Kişilik bozuklukları

09 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Ruh Sagligi

Kişilik, bir insanı diğerlerinden farklı kılan temel özelliklerdir. Bireyin kendine ait yönlerini ifade eder. Bunu inanç, ahlak, kültür, arkadaşlık ilişkileri, sosyallik, çıkarcılık, göz rengi, konuşma üslubu, sorumluluk, candanlık, kıskançlık, hüzün, sinirlilik, güvenilirlik yanında, davranış tarzları, olaylara ve insanlara bakış açıları, alışkanlıklar, algılar gibi daha pek çok özellik belirlemektedir. İnsanda ergenlik döneminde veya daha önce şekillenmeye başlar. Toplumda insanların pek çok ortak yanlarının olmasının yanı sıra kişilik özeldir ve ayırt edicidir. Kişilik aslında her zaman değişebilecek bir nitelikte olmakla beraber, genelde insanlarda oldukça sürekli ve kararlı bir görünümdedir.
Kişilik bozukluklarında da belirtiler süreklilik gösterir.

Kişilik bozuklukları ve belirtileri
Obsesif kişilik: Takıntılar, kuralcılık, mükemmeliyetçilik, kararsızlık
Paranoid kişilik: Şikayetçi üslup, şüphecilik, affetmeme, kincilik
Şizoid kişilik: Çekingen kişilik: Duyarsızlık, yalnızlık, duygusal soğukluk Utangaçlık, kendini küçük görme, topluma karşı duyarlılık
Sınırda kişilik: Duygusal değişkenlik, kontrolsüz davranış, iradesizlik
Antisosyal kişilik: Sorumsuzluk, vurdumduymazlık, saldırganlık, insanları suçlama
Bağımlı kişilik: Başkalarından güç alma, kendisini ikinci planda tutma, terk edilme korkusu
Histrionik kişilik: Telkine açık olma, rol yapma, hep ilgiyi ve dikkati üzerine çekme isteği, yüzeysellik.

Obsesif kompulsif kiÅŸilik bozukluÄŸu
Kişi düzenli, mükemmeliyetçi ve katıdır. İyi, doğru ve güzel gibi olumlu duygularını ifade etmekte zorlanır. Genelde yargılayıcı bir tutum içindedir. Kararsızlığı dikkat çeker. Detaya dalmaya yatkın olduğundan yaptığı işin veya sergilediği davranışın amacından ya sapar ya da unutur.

Paranoid kişîlik bozukluğu
Kişi diğer insanlar tarafından sürekli olarak sömürüldüğünü, kendisine zarar verilmeye çalışıldığını düşünür ve bu şekilde algılar. En yakınlarının sadakatinden bile derin bir kuşku içindedir. Bu sebeple insanlara güvenmez, onların bütün davranışlarını olumsuz yorumlar ve şüphe ile yaklaşır.
Bu bireylerin öfkeli ve kinci olmaları tipik özellikleridir. Öte yandan hep aşağılandıklarına inanırlar.

Åžizoid kiÅŸilik bozukluÄŸu
Kişi soğuk ve ilgisizdir. Sanki duygulan körelmiş gibidir; sevinç, neşe, keder, kaygı, üzüntü, öfke gibi duyguları gereği gibi hissetmez veya dışarı yansıtmaz. Yakın çevresiyle hatta kendi ailesiyle bile doğru dürüst iletişim kurmaz, kursa bile bunu devam ettiremez. Kimseyle duygu ve düşüncelerini paylaşmaz. Annesiyle, babasıyla, arkadaşlarıyla, kardeşleriyle bir arada olmaktan, oturup sohbet etmekten zevk almaz, aksine böyle ortamlardan hemen uzaklaşır.

Kişi, hiçbir konuda düşüncesini dile getirmez; beklentilerini, ideallerini, planlarını açıklamaz. Kendisine yöneltilen eleştiri veya övgüleri de dikkate almaz, bunlara karşı umursuz davranır.

Åžizotipal kiÅŸilik bozukluÄŸu
Kişinin düşünce, görünüş ve davranışlarında acayiplikler vardır. Kuşkucudur ve insanlarla yakın ilişki kuramaz. Altıncı his, telepati, geleceğe dair haberler alma, batıl inanışlar, diğer insanların kendi duygularım algılayabileceği şeklinde düşünceleri vardır.

Çekingen kişilik bozukluğu
Kişi toplum içinde rahat edemez, son derece çekingen, utangaç ve ürkektir. Eleştiriye karşı aşırı derecede hassasiyeti vardır. Sıradan bir eleştiride bile sarsılabilir. Reddedilmeyi hazmedemez. Başkaları tarafından onaylanmamak veya kınanmak kişide ciddi boyutlarda ruhsal travma etkisi yapar. Bu kişilerin en korktukları şeylerden biri, başkalarına alay konusu olmaktır.

Antisosyal kiÅŸilik bozukluÄŸu
Antisosyal kişilik bozukluğu genellikle 5-6 yaşlarında kendini göstermeye başlar. Düzensizlik, uyumsuzluk, dengesizlik ve saldırganlık bu kişilerin yaşam biçimini ifade eder. Çalışma verimleri düşük, performansları bozuktur. İçinde yaşadıkları toplumun temel davranış kurallarına ve prensiplerine uymaz, aksine onlara saldırır, şiddetle reddederler.

Bu kişiler çocukluk dönemlerinden itibaren bazı belirtiler gösterirler. Okuldan kaçma, kopya çekme, hayvanlara kötü davranma veya eziyet etme, kaba kuvvete dayalı kavga, saldırganlık, yangın çıkartma, çalma, silah kullanma bu belirtilerdendir. Antisosyal kişilik bozukluğunun nedeni bugün hala tam olarak bilinememektedir.

Sosyopat kişilik bozukluğunda birey, toplumun koyduğu ahlaki ve sosyal kurallara uymada güçlük çekmekte, çevresine zarar vermekte ve bundan pişmanlık duymamaktadır. Bu kişiler diğer insanlara karşı sevgi, saygı, ilgi ve sempati duymaz, zayıf olanı ezerler. Davranış ve anlatımları çelişkilidir. Hep kargaşa çıkarma arzusu içindedirler, toplum ve ahlâk kurallarını hiçe sayarlar.

Psikopat kişilik bozukluğunda ise birey insanlara ilgi duymaz fakat onları güç kullanarak etkilemede aktiftir. Bu gibi kişiler suç işlemekten zevk alırlar. Geçmişlerine bakıldığında, küçüklüklerinde ihmal edilmiş, dengesiz anne ve babaların çocukları oldukları ortaya çıkmaktadır.

Bağımlı kişilik bozukluğu
Bu kişilik bozukluğunda birey birilerine bağımlıdır ve teslimiyetli bir tutum içerisindedir. Tek başına hiçbir işe kalkışamaz. Hep yalnız basma kalma ve terk edilme korkusu içindedir. Yalnız kaldığında ise kendini boşlukta ve çaresiz hisseder. Hemen her konuda kararsızlık yaşadığından sürekli birilerinin vereceği güven ve desteğe ihtiyaç duyar.
Bu kişiler kendilerine yöneltilen eleştirilere kolayca alınırlar. Çoğunlukla başkalarının fikirlerine katılır, kendileri yeni bir fikir üretemezler.

Histrionik kiÅŸilik bozukluÄŸu
Bu kişilerin en belirgin özellikleri sürekli dikkat çekme, ilgi odağı olma istek ve ihtiyacı içinde olmalarıdır. Hep beğenilmek, övülmek, onaylanmak isterler. Aşırı duygusaldırlar. Hislerini abartılı bir coşkunlukla dışa vururlar. Duygu durumları yüzeysel ve değişkendir. Olmadık bir konuya sıkılıp ağlarken, bir arkadaşlarının kaza geçirmesine hatta ölümüne ilgisiz kalabilirler.

Bu tip kişiler tavır ve davranışlarını gereği gibi kontrol edemezler. Tüm davranışlarının, konuşmalarının hatta konuşmamalarının ardında ilgi çekme çabası olduğu için, insanlarla sürekli ve esaslı bir iletişim kuramazlar.

Narsistik kiÅŸilik bozukluÄŸu
Narsistik kişilik bozukluğu olanlar kendilerini diğer insanlardan farklı ve üstün görürler. Güzel, zeki, yetenekli, güçlü ve başarılı oldukları konusunda iddialıdırlar. Zihinleri sürekli kendilerini düşünmekle meşguldür. Bu kişiler adeta kendilerine aşıktırlar, en çok kendilerini sever kendilerini önemserler. Başkalarına ise önem ve değer vermezler. Onların duygu ve düşüncelerini anlama yönünde bir gayretleri olmaz.

Bu kişiler kendilerinin bir benzeri olmadığına, eşsiz olduklarına inanmaktadırlar. Her şartta kendilerini ön plana çıkarmak, ilgiyi üzerlerine çekmek, başkalarında hayranlık uyandırmak gayretindedirler. İnsanlarla olan diyaloglarında üstünlük ve bilmişlik taşlarlar. Başkalarının duygu ve düşüncelerini kullandıkları gibi emeklerinden ve onların ürettikleri değerlerden de menfaat sağlarlar. Düşüncenin tasarlayabileceği bütün üstün niteliklerin kendilerinde toplandığını sanır, kendilerince diğer insanları aşağılarlar.

Pasif agresif kiÅŸilik bozukluÄŸu
Kişinin kin, nefret, kızgınlık, düşmanlık, öfke gibi agresif davranışlara sebep olan ruhsal hareketliliği, pasif direniş şeklinde kendini göstermektedir. Pasif agresif kişilik bozukluğunda bireyler geleceğe karamsar bakarlar.

Duygudurum bozukluklarından bazıları

08 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Ruh Sagligi

Majör depresyon
Depresyonun ana özelliği kişide karamsarlık, sıkıntı ve elem halinin egemen olmasıdır. Bu ruhsal rahatsızlıkta hastada izlenen diğer belirti ve değişiklikler şöyledir:
Hasta ruhsal çöküntü içindedir.
Hiçbir şeyden zevk almaz olur.
Kendisini hüzünlü, çökkün, karamsar ve üzgün hisseder:

Gücü ve enerjisi azalmıştır.
Yerine getirmesi gereken sorumluluklara karşı ilgisi kaybolmuştur. Bunun yanı sıra günlük işlerini yapmakta da zorlanır.
Yoğun umutsuzluk ve çaresizlik duyguları yaşar. İçinde bulunduğu durumu bir çıkmaz olarak görür ve bu durumdan bir daha kurtulamayacağını düşünür.
Hasta özellikle sabah saatlerinde içinde yoğun bir sıkıntı ve bunaltı hisseder.
Kendine olan saygısını ve güvenini yitirir. Sürekli kendini suçlar.
Zihnen ve bedenen yavaşlama görülür. Düşünce ve beden hareketleri durgun ve donuktur. Düşüncelerinde kararsız, konuşmalarında ağırdır; dura dura konuşur. Herhangi bir konu üzerine odaklanmakta güçlük çeker.

İştahı azalır veya artar.
Uyku bozukluğu ortaya çıkar. Uykuya dalmakta veya sürdürmekte zorlanır, sabahları erken uyanma bozukluğu olur. Veya tam tersi olup fazla uyku sorunu olabilir.
Gerçekte bir bellek bozukluğu söz konusu olmadığı halde sürekli olarak unutkanlıktan şikayetçi olur. Hastanın bu durumu yoğun üzüntü, sıkıntı ve dikkat dağınıklığı ile bağlantılıdır.

Gençlik döneminde depresyon
Klinik depresyona gençlik döneminde tüm belirtileriyle birlikte çok ender olarak rastlanır. Çünkü çocukluktan henüz çıkan gencin kendini dıştan izleme ve eleştirme yeteneği zayıftır. Dahası dışa dönük olması ve tepkilerini de baskı altında tutmaması nedeniyle ruhsal çöküntü, kendini suçlama, durgunluk, ümitsizlik gibi depresyona dair belirtiler açıkça ortaya çıkmaz, nadiren çıksa da geçicidir. Bunlar depresyona eşdeğer belirtiler olarak nitelendirilir ve üstü kapalı olarak ortaya çıkarlar. Belirtilerden bazıları:

Sürekli sıkıldığını söyler.
Hiçbir işle uzun süre ilgilenemez, kendi arzusuyla başladığı bir işten hemen bıkar; başka bir işe yönelir fakat onu da aynı şekilde sonuçsuz bırakır.
Baş ağrısından, yorgunluktan, karın ağrısından, mide bulantısından, uykusuzluktan şikayet eder.
Tavrı tedirgindir.
Dikkatini toplamakta zorlanır, okuduğunu anlamaz.
Dalgın, unutkan ve vurdumduymazdır.
Genel başarı seviyesi düşer.

Madde kullanım bozuklukları

07 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Ruh Sagligi

Alkol bağımlılığı
Alkolizm, alkollü içkilere hastalık derecesinde düşkün olma ve içmeden duramama durumudur. Alkollü içkiler sebebiyle beden ve ruh sağlığı bozulan, faaliyetleri sekteye uğrayan, buna rağmen içkiden vazgeçmeyen kişilere ise alkolik denir. Alkol bağımlılık yapabilen bir maddedir. Bağımlı hale gelen bir kişi içkiyi kısa süreli de olsa bırakamaz. Bıraktığı takdirde baş ağrısı, ateş yükselmesi, iç sıkıntısı, yüzde kızarma, bedende titremeler, uykusuzluk, saldırganlık, korku ve panik durumu ortaya çıkar. Uzun süre aşırı alkol kullanıp aniden bırakanlarda bu sendromlar daha da tehlikeli duruma gelerek alkol çıldırması ortaya çıkar. Hastada görme, işitme ve dokunma varsanıları belirir, bilinç bulanıklasın Hasta derisinde böcekler dolaştığı, duvarda korkunç hayvanlar gördüğü varsanıları ile paniğe kapılır. Bu şekilde ağır nöbet geçiren alkoliklerin yüzde on beşi bir nöbet sırasında hayatlarını kaybederler.

Alkolün neden olduğu en büyük hasar beyinde meydana gelir. Alkol paranoyası, alkol bunaması, alkol halüsinozu bunlardandır. Bununla beraber alkol, sinir sistemini etkileyerek felçlere, görme ve denge bozukluklarına yol açar.

Uyarıcı ve uyuşturucu madde bağımlılığı
Bazı insanların uyuşturuculara ve uyarıcılara başvurmasına yol açan nedenler, alkol bağımlılığında söz konusu olan nedenlerle aynıdır. Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin tamamı, sonunda kişide ruhsal çöküntüye neden olur.

Hemen belirtmek gerekir ki alkole ve uyuşturucuya ancak zayıf kişilikteki insanlar sığınır. Halbuki sağlıklı bir yapıda insan böyle bir zayıflığa gerek duymaz. Kendisine saygısı gereği böyle şeylerden şiddetle uzak durur. Zaten bir sorunu varsa bunu kendisi, bizzat aklıyla çözer. Hiçbir olay karşısında sarsılıp, yıkılmayacağı için alkole ya da uyuşturucu maddelere başvurması, böylesine zararlı alışkanlıklardan medet umması söz konusu olmaz. Dengeli, aklı başında, ruhen çok sağlıklı olan bir insan zaten sorunlarını büyütmez. Bunları dert ya da üzüntü gibi görmez. Mantıklı bir şekilde değerlendirir, mutlaka bir çözüm yolu bulur. Çok büyük gibi gözüken bir sorun dahi olsa alkolün veya uyuşturucunun hiçbir sorunu çözmeyeceğini tam tersine sorunları daha da artıracağını bilir. Bununla birlikte neşelenmek için de bunlara ihtiyaç duymaz. Olumlu bakış açısı nedeniyle zaten sağlıklı bir insan her zaman doğal olarak neşelidir. Bu kadar zavallı bir şekilde böyle tehlikeli maddeler arkasına sığınarak yaşamayı kendisine yakıştırmaz.

Yeme bozuklukları
Yeme davranış bozukluğu, beslenmenin de ötesinde psikolojik boyutu olan bir durumdur. Çoğu hastada, kendini kilolu görerek rejim yapmakla başlar. Yüzde 95 gibi yüksek bir oranda hanımlarda özellikle de genç kızlarda görülür. Vücut kilolarının sürekli kontrol altında tutulması gereken meslektekiler örneğin balerinler, jimnastikçiler, dansçılar, mankenler arasından çıkma olasılığı yüksektir. Özellikle genç film yıldızları, mankenler ve fotomodellerde görülmesi gençlere kötü örnek olmaktadır.

Aneroksiya nervoza
Bu kişiler yemek yeme, vücut kilosu ve zayıflık konularında ciddi takıntılıdırlar. Aşırı derecede kilo kaybetseler bile yemek yemeyi kabul etmez, aç olmadıklarını söylerler. Kalorisi hemen hemen en düşük besinleri tercih ederler. Aneroksiyalar ilk başlarda çevrelerinde fark edilmeseler de, zamanla anlaşılırlar. Çünkü kilo kaybı hayati tehlike doğuracak boyutlara varır. Bunu yakın çevrelerine ve özellikle ailelerine hissettirmemek için kat kat giyinirler. Yemeklerini yemez, saklar, gizlice dışarı atarlar. Takıntılarını belli etmemek için yemekler yapar, çevrelerindekilere ikram ederler.

Belirtiler
Aneroksiyalar aç olduklarını kabul etmez, yemek yemeyi kesin olarak reddederler.
Tabak içerisine bir dilim domates koyar, kenarından keserek yer ve doyduklarını söylerler.
Yemek yemedikleri için kısa zamanda aşırı kilo verirler.
Ara ara kusarlar, ancak bunu çevrelerine belli etmez, gizlerler.
Aşırı kilo kaybetmelerine rağmen kendilerini şişman görürler. Kilo almaktan çok korkarlar.
Hiperaktif olurlar. Sürekli ağır egzersiz yaparlar.
Vücutları zayıf ve sağlıksız olmasına rağmen sürekli yürür, koşuya çıkar, evin içinde de hiç oturmazlar.
Rejim listeleri, besinlerin kalori değerlen konuları ile yakından ilgilidirler.
Depresiftirler.
Hastalığın ciddiyetini inkar ederler.

Bilumia nervoza
Bu kişiler ihtiyaçlarının üzerinde yemek yer, sonrasında çıkarırlar. Genellikle bol kalorili yiyecekler tüketirler. Sürekli kusmalarının yanı sıra laksatif ilaçlar kullanırlar. Vücutlarında, kusmaya bağlı iç kanama, sıvı kaybı ve organ hasarı gibi ciddi sağlık sorunları ortaya çıkar. Sürekli kusmayla bağlantılı olarak, asit diş minelerine zarar verir, çürüme olur. Bilumia çok tehlikelidir, bazı durumlarda ölümle bile sonuçlanabilir.

Belirtiler
Bulimialar ataklar şeklinde, kontrolsüz olarak, çok fazla yiyeceği kısa sürede yerler.
Kiloları sürekli değişir; kimi zaman şişman kimi zaman da zayıftırlar.
Yiyecekleri gizlice satın alır ve yine herkesten gizleyerek yemek yerler.
Aşırı yeme sırasında açlığının farkında olmadıkları gibi doyunca da yemeyi durduramazlar.
Yemekten sonra yediklerini çıkarmak üzere, belli etmeden hemen lavaboya giderler.
Yemek yedikten sonra suçluluk, eziklik duyarak ruhsal çöküntü yaşarlar.
Genellikle alkol veya çeşitli haplar kullanırlar.
Kulağın altında yer alan paratroid bezleri şişer.

Uyku bozukluklarından bazıları

06 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Ruh Sagligi

Uykuda kabus bozukluÄŸu
Bu uyku bozukluğu, korkutucu rüyalarla kişinin uykudan uyanmasına neden olur. Çoğunlukla 3-5 yaş arası çocuklarda görülür. Çocuk uykudan korku ve dehşet içinde uyanır, nöbetin sonlanmasıyla uykuya tekrar dalar. Uyandığında rüyasında gördüklerini hatırlamaktadır. Bu bozukluk çocuklarda kendiliğinden geçer.

Uyurgezerlik
Uykunun ilk saatlerinde ortaya çıkar. Ortalama 10 dakika kadar sürer. Uyurgezerlik sırasında kişinin bilinci tam açık değildir, uyandırılması zordur. Nöbet kısa sürer ve kişi olanları hatırlamaz. Bu rahatsızlık da çoğunlukla çocuklarda görülmektedir. Yetişkin kişilerde de nadiren de olsa görülebilmektedir.

Sınav kaygısı
Hiç kuşkusuz öğrencilik yıllarının en stresli zamanları sınav dönemlidir. Sınavlar yaklaştıkça öğrencilerin üzerindeki yük artar. Gerek ailenin beklentileri gerekse öğrencinin kendi sorumluluğu açısından bu yük gittikçe ağırlaşır. Bu kaygıyı yaşayan bir kısım öğrenciler büyük bir gerilim yaşarlar. Kimisi stresten ötürü yemek yiyemez, uyku uyuyamaz, büyük bir korku yaşar. Bu korku zamanla ümitsizliğe, karamsarlığa dönüşür. Öğrenci başaramayacağını ve bunun sonucunda da mahvolacağını düşünür. Okul sınavlarında da yaygın olarak bu ruh hali görülmesine rağmen asıl olarak okullara giriş sınavlarında bu kaygı daha yoğun yaşanmaktadır. Oysa sınavlarda öğrencilerin bilgileri ve çalışma verimleri değerlendirilir. Öğrenciler sınav sonucuna göre iyi ya da kötü diye ya da akıllı veya aptal diye damgalanmazlar. Bu sadece basit bir değerlendirmedir. Elbette ki bu derslere ve sınavlara önem verilmemesi anlamına gelmemelidir. Önem verilmeli, belirli bir heyecan da duyulmalıdır. Ancak strese, kaygıya, gerginliğe gerek yoktur, Öğrenci elinden geleni mutlaka yapmalı, ama ondan sonrasını çok düşünmemelidir. Çoğu öğrenci bunu düşünmekten dikkatini verip sınava iyi çalışamaz. Başaracak gücü olduğuna inanmalıdır. Bu tür kaygıların başarısını çok olumsuz etkileyeceğini düşünüp bundan vazgeçmelidir.

Dürtü kontrol bozukluklarından biri

05 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Ruh Sagligi

Kleptomani
Bu bozuklukta kişi çalma isteğine karşı koyamaz ve gittiği yerlerden sürekli bir şeyler çalar. Kimi zaman çaldığı eşyadan vazgeçerek sezdirmeden geri götürebilir veya objeyi gizleyebilir.

Kleptomanide kişinin çaldığı objeler genellikle değerli şeyler değildir. Kişi bunları ihtiyacı olduğundan değil, sadece çalmak için çalar. Çoğu kişinin çaldığı nesneyi satm alabilecek kadar parası da vardır. Fakat yine de böyle bir anormallik içine girer. Bu kişiler çalma eylemini önceden planlamazlar ve eylem sırasında başkalarından yardım almazlar. Kendilerince yakalanma riski olmadığını düşündükleri bir anda yaparlar. Çalma nedenleri öfke ve intikam duygusu ile bağlantılı değildir.

Aslında vicdanı gelişmiş, mantık örgüsü oturmuş, dengeli, akıllı, ruhen sağlıklı bir insan çalmanın ahlaken, dinen ve mantıken yanlış olduğunu hemen anlar. Kendisini bu şekilde küçük düşürmez. Böyle bir şeyi aklından dahi geçirmez. Fakat doğruları yanlışları oturmamış, vicdan mekanizması gelişmemiş, kendi üzerinde denetim sağlayamamış, öz güveni olmayan bir insanın bunları yapması beklenir. Şayet ruh sağlığının önemi kavranırsa ve sağlıklı bir ruha, dengeli bir akla özenilirse zaten bu tip problemlere zemin hazırlanmamış olacak, bu tür rahatsızlıklara yol açan etmenler ortadan kalkacaktır.

Psikolojik kaynaklı bedensel hastalıklar (psikosomatik hastalıklar)

04 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Ruh Sagligi

Sağlık denilince akla fiziksel ve ruhsal yönden bir bütün akla gelir. Yani ruh sağlığını genel sağlıktan ayırmak mümkün değildir. Çünkü insanın fiziksel ve ruhsal durumu arasında büyük bir etkileşim vardır. Ruhsal durumdaki değişmeler, dalgalanmalar ve sarsıntılar bedeni etkilediği gibi bedendeki değişiklikler de ruhu ve beyni etkilemektedir. Nitekim fiziksel hastalıkların ortaya çıkışında insan psikolojisinin etkisi büyük olabilmektedir.

Psikosomatik hastalıklar, insanların yaÅŸamlarındaki ve iç dünyalarındaki düşünsel ve duygusal çatışmaların dışarıya bedensel belirtiler, fiziksel hastalıklar ve ÅŸikayetler olarak yansımasıdır. Psikosomatik hastalıklar, ruhla beden arasındaki etkileÅŸimin önemli bir göstergesidir. İstatistiklere göre dünya genelinde yapılmış tarama ve araÅŸtırmalar, çeÅŸitli dallardan hekimlere, özellikle de dahiliye uzmanlarına ve acil servislere baÅŸvuran hastaların %68′inin psikosomatik hasta olduklarına iÅŸaret ediyor.

Stresin insan saÄŸlığı üzerindeki olumsuz etkisi bugün herkesçe bilinmektedir. Nitekim moralleri bozulduÄŸunda insanların çalışma verimleri azalmakta, huzurları bozulmakta ve beraberinde birtakım fiziksel rahatsızlıkları baÅŸlayabilmektedir. Yani ruhsal yönden yaÅŸadıkları bedenlerine, organlarına, hücrelerine yansımaktadır. Bu ÅŸekilde, ortaya çıkmasında ya da geliÅŸmesinde ruhsal ve psiko-sosyal etkenlerin rol oynadığı kabul edilen bazı bedensel hastalıklara psikosomatik hastalıklar denilir. Stresin yol açtığı rahatsızlıkların başında genelde kalp atışının ve kan basıncının yükselmesi, kandaki yaÄŸ ve ÅŸeker oranının artması, kanın pıhtılaÅŸma oranının artması, kanda alyuvarların artması, kas kasılmalarının artması, göz bebeklerinin büyümesi, sindirim sistemi problemleri sayılmaktadır. Organizma stresle baÅŸa çıkamadığında strese karşı maÄŸlup olmuÅŸ olur. Bu da psikosomatik hastalıklara yol açar. Stresin yol açtığı psikosomatik hastalıkların baÅŸlıcaları ÅŸunlardır: Alerji, ülser, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, nefrit, ÅŸeker hastalığı, kanser, egzama ve sedef gibi deri hastalıkları, sinirsel ve zihinsel hastalıklar… Ruhsal gerginliÄŸin sonucu olarak vücudun fiziksel anlamda direnci kırılır, beden güçten düşer. Bağışıklık sistemi çöker ve birbiri arkasına hastalıklara yakalanılır veya mevcut bir hastalığın iyileÅŸmesi gecikir. Hastalıkların yanı sıra hüzün ve karamsarlık sonucu ruhen yaÅŸanan huzursuzluklar, gerilimler, üzüntüler doÄŸal olarak insanın dış görünümüne de yansır. Saç dökülmesi, aÄŸarması, matlaÅŸması, cildin neminin çekilerek kuruması, kalınlaÅŸması, esnekliÄŸini kaybederek kırışması, çatlaması, bunun sonucunda dışarıdan her türlü enfeksiyona açık hale gelmesi, hücrelerin yenilenmesi geciktiÄŸi için cilt bozukluklarının kalıcı bir görünüm alması, rengin soluklaÅŸarak yüzün sararması, gözlerin matlaÅŸması gibi daha pek çok olumsuz deÄŸiÅŸiklik de beraberinde yaÅŸanır. Bu tarz kiÅŸilerde erken yaÅŸta çökme görülür. Vücutları senelerce, günün her anında süren bu gerilimi, duygusal fırtınaları, ruhi dalgalanmaları kaldıramaz. Bunun sonucu olarak ÅŸiddetli yaÅŸlılık alametleri ve kalıcı fiziksel tahribatlar oluÅŸur. Nitekim neÅŸeli, rahat ve huzurlu olan kimselerin gerilimli, stresli, bunalımlı, aÄŸlamaya yatkın kiÅŸilere göre daha uzun yaÅŸadıkları, daha saÄŸlıklı oldukları da pek çok bilimsel araÅŸtırmayla doÄŸrulanmış bir gerçektir.

Stresi yiyerek yenebilirsiniz

03 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Ruh Sagligi

Stresi yiyerek yenebilirsiniz

Çikolata yerine meyveyi tercih edin. Kalsiyu­mun yanı sıra kepek, çavdar, baklagiller gibi magnezyum içeren yiyeceklere ağırlık verin.

Stresin önüne geçmek için yanlış alışkanlıkla­rın deÄŸiÅŸtirilmesi gerektiÄŸini belirtilerek, çikola­ta yerine meyve tüketilmesi önerildi. Bu konuda yayınlanan bilimsel bir yazıda, besleyici madde eksikliÄŸinin ve çok miktarda kafeinle ÅŸekerin si­nirleri iyice bozduÄŸu ifade edilerek, bunun da vücudun savunma sistemini ve direncini zayıf­lattığı kaydedildi. “DoÄŸru beslenme, stresli za­manların üstesinden gelmenin en güzel yoludur” denilen yazıda ÅŸu görüşlere yer verildi: Bunun için yanlış alışkanlıklardan vazgeçilmesi gerek­mektedir. Sabahları vücudun enerji deposu yok­tur. İnsanlar yataktan kalkınca biraz hassas, alın­gan, sinirli ve dikkatsiz olurlar. Bu yüzden sa­bahları çok iyi kahvaltı yapılmalıdır:”

Fazla kahve tüketiminin, kalp çarpıntısına ve huzursuzluğa, daha sonraları da uykusuzluğa, yol açtığına dikkat çekilen yazıda, aşırı kahve tü­ketiminin hassas insanlarda korkuya ve endişeye neden olduğu, bunun için de günlük kahve tüke­timinin azaltılması gerektiği vurgulandı.

Altın öneriler
Strese karşı çikolata yerine meyve tüketilme­sinin önerildiÄŸi yazıda, ÅŸunlar kaydedildi: “Çiko­latanın aşırı alınması, kan ÅŸekerini alt üst eder. Åžeker miktarı önce artar, daha sonra hemen dü­şer. Sonuçta yorgunluk ve tatlılara karşı istek ortaya çıkar. Buna karşılık meyve daha yavaÅŸ enerjiye dönüşür ve kan ÅŸekerinin dengesi bozul­maz. Fazla miktardaki ve yaÄŸlı içeceklerden, uyku ilacı etkisi yaptığı ve bağışıklık sistemini zayıflattığı için uzak durulmalıdır. Fazla alkol, gün boyunca baÅŸ aÄŸrısı yanında, dikkatsiz ve unutkanlık yapar.”

Anti-stres maddeler
Stresten, korunmak için anti -stres maddeler olan kalsiyumun yanı sıra kepek, çavdar, bakla­giller ve ayçiçeÄŸi gibi magnezyum içeren yiye­ceklere ağırlık verilmesi gerektiÄŸi vurgulanarak “Beynin kapasitesi için bol meyve ve sebze ye­nilmeli. Düzenli meyve ve sebze tüketimi, beyin kapasitesinin azalmasını önlemektedir”

Daha az stres (daha iyi olmak, mutlu olmak)

02 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Ruh Sagligi

Daha az stres (daha iyi olmak, mutlu olmak)

Çok uygunsuz bir beslenmeniz ve çok fazla serbest radikal üretiminiz varsa (bunlar yaÅŸlanmamızı hızlandırırlar) ikinci ola­rak kuÅŸkusuz stres de vardır. Birçok ÅŸekilde karşımıza çıkabilir, ofisimizdeki meslektaÅŸlarımızla hoÅŸgörümüzü ortadan kaldırır, arzularımızı yok eder, ÅŸehirlerimizdeki gürültü gibi küçük ÅŸeyle­re durmadan sinirleniriz, (treni kaçırmak, bir sakızın üzerine basmak, bir fermuarı açarken sıkıştırmak…) kiÅŸilere sinirlenmek vs. Uzmanların görüşüne göre stres bir uyumdan ya da deÄŸiÅŸim­den önce her zaman baÅŸa gelen bir ÅŸeydir. Stres hem iyi hem de kötü olarak hayatımızda yer alır. DeÄŸiÅŸim boyunca stresli olmak pozitif olarak deÄŸerlendirilebilir (bir evlilik, taşınma) ya da kötü stres (boÅŸanma, iÅŸten çıkarılma).
Günlük dilde, “stres” tanımı her zaman negatif bir anlam içe­rir, “stres” genellikle uyum kapasitesizliÄŸi olarak nitelendirilir. Bir nedene ya da baÅŸka bir ÅŸeye ulaÅŸmadan, bir durumdan kaynakla­nan ve hayatımızı bozan bu durumdan kurtulmamız gerekir.
Çünkü stresin ötesinde önemli olan tepki gösterme biçimi-mizdir. Gerçekte çok fazla stres yaşarız ve bunlar son derece do­ğaldır, ama bazı insanlarda bu önemlidir, durumlarını yansıtır­lar, aşırılık davrnırlar, bazılarıysa bu sınavlardan geçerken zor­lansa da kimseyi suçlamazlar. Bu iki uç arasında diğerleri bizler ve sizler varsınız ve düşlerimizi az ya da çok ruh sağlığımızı, sağ­lığımızı, neşemizi aynı zamanda isteklerimizi etkileyen stres var.

Stres
* Kan basıncını yükseltir
* Kardiyolojik rahatsızlıkları arttırır (% 20 oranında)
* Beyni bozar (yakın zamanda yapılan bir çalışmada zihin­sel kapasiteyi azalttığı görülmüştür)
* Hafızayı bozar
* GeliÅŸme bozukluÄŸu
* Libido bozukluklarını tetikler, iştahsızlık (anoreksia, blumia)
* EndiÅŸe bozukluÄŸu, uykusuzluk
* Bağışıklığın gelişmemesi (çok kolay hastalanma)
* ÇeÅŸitli aÄŸrıları tetikler (klasik karın aÄŸrıları, ama hangi or­ganlar olduÄŸu önemli deÄŸildir “kalp bölgesinde” aşırı ka­rıncalanma vs.)
* Solunum bozuklukları

Ve Okinavva’da
YaÅŸamak için bir amaç vardır, mutluluÄŸun virüsleri tarafın­dan zorla bulaÅŸan bir amaç. Somurtkanlığın uzağında bizi sık sık depresyona sürükleyen bir çaÄŸdaÅŸlaÅŸmanın içerisindeyiz. Oki­navva’da aksine bir hoÅŸnutluk vardır. GüneÅŸten hoÅŸnutturlar, ko­kulardan, komÅŸularıyla çene çalmaktan, kısaca orada olmaktan hoÅŸnutturlar. YaÅŸamlarını kaybetmemek için basit, ama önemli ÅŸeyleri vardır.

Büyüteçle bakıldığında Okinavva’da her ÅŸeyden önce rahat bir düzen vardır; elbette bir beslenme vardır, gerekli besinlere sahip olan anti-stres maddeler üreten (vitaminler, magnezyum, bitkisel proteinler, iyi yaÄŸlar), ama iyi olan baÅŸka faktörler de vardır bunlar ÅŸu ÅŸekildedir.

* Zaman iliÅŸkileri farklıdır: HoÅŸ olmayan bir ÅŸekilde saÄŸa sola telaÅŸla koÅŸulmaz, akÅŸam oluyor diye önce yarım olan her ÅŸeyi tamamlamaya çalışmazlar, küçük kuyruklarda vakit öl­dürmezler, bir otobüse yetiÅŸmeye uÄŸraÅŸmazlar kuÅŸkusuz beklemezler de; bir günü 24 saat olarak sınırlandırmazlar…..
* Toplumda yetiÅŸkinlerin yeri bizim onlara ayırdığımız yer­den tümüyle farklıdır. Batılı gençlerin uzağında, Okina­vva’da yeni nesil, yaÅŸlılarla karşılıklı uyum içerisindedir, yetiÅŸkinlere saygı gösterirler ve saygı duyarlar. Kadınlar özellikle bazı yaÅŸlarda ailesel ve sosyal dokuda köklü bir rol oynarlar.
* Dostluk anlayışı çok gelişmiştir. Komşular arasında konuş­malar, birbirlerine gidip gelmeler (sadece özel günlerde, bayramlarda değil), yardımlaşmalar yaygındır.
* KiÅŸilikleri ve yaÅŸam stilleri sayesinde Okinavva’lılar doÄŸal koruyucu bir kalkan ortaya çıkardılar: Anti-stres. Hiç çaba-lamaksızın kendi kendilerini kontrol edebildiler, (öfke pat­laması olmadan, uygunsuz hareketlerde bulunmadan) saÄŸlam bir tabiattan zevk aldılar (diÅŸlerini sıkmadan) her­kes büyük bir uyum içerisindeydi, (tarihsel geçmiÅŸlerinin zenginlikleriyle, zorunlu olarak) ve bütün felaketlerde iyimserdiler. DiÄŸer yandan onların negatif duygu oranları bizimkine oranla çok düşüktür: Kin, düşmanlık yoktur, kaygı aÅŸağı düşme düşüncesi yoktur, -mesleklerinde örne­ğin- düşüncesiz ya da içgüdüsel hareket etmezler, güven­sizlik duyguları yoktur. Bütün bunlar ortaya koyar ki Oki­navva’lılar kusurluluÄŸun karşısındadırlar ve stres onların üzerinde pek etki etmez. Onların güçlü kiÅŸiliklerinde hiç­bir pürüz yoktur, aksine: Ünlü asırlıklar incelendiÄŸinde iyi geliÅŸmiÅŸ bir karaktere sahip oldukları görülür. Kısacası, ra­porlarında ılımlı, uysal oldukları iyi geliÅŸmiÅŸ ve ruh bozuk­lukları olmadıkları belirlenmiÅŸtir. Böylece bütün anlaş­mazlıklar ortadan kalkar, bizden daha az gürültüyle patlak verir ve ara sıra faciayla sona erer. Hiçbir sır gizli kalmaz, ciddi bir eÄŸitime sahip olmak, kendi üzerlerinde çalışmak, savaÅŸ sanatlarıyla uÄŸraÅŸmak;kısaca bu kültürel denge bi­zim için de her biri ulaÅŸabilirdir.

Stres arttırıcı etkenler
* Sürekli olarak zamanla yarışmak
* Çözümü olmayan anlaşmazlıklar
* Dengesiz, vitamin ve mineraller açısından fakir bir beslen­me (özellikle magnezyum)
* Kendini kontrol edememe

Stresi azaltıcı etkenler
* Kendiyle meşgul olmak (banyo, sanatsal etkinlik, arkadaş­larla dışarı çıkmak)
* Herkesle ilgilenmek (iyiliksever, gönüllü)
* Zamanın tadını çıkarmak (öğle uykusu)
* Sakin bir çevrede yaşamak
* İnanmak (bir şeylere, birilerine)
* Projeler üretmek
* Dengeli yemek yemek (iyi yaÄŸlar, iyi proteinler, az ÅŸeker, vitaminler ve mineraller…)

Aile TartiÅŸmasi

03 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Ruh Sagligi

Evliliklerde eşlerin anlaşmazlıkları çocukların sıkıntılı ruh haline girmelerine sebep oluyor. Duygu ve düşünce sistemleri bozuluyor ve günlük yaşantıları çıkmaza girmeye çok erken yaşlarda başlıyorlar. Ebeveynler çocuklarının yanında her ne kadar öfke ve tartışmalarını gizlemeye çalışsalar da evdeki gergin hava duygusal bozulmaya etkendir.

Korku ve endişeye kapılıp üzüüntü duyarlar ve hırçınlaşırlar. Vücut kimyası bozulmaya başlar ve çocukta uykusuzluk ile ilk sinyallerini verir, artık çocuğun hayatını olumsuz etkilediğini ve ona vereceği zararları görebilirsiniz.

Belki anne-baba arasındaki tartışmalar kendilerince sadece tartışmadır ama çocuklar için o kadar basit olamaz, mutlaka derin izler bıraktığını düşünmelidir aileler. Öfkeli ve tepkisel hale dönüşecektir. Çocukların bu duruma alışmadıkları aksine uzmanlarca  çocukların daha duyarlı olduklarının gözlemlendiği belirtiliyor.

Aileler mümkün olduğunca çatışmalarını ya da olabilecek sert tartışmalarını çocuklarından uzakta yapmalı. Eğer onların yanında tartışma başlıyorsa mutlaka tatlıya bağlandığını da çocuklarınıza ispat etmelisiniz. Bu çocuğunuza güven verecektir.

Çocuğunuzun mutlu olması için sizin çaba göstermeniz gerekiyor, sorunları yansıtmamalısınız ve tartışmalar büyük boyutlara ulaşmamalı. Özellikle gelişme çağındayken büyüme hormonlarının üretilmesi tamamen mutlu olmasıyla ilgilidir. Çocuğunuzun planlama ve organizasyondaki gelişimini tamamlaması da sevinç ve mutluluk duygularıyla bağlantılı, beynindeki bu kısımlar da harekete geçiyor.

Suçlamaktan Vazgeçmek

01 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Ruh Sagligi

m

Hayatın zorlukları karşısında kendinizi ya da başkalarını suçlama ile kendinize eziyet mi ediyorsunuz?

Öyleyse sizler için derlediğimiz önerilerimizi dikkatlice okuyup uygulayabilirsiniz.

İlk olarak kendinizi ya da başkalarını suçlamaktan en azından bugünlük vazgeçin.

Sizi huzursuz eden her şeyi liste halinde yazın ve tüm olumsuzlukların nasıl aşabileceğinizi düşünün.

Yaşadığınız her şeyi bir bir gözden geçirin.

Olumsuzluklar karşısında kendinizi nasıl kontrol edebileceğinizi ve bundan nasıl koruyabileceğinizi düşünün.

Tüm suçlamaların listesini yapın. Olayları ve kimi neyle suçladığınızı listeleyin.

Derin derin nefesler alın.

İyi düşünmeye ve dileklerde bulunmaya çalışın, iyimserliğe devam edin.

Doğadaki fırtınayı düşünün, doğanın kızgınlığını inceleyin. Sonra da sizin yaşadığınız fırtınayı gözden geçirin.

Ne kadar öfkeli olsanız da ne kadar zor olsa da fırtınaya kapılmayın.

Unutmayın; herkes fırtınalar yaşar. Fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun maharet hasarsız ya da en az hasarla fırtınadan kurtulmayı bilmektir.

Sonraki yazılar »