen (ya da bu tür bir risk taşıma olasılığı buluÂnan) kiÅŸilerin tarama testlerinden geçirilmesi mantıklıdır. Ancak kanÂserlerin %10′dan azı kalıtımsal neÂdenlere baÄŸlıdır. Kanser yaygın bir hastalıktır ve aynı aileden iki ya da daha fazla kiÅŸiyi etkilediÄŸinde, buÂnun yalnızca ÅŸansa baÄŸlı olma olasıÂlığı yüksektir. Kimi zaman kanserler sigara dumanı gibi paylaşılan bir çevresel etmenden kaynaklanabilir.
İki ya da daha fazla yakın akrabaÂda (anne babalar, kız ya da erkek karÂdeÅŸler) aynı kanser türü ya da bazen genetik baÄŸlantısı olabilen farklı kanÂser türleri (örn. meme ve yumurtalık kanseri gibi) saptandığında, kalıtımÂsal kanserden kuÅŸkulanılır. Kalıtımsal kanserlerin diÄŸer belirtileri arasında genç yaÅŸta kanser geliÅŸmesi ya da çift taraflı (örn. her iki memede) veya çoÄŸul tümör eÄŸilimi bulunur.
Ailede güçlü bir kanser öyküsü olan kiÅŸilerin bazılarında kalıtımsal gen anormallikleri saptanabilir. AnÂcak bu gen anormalliklerinin varlığı mutlaka kanser geliÅŸeceÄŸi anlamını taşımaz; öte yandan bazı genlerin kalıtım yoluyla geçmesi, belli bir evÂrede kanser geliÅŸme riskini %80-90 ve hatta daha yüksek oranda artıraÂbilir. Kimi zaman bir ailenin iki ya da daha fazla üyesinde herhangi bir özel genetik anormallik saptanamasa bile aynı kanser tipi geliÅŸebilir. Bu durumda ailenin diÄŸer üyelerinde çok yüksek düzeyde olmasa da kanÂser riski artabilir.
Ender görülen çeÅŸitli kanser türÂlerine karşı yatkınlık kalıtım yoluyla geçebilir (örn. tiroid bezinde ve horÂmon üreten diÄŸer bezlerdeki bazı kanserler). Daha yaygın kanser türleÂri dikkate alındığında zaman zaman kalıtımsal yolla geçen baÅŸlıca tiplerin kalın barsak kanserleri (kolon ve rekÂtum), meme kanseri ve över (yuÂmurtalık) kanseri olduÄŸu görülmekÂtedir. Barsak kanseri, bazen mutas-yona uÄŸramış “adenomatosis poli-posis coli” (APC) geni ya da “kalıÂtımsal popiloz-dışı kolorektal kanÂser” (HNPCC) geninin kalıtım yoluyÂla geçmesi sonucunda ailelerde göÂrülür. Etkilenen kiÅŸilerin barsakların-da genç yaÅŸta çok sayıda iyi huylu polip geliÅŸir ve bunların neredeyse tamamı daha sonra kansere dönüÂşür.
Meme kanseri, vakaların yalnızca %5-10 kadarında kalıtımsaldır. ÅžimÂdiye deÄŸin iki önemli meme kanseri geni keÅŸfedilmiÅŸtir: BRCA-1 ve BRCA-2. Kalıtımsal olarak mutasyon-lu bir BRCA-1 ya da BRCA-2 geni taÂşıyan kadınlarda, yaÅŸamlarının herÂhangi bir döneminde meme kanseri geliÅŸme riski yaklaşık %85 düzeyinÂdedir. Mutasyona uÄŸramış BRCA-1 geni yumurtalık kanseri riskini de arÂtırır. Ancak ailesinde meme kanseri öyküsü olan kadınların çoÄŸunda kalıÂtımsal BRCA-1 ya da BRCA-2 mutas yonu yoktur. Bu kadınlarda meme kanseri riski biraz artsa da, genellikle risk düzeyi çok daha düşüktür (örn. annesinde ya da kız kardeÅŸinde meÂme kanseri olanlarda %30′un altınÂda).
Aile öykünüz nedeniyle kanser riskinizde artış olduÄŸundan kaygılaÂnıyorsanız, bu konuyu doktorunuzla konuÅŸmalısınız. Belki de doktorunuz risk artışının korkulacak boyutlarda olmadığı konusunda sizi rahatlatabiÂlecek bir uzmanla görüşmenizi saÄŸÂlayabilir. Bir olasılık da, riskteki artıÂşın yaklaşık ne düzeyde olduÄŸunu belirlemektir.
Bazen bir kan örneÄŸinin son deÂrece karmaşık analizleriyle anormal bir genin var olup olmadığını araÅŸtırÂmak uygun olabilir. Ancak bu, kuÅŸÂkuları olan kiÅŸinin testin olası sonuçÂlarını tüm boyutlarıyla kavramasını saÄŸlayan çok ayrıntılı bir tartışmadan sonra gerçekleÅŸtirilmelidir. Dikkate alınması gereken sonuçlar arasında, kansere yatkın kılan bir gen saptanÂdığında ne yapılacağı, yüksek risk taşıdığını bilerek yaÅŸamanın nasıl bir duygu olduÄŸu, diÄŸer aile üyelerine ne söyleneceÄŸi, anne baba olmanın sonuçları ve yaÅŸam sigortasına uyÂgunluÄŸun nasıl etkileneceÄŸi gibi pek çok konu vardır.
Yüksek riskli olduÄŸu belirlenen kiÅŸiler için ne yapılabileceÄŸine iliÅŸkin öneriler kanserin türüne, hastanın koÅŸullarına ve tercihlerine göre büÂyük ölçüde deÄŸiÅŸebilir. Kalıtımsal barsak kanseri riski yüksek olan bir kiÅŸiye, ergenlikte ya da yirmili yaÅŸÂlarda hastalığın geliÅŸmesinden önce kalın barsağının ve rektumunun alınÂması önerilebilir. Böyle durumlarda ince barsak anüse baÄŸlanabilir ve böylelikle bir “stoma” (ağız) açmak gerekmeyebilir .
Meme kanseri riski yüksek olan kadınlarda, en iyi koruyucu tedavi konusundaki seçim bu denli kolay deÄŸildir. Bazıları profilaktik amaçla (yani koruma amacıyla) her iki meÂmenin alınmasını tercih eder (bu iÅŸÂleme bilateral mastektomi denir); ancak, bu iÅŸlemin gerçekleÅŸtirilmesi riski önemli ölçüde azaltsa da, büÂtünüyle ortadan kaldırmaz. MastekÂtomi sonrasında az miktarda meme dokusu kalan bazı kadınlarda kanser geliÅŸmiÅŸtir. Bazı kadınlar ise düzenÂli uzman muayenesi ve mamografi-lerle yakından gözetim altında buÂlundurulmayı içeren bir programı seçer.
Yumurtalık kanseri riski yüksek olan kadınlar önlem amacıyla her iki yumurtalığın de ameliyatla çıkartılÂması yolunu seçebilir (bilateral ooforektomi); ancak bu iÅŸlemin de hastaÂlık riskini tamamen ortadan kaldırÂmaması ilginçtir. Bir diÄŸer seçenek, yumurtalık kanserini erken evrede saptamak amacıyla ultrason görünÂtülemesi ve yumurtalık kanseri taraÂfından üretilen bir tümör göstergesi olan CA-125 açısından kan testleri yapılmasıdır.
TlBBİ DEĞERLENDİRME
Belirtileriniz kanser olasılığını akla getiriyorsa ya da doktorunuz muÂayenede alışmadık bulgular sapta-dıysa ya da bir tarama testinde kuÅŸkulu sonuçlara ulaşıldıysa, koÂÅŸullara göre daha ileri test ve araÅŸÂtırmalar gerekebilir. Bu araÅŸtırmaÂlardan bazıları doktorunuz tarafınÂdan yaptırılabilir, ancak araÅŸtırmaÂnın belirli bir aÅŸamasında görüş alÂmak üzere hastanedeki bir uzmana gönderilmeniz mümkündür. GeÂrekli testler kiÅŸiden kiÅŸiye büyük deÄŸiÅŸiklik gösterebilir.
Randevu tarihini, baÅŸka araÅŸtırÂmalar yapılmasını ve bunların soÂnuçlarını beklemek gerçekten kaygı verici olsa da, bu aÅŸamada pek çok kiÅŸi ve kuruluÅŸtan destek alabilirsiniz (bk. “Ek bakım”, s. 68 ve “Yararlı adÂresler”, s. 90).
KLİNİK DEĞERLENDİRME
Daha ileri deÄŸerlendirmeye gerek varsa, sonraki ilk adım genellikle bir poliklinikte uzman muayenesidir; bu muayene sırasında belirtiler hakkınÂda daha ayrıntılı (örn. süresi, ÅŸiddeÂti) sorular sorulur. Ayrıca genel saÄŸÂlık durumunuz hakkında ve geçirdiÂÄŸiniz hastalıklar, kullandığınız ilaçlar, geçmiÅŸteki/ÅŸimdiki mesleÄŸiniz ve evinizdeki koÅŸullar gibi ilgili baÅŸka konular hakkında da sorular sorulaÂbilir. Öykü alma tamamlandıktan sonra, daha genel bir muayene yaÂnında kaygı nedeni olan bölgeniz üzerinde odaklanan bir vücut muÂayenesi yapılabilir.
Bu deÄŸerlendirmeler her zaman tanıya ulaşılmasını saÄŸlamasa da, habis bir oluÅŸumu düşündüren belirÂli özelliklere sahip kütle vs. gibi bulÂgular kanser kuÅŸkusunu güçlendireÂbilir. Vücudunuzun iç organları bazı özel aygıtlarla görüntülenebilir; örÂneÄŸin gırtlak laringoskopi ile, rekÂtum proktoskopi ile ya da serviks (rahim boynu) vajinanıza yerleÅŸtiriÂlen bir spekulum aracılığıyla görünÂtülenebilir.
İLERİ ARAŞTIRMALAR
Biyopsi
Bazı kütlelerin görünüm ya da sertÂlikleri kanserli olabileceklerini düÂşündürebilir, ancak kesin tanı genelÂlikle yalnızca bir patolog tarafından konulur; patologlar hücre ve dokuÂları mikroskopla inceleyerek deÄŸerÂlendiren uzmanlardır. Patolog, kanÂserin varlığını kesinleÅŸtiren ayırt edici görünüm deÄŸiÅŸikliklerini sapÂtar.
Tanı amacıyla vücuttan bir parça dokunun çıkartılması “biyopsi” olaÂrak adlandırılır. Kütlenin bir kısmı ya da uygunsa tamamı (eksizyon biÂyopsisi) bölgesel ya da genel anesÂtezi altında çıkartılabilir. Kimi zaman özel bir iÄŸne düzeneÄŸi kullanılarak ince bir doku parçası alınabilir, bu dokuyu bisturi ile kesme gereÄŸini ortadan kaldırır.
Bir diÄŸer seçenek da, bir şırıngaÂya tutturulmuÅŸ ince bir iÄŸne aracılıÂğıyla anormal dokudaki hücrelerin şırınga içine emdirilmesidir (aspire edilmesi). İnce iÄŸne aspirasyon biÂyopsisi adı verilen bu iÅŸlem yalnızca çok kısa bir süre için rahatsızlığa yol açar. Ardından hücreler bir cam laÂmın üzerine yayılır. Mikroskobik inÂceleme için doku örneÄŸi almanın diÂÄŸer yollan serviks sürüntülemesinde olduÄŸu gibi dokunun yüzeyini kazıÂmak ya da akciÄŸerleri çevreleyen sıÂvı (plevral efüzyon) ya da balgam giÂbi doku sıvılarından veya idrardan örnek almaktır.
Bir doku kütlesinden alınmış ve özel iÅŸlemlerden geçirilmiÅŸ çok ince kesitlerin mikroskobik incelemesine histoloji adı verilirken, hücre sürün-tülerinin incelenmesine sitoloji denÂmektedir. Tek tek hücrelerin (yani hücrenin yapıtaÅŸlarının) yalnızca göÂrünümlerinin deÄŸil, dokunun nasıl kurulduÄŸunun da (yapısının) incelenÂmesine olanak tanıyan histoloji, paÂtologa daha fazla bilgi saÄŸlayabilir.
Sitoloji, tek tek hücrelerin görüÂnümlerinin incelenmesine dayanır. Kanserin varlığını belirleyebilse de, nicel açıdan histolojiye göre daha az bilgi saÄŸlar. Sitolojinin sorun yaratabilen bir diÄŸer yönü, anormal bir doÂkudan ince iÄŸne aspirasyonuyla alıÂnan hücrelerin kimi zaman dokunun bütününü temsil etmemesidir; doÂkuda gerçekte kanserli hücre bulunÂsa bile, iÄŸne ile hiçbir kanserli hücre alınamayabilir. “Yanlış negatif olaÂrak adlandırılan bu sonuçla karşılaÅŸÂma riski histolojide genellikle düÂşüktür. Öte yandan, sitolojide poziÂtif sonuç alınması, daha ileri iÅŸlemler için genellikle yeterlidir. Pek çok kanser türünde bu iÅŸlem kütlenin ameliyatla alınmasıdır, böylece hisÂtolojik inceleme için doku elde edilÂmiÅŸ olacaktır.
Tanıyı kesinleÅŸtirmek için dokuÂnun mikroskobik olarak incelenmesi
yanında, hastalığın yaygınlığını deÂÄŸerlendirmek için bazen biyopsiler de yapılır. ÖrneÄŸin boynun bezlerin-deki ÅŸiÅŸliÄŸe lenfoma tanısı konulmuÅŸ olan bir hastada, ilikte lenfoma hücÂresi olup olmadığını belirlemek için kemik iliÄŸi biyopsisi yapılabilir, çünÂkü kemik iliÄŸinde lenfoma olup olÂmaması tedavi seçimini etkileyebilir. Meme kanserli bazı kadınlarda, koltukaltındaki önemli bir lenf düğüÂmü de (bekçi düğüm biyopsisi) alınaÂbilir; lenf düğümünün yeri, birincil tüÂmörün içine radyoaktif bir maddeyle birlikte bir boyanın enjekte edilmeÂsiyle titiz bir biçimde belirlenir. BirinÂcil tümörü drene eden (lenf dolaşımıÂnı toplayan) bu bekçi lenf düğümünde kanser yoksa, koltukaltındaki diÂÄŸer lenf düğümleri de büyük olasılıkÂla temizdir ve hastada daha baÅŸka bir ameliyattan kaçınılmalıdır.
“-oskopi” ile sona eren sözÂcükler
Oskopi sözcüğü bakmak anlamına gelir (Yunanca’da skopein görmek demektir). Kanserlerin çoÄŸu gırtlak (larinks), akciÄŸerlerdeki hava geçitÂleri (bronÅŸlar), yemek borusu (özofagus), mide (tıbbi adı gastrik), kalın barsak (kolon ve rektum) ve mesane (idrar kesesi) gibi tüp ya da keseleÂrin iç yüzeylerindeki örtülerden köÂken alır. ÇeÅŸitli aygıtlar kullanarak tüm bu yapıların gözle incelenmesi ve kuÅŸkulu alanlarda biyopsi yapılÂması mümkündür. İncelenen organ ve ona yönelik inceleme teknikleriÂne verilen adlar şöyledir:
•laringoskopi: gırtlak
•bronkoskopi: akciğerler
•gastroskopi: mide
•kolonoskopi: barsaklar
•sigmoidoskopi: barsağın S şeklindeki son bölümü ve rektum
•sistoskopi: mesane
Diğer teknikler arasında şunlar vardır:
•nazendeskopi: burun deliklerinden larinkse kadar uzanan bölgedeki hava geçitleri
•mediastinoskopi: akciğer kanserinin lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını anlamak amacıyla göğüs kemiğinin ya da sternumun arkasındaki dokular
•kolposkopi: serviks ya da rahim boynu
•laparoskopi: karın boşluğu
Bu iÅŸlemlerin bazıları için hastaÂnın yatırılması gerekmez, bazılarınÂda sedasyon (sakinleÅŸtirici) gerekir, bazılarında ise genel anestezi kullaÂnılır. Bu iÅŸlemlerin çoÄŸunda, vücuÂdun incelenecek bölgesine doÄŸal bir açıklıktan ya da küçük bir keÅŸiden dikkatle sokulan esnek bir kabloyla doktorun içerisini görmesini saÄŸlaÂyan fiberoptik teknolojisi kullanılır. Bazen genel anestezi altında doktoÂrun kütlenin yaygınlığını görmesi, hissetmesi ve deÄŸerlendirmesi ve biyopsi alması daha kolaydır. Bu neÂdenle genel anestezi altında inceleÂme oldukça sık baÅŸvurulan bir iÅŸlemÂdir.
Kan testleri
Akyuvarların kötü huylu (habis) hasÂtalıkları (lösemi) ya da kanda ölçüleÂbilen ‘tümör göstergeleri’ veya özel kimyasal maddeler üreten az sayıdaki birkaç kanser türü (bazı prostat ve testis kanserleri ve miyelomlar) dışında, kan testleri genellikle tanı konusunda çok yararlı bilgiler saÄŸlaÂmaz.
Yine de, kan testleri vücudunuÂzun genel saÄŸlık durumu hakkında yararlı bilgiler verebilir. Bazen kanÂserin kemik ya da karaciÄŸer gibi baÅŸÂka organlara yayıldığını gösterebilir;
bu, ‘enzim’ adı verilen ve normalde bu organlar tarafından kana salıverilen bazı kimyasal maddelerin düzeylerinin, kanserin yol açtığı hasarı nedeniyle yükselmesiyle anlaşılır.
Ancak bu testlerde hiç hata payı olmadığı söylenemez; genellikle kanserin yayılması dışında bazı başka nedenler de bu tür anormalliklere yol açabilir.
Röntgen filmleri ve taramalar
Kanserin ilk belirtisi sıklıkla röntgen lerdeki anormal görünümdür. Örneğin akciğer kanseri, normalde büyük ölçüde havayla dolu olması gereken bir bölgede yer kaplayan bir gölge ye yol açabilir. Tümörler meme röntgeninde (mamografi) ya da barsakların baryumlu grafllerinde de görüntülenebilir.
Mamogram, memenin iki düz yüzey arasında sıkıştırılarak röntgen filminin alınmasıdır. Meme kanserÂleri röntgen filmlerinde hemen göÂrülebilen iÅŸaretlerin, özellikle kanÂserli doku içerisindeki küçük kalsiÂyum birikimlerinin neden olduÄŸu küçük ve beyaz renkli beneklerin oluÅŸmasına yol açabilir.
Baryum yutulduÄŸunda ya da bir tüp aracılığıyla rektumdan içeriye verildiÄŸinde (baryum lavmanı) röntÂgen altında yoÄŸun beyaz bir renk vererek özofagus, mide ya da barsağın iç yüzeyinin hatlarını ortaya çıkaÂrır. Normal koÅŸullarda iç yüzey düzÂgünken, kanser düzensiz ya da içeriÂye doÄŸru ÅŸiÅŸkin görünmesine yol açabilir.
Bazen röntgen ya da taramada beyaz renkte görünen baÅŸka ‘boya’ ya da ‘kontrast maddeleri’ bir topÂlardamardan kan dolaşımına enjekte edilir. Verilen madde kan yoluyla böbreklere ulaşır ve böbrekler de bu maddeyi idrarla atar. Bu sırada böbÂrek ve mesanede yapılan X ışınlı göÂrüntülemelerde (intravenöz ürogram [1VU] ya da piyelogram [1VP]) bu organlar oldukça açık biçimde görülebilir ve anormal görüntüler kanser bulunduÄŸunu düşündürür.
Kansere tanı konulması ya da kanserin yaygınlığının belirlenmesi sürecinde yukarıda sayılan deÄŸiÅŸik tarama testlerinin birinden geçmeÂniz gerekebilir. Bilgisayarlı tomogÂrafi (BT) ve manyetik rezonans göÂrüntülemesi (MR) sırasında, hastaÂnın genellikle büyük ve daire ÅŸeklinde bir aygıtın içine girip hareketsiz yatması gerekir. İşlemden önce büÂtün bunlar size açıklanacaktır. GüÂnümüzde BT görüntülemesi genellikle çok kısa sürede tamamlanır. MR görüntülemesi biraz daha uzun (yaklaşık 15-20 dakika) sürer. Bu görüntüleme teknikleri araÅŸtırılan bölgenin kesitler ya da dilimler haÂlinde son derece etkileyici resimleÂrini oluÅŸturabilir ve basit röntgenlerÂle karşılaÅŸtırıldığında kütleleri çok daha açık biçimde gösterir. TümöÂrün ya da çevresindeki dokuların daha açık görünmesini saÄŸlayan bir ‘kontrast maddesinin’ içilmesi ya da damar içine enjekte edilmesi gereÂkebilir.
Ultrason görüntülemesinde, bir prob (sonda aleti) vücudun inceleÂnen kısmınının derisi üzerinde hareÂket ettirilir; kimi zaman prob rektuÂma, vajinaya ya da özofagusa yerleÅŸÂtirilerek de kullanılabilir. İç dokularÂdan yansıyan çok yüksek frekanslı, iÅŸitilemeyen ses dalgaları saptanarak bir ekranda görüntüler oluÅŸturulur.
İzotop görüntülemesi, izotop adı verilen radyoaktif bir maddenin enÂjekte edilmesi ya da ağız yoluyla alınmasından sonra yaydığı gamma ışınlarının bir gamma kamerası taraÂfından saptanması iÅŸlemidir. Kanser hastalarda en sık gerçekleÅŸtirilen izotop taraması, kemik taramasıdır. Enjekte edilen izotop dolaşım sisteÂmi aracılığıyla vücudun deÄŸiÅŸik bölÂgelerine taşınır ve kemiÄŸin, vücuÂdun baÅŸka bir yerinden yayılan tüÂmörün yol açmış olabileceÄŸi herhanÂgi bir hasarın iyileÅŸtirilmesi için çaba gösteren bölgelerinde ‘yoÄŸunlaşır’ ya da yerleÅŸir. Bu bölgelerde izotop yoÄŸunluÄŸunun yüksek olması, iskeÂletin gamma kamerasıyla alınan reÂsimlerinde “sıcak noktalar” (aktif noktalar) olarak görülmesine yol açar. Ancak kimi zaman yorumlamak güç olabilir ve bu tür sıcak bölÂgeler kanser dışındaki dejeneratif hastalıklarda da (örn. aşınma ve yıpÂranma) görülebilir.
Kanserli hastaların deÄŸerlendirilÂmesinde bir baÅŸka görüntüleme yöntemi olan pozitron emisyon toÂmografisinin (PET) deÄŸeri giderek daha fazla kabul edilmektedir. Kimi zaman PET ile diÄŸer tekniklerin görüntüleyemediÄŸi tümörler saptana-bilmektedir. Bu teknik, kan dolaşıÂmına enjekte edilen özel bazı ÅŸekerÂlerin kanser hücreleri tarafından norÂmal hücrelere göre çok daha çabuk alınması ya da emilmesi eÄŸilimine dayanmaktadır. Åžeker moleküllerine tutturulmuÅŸ olan radyoaktif iÅŸaretler,kanserli dokuların görüntüde ‘aydınlanmas nı saÄŸlar.
Röntgenler ve diÄŸer taramalar kanser kuÅŸkusu olan ya da kanser taÂnısı konulan kiÅŸilerin ilk deÄŸerlendiÂrilmesinde olduÄŸu kadar, geçmiÅŸte kanser tedavisi uygulanmış kiÅŸilerde hastalığın yinelemesinden kaynaklaÂnabilecek belirtileri araÅŸtırmakta da kullanılır. Ancak bu görüntüleme tekniklerinin her zaman doÄŸru soÂnuç verdikleri düşünülmemelidir; en duyarlı görüntüleme teknikleri bile çok küçük kanserleri saptamakta yeÂtersiz kalabilir ve sıklıkla, daha sonra iyi huylu olduÄŸu anlaşılan bazı kuÅŸÂkulu anormallikleri gösterir.
Tümörlerin evrelendirilmesi
Biyopside kanser tanısı kesinleÅŸtirildikten sonra genellikle kanserin ‘evÂresi’ saptanır. Evrelendirme iÅŸleminÂde kanserin boyutları belirlenir ve biÂtiÅŸik dokulara, lenf damarları yoluyla lenf bezlerine ya da kan dolaşımı aracılığıyla daha uzak bölgelere yaÂyılıp yayılmadığı deÄŸerlendirilir.
DeÄŸiÅŸik evreleme sistemleri varÂdır ancak bunlar arasında en sık kulÂlanılanı TNM evrelendirilmesidir. T harfi birincil tümörü, N harfi lenf düÂğümlerine (nodlarına) yayılımı ve M ise uzak bölgelere yayılımı (metasÂtaz) gösterir. Her harf için bir sayı belirlenir. ÖrneÄŸin çapı 3 cm olan ve koltuk altındaki lenf düğümlerinÂden bazılarını etkilemiÅŸ bulunan, ancak daha uzak yayılım belirtisi vermeyen bir tümör T2N1MO olarak sınıflandırılır. Buradaki T2, birincil tümörün boyutlarının 2-5 cm araÂsında olduÄŸunu gösterir. Nl ise kolÂtuk altında hastalıktan etkilenen anÂcak çıkartılabilecek nitelikteki lenf düğümlerini iÅŸaret eder. MO, saptaÂnabilir uzak metastaz olmadığı anlaÂmına gelir.
Evrelendirme akıbetin (prognoz) tahmin edilmesinde, tedavi konuÂsunda önerilerde bulunulmasında ve tedavinin sonuçlarını deÄŸerlendirip karşılaÅŸtırmada yararlı olabilir.
Kanserin genel olarak tedavisi
Kanser tanısı kesinleÅŸtirildikten ve gerekli tüm diÄŸer araÅŸtırmalar tamamlandıktan sonra doktor hastaya bir sonraki adım konusunda önerilerde bulunur. Genellikle bu görüşmede kanser teÂdavileri öncelikli yer tutsa da, saÄŸlık bakımına yönelik genel planlamada fiziksel belirtilerin, psikolojik olarak saÄŸlıklı olmanın, aile ve diÄŸer sosyal koÅŸulların da dikkate alınması önem taşır.
Kanserde üç ana tedavi türü varÂdır: ameliyat, radyoterapi ve ilaçlar. Genel olarak kanseri iyileÅŸtirmek açıÂsından tek başına en etkili tedavi ameliyat olsa da, farklı kanser türleÂrinde çok farklı tedaviler uygulanabiÂlir. Hem radyoterapi hem de kemoterapi (ilaç tedavisi) çevredeki norÂmal dokulara hasar vermeden, kanÂser hücrelerini parçalayabilmektedir. Ancak bazı kanserler radyoterapiye ya da ilaçlara iyi yanıt vermez ve en iyi tedavi ameliyattır. Bazı kanserle rin ise ameliyatla çıkartılması güç ya da imkânsız olabilir ve bu kanserler baÅŸka tedavilere daha iyi yanıt vereÂbilir.
Kanser ameliyatla tedavi edilebiliyorsa, genellikle baÅŸka bir tedavi seçeneÄŸini düşünmeye deÄŸmez. Ancak bazı kanser türlerinde (örn. baÅŸ ve boyun bölgesinde ya da serviksteki kanserlerde) radyoterapi eÅŸit ölçüde ve hatta daha da etkili olabilir. Böyle durumlarda ÅŸekil boÂzukluÄŸuna yol açmadığı, konuÅŸma ya da yutkunma gibi önemli fonksiÂyonları etkilemediÄŸi veya yalnızca daha basit olduÄŸu için radyoterapi en iyi seçenek olabilir.
Pek çok hastada tedavilerin birÂlikte kullanılması (kombinasyon teÂdavisi) tamamen iyileÅŸme ÅŸansı veÂrir. Bazı hastaların özellikle ameliyat ve yoÄŸun ilaç tedavisi için hastaneÂye yatırılması gerekebilir. Ancak pek çok hasta ayakta tedavi edilebilmekÂtedir. Hastalar uygulanacak tedavi leri ve neden o tedavilerin önerildiÂÄŸini bilmek ve anlamak ister.
TEDAVİNİN AMACI
Mümkün olan her durumda tedaviÂnin amacı kanseri tamamen ortadan kaldırmaktır ve bu ÅŸimdi giderek daÂha çok sayıda kiÅŸi için gerçekçi bir beklentidir. Bunun bir nedeni kanseÂre görece erken evrelerde tanı koÂnulması, bir nedeni de tedavilerdeki geliÅŸmelerdir. Kanser çıkış bölgesiyÂle sınırlı kaldıysa, sonuç genellikle mükemmeldir.
Ne var ki, bazı kanserlerin ilk saptandıkları sırada zaten geniÅŸ ölÂçüde yayılmış olduÄŸu açıkça görüÂlürken, yalnızca bir bölgeyi etkilemiÅŸ gibi duran bazıları, aslında saptanaÂmayan mikroskobik metastazlar oluÅŸturarak yayılmıştır. Genellikle bu kanserlerde sonuç daha olumsuz olÂsa da, sayısı giderek artan bir azınÂlıkta iyileÅŸme olasılığı vardır. Bunlar arasında Hodgkin hastalığı ve testis tümörleri gibi ilaç tedavisine çok iyi yanıt veren kanser tipleri ve baÅŸka kanserlerden mikroskobik olarak yaÂyılan ve sıklıkla ilaç tedavilerine karÂşı duyarlı olan meme kanseri gibi kanser tipleri bulunur.
Tamamen iyileÅŸtirmeyi hedefleÂyen tedavilere genellikle “radikal” adı verilir. Belirtilerin giderilmesini ya da yaÅŸamın uzatılmasını hedefleÂyen tedaviler ise “palyatif (hafifletiÂci) olarak tanımlanabilir. Kanser teÂdavileri genellikle mükemmel hafif leme saÄŸlar. Bu ÅŸekilde kullanıldıklaÂrında genellikle radikal tedavilere göre daha düşük yoÄŸunlukta uyguÂlanır ve bu nedenle hastalar tarafınÂdan çok daha iyi tolere edilirler.
Tamamen iyileÅŸme hedeflendiÂÄŸinde, ciddi yan etki riski göze alıÂnabilir. Ancak tamamen iyileÅŸme olasılığı yoksa ve yan etkilerin hastaÂlığa baÄŸlı belirtiler kadar rahatsız edici olması çok mümkünse, güçlü tedavi uygulamanın pek anlamı yoktur. İşte bu nedenle tedavinin amacı daha baÅŸlangıçta açıkça ortaÂya konulmalıdır. Öte yandan bir teÂdavinin palyatif olması, kansere karÂşı güçlü etkide bulunmayacağını göstermez. Gerçekten de, palyatif tedaviler kanserin küçülmesini ve kontrol edilmesini saÄŸlayarak, bazı hastaların yıllar boyunca normal bir yaÅŸam sürmesine olanak tanır.
Kanserde tedavi seçenekleri deÂÄŸerlendirilirken ya da tedavi uygulaÂnırken, belirtilerin de dikkate alınÂması önem taşır. Tedavi bazı belirtiÂler üzerinde yeterince etki göstermeyebilir ya da yavaÅŸ etkide buluÂnabilir. Neyse ki, kanser tedavisine ek olarak ve kimi zaman da kanser tedavisi yerine kullanılabilecek ve belirtileri iyileÅŸtirmeyi saÄŸlayan baÅŸÂka pek çok yöntem vardır. GenellikÂle oldukça basit yöntemlerle baÅŸarı saÄŸlanabilse de, bazı hastaların daha fazla yardım ve desteÄŸe gereksinimi olur. Hastanın aile doktoru, hastaneÂde kanser tedavisinden sorumlu doktorlar ve hemÅŸireler gereksinim duyulan desteÄŸi verebilecek kiÅŸilerÂdir, ancak bazı hastalarda belirtilerin daha uzmanlık gerektiren yöntemÂlerle giderilmesi gerekir.
Palyatif tıp alanında uzmanlaÅŸan doktor ve hemÅŸirelerin sayısı gideÂrek artmakta ve bu saÄŸlık görevlileri evlerde, hastanelerde ya da bakıÂmevlerinde hizmet vermektedir . Son yıllarda palÂyatif tıpta ve bakımevi benzeri kuÂrumlardaki hizmetlerde yaÅŸanan önemli geliÅŸmeler, özellikle ileri evÂrede ya da tedavi edilmesi mümkün olmayan kanser vakalarında yaÅŸam kalitesinin büyük ölçüde artmasını saÄŸlamıştır. Ancak palyatif bakımın, bazı tedavi edilebilir kanser vakalaÂrında da yararlı olabileceÄŸi unutulÂmamalıdır: rahatsızlık verici inatçı belirtileri olan tüm hastalar, bu belirÂtilerin nedeni ne olursa olsun, palyaÂtif bakım olanağından yararlanabilmelidir.
Doğru Tedavinin Seçilmesi
Tedavinizi planlar ve tartışırken dokÂtorunuz bunun sizin gereksinimleriÂnize en uygun tedavi olduÄŸundan emin olmak ister. Kanserlerin mikÂroskop altındaki görünümleri, boÂyutları, yaygınlık dereceleri ve davÂranışları arasında çok büyük farklılıkÂlar vardır. Ancak kanser tedavisinde yalnızca kanserin deÄŸil, hastanın da dikkate alınması gerekir. Kanserli hastaların hiçbiri fiziksel ya da psikolojik açıdan birbirinin aynı deÄŸildir. Hastanın özel sosyal koÅŸulları da önemli olabilir. Tedavi konusunda karar vermeden önce pek çok konuÂnun dikkate alınması gerekir.
Yine de pek çok hasta, tedavinin oldukça tek tip olduÄŸu belli sınıflara ayrılabilir. Son yıllarda tedavilerin daha çok standartlaÅŸtırılması hoÅŸÂnutlukla karşılanmaktadır. Böylelikle hastalara, belli kanser tiplerinde uzÂman olanların görüş birliÄŸiyle uygun kabul ettikleri tedavilerin verilmesi güvence altına alınmış olur. UzmanÂlar sık sık bir araya gelip son araÅŸtırÂma bulgularını tartışarak “fikir birliÄŸi geliÅŸtirme toplantıları” düzenlemekÂtedir. Bunun sonucunda, belirli kanÂser tipleri için en iyi tedavi yaklaşımÂlarını tanımlamaya çalışan kılavuzlar yayınlanmaktadır; bu kılavuzlar, saÄŸlık bakım kalitesinde istenmeyen farklılıkların ortadan kaldırılmasında önemli rol oynamaktadır.
Tüm kanser tedavilerinde yan etÂkiler vardır. Küçük ameliyatların, düÂşük dozlu radyoterapilerin ve herÂhangi bir ciddi rahatsızlığa yol açmaÂyan bazı ilaçların yan etkileri azdır. Radyoterapi ya da kemoterapi kürleri sırasında iÅŸe devam edebilir ve norÂmal ya da normale yakın bir yaÅŸam sürdürebilirsiniz. Yelpazenin öbür ucunda ise büyük ameliyatlar, son derece yoÄŸun radyoterapi veya ilaç tedavileri vardır ve bunlar kiÅŸilerin hastalanmasına yol açabilir, hatta küÂçük de olsa bir ölüm riski taşıyabilir.
Size önerilen tedavi büyük ölçüÂde kanserinizin özelliklerine, konuÂmuna ve yaygınlığına baÄŸlı olsa da, tek tek hastalarda tedavinin yarataÂcağı risk ve potansiyel yararların dikÂkatle deÄŸerlendirilmesi önem taşır. BaÅŸka açılardan saÄŸlıklıysanız ve kendinizi güçlü hissediyorsanız iyiÂleÅŸme ÅŸansını artıran, ancak rahatsız edici yan etkileri olan bir tedaviyi kabul edebilirsiniz. Gerçekten de, son derece ciddi tümörleri bulunan hastaların büyük bir kısmı, yalnızca küçük bir iyileÅŸme ÅŸansı yakalamak ya da iyileÅŸme ÅŸansını biraz artırmak için, hiç hoÅŸ olmayan tedavilere katÂlanmaya hazırdır. Ancak gerçekçi açıdan bakıldığında iyileÅŸme ÅŸansı olmayan bazı kanserlerde, palyatif tedavinin olası avantaj ve dezavanÂtajlarının dikkate alınması gerekeÂcektir. Yaşınız ve genel saÄŸlık duruÂmunuz önemli etmenler olabilir; baÅŸka açılardan saÄŸlıklı olan bir hasÂtanın, görece saÄŸlıksız bir hastayla karşılaÅŸtırıldığında tedaviyle baÅŸ edebilme olasılığı daha yüksektir.
Åžaşırtıcı gibi de görünse, bazı hastalarda en iyi seçenek özel olarak onlarda bulunan kanser tipini hedefÂleyen bir tedavi uygulamamaktır. KiÂmi zaman bu seçim var olan tedaviÂlerin bazı kanserlerde etkili olmamaÂsı ya da yarardan çok zarar verecek olmasına dayanır. BaÅŸka durumlarda ise, yıllarca çok az büyüyen ya da hiç büyümeyen ve yaÅŸam kalitesi ve süresi üzerinde hemen hiç etkide bulunmayan bir kanser bulunduÄŸunÂdan tedavi uygulanmaz.
TEDAVİLERİN BİRLİKTE KULLANILMASI (KOMBİNE EDİLMESİ)
Son yıllarda kanserde daha iyi soÂnuçlar alınmasının bir nedeni de farkÂlı tedavi türlerinin dikkatli bir biçimÂde birlikte kullanılmasıdır. Özellikle, ameliyatla tamamen çıkartılmayan mikroskobik kanser kalıntılarının yok edilmesi amacıyla, ameliyata ek olaÂrak ilaç tedavisi ve radyoterapi daha sık kullanılmaktadır. Ameliyatın kanÂseri tamamen temizlemeyi baÅŸaraÂmaması, ameliyat bölgesinde kanser hücreleri kalmasından ya da metasÂtazlardan kaynaklanır. Geri kalan kanser yalnızca mikroskobik boyut-lardaysa, radyoterapi ya da ilaçlarla veya her ikisiyle birlikte tamamen orÂtadan kaldırılması olasılığı oldukça yüksektir. Bölgesel bir tedavi olan radyoterapinin etkisi de bölgeseldir; buna karşın, ilaçlar tüm vücudumuzÂda etki gösterir. Esas tedavi türünün radyoterapi olduÄŸu bazı kanserlerde, sıklıkla aynı anda uygulanan ilaç teÂdavisi de yarar saÄŸlar.
Radyoterapi ya da kemoterapinin bu biçimde uygulanmasına “adjuvan” (yardımcı) tedavi adı verilÂmektedir. Kimi zaman bu tedavi ameliyattan önce uygulanır ve baÂzen amaç ameliyatı mümkün kılmak ya da kolaylaÅŸtırmaktır. ÖrneÄŸin olÂdukça büyük boyutlu meme tümörü olan kadınlarda cerrahın tüm memeÂyi almasına gerek kalmaması için, ameliyat öncesinde tümörü yeterinÂce küçülten ilaçlar verilebilir. Benzer ÅŸekilde ameliyat öncesinde bir kür radyoterapi, normal koÅŸullarda ameÂliyata uygun olmayan büyük bir rekÂtum kanserinin çıkartılması olanağı saÄŸlar.
Kanser Hizmetlerinin Düzenlenmesi
Özellikle ameliyat ya da kemoterapi uygulanacaksa, tedavi, bölgedeki bir hastanenin kanser biriminde gerÂçekleÅŸtirilebilir. Ancak radyoterapi, daha uzmanlık gerektiren bir ameliÂyat ya da yoÄŸun kemoterapi uygulaÂnacaksa bu giriÅŸimleri uygulayabileÂcek üniversite hastaneleri ile kanser merkezlerine gitmek gerekir.
Modern radyoterapi için son deÂrece pahalı aygıtlar kullanılmakta ve özel eÄŸitimli personel görev yapÂmaktadır; bu nedenle kanser merÂkezlerinin büyük kasaba ya da kentÂlerde toplanması mantıklıdır. Bazı ameliyatlar ve ilaç tedavileri için de aynı ölçüde özel tekniklere ve deneÂyime gereksinim vardır. Bu nedenle tedavi için uzak mesafeler katetmek zorunda kalabilirsiniz, ama yine de buna deÄŸer. Hastalığınız konusunda uzman birilerinin bakımınızı üstlenÂdiÄŸini bilmek (özellikle de sizde az rastlanan türde bir kanser varsa) güÂven vericidir.
Gözetim altında ya da belirli kanserlerin tedavisinde uzmanlaÅŸmış doktorlar tarafından uygulanan teÂdavilerin daha baÅŸarılı olabileceÄŸini düşündüren oldukça saÄŸlam kanıtlar vardır. Günümüzde kanserler için uygulanan ameliyatların çoÄŸu, bu alanda uzmanlaÅŸmış cerrahlar taraÂfından yapılmaktadır. Aynı durum kanser hastalarının tedavisinde yer alan ve cerrah olmayan doktorlar ve diÄŸer personel için de geçerlidir.
Hastanedeki uzmanlar
Cerrahların dışında, genellikle aÅŸağıÂdaki uzman doktorlar da kanserli hastaların tedavisinde görev alır.
•Onkologlar: Kanserde radyoteraÂpi ya da ilaç tedavisi konusunda uzÂmanlaÅŸmış olan doktorlardır. Klinik onkologlar hem radyoterapi hem de ilaç tedavileri konusunda uzmanlaÂşırken, medikal onkologlar yalnızca ilaç tedavisi konusunda uzmandır.
•Hematologlar: Kan hastalıkları koÂnusunda uzman olan ve lösemi, olaÂsılıkla da lenfoma ya da miyelom teÂdavisini üstlenirler.
•Palyatif bakım uzmanı: ÖzellikÂle daha ileri evredeki kanserlerden kaynaklanan belirtilerin kontrol altınÂda tutulması konusunda uzmanlaÅŸÂmış doktordur.
Genellikle en iyi tedaviye karar vermek için iki ya da daha fazla uzÂman birlikte çalışır. Uzmanların her hastayı ayrı ayrı tartışmak için düÂzenli toplantılar yapmaları artık günÂdelik bir uygulamadır. Bu “multidisipliner” yaklaşım genellikle farklı uzmanlık dallarından doktorları ve baÅŸta uzman hemÅŸireler olmak üzeÂre diÄŸer saÄŸlık görevlilerini de içerir; böylelikle hastaların genel bakım standardının yüksek olması güvence altına alınır. İdeal koÅŸullarda, kanser nedeniyle ameliyat edilecek çoÄŸu hastada bir onkologdan görüş alınÂmalıdır. Size önerilmediyse bile, böyle bir talepte bulunabilrsiniz.
Genellikle kanserli hastaların teÂdavisini yukarıda tanımlanan uzÂmanlardan bir ya da daha fazlası üstlense de, baÅŸka uzmanlar da tedaviÂde rol alır.
Patologlar: Dokuları mikroskop altında inceleyerek, kanser tanısını doÄŸrulayan ve sınıflandıran doktorÂlardır.
•Radyologlar: Röntgenleri ve taÂrama görüntülemelerini yaptırır ve yorumlar. Kimi zaman, röntgen ya da tarama görüntülemesi sırasında yapılması gereken bazı özel cerrahi biyopsileri ya da tedavileri uygulaÂyabilir.
Yardımcı görevliler
•Radyoterapi teknisyenleri: Bu
teknisyenler onkologların uygulanÂmasını istedikleri radyoterapiyi verÂme konusunda özel eÄŸitim almışlar dır. Onkoloji alanında geniÅŸ bir eÄŸiÂtim görürler ve sıklıkla bazı destekÂleyici bakım hizmetleri de sunarlar veya düzenlerler.
Bunun dışında tedaviden sonra rehabilitasyon aÅŸamasında fizyoteraÂpist, meslek terapisti ve diyetisyen gibi baÅŸka saÄŸlık çalışanlarıyla da baÄŸlantınız olabilir. Hastanelerdeki tıbbi sosyal yardım görevlileri madÂdi olanaksızlık durumunda neler yaÂpabileceÄŸiniz ve nereye baÅŸvurabiÂleceÄŸiniz konusunda size yardımcı olacaktır.
Doktorlarla Iletîşîm
Durumunuzu görüşmek üzere bir doktora gitmek zorunda kaldığınızÂda gergin ve kendinize güvensiz olabilirsiniz; ancak dinlemeniz kadar konuÅŸmanız da önemlidir. Ne yazık ki iÅŸ yükü nedeniyle uzmanlar hastaÂlarına istedikleri kadar zaman ayıraÂmıyor, bu nedenle elinizdeki zamanı en iyi biçimde kullanmanız gerekir.
Uzmanınız genellikle o anki belirÂtiler, genel saÄŸlık durumunuz, geçÂmiÅŸteki tıbbi öykünüz ve kanser veya tedavisiyle ilgili özel kaygılarınız koÂnusunda bilgi edinmek isteyecektir. Hastalığınızla ilgili psikolojik ve sosÂyal kaygılarınızı da dile getirmelisiÂniz. Uzmanın sizinle ilgili güncel bilÂgilere sahip olabilmesi için, aldığınız ilaçların paketlerini ya da ÅŸiÅŸelerini yanınızda getirmeniz iyi olur.
Daha önce açıklandığı gibi, tedavize iliÅŸkin kararlar size özgü olacak ve doktorunuz belirli bir öneride buÂlunmadan önce duygularınızı öğrenÂmek isteyecektir. İlk ya da baÅŸlanÂgıçtaki görüşmeler büyük önem taÂşır, çünkü bu görüşmelerde testler ve sonuçları, tanı ve tedavi tartışılır. Bu aÅŸamada aklınıza gelen her soruÂyu sormalı ve tüm kaygılarınızı açıkÂlamalısınız. Sormak istediÄŸiniz soruÂları unutmamanız için önceden bir kâğıda da yazabilirsiniz. DoktorunuÂzun söylediklerini anlamadığınızda, açıklama istemekten çekinmeyin.
Hastaların ne kadarını bilmek isÂtedikleri ve karar verme sürecine ne ölçüde katılmak istedikleri noktasınÂda farklılıklar vardır. Bir hasta herÂhangi bir ayrıntılı soru sormaksızın açıklamaları ve tedavi konusundaki önerileri güvenle kabul ederken, bir diÄŸeri daha katılımcı olmak ister. Doktorunuz önerilen tedaviyi, baÅŸarı olasılığını, olası yan etkileri ile iÅŸ ve yaÅŸamınız üzerinde beklenen etkileÂri size açıklamaktan mutluluk duyaÂcaktır.
Bazıları uzun vadede sonucun ne olacağını o sırada öğrenmemeyi terÂcih ederken, bazıları daha baÅŸtan ayÂrıntılı istatistiksel bilgiler ister. Her hasta farklıdır. Doktorlar bunu bilir ve çoÄŸu, kiÅŸisel gereksinimlerinize göre davranmaya çalışır; ama bilÂmek istediÄŸiniz ÅŸeyleri ve bazen de bilmek istemediklerinizi açıkça ortaÂya koymadığınız sürece bunu yapaÂmazlar.
Görüşme sırasında bir uzman doktorun söylediÄŸi her ÅŸeyi aklınızÂda tutamayabilirsiniz. Bu nedenle yanınızda bir yakınınızı bulundurmaÂnız yararlı olabilir; iki hafıza, birden iyidir. Önemli soru ya da kaygıları daha görüşmenin başında dile getirÂmeniz iyi olur. Bazı hastalar kısa notÂlar alma yoluna da gidebilir. Bazı hastalar ise konuÅŸmayı kaydetmek ister; ancak bazı doktorlar bunu doÂÄŸal iletiÅŸimi bozan bir etmen olarak algıladıklarından, kayıt için önceden izin almalısınız.
Tedavinin seyrine iliÅŸkin raporların anlaşılmasıTedavinizin gidiÅŸini öğrenmek için doktorunuzla görüşüyorsanız, duruÂmu tanımlamakta sıkça kullanılan baÂzı sözcükleri bilmenizde yarar vardır.
•Yanıt: “Yanıt” terimi tedavi sıraÂsında ya da sonrasında kanserin küÂçülmesini tanımlamak için kullanılır. Bu tanımı kullanabilmek için genelÂlikle kanserde belirgin küçülme olÂması gerekir. Vücutta hiç kanser beÂlirtisi kalmadıysa buna tam yanıt adı verilir; yanıt kısmi de olabilir.
•Remisyon (gerileme): “Remis-yon” tanımı kanserin büyük oranda azaldığı, aktif görünmediÄŸi, ancak tamamen de yok olmadığı durumÂlarda kullanılır. Remisyon genellikle tedavinin sonucu olsa da, bazı kanÂserler kimi zaman kendiliklerinden gerileyebilir.
Yineleme ya da nüks (rekürans, rölaps): Daha önce baÅŸarılı biçimde kontrol altına alınmış kanserin yeniÂden ortaya çıkmasını tanımlayan teÂrimlerdir. Yineleme ilk tümör bölgeÂsinde olmuÅŸsa “yerel” (lokal), meÂtastazlara baÄŸlı ise “uzak” olarak taÂnımlanır. Nükslerden sonra, özellikle iyileÅŸme ÅŸansının hâlâ sürdüğü düÂşünülen durumlarda kansere karşı yeniden tedavi uygulanması sıklıkla önerilir, ancak kimi zaman bu yaklaÂşım hasta için en iyisi deÄŸildir. Bu konudaki karar büyük ölçüde hastaÂnın özgül koÅŸullarına baÄŸlıdır.
İkinci görüş
Her zaman baÅŸka bir uzmandan ikinÂci görüş alma hakkına sahipsiniz. Kanserli hastaların tedavisiyle ilgileÂnen uzmanlar, hastanın ikinci bir göÂrüşe niçin gerek duyabileceÄŸini çok iyi anlar ve bu konuda sizi teÅŸvik edebilir. Bazen, özellikle karmaşık ya da güç vakalarda, uzmanın kenÂdisi ikinci bir görüş alınmasını öneÂrebilir.
Özellikle acil tedaviye gerek olan durumlarda, ikinci görüşün kısa süÂrede bildirilmesi önemlidir. İkinci görüşün uygun deneyim ve uzmanÂlığa sahip olan ve hasta hakkında gerekli tüm bilgilerin iletildiÄŸi biriÂsinden alınması da önemlidir. Ancak ikinci görüşün birincisinden farklı olÂması, ikincinin daha iyi olduÄŸu anlaÂmına gelmez.
Tedavi için onay
Birçok kanser tedavisi türünden önÂce genellikle hastadan bir onay belÂgesi imzalaması istenir. Bu onay, siÂze tedavinin olası riskleri konusunda gerekli tüm bilgilerin sözlü ya da yaÂzılı olarak verilmesini de zorunlu kıÂlar. Onay belgelerinin bir amacı hasÂtaların riskleri bilmeden tedaviye baÅŸlamasına engel olmak, diÄŸeri de uygun tedaviye raÄŸmen yolunda gitmeyen ÅŸeyler olduÄŸunda, hastaÂneyi dava edilmekten korumaktır. Hastalar, tüm tıbbi tedavilerin bazı kiÅŸilerde yan etkilere yol açabileceÂÄŸini akılda tutmalıdır. Ciddi yan etki oluÅŸma olasılığının genellikle çok düşük olduÄŸunu anlamadan, elinize olası yan etkilerle ilgili bir liste verilÂdiÄŸinde kaygılanabilirsiniz. Ne var ki, bazı kanser tedavileri diÄŸerlerinÂden çok daha güçlüdür ve zarara yol açma olasılıkları daha yüksektir. Bu nedenle bazı hastalarda doktorlarıÂnın yardım ve önerileriyle, tedavinin görece yarar ve risklerinin (risk:yarar oranı) tartışılması iyi olur.
Kanser tedavilerinin büyük bölüÂmünde bu oran hasta lehinedir; yine de belli koÅŸullarda yarardan çok zaÂrar verme olasılığı daha yüksek olan bazı tedaviler bulunduÄŸu da kuÅŸkuÂsuzdur. Herhangi bir tedavi için evet demeden önce, olası risk ve yararlar konusunda olabildiÄŸince gerçekçi bilgiler edinmiÅŸ olmanız büyük önem taşır.
Kansere çözüm bulundu

Bu aşıyla ilaç tedavisi ihtiyacı ortadan kalkacak!
Deneme aşamasındaki yeni bir kanser aşısı, farelerde meme kanserinin en tehlikesini yok etti.
Amerikan “Cancer Research” dergisinde yayınlanan araÅŸtırmaya göre, aşı hücrenin normal büyümesine yardımcı olan HER2 proteininin arttığı en tehlikeli meme kanserini tamamen yok etti. Bu da, aşının bilahare kadınlarda kanser tedavisinde kullanılabileceÄŸini gösterdi. HER2 proteini, meme kanserine yakalanan kadınların aÅŸağı yukarı dörtte birinde görülüyor.
Tümörlü hücrelerin tekrar ortaya çıkmasını da önleyen ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayanan aşının, sağlıklı kadınlarda da meme kanserinin ortaya çıkmasını önlemek amacıyla kullanılabileceği belirtildi.
AraÅŸtırmayı yürüten MiÅŸigan Üniversitesi uzmanlarından Dr. Wei-Zen Wei, aşının bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayandığını kaydetti. Wei, “bağışıklık sisteminin, HER2 proteini reseptörlerine karşı çok sert tepki verdiÄŸini gözlemledik. Aşı, bugünkü ilaçlara direnç gösteren tümörlere karşı da iÅŸe yaradı” ifadesini kullandı ve aşının, ilaç tedavisi ihtiyacını ortadan kaldırabileceÄŸini vurguladı.
Aşı, HER2 proteinini üreten genlerden ve bir bakteriden alınma inaktif bir DNA molekülüne (plazmid) entegre edilmiÅŸ bağışıklık sistemi uyarıcısından oluÅŸuyor. Bu “plazmid” kendini kopyalayarak çoÄŸalma yeteneÄŸine sahip bulunuyor.
Doktor Wei’ye göre, yan etkisi de olmayan aşı, bağışıklık sistemindeki T hücrelerine, kanser hücrelerine nasıl saldırması gerektiÄŸini öğretiyor.
AA
Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=97813&cat=220&dt=2008/09/16
Daha az kanser

Kanser endüstriyel ülkelerde ve özellikle Fransa’da ikinci ölüm nedenidir. Son 20 yılda bu durum % 60 oranında artmıştır. Sonuç olarak kanserden ölenlerin oranının Avrupa’da, bütün Avrupa ülkelerinde daha yüksek olduÄŸu ortaya çıkmıştır. (AvruÂpa 2000 araÅŸtırmaları verilerine göre). Bu bilhassa hastalığı daha korku verici bir hale sokmuÅŸtur, özellikle Avrupa’da erkeklerde kanser oranının en yüksek olduÄŸu Fransa’da, Avrupalı toplumÂlarda kadınlarda dördüncü sırayı alır.
Bütün organlara yayılarak bir yılda 280 bin insana ulaÅŸan kanÂser vakalarının 150 000′i ölümle sonuçlanmaktadır. Günümüzde iki milyon insan kanserle yaÅŸamaktadır, ama kanser uzmanlarına göre bu aşırı sayı birdenbire belirmemiÅŸ, bilinçli olarak toplanÂmıştır. İçki ve sigara içmeye devam eder ve sanki bu hastalık yokmuÅŸ gibi yaÅŸarız. Ciddi hiçbir önlem almadan bu rakamı çevÂremizdeki kirliliÄŸi düşürmeden kurallara raÄŸmen, milyonlarca siÂgara içmeyen insan diÄŸerleri gibi dumana maruz kalır.
Bütün kanserler düzensiz hücrelerin anormal ÅŸekilde çoÄŸalÂmasına dayanır; her biri aniden farklılaÅŸabilir ve özel faktörlerin birleÅŸmesiyle bu durum sonuçlanabilir. Sigara özellikle soluÂnum yolu kanserlerine yol açmasıyla bilinir, kırmızı et ya da lif eksikliÄŸi de bağırsak kanserini tetikler.
Bizim amacımız son derece eksiksiz bir liste sunmak deÄŸil, ama çok sık görülen bu dört kanser türü yaÅŸamsal saÄŸlık bilgileÂrimizde çok etkili bir yere sahiptir.
AkciÄŸer kanseri
Sıranın başında yer alır, bu hastalık toplumsal saÄŸlık açısınÂdan çok büyük bir problemdir. Bu hastalık erkeklerde ölümün ilk, kadınlarda ise üçüncü sebebi olan bir yere sahiptir. Son 50 yılda görülürlügü % 20 artmıştır, çünkü kadınlar da ne yazık ki giderek daha çok sigara içmektedir. İngiltere ve Amerika BirleÂÅŸik Devletleri’nde bronÅŸ kanseri kadınlarda ölümün ilk nedeni olan göğüs kanserinin de önündedir… AkciÄŸer kanserinin sıklığıÂnı azaltmak için yapılacak en basit ÅŸey sigara içmemek (ve tabii ki hemen bırakmak), ama solunum yolları kanseri oluÅŸumunda baÅŸka faktörler de yer alır; örneÄŸin meyve ve sebzelerden yokÂsun bir beslenme.
Bağırsak kanseri
Üzüntü verici bir ÅŸekilde ikinci sıÂrayı alır ve Fransa’da her yıl yaklaÂşık 16 bin insanın ölümüne sebep olur. iki cinste ayrı ayrı düşünüldüÂğünde bu kanser erkeklerde prosÂtat ve akciÄŸer kanserinden sonra üçüncü sırayı alır, kadınlarda ise göğüs kanserinden sonra ikinci sıÂrayı alır. Belirgin bir ÅŸekilde besÂlenmeye baÄŸlı olarak ortaya çıkar ve bugün Okinavva modeli olarak bilinen rejim yardımıyla önlenir. Lifler, folat ve karotenlerle (meyve ve sebzelerde) balıkta (daha az ette ve domuz eti ürünlerinde) yavaÅŸ piÅŸirme metodları da korunmak için basit ve çok etkili iyi yöntemlerdir.
Göğüs kanseri
Üçüncü olarak birçok kurbanı olan göğüs kanseri her 11 kaÂdından birinde görülür. Her yıl toplamda yaklaşık 42 bin insanın kansere yakalanışının ve bir yılda 11 bin ölümün nedenidir. BaÂzı besinler koruyucu olarak açıklanmakta ve bu besinler Okina-wa rejiminde de bulunmaktadır. Bsunlar tamamen günlük tükeÂtilenler arasındadır; soya fasulyesi özellikle isoflavonlar sayesinÂde yararlıdır; hormonları kanserden korumada çok etkilidir, (göÂğüs, prostat) ve su yosunları ve nitelikçe zayıf olan et ve süt ürünleri de aynı etkiyi saÄŸlamaktadır. Çok büyük rol oynayan diÄŸer faktörlerden birisi de fiziksel egsersizdir. BirçokaraÅŸtırma gerçek bir etkinliÄŸinin yapılmadığını ortaya koymaktadır. Bilim adamlarının verdikleri bir örneÄŸe göre haftada 3-5 saat yürümek son derece yararlıdır. Bu gerçekten de aşırı deÄŸildir. Düne ortaÂlama bir saat bile düşmemektedir. Egzersiz göğüs kanserinden korur ve diÄŸer yandan yeterli iyileÅŸmeyi hızlandırır. Yapılan diÂÄŸer çalışmalar göstermektedir ki spor yumurtalık kanseri riskini de azaltı. Fiziksel etkinlik yalnızca kalbi korumaz, aynı zamanda kanser riskini de güçlü oranda azaltır; özellikle de kadınlarda…
Prostat kanseri
Her yıl 40 bin erkekten daha fazlası prostat kanserine yakalaÂnıyor. Fransa’da erkeklerde akciÄŸer kanserinden sonra, bağırÂsak kanserinden önce ikinci ölüm nedenidir. 70 yaÅŸ üzerinde yaÂkalanılan kanserlerden meydana gelen ölümlerde ise ilk sebep-dir. Görülüyor ki beslenme bir kez da Okinawa’lıların hayatlarıÂnı kırtarmaktadır. ÖrneÄŸin soya, günümüzde beslenme olarak çok zengin bir sebze ve prostat saÄŸlığı açısından inkâr edilemez bir faktördür.”Kanser, alışkanlıklarımıza baÄŸlı olarak tehdit haline gelmiÅŸ kötü bir hastalıktır. Bu alışkanlıkların arasında sigara, besinsel deÄŸiÅŸiklikler, aşırı alkol sayılabilir,” diye belirtiyor David Khayat (Pierre ve Marie Curie Üniversitesi Tıp Profesörü; Pitie Salpetri-ere Hastanesi Kanseroloji Servis Åžefi). “BaÅŸlıca kanserlerin geliÂÅŸiminde genetik özellik zayıf bir etkendir, ama her durumda önemlidir: Bağırsak kanseri için % 35, göğüs kanseri için % 27, prostat kanseri için bu oran % 47′dir. Bu oranlar zarfınfa yapılaÂcak pek bir ÅŸey yoktur, kanser hastalıkları genlerle taşınırlar. BaÂzı ikizlerin (aynı geni taşıyan) bunun bir hastalık olarak geliÅŸebiÂleceÄŸini ve diÄŸer yandan “yaÅŸamsal alışkanlıklarımızla geliÅŸme-diÄŸini”nin kanıtıdır. Claudine Junien (INSERM U 383, Genetik Kromozonlar ve Kanser, Necker Hastanesi).
Ve Okinavva’da
Okinawa’da bir kanserin geliÅŸme riski Avrupalılara oranla çok düşüktür. “Hormonlara baÄŸlı” kanserlerin % 80 dolaylarında daha az görüldüğü söylenilebilir. Göğüs kanseri, prostat kanseri ve rahim kanseri bunların arasında en yaygın olanlardır ve bizÂde ne yazık ki sayısız kurbanları vardır. Okinavva yaÅŸam biçimiyÂle yaÅŸayanları kesin bir biçimde kanserden korunur.
Kanserin gerçekten çok az olduÄŸu bir dünya düşünün; tanıÂdığınız hiçbir insan kanserden acı çekmiyor! KuÅŸkusuz Okina-wa’dasınız!
Riski Arttıranlar
-Sigara
-Alkol (daha çok içmek kanserin ilerleme riskini arttırır)
-Obezite
-Hava kirliliği (atmosferik, ama aynı zamanda böcek ilaçları, hormonsal kirlilik vb.)
-Uyumsuz beslenme (özellikle meyve ve sebzeden yoksun bir beslenme liflerden, flovonoidler ve vitaminlerden ya da aşıÂrı kalori)
-Balıklar ve etler (tuzlanmış)
-Et, balık ve yağlı ızgaralar
-Sedantarite
-Aşırı Hormon tedavileri (hap, klasik menopoz tedavisi vb.)
-Geç gebelik
-Güneş (aşırı)
Önlemeye yardımcılar
-Az kalorili, dengeli, çeÅŸitli sebze olarak zengin (taze ve kuÂru meyveler ve sebzeler, Tam tahıllar
-Fiziksel egzersiz
-İhtiyaç olarak kilo kaybetmek
-Çay (özellikle yeşil çay)
-Soya (ve ürünleri soya ezmesi)
-Su yosunu -Balık
-İyi yağlar (bitkisel yağlar balık yağı)
-Güneş (ölçülü olarak)
-Kaslı ve ince bir vücut (az yağlı)
Kanser

İstatistikler gerçekten endiÅŸe verici! Amerikan Kanser DerneÄŸi’nin verilerine göre:
* Günümüz Amerika’sında ölüm nedenleri içerisinde kanser ikinci sırada yer alıyor.
* Yaşayan üç Amerikalıdan birisi kanser riski taşıyor.
* BeÅŸ yıl içerisinde, her beÅŸ Amerikalıdan ikisi kanser risÂki taşıyacak.
Neler oluyor dersiniz? BildiÄŸimiz gibi kanser, normal ve saÄŸlıklı hücrelerin, anormal ve kanserli hücrelere dönerek yaÂyılmasıyla meydana gelir. Peki ilk bozulma neyle baÅŸlar? AraÅŸtırmacılar yıllarca bu tetikleyiciyi bulmaya çabalayarak zamana karşı yarıştılar. Bazı araÅŸtırmalarında, çözümün geÂnetik mirasta saklı olduÄŸunu, dışsal risklerin kansere eÄŸilimÂli genleri uyararak kansere neden olduÄŸunu öne sürdüler. Öte yandan asbest ve dumanlı is gibi çevresel toksinler de günah keçisi seçildiler.
Özensiz bir yaÅŸam tarzımn sonucu olan serbest radikalleÂrin, kanser riskini artıran temel nedenlerden biri olduÄŸunu biliyoruz. Aynı zamanda, sentetik kimyasallardan üretilen xeno-östrojenlerden (östrojeni taklit eden ya da aktivitesinde deÄŸiÅŸikliklere yol açan maddeler) östrojene (yumurtalıklarÂdan salgılanan ve insanlarda ikincil cinsel karakterlerin geliÅŸÂmesini saÄŸlayan hormon) dönüştürülen maddeler de kanser riskini artıran nedenler arasındadır. Şüphesiz, sigara baÅŸlıca akciÄŸer kanseri nedenidir.
Åžimdi bir bilimsel çalışma, kanser ve dışsal tetikleyiciler araÂsındaki baÄŸlantı ile kanser ve yiyecekler arasındaki baÄŸlantıyı kanıtlayacak. Hâlâ pek çok insan, ağızlarına attıkları ÅŸeyin kanÂserli tümöre neden olduÄŸunu kabul etmek istememekte direniÂyor. Anne evinde piÅŸen yemeklere ve barbekü partilerine birazÂcık şüphe ile yaklaÅŸmak için bu direnç biraz fazla belki de.
Bilimsel literetürün desteği
Amerikan Kanser DerneÄŸi’nin ortaya koyduÄŸu kanıtların yaklaşık %30 ila 40′ı, kanser ve beslenme arasındaki iliÅŸkiye dair sonuçlara dayanıyor. UzaÄŸa gitmeye gerek yok, tıbbi veÂri tabanına bakarak da kanıtlarımızı onaylayan yığınla veriye ulaÅŸabiliriz. Birkaçının üzerinde düşünmeye deÄŸer:
* “Diyet ve Kolon Kanseri” E. Giovannucci tarafından yapılan araÅŸtırmanın sonucu, 13 Aralık 1993 tarihli Cancer Researcher Weekly’nm (kanser araÅŸtırmaları yayıÂnı) 21. sayfasında yayınlandı.
* “Hayvansal YaÄŸa BaÄŸlı Prostat Kanseri” (yüksek oranÂda kırmızı et yiyen ve %80′i prostat kanserine yakalanÂmış 47.855 erkek üzerinde yapılan araÅŸtırma), Facts on File – Gerçekler Dosyası’nm 774. sayfasında 14 Ekim 1993′te yayınlandı.
* “Rejim Faktörleri ve Çevresel Kanser Riskleri” (periyoÂdik sonuçlar) 19 Temmuz 1993′te Cancer Researcher We-ekly’mn 26. sayfasmda yayınlandı.
* “Diyet Kansere Karşı” (American Cancer Society -Amerikan Kanser DerneÄŸi tarafından yapılan araÅŸtırÂmaya göre sebze, meyve ve tahıllar kanser riskini azalÂtıyor.) 7 Ekim 1992′de Nezv York Times’m B7. sayfasmda yayınlandı.
* “AraÅŸtırmalar kafa karıştırır ama yeÅŸillik yemek iyidir” (Ulusal Kanser Enstitüsü ve John Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin “sebze yemenin saÄŸlığa faydaları” konulu araÅŸtırması) VVayne Hearn imzasıyla 9 Mayıs 1994′te American Medical Neıos’in (Amerikan Tıp HaÂberleri) 20. sayfasında yayınlandı.
Canlı besinlerdeki kanser önleyici fitokimyasallar
Son zamanlarda yapılan kanser ve beslenme tartışmaları içerisinde en çok kullanılan sözcük “fitokimyasallar”dır. Fiokimyasallar, doÄŸal gıdaların içinde bulunan ve hücrelerdeki kanser geliÅŸimini erteleyen tamamlayıcı öğelerdir. Hop-kins Üniversitesi Tıp Fakültesi araÅŸtırmacıları yaptıkları bir deneyde, meme kanserine yol açan kanserojen maddelerle teÂdavi görmekte olan farelere, brokolinin içerdiÄŸi “sulforaphane” adlı kimyasaldan verdiler. Karnabahar, brüksel lahanası, ÅŸalgam ve kıvırcık lahanada da bulunan bu maddenin, farelerdeki tümör sayısını ve büyüklüğünü gözle görülür ÅŸekilde azalttığım, geliÅŸimlerini geciktirdiÄŸini gözlediler. AraÅŸtırmaÂcılar bu maddenin, kansere sebebiyet veren ajanlara karşı beÂdendeki enzimlerin koruma performansını artıracağını beÂlirtmektedirler.
Fitokimyasallar, kanserle savaÅŸta atılan birkaç adımdan birini oluÅŸturur. Minnesota Üniversitesi’nden epidemiolo-jist John Potter, “Bu adımların nerdeyse her biri kansere karşı açılmış bir savaÅŸtır,” diyor ve devam ediyor: “Sebze ve meyvelerin içinde, süreci tersine çeviren ya da yavaÅŸlatan bir veya birden çok bileÅŸen vardır.”2 Åžimdi bunlara bir göz atalım:
Brokoli: DNA’yi baÄŸlayan kanserojenleri önleyen tiyosiyanat ve göğüs kanserine neden olabilecek forma gelen östrojenin, zararsız metabolitlerin içinde parçalanmasını saÄŸlayan indo-le-3-carbinol adlı maddeleri de içerir.
Lahana: Bol miktardaki konsantre indole-3-carbinol içeriÄŸinin yanı sıra, kansere karşı yaygın etkili koruma saÄŸlayan oltipraz ve meme kanseri ile tümöre karşı kullanılan brassinin maddeÂlerini içerir.
Sarmısak ve soÄŸan: Hücre içindeki kansere neden olan kimÂyasalları detokside eden enzimleri uyarîan aliyi sülfürü madÂdesi içerir.
Kırmızıbiber: AkciÄŸer kanserinin tetiklendiÄŸi yer olan DNA’ya tutunan toksik molekülleri (özellikle sigaradaki) tuÂtan capsaicin maddesi içerir.
Turunçgiller ve dutsu meyveler: Hücrenin üzerinde birikerek kansere neden olan hormonları engelleyen flavonoid maddesi içerirler.
Soya fasulyesi: Oksijen ve besin taşıyan kılcal damarlara baÄŸlanan minik tümörleri engelleyen genistein maddesi içerir. Bu durum, Batı’ya taşınan ve soya ürünlerinden mahrum bir beslenme ÅŸekline baÄŸlı yaÅŸamaya baÅŸlayan Japon erkeklerin-deki prostat kanserine yakalanma oranının neden arttığını açıklayabilir.
Domates: Mideye, karaciğere ve mesaneye yönelen nitrosamine bileşenlerini engelleyen p-coumaric asit ve klorojenik asit açısından zengindir. Çilek, ananas ve biber de bu asitleri içerirler.
Fitokimyasallar alanında yapılan son araÅŸtırmalar büyük bir adım olarak görülmektedir. Bu konu VVashington’da dokÂtorların, profesörlerin ve dünyanın her yerinden gelen araÅŸÂtırmacıların katıldığı bir konferansta masaya yatırılmıştır. Ulusal Kanser AraÅŸtırmaları Enstitüsü (National Cancer Ins-titute), fitokimyasallan bulma, izole etme ve onlarla çahÅŸma konusunda yapılan araÅŸtırmalar için milyonlarca dolarlık bütçe ayırmaktadır. Ulusal Kanser Enstitüsü, Amerikan KanÂser DerneÄŸi ve daha birçok tıbbi otorite de canlı ve taze sebze-meyvelerin çok önemli “kanser önleyiciler” olduÄŸu konuÂsunda hemfikirdir.
Kansere neden olan ÅŸeyler besinler midir?
AraÅŸtırmalar sonucunda piÅŸmiÅŸ, kızarmış ve yüksek proÂtein içeren birçok yiyecekte kanserojen madde olduÄŸu ortaya çıkmıştır.
PiÅŸmiÅŸ yiyecekler: PiÅŸirme iÅŸlemi yiyeceklerin RNA ve DNA yapılarını bozar, besleyici deÄŸerini yok eder ve kanseÂrojen madde oluÅŸumuna neden olur. Aynı zamanda yaÄŸların yapışım bozarak serbest radikal oluÅŸumunu saÄŸlar.
Serbest radikaller, bir elektronunu kaybetmiÅŸ olan molekülÂlerdir. Lisedeki kimya derslerini hatırlayacak olursanız, moleÂküllerin her zaman dengede kalmak istediÄŸini; ancak birinin bir elektron kaybettiÄŸinde, elektriksel dengesini yeniden kurÂmak için ümitsizce elektron aradığını ve bunu herhangi bir yerde bulacağı bir elektronu çalarak saÄŸladığım da hatırlarsıÂnız. Serbest radikaller bedende serbest kaldıklarında yaÄŸ, proÂtein ve hatta DNA’mn elektronlarından çalarlar. DeÄŸiÅŸtirilmiÅŸ DNA ise hücrede bir deÄŸiÅŸime (mutasyona) neden olur ve kontrol edilemez bir ÅŸekilde çoÄŸalır. Biz buna kanser diyoruz.
Beden kendisini bu serbest radikallere karşı enzimlerle saÂvunur. Enzimler, zarar görmüş hücreleri tamir eder ve serÂbest radikalleri parçalayarak su ve zararsız oksijen haline geÂtirirler. Bu doÄŸal savunma süreci, piÅŸmiÅŸ gıda yediÄŸimizde sekteye uÄŸrar, çünkü yiyecekleri piÅŸirme iÅŸlemi çok sayıda serbest radikal oluÅŸturur ve bedene giren enzim miktarım azaltır.
Kanserle savaÅŸmak için, beden piÅŸirme iÅŸlemi sırasında kaybolmuÅŸ olan enzimlere ihtiyaç duyar. Dünyaca ünlü Viyanalı Dr. Warba, kanser tedavisinde enzimlerin yeni bir yakÂlaşım olduÄŸunu söylemektedir. Kanser hücrelerinin tedavisiÂni etkileyen iki ana faktör vardır: kiÅŸinin bağışıklık sisteminin savunma gücü ve kanser hücrelerinin öldürücülüğü. Canlı besinlerdeki enzimler bu iki faktörü hedef alır. Kanserli hücÂrenin öldürücü gücünü düşürerek, bedenin savunma mekaÂnizmasını güçlendirirler. Dr. Warba, enzimlerin hücre zarını hafifletip hücrenin yüzeyini geçirgenleÅŸtirerek, dışarıdan yardım almaya açık hale getirdiÄŸini ve bağışıklık sistemini güçlendirdiÄŸini, ayrıca tümörlü hücrelerin inatçılığını kırdıÂğım belirtmektedir.
Bedenimizde, habis tümör oluÅŸumuna sebebiyet veren hücre deÄŸiÅŸimlerini önleyen enzimlerin yanısıra bu amaçlı bazı genler de bulunmaktadır. Jefferson Kanser Enstitüsü Mikrobiyoloji ve Bağışıklık Departmanı’nda (Department of Microbiology and Immunology Jefferson Cancer Institute) çalışan araÅŸtırmacılar, kolon kanserinin öncüsü olan bağırÂsakta, polip büyümesi sorununu önleyen bir enzime sahip genden bahsetmektedirler. AraÅŸtırmacı Linda Siracusa, yaÄŸÂların bağırsaklara uzanan zararlı etkilerini önlemek üzere enÂzimlerin yaÄŸ metabolizmasında çok önemli bir rol oynadığıÂnı söylemektedir. Enzimlerin yardımcı olabileceÄŸi bir diÄŸer durum da, yaÄŸlı gıdalar tüketmekten kaynaklanan bazı bakÂterileri bedenden atmasıdır. Kısacası enzimler normal olmaÂyan hücreleri doÄŸrudan doÄŸruya bedenden atma iÅŸini üstleÂnirler.
Hangi mekanizma olursa olsun, iyi çalışan enzimler kanÂseri önleyebilir.
PiÅŸmiÅŸ yiyeceklerin tehlikeleriyle ilgili olarak Amerikan Kanser DerneÄŸi’nin son tanımlamaları şöyle: “Son araÅŸtırmaÂlar gösteriyor ki, yüksek ısıda piÅŸirilmiÅŸ hayvansal gıdalar, hayvanlarda bulunan ve kansere neden olan çeÅŸitli maddeleÂrin oranını artırıyor, ayrıca saÄŸlam ve yerleÅŸik DNA yapısını bozuyor.”5 Kansere bir açıklama getirirken, onun toksik oluÂÅŸumu göz önünde bulundurulduÄŸunda, 1990′da Ulusal KanÂser Enstitüsü’nden. Dr. Richard Adamson tarafından yürütülen çalışmalar açıklayıcı niteliktedir. Yüksek ısıda piÅŸirilmiÅŸ et, balık ve kümes hayvanlarında, çok miktarda heterosiklik aromatik aminler (HAA) olarak bilinen, mutajen (mutasyon oluÅŸturabilen kimyasal ya da fiziksel etken) potansiyel olduÂÄŸunu görüldü. Bu HAA’lar, Adamson’un çalışmaları içerisinÂde gördüğü en güçlü olanlardı ve bunların çok az miktarı biÂle DNA’da önemli hasarlar yaratabiliyordu.6 (Mutajenler kanserojendir demek doÄŸru olur.)
Kaliforniya’daki Lavvrence Livermore Ulusal Laboratuvarları’nda yapılan yeni araÅŸtırmalara göre, bu kadar ÅŸaşırtıcı soÂnuçlan olan tek ÅŸey, yüksek ısıda piÅŸirilmiÅŸ et deÄŸildir. Laboratuvarda çalışan bilim adamı Mark Knize ve araÅŸtırma takımı ekmek, pirinç, yumurta, tofu ve glüten içeren sebzeli hamur iÅŸÂleri gibi çeÅŸitli besinlerin farklı piÅŸirilme teknikleri ve bunların sonuçlan üzerine çalıştılar, insan metabolizmasının bir benzeÂrini yaparak piÅŸirdikleri yiyecekleri denediler ve piÅŸirilmiÅŸ her yiyecekte mutajene rastladılar. Neredeyse her yiyecek, piÅŸirilÂdiÄŸi ısının yüksekliÄŸi oranında mutajen içeriyordu.
Protein: Kamu Yararına Çalışan Bilim Merkezi’nin (The Cen-ter for Science in the Public Interest) raporuna göre, ortalama bir Amerikalı, her gün ortalama 150 gram protein alıyor. AsÂlında sadece bunun bir kısmına ihtiyacımız var. Peki geri kaÂlanı nereye gidiyor? Beden proteini depolayamaz. Besin stoÂku olan kan ve hücreler, fazla protein karşısında lenfatik sisÂtemle fazlalıkları atmaya kalkışır. Ancak lenfler, altından kalÂkamayacakları kadar yük altına girdiklerinde, protein “tuzak”ları (tümörler) oluÅŸur ve bu da organ ve dokuların geri kalanını korumak için lenfleri sımsıkı kapar. Nobel ödüllü Dr. Otto VVarburg’un gösterdiÄŸi gibi, oksijen ikmali %30 oraÂnında azaldığında, bu kapanmış hücreler zararlı kanser hücÂreleri haline gelebilir.
SaÄŸlıklı normal hücrelerin tersine, kanser hücreleri üre-mek için oksijene gerek duymaz. Kanserli hücreler bir bakıÂma bedeni fazla protein zehirlemesinden korumak için atık tüketirler. Ancak bu hayati taktik, kontrol edilemeyen ölümÂcül kansere neden olabilir.
Ne yazık ki, bizim iÅŸlenmiÅŸ ve piÅŸirilmiÅŸ yiyeceklerimiz ölüdür ve hücrelerin ihtiyacı olan oksijenden yoksundur. BelÂli ki bu yoksunluk, hücreleri mutasyon ve kötülüğe maruz bıÂrakır. Canlı besinler sadece az protein içermekle kalmaz; ayÂnı zamanda alkali de barındırır. Beden fazla proteini atmaya uÄŸraşırken, alkali gıdalar asidik ve toksik nitrojen birikimini nötralize etmeye yararlar.
Hipokrat SaÄŸlık Programı’nın ana unsuru olan çimlenmiÅŸ buÄŸday, Dr. Pnina Bar-Sella’ya göre kanserle savaÅŸ açısından doÄŸruluÄŸu kanıtlanmış canlı besinlere iyi bir örnektir. 1995′te, buÄŸday çimi özünde bulunan klorofildeki antimutajenik aktiviteler üzerine yaptığı çalışması ÅŸu sonuçları gösteÂriyor: “BuÄŸday özünde saptanan klorofil, metabolik aktivasyon için gereken kanserojenlerin mutajenik etkilerine engel olan aktif ana faktördür. Bulgular, eÅŸdeÄŸer ticari bileÅŸimler üzerinde de test edilmiÅŸtir.”
Beslenme ve kanser üzerine bir baÅŸka araÅŸtırma da, 1994′te Oregon Bilim ve Tıp Enstitüsü’nden (Oregon Institu-te of Science and Medicine) Arthur B. Robinson tarafından, fareler üzerinde yapılmıştır. AraÅŸtırma, protein eksikliÄŸinin kanserli hücrelerinin artmasını önleyen ana faktör olduÄŸu yönündedir. “Açıkça görülüyor ki, düşük proteinli yaÅŸ sebze ve meyvelerle beslenme, kanserin büyüme oranını düşüren en temel faktördür.”
Kanser ve beslenme arasındaki bu iliÅŸki üzerinde çalışan birçok doktor kendi beslenme alışkanlığım deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir. New Jersey’deki Lawrenceville Kanser Korunma Merkezi (Protective Cancer Center in Lavvrenceville) yöneticisi Dr. Charles Simone, kanser ve beslenme arasındaki baÄŸlantıyı araÅŸtırmaya 1983′te baÅŸlamış ve o tarihten beri aÄŸzına tek bir lokma hamburger ve pizza koymamış, ailesini de bu beslenÂme tarzına ikna etmiÅŸtir. “Benim çocuklarımı asla hamburger, dondurma ya da kekle kandıramazsınız,” diyerek övünmekÂtedir.
Göğüs kanseri
Hayvansal ve oksijen yoksunu piÅŸirilmiÅŸ gıdalara dayaÂnan beslenme tarzlarının, kanser riskini önemli ölçüde artırÂdığı açıktır. Bu özellikle dünya üzerinde yüzlerce, binlerce kadının muztarip olduÄŸu göğüs kanseri ile beslenme ÅŸekli arasındaki baÄŸlantıda açıkça görülebilir. (Bugün sadece Amerika BirleÅŸik Devletleri’nde her yıl 182.000 kadm göğüs kanserine yakalanıyor.) DoÄŸrusu, ülkelerin hayvansal gıda tüketimi ile göğüs kanseri oranı arasmda doÄŸrudan baÄŸlantı kurulabilir. Çünkü yaÄŸ dokuları, östrojeni çeker. Göğüs kanÂserinden kaçınmak için harika bir geliÅŸme, öyle deÄŸil mi? SeÂçim, aÄŸzımıza ne koyduÄŸumuza dayanıyor. (Kanser – beslenÂme iliÅŸkisinden, erkekler de payını alıyor. Hayvansal gıdalar, prostat dokusunu uyaran androjen adlı erkeklik hormonuna dönüşüyor. Androjenin onyıllar boyunca prostat dokusuna akması sonucunda, bu bez geniÅŸleyip kanserli hale geliyor.)
Kanser ve hayvansal yaÄŸlar arasındaki iliÅŸkiye yönelik yeÂni çalışmalar belli baÅŸlı tarımsal ilaçlarda, haplarda, yakıtlarÂda ve plastikte bulunan sentetik ve hormon taklidi bileÅŸimleÂre (xeno-östrojen ya da yabancı östrojen olarak adlandırılır) iÅŸaret ediyor. New York’taki Strang-Cornell Kanser AraÅŸtırÂmaları Laboratuvarı’nda (Strang-Cornell Cancer Research Laboratory) çalışan araÅŸtırmacılardan Devra Davis ve H. Leon Bradlovv, xeno-östrojenlere maruz kalmanın, geçen yıllarÂda farklı farklı ülkelerdeki göğüs kanserine yakalanan kiÅŸi sayısındaki artışı açıklayabileceÄŸini belirtiyorlar. Ayrıca, bileÂÅŸimlerin erkeklerde giderek yaygınlaÅŸan üreme bozuklukları alanını geniÅŸleteceÄŸine inanmaktalar. Bilhassa testis kanseri, inmemiÅŸ testis (kriptorÅŸidik testis), idrar yolu bozukluÄŸu ve sperm eksikliÄŸi gibi.
Bedenimizdeki hücreler, iyi ve kötü dışsal uyarılara reakÂsiyon gösterirler. YaÄŸ, kimyasal koruyucu, katkı maddesi ve tarım ilacı yüklü yiyecekler yediÄŸimizde, hücrelerimizin ölümcül tümör transformasyonuna katkıda bulunmuÅŸ oluÂruz.
Birazdan okuyacağınız çarpıcı hikâye, ölümcül göğüs kanserine karşı verilen tam bir cesaret örneÄŸidir. Åžimdi anlaÂtacağım gerçek olay, yüzlerce inanılmaz hikâyeden sadece biÂridir.
Göğüs Kanseri: Bir Sağlık Yolculuğu
SaÄŸlık problemlerim 1988 yılı Mayıs’ında baÅŸladı. KendiÂmi iyi hissediyordum ancak bir sabah uyandığımda, göğÂsümde içten gelen bir kaşıntı hissettim. Kaşırken, orada küÂçük bir top olduÄŸunu fark ettim. Hemen doktorumu arayıp aynı gün içinde bir randevu aldım. Daha önce bedenimde deÂfalarca iyi huylu kist oluÅŸmuÅŸ ve Nevv York’taki doktoruma enjeksiyonla aldırmıştım. Chicago’ya yeni taşınmıştım. Daha yeni gitmeye baÅŸladığım doktorum, benden mamogram çekÂtirmemi istedi.
Teknisyenler durmadan filmimi çekiyor, bir hemÅŸire de ters ters bana bakıyordu. Bir sorun olup olmadığını sordu ÄŸumda, radyolog bana söyleyemeyeceÄŸini ancak bu mamog-ramı yıllar önce çektirmiÅŸ olmam gerektiÄŸini söyledi. Bu heÂnüz hikâyenin baÅŸlangıcıydı.
New York’taki doktoruma gitmeye karar verdiÄŸimde, Chicago’daki doktorum bana üzerinde “kiÅŸiye özel” yazan kapalı bir zarf verdi. Ama ben dayanamayıp zarfı açtım ve yeni doktorumun, göğsümde rastlanan kütlenin kanserli olÂduÄŸunu yazdığını gördüm.
New York’taki doktorum, yeni bir mamogram çektirmem gerektiÄŸini söyledi. İlk çekilenin yanlış olma olasılığını düşüÂnerek yenisini çektirdim. Doktorum, göğsümden parça alıp test edilmesi için laboratuvara gönderdi. Sonuç pozitifiti, doktorum bu kez de biyopsi yaptırmam gerektiÄŸini söyledi.
Chicago’ya dönerek, bana daha önce biyopsi yapan ChicaÂgo Üniversitesi’ndeki güvendiÄŸim doktoruma tekrar gittim. Birkaç gün sonra, bana son sözünü söyledi. Parça kanserliyÂdi. “İyi huylu karsinoma” adı verilen bir hastalığım vardı.
Doktorum, göğüs ameliyatı olmam gerektiÄŸini söyledi. Üçüncü bir görüş almak için baÅŸka bir uzman doktora gittim, fakat hepsi aynı ÅŸeyi söylüyordu. Hatta, Northwestern Üni-versitesi’nde çalışan bir uzman, oraya ikinci kez gidiÅŸimde, kanserin göğüsümün tamamına nüfuz ettiÄŸini ve her iki göğÂsümün birden alınması gerekebileceÄŸini söyledi. Bir de yeniÂden yapılandırıcı plastik cerrahi önerdi.
Mayıs ayının ilk iki haftası içinde göğsümdeki kütleyi fark etmiş ve biyopsi olmuştum. Bir hafta sonra da ameliyat olma planım yapılmıştı.
Bana, büyümekte olan kütlenin hava alacak ÅŸekilde bıraÂkıldığında, çok hızlı bir ÅŸekilde büyüyeceÄŸini söylediler (o nedenle biyopsinin hemen ardından ameliyat etmek istiyorÂlardı). DoÄŸruydu da. Bezelye kadar olan ÅŸey, neredeyse yumÂruÄŸum kadar olmuÅŸtu.
İşte o zaman farklı bir alternatif aramaya baÅŸladım. DünÂyanın her yerini aradım. Alternatif yollarla kanseri yenmiÅŸ, ameliyata pek razı olmamış insanlarla iliÅŸki kurmaya çalışÂtım. Ne yazık ki göğüs kanserini ameliyat olmadan yenmiÅŸ tek bir kiÅŸi bile bulamadım. Sonrasında ise öncü olmaya kaÂrar verdim.
Sonunda, ameliyat gününden birkaç gün önce Florida VVest Palm Beach’te bulunan Hipokrat Enstitüsü’nü buldum. Aradım ve hemen gelmek istediÄŸimi söyledim. Kafamda her ÅŸeyi planlamıştım.
O sıralarda, ameliyatımda bol ÅŸans dilemek için eÅŸim dosÂtum beni arıyordu. Onlara kararımı açıkladığımda hepsi ÅŸoke oldular. “Ne yapıyorsun sen?” diye bağırdılar ve hepsi beÂnim intihara kalkıştığıma emindi. Tek istediÄŸim Chicago dıÂşına çıkıp programa hemen baÅŸlamaktı. İşte o anda iyileÅŸmeÂye baÅŸladım.
Hipokrat’ta beÅŸ hafta kaldım, çünkü programın tamamını öğrenmek istiyordum. Ama kısa zamanda, beÅŸ haftanm bile kovanın içinde sadece bir damlacık su kadar yetersiz oduÄŸunu anladım. Gerçekten hastaydım. Bedenimdeki toksinlerle birlikte stresi de atıyordum. Güçlüydüm de. İlk kırk gün içinÂde tümör küçülmeye baÅŸladı. Enstitüden ayrılıp eve gidiyorÂdum. Çok uzun zaman geçmiÅŸti ve kendime gelmem kadeÂmeli ilerleyen bir sürece yayılmıştı. BeÅŸ ay sonra Hipokrat’ı tekrar ziyaret ettim. Altı ay içinde tümör tamamen yok olÂmuÅŸtu.
Zamanla daha iyi hissetmeye baÅŸladım. Haftada birkaç saÂat güzel zaman geçirecektim. Sonra haftada bir gün kendimi normal hissedecek ve sonunda çoÄŸu zaman iyi olup çok az zaman kötü olacaktım.
Kanserden kurtulmanın yanı sıra, Hipokrat PrograÂmı’ndan çok önemli bir ÅŸey daha öğrendim. Enerji seviyem ÅŸimdi çok daha yüksek. Cildim hızla yenilendi, saçlarım neÂredeyse eskisinin iki katı gür, tırnaklarım daha güçlü ve teniÂmin rengi çok daha iyi. Programa ve ilk ziyaretimden sonra geriye kalan kansersiz yıllarıma büyük bir inançla devam ediyorum.



