Depresyon nedir ?
19 Haziran 2010 Yazan admin
Kategori Ruh Sagligi

Depresyon nedir?
Depresyon toplumda çok sık görülmekle beraber, ilk kez depresyonun tanımlanması Hipokrat dönemine kadar eskilere uzanır. Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu vardır. Ek olarak kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi herşeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemesede kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda herşeyin olumsuz taraflarını görür. Geçmişte yaşanmış olayların olumsuz ve kötü taraflarını görerek kendisini suçlu ve cezalandırılmış hisseder. Aynı şekilde geleceği de umutsuz ve karamsar görerek gelecek adına çaresizlik düşünceleri iyice pekişir. Kişi hayatından zevk alamaz hale gelerek hatta yaşamanın anlamsız olduğunu düşünecek kadar kendini çökkün hissedebilir. Bu olumsuz bakış günlük hayatına, kişiler arası ilişkilere yansıyarak onun okul ve/veya iş hayatındaki performansının düşmesine neden olabilir. Yalnız normal sınırlarda kabul edilecek gün içerisindeki duygulanımdaki çökkünlükler depresyon sayılmaz. Depresyon diyebilmemiz için gün içerisinde hemen hemen gün boyu ve en az son onbeş gündür devam ediyor olması gerekir.
Depresyonun diÄŸer belirtileri nelerdir?
Önceden zevk aldığı günlük aktivite ve meÅŸguliyetlerden zevk alamama, gün içerisinde sürekli veya günün büyük çoÄŸunluÄŸunda kederli ve üzgün olma, gençlerde ve çocuklarda daha çok çabuk sinirlenme duygudurum deÄŸiÅŸikliÄŸi, uyku azalması, sık sık uyanma, erken uyanma veya çok fazla uyuma, iÅŸtahsızlık veya çok aşırı yeme, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon azalması, cinsel istekte azalma, çabuk yorulma, akla gelen ölüm düşünceleri, kendini deÄŸersiz -çaresiz- iÅŸe yaramaz – beceriksiz – suçlu görme, olayları olumsuz deÄŸerlendirme, geleceÄŸe yönelik karamsar düşünceler ve buna benzer belirtiler görülür. Bu belirtilerin tamamı olabileceÄŸi gibi, önemli bir kısmı da bulunabilir.
Çocuklarda görülebilecek ek belirtiler nelerdir?
Son zamanlarda ders başarısızlığının artması, gün içerisinde aşırı sinirlenme, özellikle iştah artışı şeklinde iştah değişiklikleri, uyku bozukluğu ve aşırı uyuma, okul içerisinde yalnız olmayı tercih etme, daha önceden severek yaptığı hobilerinden uzaklaşma, arkadaşlarından uzaklaşma, üzgün bakış, daha çok sessiz sakin olmayı tercih etme, daha çok odasında yalnız vakit geçirmeyi tercih etme ( uzun süre ), tutturma nöbetleri ve öfke krizleri, kendini diğer arkadaşlarına göre beceriksiz ve başarısız görme, ders çalışmada isteksizlik, son zamanlarda madde bağımlılığı, riskli arkadaş gruplarına katılma vb.
Depresyon nasıl oluşur?
Kişide depresyon oluşması için belli bir kişiyi olumsuz yönde etkileyen stres etkeni veya yaşanan bir olay olabilir. Kişiler arası ilişkilerdeki olumsuzluklarda kişiyi depresyona sokabilir . Özellikle günümüzde psikososyal stres etkenlerinin artması ile toplumu oluşturan bireylerin depresyon geçirme riski artmıştır . Depresyon hiçbir dış etken olmadanda kendi kendine kişide endojen dediğimiz şekli ile zamanla gelişebilir.
Depresyon tipleri nelerdir?
Melankolik tipte özellikle sabahları çok yoğun çökkünlük hissi ile beraber hemen her şeye karşı zevk kaybı, aşırı yorgunluk ve halsizlik görülür. Atipik şeklinde ise genellikle uyku ve iştah azalması olan tipik şekilde olanın tersi olarak, uyku ve iştah artışı ön plandadır. Mevsimsel tipte tekrarlayan mevsimle birlikte olan depresyon belirtileri vardır. Tipik olanda ise azalmış uyku,iştah, enerji vardır.
DEPRESYONDA BEDENSEL ŞİKAYETLER NELERDİR ?
Depresyondaki kişi bedensel şikayetler diyebileceğimiz; Baş ağrısı, kas ağrıları, aşırı yorgunluk ve halsizlik, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kalp ve dolaşım sistemi şikayetleri, cinsel işlev bozuklukları ve buna benzer bedensel yakınmalar ile de çoğunlukla doktora başvururabilir.
DEPRESYONUN AİLEYE ETKİSİ NELER OLABİLİR ?
Depresyon durumu aile üyelerinden birisini etkilediği zaman, etkileşim durumunda olan aile bireyleri ister istemez bu durumdan etkilenecektir. Aile üyelerinden harhangi birindeki depresyon hali genelde aileninde genel atmosferini daha karamsar ve olumsuz hale getirebilir. Depresyondaki aile bireyinin diğer aile bireyleri ile ilişkileri bozulabilir. Örneğin evde babanın depresyondan etkilenmesi onun mesleki performanısnın azalmasına, işlevselliğinin azalmasına, evine ve ailesine daha az ilgi göstermesine, evdeki anlaşmazlı, tartışma ve sıkıntıların artmasına, ailenin sosyal aktivitelerinin azalmasına, çocuklarda aile içindeki gerilim ve sıkıntılardan dolayı kaygı belirtilerinin oluşmasına (tırnak yeme, altını ıslatmaya veya kirletmeye başlatma, kekeleme, tik bozuklukları, uyku ve iştah bozuklukları vb) yol açabilir.
DEPRESYON TEDAVİSİ NASILDIR ?
Depresyon tedavisi son zamanlarda daha kolay hale gelmiştir. Genellikle ve çoğunlukla kullanılan tedavi yaklaşımı ilaç tedavisidir. İlaç tedavisinede serotonin ve noradrenalin üzerinden etki yapan antidepresan dedğimiz ilaçlar kullanılır. Aynı zamanda bilişsel olumsuzlukları ve öğrenilmiş çaresizlik düşüncelerini gidermek ve tadaviyi hızlandırmak için psikoterapiye de ihtiyaç olabilir. Nedene yönelik olarak psikososyal stres faktörlerinin de ortadan kaldırılması süreç içerisinde iyileşmeyi hızlandıracaktır. Bu dönem içerisinde kişinin hayatını mevcut depresyonun ez az şekilde etkilemesi için, durumun bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmesi ve vakit geçirilmeden tedaviye başlanması önemli olabilmektedir.
Ruh sağlığı ne demektir ?
18 Haziran 2010 Yazan admin
Kategori Ruh Sagligi
Ruh saÄŸlığı, “kiÅŸinin hem iç dünyasında hem de dış çevresiyle iletiÅŸiminde barışık ve huzur içinde yaÅŸaması” olarak tanımlanabilir. Ruh saÄŸlığı iyi olan insan gerçekleri berrak bir ÅŸekilde algılar. İnsanlar ve olaylarla ilgilidir. Özgüveni olduÄŸu gibi diÄŸer insanlara da güven duyabilir. Kendini geliÅŸtirme yetisine ve müstakil bir kiÅŸiliÄŸe sahiptir. Yaptığı iÅŸlerde verimlidir. Çevresindeki insanlarla samimi ve sevgi dolu bir diyalog içine girebilir, kendini kabul ettirebilir. Tüm bunların yanı sıra mantıklıdır. HoÅŸgörülü ve esnek davranma özelliÄŸine sahiptir. Strese direnebilecek güçtedir. Çevresiyle ve kendisiyle barışıktır. Devamlı bir iç neÅŸesine sahiptir. EleÅŸtiriye, öğüde, nasihate açıktır. Hata yapma korkusundan uzaktır. Hatalarını telafi edebilme yeteneÄŸi vardır. Bunlar ruh saÄŸlığı yerinde olan, dengeli insanlarda görülen özelliklerdir.
Ancak ruhen sağlıklı bir kişiyi tanımlamak için belirlenen bu özellikler yine de kesinlik bildirmez. Yani bir kişinin yukarıda sayılan özelliklere sahip olması onun ruh sağlığının kesin olarak yerinde olduğunu göstermez. Ruh sağlığı dengeli olan insanda bunun dışında başka faktörler de aranmaktadır.
Ruhsal hastalık durumunu ise, insanın davranışlarında, duygu ve düşüncelerinde sıra dışı sapmaların, aykırılıkların bulunması olarak tanımlayabiliriz. Ruhsal hastalığı olan bir kişinin dış dünya ile uyumu bozulur ve insanlarla ilişkileri sarsılır. Çalışma hayatı da bu rahatsızlığın etkilerinden payını alır.
Ruh sağlığınızı güçlendirirseniz sizi nasıl bir yaşam bekler ?
17 Haziran 2010 Yazan admin
Kategori Ruh Sagligi
SaÄŸlam bir kiÅŸiliÄŸiniz olur.
Topluma, ailenize ve bulunduğunuz ortama faydalı bir insan olursunuz.
Sakin, huzurlu, sağlıklı bir ruha sahip olursunuz.
Güçlü olursunuz, zorluklara karşı direnciniz artar. Her türlü sorumluluğun verilebileceği bir insan olursunuz. Büyük görevler üstlenebilirsiniz.
Güvenilir bir insan olursunuz.
Dengeli bir insan olursunuz.
YaÅŸam kaliteniz artar.
Mutlu olursunuz.
Yaşamdan daha fazla zevk alırsınız.
Olumsuzluklar sizi yıldırmaz, olaylardan dersinizi alır, yolunuza devam edersiniz.
Hem kendinize hem çevrenize faydalı bir insan haline gelirsiniz.
Seveniniz, dostunuz çok olur.
Dengeli, özgüvenli bir insan olduğunuz için her elinizi attığınız işten hep sonuç gelir.
Ruh sağlığınızla doğru orantılı olarak beden sağlığınız da kuvvetli olur.
Sahip olduğunuz imkanlar ve şartlarla mutlu olmayı bilirsiniz.
Hür bir akla sahip olursunuz.
Gençler arasında yaygın olarak görülen ruh hali
16 Haziran 2010 Yazan admin
Kategori Ruh Sagligi
Günümüz toplumlarında gençlerin durumu incelenince ortaya sağlıksız ve dengesiz bir tablo çıkar: Kararsızlık, güvensizlik, endişe, sinirlilik, ani tepkiler, coşku, öfke, fevri ve düşüncesiz davranışlar, kolayca sevinip kolayca üzüntüye kapılma, içe kapanma, egoistlik.
Gençlik dönemi benlik algısının ön plana çıktığı bir dönemdir. Genç insan kimi zaman kendisinin hiçbir değeri olmadığını, sıradan bir insan olduğunu, kimi zamansa üstün bir kişilik olduğunu düşünür. En önemli konusu ve düşüncesi kendisidir. Düşünceleri çoğunlukla kendi merkezlidir. Bu dönemde dengeli kişilik anlamına gelen, duygu-düşünce-davranış uyumu verimli biçimde ortaya konamayabilir.
Gençlerin bir kısmı bu dönemde düşler kurar, hayallere dalar; kendini büyük işler başaran biri, keşifler yapan bir bilim adamı, hayran kitleleri olan bir sinema oyuncusu veya sporcu, insanların yaşamını kurtaran çok başarılı bir doktor, büyük bir devlet adamı veya star olarak hayal edebilir.
Aileler,açısından bakıldığında da durum endişe vericidir: Ebeveynlerin çoğu, çocukları büyüdükçe beliren terslenmelere,kaprislere ve öfke nöbetlerine bir anlam veremezler. Artık çocukları hiçbir şeyi beğenmemekte, arkadaşça yaklaşımlarına bile ters karşılık vermekte, her şeye aşırı ve sert tepki göstermektedir. Bazı anne babalar ise en sempatik yaklaşıma bile sırtını dönen, sert tavır gördüğünde ise daha da çıldıran gence nasıl davranacaklarını şaşırır, ne yapmaları gerektiğini bilemezler.
Yeni yetişen gencin kendilerine cephe aldığını hatta öfke duyduğunu hisseden anne babalar bundan tedirgin olurlar. Tüm girişimleri olumsuz sonuçlanır. Bunun devamında genç ile anne baba arasındaki bağlantı kopar ve karşılıklı kavga ve tartışmalar başlar.
Genç insanın söz dinlemeyişleri, asi tavırları anne babayı çaresiz duruma sokar. Kimi zaman öfkeyle kapıyı çarpıp çıkan genç, daha aradan fazla bir zaman geçmeden hiçbir şey olmamış gibi neşesi yerinde olarak eve dönebilir. Annesinden kendisine sevdiği yemeği hazırlamasını isteyip, küçük kardeşine espriler yapabilir. Bunlar elbette ki çok dengeli tavırlar değildir. Odasına kapanıp müziğin sesini sonuna kadar açar. Daha 10 dakika önce kapının önünde ayrıldığı arkadaşıyla telefonda bir saate yakın konuşur. Başka bir zaman televizyon seyrederken ertesi günkü sınavı kendisine hatırlatılınca kendisinin bunu zaten bildiğini ve dersine çalışıp bitirdiğini söyler. Fakat bu uyarıya çok tepkili olduğu bellidir.
Annesinden babasından öğrenecek bir ÅŸeyi olmadığı kanısındadır. Dahası her fırsatta annesini babasını tenkit eder. Onları kendi deyimiyle eski veya geri kafalı bulur, zevkleriyle alay eder. “Bana böyle diyorsunuz ama ona bakılırsa siz de şöyle yapıyorsunuz” mantığını sürekli dile getirir. Saygıdan, hürmetten uzak, düşüncesizce sözler sarf eder. Kimi zaman da sırf onları kızdırmak ve inat amaçlı sözler ortaya atar. ÖrneÄŸin, belki yapacağından deÄŸildir ama bir yerden sonra okulu bırakacağını, arkadaÅŸlarıyla müzik grubu kuracağını söyler. Veya babasının siyasi görüşlerine muhalif görüşleri savunur, hararetle tartışır, hiç ilgisi olmadığı halde, tutmadığı partiyi tutar gibi görünür. Farklı bir görüşü savunması elbette yanlış deÄŸildir, yanlış olan bunu yapma amacıdır. Tamamen terslik yapmak ve inatlaÅŸmak için böyle bir tavra girer.
Bazen gençlerin bu tavırları yalnızca ailelerine yöneliktir. Gencin dışarıda son derece çekingen ve mahcup bir tavır içinde olup, evde bu kadar ters, sinirli ve tepkili olması ebeveyni şaşırtır. Hatta çevrelerinden gençle ilgili olumlu sözler duyduklarında ailesinin bu şaşkınlığı daha da artar.
Gençler ebeveynlerine, arkadaşlarının veya tanıdıklarının anne babasını örnek gösterirler, onların tutumundan memnun olmadıklarını söyleyip, yakınırlar. Özellikle eve arkadaşları geldiğinde böyle bir tavır içine girer, annelerinin veya babalarının yanlarına gelmesine kızarlar. Ebeveynleri arkadaşlarına sevecen bile davransa, gidince hemen onlara çıkışırlar. Bazıları evde istenmediklerini düşünür ve bir an önce ayrı bir evde yaşamanın hayalini kurarlar. Kendisinin eleştiriye tahammülü yoktur ama anne babasını acımasızca eleştirir. Onların yaptıkları her şeyi olumsuz algılar ve kısıtlamalarını abartılı değerlendirir. Sürekli haksızlığa uğradığını, kimsenin kendisini anlamadığını düşünür. Bu dönemde arkadaş seçimine karışıldığı takdirde ciddi çatışmalar yaşanır. Bu anlatılanlardan da anlaşıldığı üzere bu dönemde genelde gençler çok sorunlu bir yapı sergilerler.
Psikolog Orhan Gümüşel 12-21 yaşlar arası kabul edilen bu gençlik döneminde ortaya çıkabilecek sorunları şöyle sıralamaktadır
• Tik ve kaygı bozuklukları (Strese bağlı, şiddetlenerek veya hafifleyerek aynı belirtilerle devam edebilir)
• Korkular, ayrılma kaygısı (Bunlar yetişkinlikte bağımlı kişilik, depresyon, panik bozukluk ve obsesif-kompülsif bozukluk tabloları şeklinde ortaya çıkabilir)
• Zeka geriliği veya özel öğrenme bozuklukları gibi rahatsızlıkların yansımaları ya da belirtileri olarak ortaya çıkabilecek sorunlar; ketlenme, içe kapanma, donukluk ve yavaşlık
• Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu veya çeşitli nedenlere dayalı davranış bozukluğu yaşayan ergenlerde; saldırgan davranışlar, öfke kontrolünde sorunlar, antisosyal davranış yapılanması ve suça eğilim
• Ergenin yaşam düzenini, kalitesini, zamansız, derinden veya sürekli etkileyebilecek olayların olması da sorunlar doğurabilir (Doğal afetler, aileden birisinin vefatı, taşınma, sakatlanma, uzun süreli sağlık sorunları, ekonomik problemler)
• İçe kapanık ya da saldırgan, lakayt ya da çok hırslı kişilik özelliklerinin öne çıkması, dürtü kontrol sorunları, sosyal ilişkilenmede güçlükler, uyum bozuklukları.
Gençlerin bu ruh hali normal karşılanmalı mıdır ?
Şayet önceki bölümde saydığımız tüm bu özellikler yetişkin bir kişide bir araya gelseydi, tereddüt etmeden o kişinin ruhsal durumunun bozuk olduğunu, uyumsuz bir kişi olduğunu söyleyebilirdik. Ancak gençlik döneminin ruh sağlığı kriterleri yetişkin dönemin kriterlerinden farklı kabul edilmektedir. Bu farklılığın nedeni, ruh sağlığı kavramının gelişme dönemlerine göre belirlenen bir kavram olmasıdır. Bunu bir örnekle açıklayalım: Oyuncak bebeği kırılan üç yaşındaki bir çocuğun ağlaması, kendini yere atıp tepinmesi bu dönem için uzmanlarca doğal karşılanan bir davranıştır. Aynı davranışı bir yetişkinin göstermesi ise ruhsal dengesizlik işaretidir. Benzer şekilde gençlik döneminde sergilenen bazı davranışlar da bu dönem için normal sayılabilmektedir. Dolayısıyla değerlendirme yapılırken bu dönemin ortak özellikleri dikkate alınarak değerlendirme yapılır.
Ancak arkadaşlar biz bu kitapta biraz daha farklı bir değerlendirme yapıp sizlerden, önceki bölümde anlatılan ruh halini normal karşılamamanızı isteyeceğiz. Elbette ki bu ruh hali uzmanlar tarafından ruhsal bir bozukluk olarak nitelendirilmiyor.
Ama anlatılanlardan da anlaşıldığı üzere bunun dengeli, sağlıklı bir görüntü vermediği açık. Şayet siz isterseniz gençlik döneminizi çok dengeli, mantıklı, aklı başında, huzurlu bir ruh haliyle geçirebilir, gençlerde yaygın olarak görülen bu ruh halini hiç yaşamayabilirsiniz.
Dilerseniz bütün bu anlatılan anormallikleri normal kabul edip bunları gençlik döneminin kimlik bunalımına verin ve siz de böyle yaşayın ya da isterseniz gençlik dönemini atlatana kadar beklemek yerine kendiniz için önemli kararlar alın ve bu ruh halini aşarak çok daha üst bir kişiliğe, karaktere, ruh haline ulaşın. Bu konuda da seçim size ait olacak. Biz bu kitapta size ruhunuzu eğitebileceğinizi, zenginleştirebileceğinizi, güçlendirebileceğinizi, ruh sağlığınızı koruyarak dengeli bir insan haline gelebileceğinizi anlatıp bu konuda yol göstermeyi amaçlıyoruz.
Konunun uzmanları bilimsel açıdan gençliğin içinde bulunduğu ruh halini irdelemektedir. Ancak bizim amacımız; sizlere farklı bir bakış açısı, farklı bir yol sunabilmek, böylece bir an önce olgun, dengeli, yetkin bir ruh haline sahip olabilmeniz için yollar göstermektir.
Gençlikte sağlıklı, dengeli bir ruh haline sahip olmanın yolları
15 Haziran 2010 Yazan admin
Kategori Ruh Sagligi
Öncelikle arkadaÅŸlar bilmelisiniz ki olgunlaÅŸmak, dengeli, saÄŸlıklı, huzurlu bir ruh haline sahip olmak sizin elinizde. Üstelik bunun için beklemeniz, gençlik dönemini geçirmeniz ve belirli aÅŸamalardan geçmeniz gerekmiyor. Toplumun büyük çoÄŸunluÄŸu bu yollardan geçerek ilerliyor olabilir. Ancak çoÄŸu insan yetiÅŸkin olduktan sonra geriye dönüp baktığında “gençken aklım başımda olsaymış”, “bu olgunluÄŸuma genç yaÅŸlarımda sahip olsaymışım”, “ÅŸimdiki aklım olsaymış” tarzında sözler sarf eder. Bunda da haklıdırlar çünkü insan ömrü sandığınız kadar bitmek bilmeyen, uzun bir ömür deÄŸildir. Zaman son derece hızlı geçer. Nitekim ÅŸu anki yaÅŸantınızda da zamanın ne derece çabuk geçtiÄŸine ÅŸahit olursunuz. Pazartesi olur okul günü baÅŸlar, daha hafta sonuna çok var derken bir anda Cumartesi olur. Siz hafta sonumu nasıl geçireyim diye düşünürken bir anda tekrar hafta baÅŸlar. Bu ÅŸekilde haftalar aylar birbirini kovalar. Bir bakarsınız tatil gelmiÅŸ, dönem bitmiÅŸ. Önümde uzun bir yaz tatili var, diye düşünürsünüz bir anda tatil biter ve okullar açılır. Yeni yıla daha çok var derken bir anda caddelerin, maÄŸazaların yeni yıl için hazırlık yaptığını görür ve bir yılın daha bittiÄŸini anlarsınız. Bu ÅŸekilde yıllar ardı ardına geçer. İnsana verilen kısıtlı süre ise günden güne tükenir. Elbette ki her insan bu kısıtlı süreyi en iyi ÅŸekilde kullanmalıdır. KiÅŸi bedenen, beyin olarak, kiÅŸilik açısından ve ruh saÄŸlığı bakımından iyi bir geliÅŸim gösterirse bunun yanı sıra saÄŸlam deÄŸerlere ve inançlara sahip olursa huzurlu, anlamlı ve mutlu bir yaÅŸam sürebilir. Ancak bunların eksikliÄŸi bütün ömrünün huzursuz, dengesiz ve mutsuz geçmesine neden olur. Ruh saÄŸlığı bu açıdan çok önemli bir faktördür.
Bazı kiÅŸiler konuyu gençler açısından düşündüklerinde ruh saÄŸlığını çok önemsemeyebilir ve nasıl olsa bu dönemi atlattıktan sonra olgunlaÅŸacaklar, diye düşünebilirler. Oysa gençlik döneminde geçen yıllar az bir süre deÄŸildir. İnsan ömrünün en verimli sayılabilecek yıllarıdır. KiÅŸinin en dinç, saÄŸlıklı, hareketli, dimağı açık olduÄŸu dönemlerdir. Åžayet bu yıllar iyi deÄŸerlendirilebilirse gençler hem huzurlu ve mutlu yaÅŸarlar hem de verimli bir hayat sürerler. Bu ÅŸekilde gençlik dönemini saÄŸlıklı bir ÅŸekilde geçiren kiÅŸiler hayatları boyunca bunun faydasını görürler. Unutmayın! Bu sizin hayatınız. Hayatınızın 6-7 yılını böylesine rahat harca-mamalı, bu yılları kolayca fırlatıp atmamaksınız. Bu kadar önemli olan yılları neden umursuzca, düşünmeden, kendinizi geliÅŸtirmeden, ruhen ve beyin olarak saÄŸlıklı bir ÅŸekilde geçirmeyesiniz. Elbette ki akılcı seçim bu olacaktır. Gelin bir farklılık yapın ve gençlerin içinde bulundukları ve yaygın olarak kabul gören bu ruh halini siz benimsemeyin. Bu yapıdan sıyrılın, aklı başında, dengeli, ruh saÄŸlığı yerinde bir insan olarak toplumdaki yerinizi alın. ‘Akıl yaÅŸta deÄŸil baÅŸtadır’ diye bir söz vardır. Bunun haklılığını ispatlayabilirsiniz.
Öncelikle yapmanız gerekenler
Kendinizi sakın çocuk olarak görmeyin. Siz kendinizi nasıl görürseniz, çevrenizdeki insanlar da sizi öyle göreceklerdir. Olaylara, kendinize, çevrenize bir yetişkin gözüyle bakabilir ve kendinizi bir yetişkin gibi hissedebilirsiniz. Bu demek değildir ki gençliğinizi yaşayamayacaksınız. Hayır! Bu hem kendinize güvenli olmanızı sağlayacak hem olgunlaşmanıza yardım edecek hem de çevrenize güven verecektir. Kimse bir çocuğa bir şey emanet edemez, bir iş yaparken bir çocuğu tercih etmez, çocuğa sorumluluk vermez. Bu tip şeyler için herkes, karşısında aklı başında, dengeli, sorumluluk sahibi, sağlam kişilikli insanlar ister. Dolayısıyla çocuk olmadığınızı bilmeniz ve çocuk gibi davranmaktan vazgeçmeniz hem size hem de çevrenize çok faydalı olacaktır. Böylece güvenilir, aklı başında insan olma yolunda ilk adımınızı atmış olursunuz.
Ben merkezli yaşamaktan vazgeçin
Dünyanın en önemli kiÅŸisi sizmiÅŸsiniz, en önemli sorunlar sizin sorunlarınızmış, en zor durumda olan kiÅŸiymiÅŸsiniz gibi düşünmekten vazgeçin. Etrafınıza bir bakın. Babanız, anneniz, aÄŸabeyiniz ya da ablanız, öğretmenleriniz, okul müdürünüz, antrenörünüz baÅŸta olmak üzere herkesin sorumlulukları ve çözmesi gereken sorunları olabilir. Bu kiÅŸiler sorumlulukları olan insanlar ve sizin sorun zannettiÄŸiniz konularla kıyaslanmayacak konularla uÄŸraşıyorlar. Siz önemliyseniz onlar da önemli. Ancak onların hiçbiri çocuk gibi davranmıyor, asileÅŸmiyor, hırçınlaÅŸmıyor, küsmüyor, bunalıma girmiyor. YetiÅŸkin insanlar bunu yapabildiÄŸine göre siz de yapabilirsiniz. Öncelikle kendinizi merkeze oturtmaktan vazgeçin. Kendi rahatınız, kendi istekleriniz, kendi hayalleriniz, kendi düşünceleriniz… Dünyanız sadece bunlardan ibaret olmasın. Karşınızdaki insanların düşüncelerine, isteklerine deÄŸer vermeyi öğrenmelisiniz. Sadece karşımızdakiler de deÄŸil, ülkemizdeki, dünyadaki insanların problemlerini, yaÅŸadıkları sorunları düşünün. Bunların yanında sizin sorunlarınızın çok önemsiz kalacağını unutmayın. Hayatımızın hiçbir döneminde ben merkezli yaÅŸamayın. Bunun çirkinliÄŸini, basitliÄŸini görün ve böyle bir yapıdan uzak durun.
Kendinize saygı duyun
İlk yapmanız gereken şeylerden biri de kendinize saygı duymanız. Kendisine saygı duyan insan bunları kendisine yakıştırmaz. Örneğin böyle bir insan kendine güvensiz olmaz. Tam tersine kendine güvenir, en zor şartlarda bile olsa her şeyin üstesinden geleceğine, her şeyi başarabileceğine inanır. Böyle bir insan ani çıkışlarda bulunup çevresindeki insanları kırmaktan, onları tedirgin etmekten çekinir. Dengesiz bir görünüm almak istemez. Daima güvenilir, dengeli, huzurlu bir insan olmak ve böyle bilinmek ister. Kendisine saygı duyan insan bir anda sevinip coşkulu hareketler yapmaktan ya da üzülüp içine kapanmaktan, bunalıma girmekten şiddetle çekinir. Kendisine bu şekildeki dengesizlikleri yakıştırmaz. Ailesine karşı şefkatli ve saygılıdır. Onların kendi üzerindeki emeklerini, çabalarını düşünür ve onlara karşı saygısız bir tavır göstermeyi, kapris yapmayı, terslenmeyi bu duruma yakıştırmaz. Eğer kendinize saygı duyarsanız bunun gibi pek çok dengesiz tavırdan vazgeçersiniz. Siz öz saygısı olan bir kişi olursanız, bir ortama girdiğinizde bunu diğer insanlar da anlar ve hissederler, dolayısıyla onlar da size saygı duyarlar. Ama başta siz kendinize değer vermez ve saygı duymazsanız o zaman diğer insanların size saygı duymasını ve değer vermesini bekleyemezsiniz.
Vicdanlı olun
Aslında vicdanlı olmak, sahip olmanız gereken en önemli özelliklerden birisidir. Çünkü insan vicdanlı olduğu takdirde ve vicdanının sesini dinlemeyi öğrendiğinde her şeyin doğrusunu kendiliğinden bulacaktır. Yanlış, çirkin, basit olan tavırlara yakışmayacaktır. Bu nedenle sizin kılavuzunuz vicdanımız olsun. Çoğunluk sakın sizi aldatmasın. Arkadaşlarınızın, çevrenizde gördüğünüz kişilerin, dizilerde, filmlerde ve kliplerde gördüğünüz gençlerin tavırlarının hep benzer olması ve bunun toplumda normal karşılanması sizi sakın yanılgıya sürüklemesin. Şayet siz vicdanınızın sesini dinlerseniz doğru olanı yapmış olursunuz.
Çözümcü olun
GeniÅŸ ufuklu, büyük düşünen insanlar olaylar ya da problemler karşısında çözümsüzlükten ÅŸiddetle kaçınırlar. Onlar için daima bir çıkar yol, bir çözüm vardır. EÄŸer siz de bu yapıda bir insan olursanız mutlaka her durumda bir çıkış yolu bulursunuz. Bu da sizi küçük insan olmaktan, problemlerle boÄŸuÅŸmaktan, onların altında ezilmekten ve güçsüz düşmekten korur. Böyle insanlara herkes güvenir, herkes bu tip kiÅŸilerin çevresinde bulunmak ister. Bu yapıya sahip insanlar güvenilir olurlar. Napolyon “imkansız, yalnız sersemlerin sözlüğünde bulunan bir kelimedir.” der. Siz de imkansızı asla kabul etmeyin ve her ne durumda olursanız olun mutlaka bir çıkış yolu olduÄŸuna inanın.
Her şey de büyük bir hayır olduğuna inanın
Her insan kendisi için belirlenmiş kaderi yaşar ve yaşanan her şeyde çok büyük hayır vardır. İnsan bazen bir olayı yaşarken o an bunun kendisi için faydalarını göremeyebilir. Ancak üzerinden bir süre geçtikten sonra geriye bakıp aynı olayı değerlendirdiğinde aslında kendisi için pek çok yararı olduğunu anlar. Zahiren olumsuz gibi görünen olaylarda da insan için hayırlar vardır. Örneğin kişi işinden çıkartılır, zor durumda kalır. Fakat bu durum o kişinin karakterini geliştirir, daha mücadeleci, daha güçlü olmasını sağlar Kendisini geliştirmesine ye daha iyi bir iş bulmasına yardımcı olur. Bir derste başarısız olan bir öğrenci için de ilk bakışta bu çok iyi bir durum gibi gözükmez. Ancak o dersi tekrar tekrar çalışmak ve öğrenmek zorunda kalacağı için belki en iyi bildiği ders haline gelecektir. Belki iyi olan bu dersi sayesinde üniversite eğitimini belirleyecek ve buna göre bir yol seçecektir. Ancak o an için bakıldığında söz konusu öğrenci bunun faydasını göremeyebilir. Elbette ki burada, derslerinizin zayıf olması iyidir, gibi bir mantık kullanmıyoruz. İyi olan tabi ki derslerinizin iyi olmasıdır. Ne var ki böyle bir şey olduğunda da bunun sizin için hayırlı olduğunu, kaderinizde olduğunu bilmeniz ve hayırlı yönlerini görmeniz gerekir. Bu ikisi arasındaki farkı iyi anlamak gerekir. Kişi her konuda elinden gelen tüm çabayı gösterir, her şeyi yapar ama sonuca teslim olur.
Her durumda umut beslemeyi bilin
Şartlar ne kadar zor gibi görünse de, imkansızlıklar içinde olsanız da hayalci olmamak şartıyla mutlaka içinde bulunduğunuz durumdan umutlu olun. Bu hem beyninizin sağlıklı olmasına hem de güçlü bir karaktere sahip olmanıza yardımcı olacaktır. Bu özelliği kazandıktan sonra hayatınız boyunca koruyun. Her dönemde, her durumda hep içinizde umut besleyin. Ancak bunu hayalcilikle yapmayın, gerçekçi olun. Umudunuz olsun ancak sizi hedefinize ulaştıracak araçlara sarılmanız gerektiğini unutmayın.
Affedici olun
Affetmek için karşınızdaki insana karşı merhamet beslemeniz gerekir. Eğer merhametli olur, kendinizi karşınızdaki insanın yerine koyarsanız ondaki haklılık paylarını da görebilirsiniz. Sonra her insanın hata yapabileceğini kabul ederseniz yine karşınızdaki kişiye merhamet gösterip onu affedebilirsiniz. Kendinizi düşünün siz hiç hata yapmaz mısınız? Mutlaka yaparsınız. Nasıl kendiniz hata yaptığınızda karşı tarafın sizi affetmesini beklerseniz aynı şekilde siz de affedici olmalısınız.
İnsanlar yüzyıllardır ruhen ve bedenen uzun ve saÄŸlıklı yaÅŸamın sırlarım araÅŸtırıyorlar. Bu yolda uzmanlar kimi zaman diyeti, kimi zaman da sporu tavsiye ediyorlar. İşte bu konuda uzmanların yeni bir keÅŸfi var: Son sayısında uzun ve saÄŸlıklı yaÅŸamın sırlarını araÅŸtıran Amerika’nın haber dergilerinden Newsweek’in haberine göre, uzun yaÅŸamın ilk anahtarı affedici olmak. İnsanın ruh haliyle saÄŸlığı arasında bir baÄŸ olduÄŸunu belirten haftalık Newsweek dergisi, birini affedememenin vücuda verdiÄŸi zararları şöyle sıralıyor:
“Kortizol hormonu seviyesi artar. Kalp hastalıkları, nörolojik bozukluk ve hafıza kaybı riski büyür.”
Harvard Üniversitesi uzmanları da birini affetmenin vücudu birçok hastalıktan koruduÄŸunu belirtiyorlar. Dergiye göre saÄŸlıklı bir yaÅŸam için ilk önce “affedici” olmak gerekiyor.
Newsweek dergisi söz konusu haberinde, affetmemenin ve öç alma duygusunun insanın bir parçası olduÄŸunu belirterek, “bu konuda yapılan 1200 klinik araÅŸtırma, negatif duyguların insanın hem psikolojik hem de fiziksel saÄŸlığına zarar verdiÄŸini gösteriyor” diye bildirdi.
Yakın zamanda yapılan daha birçok araÅŸtırmada Amerikalı bilim adamları, affetmesini bilen insanların hem ruhen hem de bedenen daha saÄŸlıklı olduklarını belirlediler. Stanford Üniversitesi’nde görevli bilim adamı Frederic Luskin ve ekibi, San Francisco ÅŸehrinde oturan 259 kiÅŸi üzerinde araÅŸtırma yaptı. Denek olarak katılan kiÅŸileri 6 kez 1.5 saatlik oturumlara çağıran bu bilim adamları, yaptıkları sohbetlerde affetmeyi öğretmeyi amaçladılar. Deneye katılan kiÅŸiler kendilerine zarar veren kimseleri affettikten sonra, daha az acı duyduklarını belirttiler. Yapılan araÅŸtırmalar göstermiÅŸtir ki, affetmeyi öğrenen kiÅŸiler sadece duygusal olarak deÄŸil fiziksel olarak da kendilerini daha iyi hissetmektedirler. ÖrneÄŸin deney sonucunda stresten kaynaklanan sırt aÄŸrısı, uykusuzluk ve mide aÄŸrısı gibi ruhsal ve fiziksel belirtilerin de bu kiÅŸilerde önemli ölçüde azaldığı tespit edildi.
Dr. Luskin’e göre, uzun süreli kızgınlık yaÅŸanması insanların fiziksel saÄŸlığı üzerinde de gözlemlenebilir olumsuz etkiler oluÅŸturmaktadır. Dr. Luskin konu ile ilgili ÅŸunları ifade etmiÅŸtir:
“Uzun süreli veya devam eden öfkenin zararı, vücut içindeki termostatı sıfırlamasıdır. EÄŸer düzenli olarak düşük seviyede öfkeye kendinizi alıştırırsanız, neyin normal olduÄŸunu ayırt edemezsiniz. İnsanların alışkanlığa çevirebileceÄŸi bir tür adrenalin hücumuna yol açabilir. Vücudu yakar ve saÄŸlıklı düşünmeyi zorlaÅŸtırır, bu da durumu daha kötü bir hale getirir.”
Ayrıca Dr. Luskin, vücut, öfke ve stres sırasında belirli enzimler salgıladığından, kolesterol ve tansiyonun yükseldiğini, bunların da vücudun uzun süreli maruz bırakılmaması gereken bir durum oluşturduğunu belirtmektedir.
Aynı makalede; kişilerin öfkeden dolayı yaşadıkları olumsuzlukları zaman içerisinde fark ettikleri ve bozulan ilişkilerini düzeltmek, problemleri halletmek için affetmeye karar verdiklerinden de bahsedilmektedir. Yaşadıklarından sonra, değerli zamanlarını ve hayatlarını öfkeyle geçirmek istemedikleri, bu nedenle kendilerini ve başkalarını affetmeyi seçtikleri de belirtilmektedir.
KonuÅŸarak kendinizi ifade edebilin
Bazı insanlar çevrelerine karşı tepkilerini konuşarak değil de mimiklerle, triplerle, hareketlerle göstermeye çalışırlar. Ancak bu çok yanlış bir metottur. Dengeli insanlar böyle yöntemlere başvurmazlar. Onlar her şeyi konuşarak hallederler. Örneğin arkadaşlarınızın bazı huylarını beğenmiyorsunuz, rahatsız oluyorsunuz. Onları karşınıza alıp nezaketle fakat dürüst bir biçimde, merhameti elden bırakmayarak rahatsız olduğunuz hususları onlara anlatın. Ailenizle problemleriniz olduğunu düşünüyorsanız, en uygun zamanı kollayıp onlarla konuşun. Konuşurken mutlaka saygılı olun, onları dinleyin ama kendinizi onlara en iyi ve en açık şekilde ifade etmeye çalışın. Bir şeyi neden istediğinizi ya da neden istemediğinizi tüm detaylarıyla onlara anlatın. Onları ön yargıyla dinlemeyin. Her şeyden önemlisi onların sizi sevdiğini ve sizin için iyi olanı istediğini unutmayın. Her zaman, her ortamda ve her durumda kendinizi rahatlıkla konuşarak ifade edebilin.
Daima olumlu olun
Pozitif olmak ruh ve akıl sağlığı açısından çok önemli bir özelliktir. Böyle insanlar her türlü sorunu rahatlıkla atlatır, her problemin üstesinden gelir, her zorluğu aşarlar. Olaylardan etkilenmez. Daima, her olayda, her ortamda güzel bir yön bulurlar. Bu özelliği kazanmaya çalışın. Bu Pollyannacılık demek değildir. Her olayda olumlu görülebilecek bir yön olduğuna gerçekten inanmalısınız. Bunu kendinizi kandırarak yapamazsınız. Ancak inanarak yapabilirsiniz.
Olumlu düşünmenin insan sağlığına yararları
Yak Üniversitesi’nden Dr. Becca Levy tarafından yürütülen araÅŸtırmalar sonucunda;
Olumlu düşünmenin sağlığa çok faydalı olduğu;
Sürekli endişeli olanlara oranla, olumlu ve iyimser bir bakış açısına sahip olan kişilerin bu düşünce yapısının, daha sağlıklı bir ömür geçirmelerine ve yaşlanma sürecine daha geç girmelerine vesile olduğu;
Yaşlanma konusunda endişe taşımanın yaşlanma sürecini hızlandırdığı;
Olaylara olumlu yaklaşmanın, sigarayı bırakmak ve düzenli spor yapmak kadar sağlık üzerinde olumlu etkisi olduğu;
Ayrıca olumlu bir bakış açısına sahip olmanın, insan sağlığı üzerinde düşük tansiyon ve kolesterolden de daha etkili olduğu tespit edildi.
Olumlu düşün ağrın azalsın
Olumlu düşünmenin yararları klinik olarak kanıtlandı. Britanya’daki Wake Forest Üniversitesi uzmanları 10 denekle çalıştı. Bacaklarına acı hissi veren ısı uyarıcıları takılan deneklerin beyin fonksiyonları tarandı. Düşük acı çekecekleri söylendiÄŸinde, deneklerin duyduÄŸu acı da azaldı.
Özdenetim yapabilin
Kendi üzerinizde denetim sağlayabilmeniz çok önemlidir. Kendinize söz geçirebilin. Bir olaya üzülmeme, ondan etkilenmeme, güçlü olma, zorlukları aşabilme, isteklerini kontrol edebilme, kendi üzerinizde disiplin sağlayabilme gibi özellikleri kazanmaya çalışın. Öz denetimi olan insanlar kontrollü insanlardır. Böyle kişiler doğal olarak dengeli olurlar. Öz denetim diğer adıyla oto-kontrol çok önemli bir özelliktir. Otokontrolü güçlü olan insanlar kendilerini her yönden değiştirebilir, geliştirebilirler. Örneğin sizi çirkinleştirdiğine ya da bayağı gösterdiğine inandığınız bir mimiğiniz var ya da bir tikiniz var, işte otokontrol mekanizmanız bu noktada devreye girmeli. Eğer isterseniz, irade kullanırsanız bunu değiştirebilirsiniz. Öncelikle bu mimiğin ya da tikin sizi çir-kinleştirdiğini bilmeli ve bundan nefret etmelisiniz. Nefret ederseniz daha kolay kurtulursunuz. Otokontrol için eksik ve kusurlu yönünüzü tespit ettikten sonra, bundan nefret edip, irade gösterip, disiplinle bu alışkanlığı yıkmanız gerekir. Alışkanlıklardan kurtulmak ise çok kolay değildir ancak insan isterse elbette ki kurtulabilir. Yeter ki irade ve disiplin göstersin, eskiden getirdiği bu kötü alışkanlığıyla savaşabilsin. Buna inanın ve otokontrol sisteminizi güçlendirin.
Olayları değerlendirirken gelecekten günümüze bakın
Bu özelliÄŸe sahip olmak size çok ÅŸey kazandıracaktır. Böylece daha olgun, daha sakin, itidalli bir yapı gösterebilirsiniz. Bazı kiÅŸiler olayları ilk anda zahir bir ÅŸekilde kabaca deÄŸerlendirerek kâr-zarar hesabı yaparlar ve zarara uÄŸradıklarını düşünürler. Oysa geleceÄŸe gidip oradan bu olayı deÄŸerlendirseler çok daha sakin bir deÄŸerlendirme yapmaları mümkün olabilecektir. ÖrneÄŸin sınıftaki bir arkadaşınızla aranızdaki problem size o an için çok önemli gözükebilir. Oysa hayalinizde 5 sene sonraya gidip oradan bu problemi deÄŸerlendirseniz, bu sorunun aslında ne derece küçük olduÄŸunu daha iyi anlarsınız. Çünkü 5 sene sonra pek çok ÅŸey deÄŸiÅŸecektir. Bu deÄŸiÅŸiklikler içinde sınıf arkadaşınızla yaÅŸadığınız problemin bir önemi kalmayacaktır. Benzer ÅŸekilde üniversite sınavında istediÄŸiniz bölümü kazanıp kazanamayacağımızı çok sorun ettiÄŸinizi varsayalım. Yine aynı yöntemi izleyin: 5 yada 10 yıl sonraya gidin. Çoktan üniversiteye girmiÅŸsiniz, bitirmiÅŸsiniz ve iÅŸ hayatına atılmışsınız bile… Üstelik hangi bölümü kazandığınızın o noktada pek bir önemi yok. Çünkü üniversiteyi çoktan bitirmiÅŸsiniz. Kendinize bir meslek seçmiÅŸsiniz. Yani zaten olması gereken ÅŸey olacak. Fakat bu noktada hatırlamanız gereken husus, elinizden geleni daima tam yapmanız gerektiÄŸidir. Bu yöntem hiçbir konuyu büyütmemeniz, problem haline getirmemeniz için izleyeceÄŸiniz gerçekçi bir yol. Yoksa ‘nasıl olsa olan olacak bir ÅŸey yapmama gerek yok, bekleyeyim’ tarzında bir mantık çok yanlış olacaktır.
Uzlaşmacı olun
Her olay ve durumda mutlaka karşınızdaki insanlarla bir uzlaşma yolu bulabilmeniz gerekir. Bunun için biraz kendinizden feragat etmeniz şart. Mutlaka benim dediğim olsun, kendi dediğimi kabul ettireyim mantığıyla hareket ederseniz uzlaşma değil kamplaşma meydana getirirsiniz. Oysa çevrenizle ve toplumla ilişkilerinizde uzlaşmacı olmak önemlidir. Uzlaşmacı insan uyumludur. Bu demek değildir ki kendinizden, doğrularınızdan ve fikirlerinizden taviz vereceksiniz. Uzlaşmacılık daha farklı bir şeydir. Mutlaka karşı tarafla anlaşabilecek bir orta noktanın bulunmasıdır uzlaşma. Bu olgun, kaliteli, aklı başında insanlarda görülen bir özelliktir. Bu özelliğe sahip olmaya çalışın.
Güzel ahlaklı olmaya çalışın
Kötü ahlaklı insanlar çevrelerinde genellikle sevilmezler. Ayrıca bu tip kişiler dengesiz, uyumsuz, geçimsiz bir imaj sergiledikleri için bu tarz insanlara güvenilmez. Siz çevrenizle barışık olun. Herkese güzel ahlaklı davranın. Bunu kendinize olan saygınızdan yapın. Gülümseyin, hal hatır sorun, yardımsever ve fedakar olun, merhametli ve adaletli olun, bildiğiniz bütün güzel ahlak özelliklerini kendi üzerinizde toplayın. Genç demek neden ille asi, uzlaşmaz, hırçın, aksi, boyun eğmez demek olsun ki. Siz bu imajı değiştirebilirsiniz. Eğer dengeli, aklı başında, ruh sağlığı yerinde bir insan olmak ve bu şekilde bilinmek istiyorsanız bunları uygulamalısınız.
Kindar olmayın
Çevrenizdeki insanlara, anne babanıza, arkadaşlarınıza karşı intikam hissiyle dolu olmayın. Çabuk kinlenmeyin. Bunlar mantıklı düşünmenizi, dengeli hareket etmenizi, sağlıklı karar vermenizi etkiler. Üstelik aklı başında insanlara yakışmayacak bir tavırdır. Yaşıtlarınız genellikle kolay kinleniyor olabilir, hemen intikam almaya çalışıyor da olabilir. Ancak siz onlar gibi olmak zorunda değilsiniz. Onlarda gördüğünüz iyi özellikleri alın, kötü özelliklerden sakının. Ayrıca yapılan birçok araştırma gösteriyor ki, kalbi en fazla yoran ve bünyeyi hastalandıran tutumların başında kindar olmak geliyor.
Kendinize karşı objektif olun
Bunun için kendinize karşı çok dürüst olmanız gerekiyor. Tıpkı karşınızda bir arkadaşınız ya da yabancı biri varmış gibi davranmalısınız. Bunu yaparken kendinizi kayırmamak ya da kendinize acımamalısınız. İyi yönlerinizin farkında olduğunuz gibi olumsuz yönlerinizi, ahlakımızdaki ve kişiliğinizdeki eksiklikleri de iyi bilmelisiniz. Kendinizi objektif değerlendirebilmeli-siniz. Böylece olaylar karşısında hata payınızı, kusurlarınızı fark eder ya önceden buna göre önlem alır ya da ardından bunu göz önünde bulundurarak hüküm verirsiniz. Bu sizin sağduyulu olmanıza yardımcı olur. Böylece bazı insanların yaptıkları gibi sürekli kendinizi haklı görmez, bir tartışmanın ardından haksızlığa uğradığınızı düşünmezsiniz. Karşı tarafın da haklı yönleri olduğunu görebilir, rahatça uzlaşırsınız.
Şüpheci olmaktan kaçının
Şüpheciliğin fazlası beyin için zararlıdır. Elbette ki bazen olayların dışta görünen yüzü dışında bir de içteki cephesi bulunmaktadır. Ancak insan bunu zaten doğal olarak fark eder. Doğal olarak fark etmediği halde kişinin her şeyden şüphelenmesi, herkese ya da olaylara kuşkuyla yaklaşması çok dengeli bir tavır değildir. Özellikle de sürekli çevresinden zarar göreceği, endişesini taşımak çok zararlıdır. Ancak elbette ki şüpheci olmamak saf olmayı ve görünen, aşikar durumları fark etmemeyi gerektirmez. Burada da yine akılcı olmak gerekir. Fakat unutmayın ki bazı akıl hastalıkları şüphe üzerine kuruludur. Başlangıçta ufak tefek şeylerden kuşku duyan insanlar bir müddet sonra en yakınlarından dahi şüphe eder hale gelir, olmadık senaryolar üzerine şüphelerini bina ederler.
Özgüveniniz tam olsun
Hiçbir konuda güvensizlik yaşamayın. Eğer isterseniz, azmederseniz, çalışırsanız her şeyi yapabileceğinize inanın. Çok zor şartlardan gelip başarıya ulaşmış insanların varlığını düşünün. Onlar yaptığına, başardığına göre siz niye başaramayasınız. Medeni cesaretiniz olsun. Fakat özgüveninizin oturması için öncelikle aldığınız sorumlulukları tam olarak yerine getirmeyi öğrenmelisiniz. Küçük büyük diye ayırt etmeden üzerinize aldığımız her sorumluluğu layıkıyla yerine getirmelisiniz. Verdiğiniz sözde durmalı, emanetleri korumalı, işlerinizi tam ve eksiksiz yapmalısınız. Bu bölüm boyunca anlatılanları benimser ve uygularsanız özgüveninizi daha kolay kazanırsınız. Önünüze mutlaka engeller çıkacaktır, bunları aşma konusunda kararlı olun. Azim gösterin.
Geçmişe bakıp hatalarınız ya da yaşadıklarınız dolayısıyla hayıflanmaktan vazgeçin
Elbette ki geçmişteki hatalarınızdan ders almanız gerekir, bunlar sizin için tecrübe oluşturmalı. Ancak sürekli geçmişi hatırlamak ve yaşananların sıkıntısını çekmek çok hatalı bir tavırdır. Akılcı insanlar her şeye gerektiği kadar önem verirler. Siz de öyle yapın, geçmişten ders alın ve geçin. Ancak benzer bir olayla ya da durumla karşılaşırsanız o zaman bu tecrübelerinizi kullanın.
Maneviyatınızı güçlendirin
Pek çok araştırma sonucu göstermiştir ki inançlı olmak, dua etmek, kadere inanmak insanların daha güçlü, daha sağlam, daha huzurlu olmalarına yol açmaktadır. İnsanın neden yaşadığını, niçin var olduğunu, yaşama amacını bilmesi çok önemlidir. Aksi takdirde amaçsızca, başıboş bir yaşam sürer. Yaşam amacı olmayan bir insanın bunalıma girmesi, sorunlarını aşamaması, güçlü bir kişilik gösterememesi sık rastlanan bir durumdur. Bu nedenle niçin yaşadığınızı, bu kısa dünya hayatında var olma amacınızı, nerden geldiğinizi nereye gittiğinizi düşünün, yaptığınız her şeyden sorumlu olduğunuzu bilin.
Manevi boÅŸluk içinde, insanların hiçbir yolla, hiçbir yöntemle gerçek mutluluÄŸu elde edebilmeleri mümkün deÄŸildir. Bunun için öncelikle, meydana gelen her olayın, her iÅŸin Allah’ın izniyle gerçekleÅŸtiÄŸini bilmeniz gerekir. Bu, çok önemli bir gerçektir. Her an bu bilinçle hareket etmek, insanın sıkıntılarından kurtulmasının en önemli yollarından biridir. O zaman kiÅŸi, basma her ne gelirse gelsin, olaylar ne kadar olumsuz gözükürse gözüksün, bunun aslında kendisi için hayırlı olduÄŸunu bilecek ve olgunlukla karşılayacaktır.
İç huzurunun önemli olduğunu unutmayın
İnsan huzur arayışında olmazsa karşısına çıkan her olay, her durum huzursuz olmasına yetebilir. İnsanlarla iletişiminde, trafikte, derslerinin gidişatında, arkadaşlarıyla ilişkilerinde, hemen her durumda kolayca huzursuz olabilir. Ancak huzura önem veren bir kişi aksi durumdan şiddetle kaçınır. Gerek kendi içinde gerekse insanlarla diyaloglarında olayları büyütmez. Olumsuz gözle değerlendirmekten sakınır. Problem ya da sorun çıkarma arayışında olmaz tam tersine yatıştırıcı olur. Her şeyin olumlu, güzel tarafım göreceği için huzurlu olur. Siz de huzurlu olmayı bir felsefe gibi benimseyin. İç dünyanızda ve insanlarla iletişiminizde huzuru esas alın. Gerekirse huzur için diğer şeylerden feragat etmesini bilin. Hayatınız boyunca bunun faydasını görürsünüz. Hem zihniniz rahat olur hem de huzurlu olduğunuz için dengeli bir insan olursunuz. Dolayısıyla ruh sağlığınız da hep dengeli olur.
Üzülmeye karşı mücadele verin
Hiçbir olay sizi üzmesin. Her şeyin olumlu tarafını görün. Her şeyde bir hayır olduğunu düşünün. Geniş düşünün, büyük açıdan bakın. Elbette ki bu hiçbir olaydan etkilenmeyin anlamına gelmiyor. İnsan hatalarından ders almalı, çevresinden gelen öğütlere nasihatlara açık olmalı, yaptığı hatalardan pişmanlık duymalıdır. Yoksa hiçbir şeyi umursamamak ya da halk arasındaki tabirle takmamak olarak anlaşılmamalıdır. Üzülmek ayrı bir şeydir. Üzülmeye yatkın insanlar kırılgan olurlar, olaylardan çok etkilenirler, her olayda üzülecek bir yön bulurlar. Büyük küçük her olay onları etkiler. Öylesine üzülürler ki farkında olmasalar da bu onların sağlıklarını etkiler. Yıpranmalarına, yaşlanmalarına, sağlıklarının bozulmasına yol açar. Oysa insan bir şeye üzülerek sonuç elde edemez. Bir çözüme ulaşamaz. Ancak hatalarından gerçekten ders alırsa, pişman olursa, tecrübe kazanarak bir daha aynı hataları tekrar etmemeyi öğrenir.
Empati yeteneÄŸiniz olsun
Empati; karşıdaki insanın duygularını, düşüncelerini, içinde bulunduğu durumu anlayabilme, kendini onun yerine koyarak onun açısından bakabilme yeteneğidir. İnsanlarla iyi bir iletişim kurabilmek için bu özelliğe sahip olmak gerekir. Siz de bu özelliği kazanmaya çalışın. Yani diğer bir deyişle insanların halinden arılayabilin. Karşınızdaki kişinin isteklerini, rahatsızlıklarını, ihtiyaçlarını anlayabilin. Bu yeteneğe sahip olursanız insanlar sizin yanınızda çok rahat ederler. Bu yeteneğe sahip olursanız bunu her durumda kullanabilirsiniz. Örneğin birisiyle konuşurken karşınızdaki kişinin gözünden, sıkıldığını anlayabilirsiniz böylece sözü çok uzattığınızı fark edip daha kısa konuşabilirsiniz. Bir misafiriniz geldiğinde onun her şeyi isteyemeyeceğini düşünüp nelere ihtiyacı olduğunu belirleyip daha o istemeden ona sunun. Annenizin, babanızın, aile büyüklerinizin, arkadaşlarınızın, öğretmenlerinizin hep istek ve ihtiyaçlarını öngörebilin. Bu size çok önemli bir özellik kazandıracaktır. Hem böylece onların ihtiyaçlarını fark ettiğinizde insanlara ve olaylara daha objektif, daha adil bakmayı öğrenirsiniz. Ben merkezli davranmazsınız. İnce düşünceli olursunuz. Bunlar aklı başında, dengeli insanlarda olması gereken özelliklerdir.
Hem kendinizle hem de çevrenizdeki insanlarla ilgili konularda yapıcı olun. Yıkıcı olmak, bir kalemde silip atmak kolaydır. Ancak bu bir çözüm deÄŸildir. Yapıcı olmak insana olgunluk ve aklı başındalık kazandırır. Hep olumlu ve yapıcı olun, kendinizi ve karşınızdakini kazanmaya çalışın. ‘Bittim’, ‘mahvoldum’ gibi bakış açılarına hiç girmeyin. Hep ‘daima bir çıkış yolu vardır’, ‘mutlaka bir çözümü Vardır’ mantığında olun. Bu sizi çok dengeli, aklı başında ve güvenilir yapar. SaÄŸlıklı bir ruh haline sahip olmanıza yardımcı olur.
Olaylar karşısında panik olmayın
Ani olaylar, sözler, tartışmalar karşısında sakın panik olmayın. Dingin, huzurlu, sakin bir ruhunuz olsun. Nasıl olsa olan olmuş, eğer sakin olursanız o işin içinden en az zararla çıkarsınız. Bu şekilde sakin, huzurlu olmanız, panikten uzak bir yapı sergilemeniz çevrenizdekilere de çok güven verecektir. Böyle bir kişinin yanında olmayı isteyecek, bu kişiye her türlü sorumluluğu vereceklerdir. Aynı zamanda sevip saygı duyacaklardır. Bu özelliğe sahip olursanız, yaşamınız boyunca bunun konforunu yaşarsınız.
Stresten sakının
Hepiniz stresin ne olduÄŸunu biliyorsunuz. Stres kiÅŸinin yaÅŸamını çok zorlaÅŸtırır. Uyku bozukluklarına, kronik endiÅŸe haline ve ciddi depresyon dönemlerine neden olabilir. Bunun yanı sıra, arkadaÅŸ çevresinden ve toplumsal iliÅŸkilerden kopma, aile içi huzursuzluk, iÅŸte, okulda uyumsuzluk ve baÅŸarısızlık gibi sorunlara da yol açar. SaÄŸlık Bakanlığı Temel SaÄŸlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan broşürde, stresle baÅŸa çıkmada kullanılacak bazı yöntemler yer alınmaktadır. Broşürde, kiÅŸinin bedensel ve ruhsal sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanması ile ortaya çıkan bir durum olarak açıklanan stres, yaÅŸamın doÄŸal ve kaçınılmaz bir parçası olarak nitelendirilmekte, ancak aşırı stresin, insan saÄŸlığına zararının büyük olduÄŸu ve uzun dönemde beden, ruh ve sosyal saÄŸlığı olumsuz etkileyen bir hastalık olduÄŸu bildirilmektedir. Stres, verimliliÄŸi düşürebildiÄŸi gibi hayattan zevk almayı da engellemekte ve önemli önemsiz konularda kararsızlık yaÅŸatabilmektedir. Uyku düzenini bozan, deÄŸersizlik, yetersizlik, güvensizlik ve terk edilmiÅŸlik duyguları hissettiren stres ayrıca öfke, düşmanlık ve kızgınlık dalgalanmaları ortaya çıkarabilir. SaÄŸlık Bakanlığı, “Bu sorunlardan bazılarını yaşıyorsak çözüm kendimizde. Stresle baÅŸa çıkmak ve yaÅŸam kalitesini artırmak amacıyla durumu veya duruma verilen tepkileri deÄŸiÅŸtirebilmeye stres yönetimi denir. Stresle, bedensel, psikolojik, sosyal olarak baÅŸ edebilirsiniz.” uyarısında bulunmaktadır.
İnsanları, hayvanları, bitkileri sevin
SaÄŸlıklı ve dengeli ruh halinin en önemli göstergelerinden biri de insanın sevgi dolu olmasıdır. Allah çevremizde insanlar, hayvanlar, bitkiler ve çok güzel bir doÄŸa yaratmıştır. Bunları görmezden gelmek, bunlardan zevk almamak normal bir tavır olmaz. Her insanın kendisine özgü fiziksel ve ruhsal güzellikleri vardır. Bunları görebilmek gerekir. Bunları fark eden insanın kıskanması deÄŸil bu durumdan hoÅŸnut olması gerekir. Çünkü gördüğünüz tüm güzellikler sizin için yaratılmıştır. ÖrneÄŸin bitkilerin her biri birbirinden farklı ve birbirinden mükemmel canlılardır. Rengarenk, mis kokulu, farklı desen ve ÅŸekillerde var edilmiÅŸlerdir. Hayvanlar insanın kalbinde çok büyük bir sevgi ve merhamet hissi uyandırmaktadır. Köpeklerin ve kedilerin bu kadar farklı türlerinin olması büyük bir güzelliktir. Gün ışığından, bahar havasından, deniz manzarasından tüm bu sayılan güzelliklerden zevk almasını bilmelisiniz. Aksi normal bir tavır olmaz. Ya böyle rengarenk, ışıl ışıl mükemmel bir dünyada yaÅŸamak yerine her ÅŸeyin gri ya da siyah olduÄŸu, sadece binalardan ve teknik yapılardan oluÅŸan, çiçeklerin, hayvanların, güzel insanların olmadığı bir dünyada yaşıyor olsaydınız? Bunun düşüncesi bile ürkütücü öyle deÄŸil mi? O halde içinde bulunduÄŸunuz dünyadaki güzelliklerden zevk alın. Güzelliklerden kastımız hayvanlar, bitkiler, insanlar… Kalbiniz bunlara karşı coÅŸkuyla, sevgiyle, ilgiyle dolu olsun. Bunu elde ederseniz saÄŸlıklı bir ruh için önemli bir basamağı daha çıkmış olursunuz.
Kendinizi güçlendirin
Kendinizi değiştirmek, güçlü bir insan haline getirmek sizin elinizde. Eğer zayıflığı, içe kapanıklığı, pasifliği isterseniz böyle olursunuz. Ama kendinize bunu yakıştırmazsanız kendinizi değiştirebilir ve bambaşka bir insan haline gelebilirsiniz. Bunun için öz güveninizi geliştirmeli, kendinizi güçlendirmeli, kişiliğinizi zenginleştirmeli ve en önemlisi akıl sağlığı bakımından dengeli bir insan (elinizde olan durumlardan bahsediyoruz yoksa biyolojik ya da genetik faktörler nedeniyle yaşanan ruh hastalıklarını kastetmiyoruz) olmalısınız. Sakın hiçbir şey nedeniyle eziklik duymayın. Kendinize güvenli olun. Örneğin dış görünüşünüzü beğenmeyebilirsiniz, maddi imkanlarımız yetersiz olabilir, arkadaşlarınız arasında prestijli olmayabilirsiniz, aile problemleriniz olabilir. Bunlar gibi kendinizce pek çok neden bulabilirsiniz. Bunların hiçbiri sizi etkilememeli. Unutmayın eğer huyunuz, ahlâkınız güzel olursa, kendinize saygı duyarsanız, kişiliğiniz güçlü olursa, ruh sağlığınız dengeli olursa bunlar kendinize güvenmeniz için yeterli olur. Siz bütün ağırlığınızı bunlara verin. Bunları elde etmeye çalışın. Dünya tarihinde gelmiş geçmiş başarılı pek çok insan vardır ki belki sizden çok daha olumsuz şartlara sahip olmasına rağmen güçlü bir karakter göstererek zorlukları aşmıştır. Siz neden yapamayasınız? Elbette ki yaparsınız. Fakat küçük zaferler kazanmanız gerek. Güçsüz olduğunuz noktalan iyi tespit edip kendi kendinizin üzerine gidin. Örneğin eleştirilmekten korkan ve eleştiri karşısında hemen yıkılan bir kişiliğiniz varsa, hemen bu özelliğinizi değiştirin ve bu konuda fırsatlar kollayın. Bunu başardığınızda bir zafer kazanmış olursunuz. Öfkeli bir in-sansanız, öfkeleneceğiniz ortamlara kendinizi hazırlayın ve bu tip durumlarda kendinizi kontrol edebilin. Bunun pek çok yolu vardır. Otokontrolünüz güçlü olsun, sakin olun, öfkeli insan tipinin itici olduğunu, saygı uyandırmadığını düşünün. Mutlaka çeşitli yollar bulun ve bu kötü yönünüzden hemen kurtulun. Olaylar karşısında hemen duygusallaşıp ağlıyorsanız, içinize kapanıyorsanız bundan vazgeçin. Bunlar zayıflık alametidir. Problemlerinizi ağlayarak, duygusallaşarak, duygusal çöküntü içine girerek çözmek yerine konuşarak, çözüm arayarak, akılcı davranışlarla halledin. Bu şekilde kendinizdeki tüm eksikliklerin üzerine gidin ve kendinizi güçlendirin. Güçlü insan olmaya niyet edin. Eğer isterseniz yapabileceğinizi bilin.
İçine kapalı, yalnızlığa eğilimli insan olmaktan sakının
İnsan sevgisinin önemini önceki konularda anlatmıştık. İnsanları seven, çevreyle ilgili, konuşkan, dışadönük insan olmaya özenin. Bu sizin elinizde, kendinizi cesaretlendirin. Eğer bu konuda çok çekingenseniz, korkularınız varsa bunların üstüne gidin. Evdeki yaşlılarla örneğin büyük anneniz ya da büyük babanızla ilgilenin, onlarla sohbet edip onların tecrübelerinden istifade edin, kardeşlerinizle güçlü iletişim kurun, anne babanızla eğer iletişiminiz iyi değilse daha yakın, daha samimi olabilmenin yollarını arayın, kendinizi onların yerine koyarak düşünün ve onlara yardımcı olun, apartmanımızdaki yaşlı insanların hallerini hatırlarını sorun, ellerindeki eşyalarını taşımalarına yardım edin, öğretmenlerinizle ve okuldaki arkadaşlarınızla selamlasın, arkadaşlarınızla bağlantı kurun. İnsanlarla bağlantı kurmanın yollarından biri ince düşünceli olmaktır. Hep kendinize yönelik beklenti içinde olmayın siz de onlara yardımcı olmaya çalışın, onlara karşı anlayışlı olun. Her ne olursa olsun içe kapanıklığı kabullenmeyin. Siz eğer isterseniz her şeyi değiştirebilirsiniz. Cesur olun, çekingenlikle ilgili her korkunuzun üstüne gittiğinizde onu yendiğinizi görürsünüz. Örneğin sınıfta söz almaktan, tahtaya çıkıp sözlü bir şeyler anlatmaktan çekmiyorsanız bu yönünüzü kıracak şekilde kendi üstünüze gidin. Özellikle bu tip görevlere talip olun. Dışa dönük olabilmek için her fırsatı değerlendirin. Bu şekilde kendinizi geliştirdiğinizi, kendinize iyilik yaptığınızı unutmayın.
Sağlıklı bir ruh haline sahip olmayı çok isteyin
Bu bölüm boyunca anlatılanlar size sağlıklı bir ruh, aklı başında, dengeli bir insan olma konusunda rehber olacaktır. Kitabın başında günümüzde gençler arasında yaygın olan ruh halini sizlere anlattık ki siz zaten bunu çevrenizden biliyorsunuz. İstedik ki sizlere bunalımlı, sorunlu gençlik modelinden daha farklı bir alternatif olduğunu gösterelim ve bunun yollarını anlatalım.
Elbette ki size dengesiz, ruh saÄŸlığı bozuk insanlar olduÄŸunuzu söylemiyoruz. Fakat gençler arasındaki yaygın modelin pek iç açıcı, saÄŸlıklı ve dengeli olmadığı ortada. Bunun istisnalarının da çok az olduÄŸu düşünülecek olunursa gençlerin bu konuda yol gösterilmeye ihtiyaç duyacağı açık. Biz sizlere, yetiÅŸkin bir insanın sahip olduÄŸu aklı başındalığı, ruh saÄŸlığını, dengeyi, güçlü kiÅŸiliÄŸi kazandırmayı amaçladık. Karar elbette ki sizin olacak. Ancak bunu baÅŸarabilmeniz için gerçekten çok istemeniz gerektiÄŸini unutmayın. Åžunu bilmelisiniz ki eÄŸer bunu ciddi ÅŸekilde isterseniz, aklınıza koyar ve bu konuda çabalarsanız, önünüze çıkan bütün engelleri aşıp geçerseniz bunu baÅŸarırsınız. Bunun için bütün irade gücünüzü kullanın. Burada anlatılan olumlu ruh haline sahip olmak için çok fazla zihinsel istek duyun. Bu isteÄŸinizi günden güne daha artırın. Burada anlatılanların zor olduÄŸunu, yapamayacağınızı hiç düşünmeyin. Aklınıza hiçbir olumsuz düşüncenin girmesine izin vermeyin. ‘İmkansız’ kelimesini sözlüğünüzden çıkarın. Sürekli bu konu üzerinde düşünün, daha fazla neler yapabileceÄŸinizi tespit edin. EÄŸer bunları uygularsanız çok deÄŸerli bir insan ortaya çıkmış olacak ve bunu siz baÅŸarmış olacaksınız.
Konsantrasyonunuzu artırın
Aklen sağlıklı olan insanlar bir işe konsantre olmakta zorluk çekmezler. Tüm dikkatlerini o iş üzerinde yoğunlaştırır ve onu bitirmeden başka şeye geçmezler. Bu özelliği kazanmaya çalışın. Bu hem ruh ve kişilik gelişiminizde hem de okul yaşamınız boyunca ve ardından gelecek iş hayatınızda çok faydasını göreceğiniz bir özellik. Bazı öğrenciler bir kitap okumaya karar verirler ancak daha ilk sayfasını okumaya başladıklarında hemen dikkatleri dağılır, kalkıp mutfağa gidip elma alırlar, gelip tekrar okumaya başladıklarında akıllarına müzik açmak gelir kalkıp müzik açarlar, tekrar okumaya başladıklarında bir arkadaşlarına telefon edeceklerini hatırlar ve kalkıp telefon açarlar, eğer tekrar kitabın basma otururlarsa bu sefer de kitapta anlatılan bir şeyden yola çıkarak hayal kurarlar, sonra da daldan dala atlayarak başka konular düşünürler. Bir süre sonra uykuları gelir ve daha kitabın ilk sayfasını bitiremeden kitabı kapatıp uyurlar. Bazıları da ders çalışmaya başlar ancak kalkıp su almaya karar verir, sonra annesine bir şey söylemek için kalkar, biraz sonra dolabını toplamaya karar verir, sonra o dersi çalışmak yerine başka dersi çalışmaya karar verir, sonra kalkıp pencereden bakar, ardından dışarı çıkmaya karar verir, sonra televizyonda bir programa takılır ve aradan saatler geçtiği halde tek satır çalışamadığını fark eder. Bunu önlemenin yolu çok planlı olmak, her şeyi önceden düşünmek, bir işi yaparken diğer işe geçme konusunda taviz vermemek, öncelikleri iyi belirlemek, zaman tutmak ve başlanılan işi mutlaka bitirmekten geçer. Aynı şekilde bir kişiyi dinlerken de konsantrasyonunuzun dağılmasına izin vermeyin. Tüm ilgi ve dikkatinizi vererek o kişiyi dinleyin. Yaptığınız her işi hakkını vererek yapın. Yaptığınız her işten bir verim elde edin. Verimle konsantrasyon yakından ilişkilidir.
Kendinize hiç acımayın
Kendine acıma zayıf insanların özelliğidir. Bu tip kişiler her durumda kendilerine acıyacak bir yön bulur ve başarısızlıklarının mazereti olarak bunun ardına sığınırlar. Örneğin maddi durumlarının kötü olmasını, iyi eğitim alamamış olmalarını, sağlıklı bir aile ortamından gelmemiş olmalarını, dış görünümlerinin çok iyi olmamasını hep başarıları önünde bir engel olarak görüp kendilerine acırlar. Fakat bu ruh haline girdiklerinde bir çözüm üretemezler. Sadece duygusal bir şekilde kendi durumlarına üzülürler. Kendilerine acımaktan zevk alırlar. Örneğin birisi kendilerine eleştiri yaptığında ya da nasihat ettiğinde aslında bunu iyi bir fırsat olarak görüp kendilerini geliştirmek için kullanmak yerine yine kendilerine acırlar, durumlarıma üzülürler. Haksızlığa uğradıklarını, aslında eleştiri aldıkları konuda kendilerinin bir hata paylarının olmadığını düşünürler. Kendilerine haksızlık yapıldığına, adaletsiz davranıldığına inanırlar. Bir dersten zayıf alırlar, öğretmenlerinin kendilerine haksızlık yaptığını düşünürler, dışarı çıkmak için izin istediklerinde anneleri önce kendilerine yardım etmelerini sonra dışarı çıkabileceklerini söyler. Bu durumda da kendilerine acırlar. Başka arkadaşlarıyla kendi durumlarını, ailelerini kıyaslarlar ve kendileri için üzülürler, duygusallığa kapılırlar. Oysa öğretmenleri de anneleri de haksızlık yapmamıştır. Öğretmenleri sınav kağıtlarında ne yazıyorsa onu değerlendirmiştir. Annelerinin talebi de gayet doğaldır. Evde herkesin sorumlulukları vardır. Çok büyük sorumlulukları olan annelerinin kendilerinden yardım istemesi elbette ki doğaldır. Ayrıca bu yardımı yapmaları zaten onlara düşen bir sorumluluktur. Ancak onlar bu durumu gerçekçi değerlendirmedikleri için bunu anlayamazlar. Hayatlarının her aşamasında her türlü durumda kendilerine acıyacak bir yön bulurlar. Böyle insanların ruhen dengeli olmaları, güçlü kişilik göstermeleri beklenemez.
Oysa dengeli, ruh sağlığı çok güçlü olan bir insan kendisini, dışarıdan bir başkasının gözüyle değerlendirir, acımaz, gerçekçidir. Kendisine bu şekilde bakarak eksik ve kusurlu yönlerini tespit eder ve sonra da bunları düzeltir. Kendine acımakla vakit kaybetmediği için bu durumdan kazançlı çıkan kendisi olur. Bütün bunları düşünün ve kendinize sakın acımayın.
Her yeni güne başlarken sahip olduklarınızı düşünüp sevinin ve şükredin
İnsanların çoÄŸunun huzursuz ve mutsuz olmalarının altında yatan sebep hep daha fazlasını istemeleri, sahip olduklarının deÄŸerini bilmemeleri ve bunu düşünmemeleridir. Özellikle gençler arasında bu çok yaygındır. Herkes bir diÄŸerine ya da arkadaşına bakar, onun sahip olduklarına özenir. Dizilerde, filmlerde, küplerde gençlerin sahip oldukları imkanlara ise pek çok kiÅŸi özenir. Oysa hangi ÅŸartta bulunursa bulunsun herkesin şükredeceÄŸi bir durumu vardır. Siz de bunları mutlaka düşünün, tek tek sahip olduklarınızı sayın, bunlara sahip olmayan insanların durumunu düşünün ve sahip olduklarımız dolayısıyla sevinip şükredin. Çok lüks bir evde de yaÅŸasanız bir gecekonduda da yaÅŸasanız mutlaka şükredecek çok ÅŸeyiniz vardır. Evsiz olup sokakta yaÅŸayan insanların sayısı azımsanmayacak ölçüdedir. Özellikle ABD’de evsizler çoktur, bizim ülkemizde de sokak çocuklarının sayısı giderek artmaktadır. Bu kiÅŸilerin durumunu düşünün ve az olsun çok olsun her neye sahipseniz bundan dolayı mutlu olun. Aileniz varsa buna şükredin yoksa sahip olduÄŸunuz yakınlarınız ya da arkadaÅŸlarınız olduÄŸu için şükredin. Büyük küçük sahip olduÄŸunuz her ÅŸeyi düşünün, her birini zihninizde tek tek sıralayın ve bundan ötürü mutluluk duyun. Kiminiz bilgisayarı, kiminiz bisikleti, kiminiz kendine ait odası, kiminiz de CD çaları olduÄŸu için sevinmeli. Bu tür örnekleri çoÄŸaltın. Bunlara sahip olmayan insanların çok olduÄŸunu unutmayın. Biraz gerçekçi düşünecek olursanız dünya genelinde sizin imkanlarınıza sahip olmayan pek çok insan olduÄŸunu anlarsınız. Dünyanın savaÅŸ yaÅŸanan, iÅŸgal altında olan pek çok bölgesi var. Susuz, elektriksiz, okulsuz yaÅŸayan insanlar var. Filistin’e bakın, orada da sizin yaşıtlarınız var. Ancak silahların gölgesinde okula gidiyorlar. Her gün öldürülme, yakınlarını ya da evlerini kaybetme korkusu içinde yaÅŸamlarını sürdürüyorlar. Afganistan’da yıllar boyu iÅŸgal altında kalmış, iç savaÅŸ yaÅŸamış insanlar yaşıyor. Sizin yaşıtlarınız maÄŸara gibi evlerde, son derece yoksul koÅŸullarda yaşıyorlar. BirçoÄŸu belki bilgisayarın, internetin varlığından bile habersiz… Afrika ülkelerini düşünün, birçoÄŸunun ekonomik yetersizlikler nedeniyle medeniyetten ne denli uzak yaÅŸadıklarını, sizin sahip olduÄŸunuz halde farkında dahi olmadığınız nimetler için mücadele verdiklerini unutmayın. Herkesin bir diÄŸerine göre şükretmesi gereken çok ÅŸeyi vardır. Bu bir kandırmaca deÄŸildir bir gerçektir. Buna inanırsanız hayatınız boyunca kanaatkar, mutlu bir insan olursunuz. Sahip olduklarınızın elinizden çıktığını hayal edin, o zaman ne kadar nimet içinde yaÅŸadığınızı anlarsınız. Elbette ki daha fazlasını istemenizde ya da elde etmek için çaba göstermenizde bir sakınca yok. Ancak elde edemediÄŸinizde mutsuz oluyorsanız bu bir anormalliktir, bunu bilin. Herkesin sahip olamadığı ÅŸeyler vardır. Dengeli insan elindekilerle yetinmesini, mutlu olmasını, şükretmesini bilir. EÄŸer bu özelliÄŸi bu yaÅŸlarda kazanırsanız yaÅŸamınız boyunca rahat edersiniz. Psikologların tavsiyesine göre mutlu olmak için insanın hayattan duyduÄŸu hoÅŸnutluÄŸu düzenli olarak gerek sözle gerekse yazılı ifade etmesi gerekiyor. Kalifornia Üniversitesi’nin araÅŸtırmasına göre ise şükretmek fiziksel saÄŸlığı düzeltiyor, enerji seviyelerini yükseltiyor, acı ve yorgunluÄŸu azaltıyor.
Eleştiriden korkmayın
Gençlerin birçoğu eleştiriden çok sıkılır ve eleştirilmek istemez. Elbette ki yerli yersiz, isabetli isabetsiz eleştirilmeye gerek yoktur. Ancak insanın güvendiği, aklına, mantığına inandığı, isabetli bulduğu, saygı duyduğu birisinden eleştiri alması kendisinin faydasınadır. Çünkü kimsenin eleştirmiyor olması o kişinin hatasız olduğu anlamına gelmez. Sadece hatalarının üzerinde bir örtü vardır. Dışarıdan herkes gördüğü halde kişi kendisini göremez. Oysa samimi bir dost bu örtüyü kaldırdığında kişi kendisini aynada görür gibi görecek ve hemen bu durumu düzeltmek için bir çare düşünecektir. Yani eleştirilmek kişiyi çözüme, değişime, gelişime sevk edecektir. Eleştirilmeyi reddeden, eleştiri kabul etmeyen bir kişi ise bu olanaktan mahrum kalacaktır. Dolayısıyla bu kişinin değişmesi, gelişmesi, ilerlemesi mümkün olmayacaktır. Eleştiri çok büyük nimettir. Bunun yanı sıra kişinin eleştiriye açık bir ruh halinde olması onu çok rahatlatacak, kalender bir insan haline dönüştürecektir. Böyle bir kişi dışa dönük, kendine güvenli, hata yapmaktan korkmayan, yanlışlarını düzeltebilen, öz güvenli bir insan olacaktır. Hayatı boyunca bunun faydasını görecektir. Eleştirilme korkusu yaşayan kişiler ise daha içe dönük, kararsız, endişeli, kendine güvensiz olacaktır. Bu yönünü düzeltmedikçe tam anlamıyla güçlü, dengeli bir insan haline gelemeyecektir. Üstelik eleştiri kabul etmeyerek bir nevi tüm hatalarına karşı gözlerini kapamış olması bu hatalardan kurtulduğu anlamına gelmeyecektir. Bilakis insanlar zaman içinde gelişip, değişirken o, bu hatalarının daha da beslenip katlanmalarına sebep olacaktır. Yani kayıp içinde olacaktır. Bu nedenle eleştiriye açık olun. Kendinizi bu yönde eğitin ve geliştirin. Bu, ruh halinize çok olumlu etki edecektir. Eleştiriye açık insanların ruh sağlıkları daha dengelidir.
Kibirden kaçının
Kibirli olmak yani kendini beğenmek çok rahatsız edici, çirkin bir tavırdır. Bu tip insanlar toplum içinde hiç sevilmezler. Bazı özellikleri ya da sahip oldukları imkanlar nedeniyle kibirlenirler. Örneğin kimi insan malına mülküne, parasına güvenerek bundan ötürü kibirli olur. Kimisi dış görünüşüne, kimisi okuluna, kimisi mevkisine, eğitimine güvenerek bu çirkin ruh haline girer. Kibir insanın büyüklenmesidir. Yani kendisini belli özellikleri dolayısıyla çok büyük, yıkılmaz, ulaşılmaz, vb. görmesidir. Çoğu insanın asi, uzlaşmaz tavrının altında yatan ana sebep budur. Bu aslında insanı çok küçülten, aşağılayan bir durumdur. O insan sahip olduğu özelliği kaybederse beraberinde kendine güveni de gidecektir. Örneğin gençlerden örnek verecek olursak; malına güveniyorsa babası iflas ettiğinde tüm mallarını kaybedince* fiziki görünümüne güveniyorsa bir trafik kazası geçirip estetik görünümü bozulduğunda, okuluna güveniyorsa kolejden ayrılmak ve normal bir okula devam etmek zorunda kaldığında, ailesinin makamına güveniyorsa makamları ellerinden alındığında bu tip kişiler hemen zavallı bir hale dönüşürler. İşin aslı; sahip olunanlar dolayısıyla büyüklenmek de elden çıkanlar ya da sahip olunamayanlar nedeniyle eziklik duymak da çok çirkin durumlardır. Her ikisi de sağlıksız bir ruh haline işarettir. İnsan sahip oldukları ya da olmadıkları nedeniyle çeşitli ruh hallerine girmemelidir. Daima dengeli, sağlıklı, normal bir ruh halinde olmalıdır. Tevazulu olmalıdır. Her özelliğin elinden çıkabileceğini bilmelidir. Her konuda yanılabileceğine ihtimal vermelidir. Kendisini diğer insanlardan üstün görmemelidir. İnsanlara ve fikirlerine değer vermelidir. Kendisine kişiliğinden, sahip olduğu değer yargılarından, manevi özelliklerinden ya da ahlâkından dolayı güven duymalıdır. Yoksa malından, mülkünden, dış görünümünden ötürü değil. Bunların gelip, geçici olduğunu bilmelidir. Sizler de okulunuzda ya da çevrenizde bu şekilde kibirli insanlar tanımışsınızdır. Bu kişilerin ahlâklarının ne derece rahatsız edici olduğunu görmüşsünüzdür. Bu nedenle kibirin her türünden kaçınmak gerekir. Bunun yerine tevazulu yani alçakgönüllü olmak en güzel tavır olacaktır. Sizler de alçakgönüllü olursanız hayatınız boyunca bunun faydasını görürsünüz. Çevrenizde sevilen, sayılan, rahat iletişim kurulabilen insan olursunuz. En önemlisi ruh haliniz çok dengeli olur.
Yaşıtlarınızın durumu sizi aldatmasın
Bu kitapta anlatılanları uygulamaya karar vermiş olabilirsiniz. Ancak elbette ki bunları uygulamak irade, kararlılık, sabır gerektirecektir. İnsanın kendisini değiştirmesi çok kolay değildir. Fakat bunun sonucunda kazanacaklarınız çok fazla olacaktır. Eğer siz de böyle bir karar verdiyseniz yani olgun, dengeli, aklı başında bir insan olmaya niyet ettiyseniz sakın yaşıtlarınızın bu yöndeki yanlış hareket ve tavırlarından olumsuz etkilenmeyin. Çoğunluğun dengesiz davranıyor olması sizi pes ettirmesin. Bir arkadaşınızın rahatça öfkelenmesine, bağırıp çağırmasına, asilik yapmasına özenmeyin. Bundan dolayı aldığınız kararları bir yana bırakmayın. Kararlı olun. Onlar yanlış yapıyor diye siz de yanlış yapmak zorunda değilsiniz. Ayrıca herkesin irade gücü, kişiliği, kararlılığı bir değildir. Belki siz çok güçlü bir insansınız ve bu anlatılanları yaparak olgun bir insan gibi ruhunuzu ve kişiliğinizi geliştireceksiniz. Belki diğerleri sizi 5-6 yi geriden takip edecek. Bunu bilemezsiniz. Bu nedenle elinizden geleni yapmalısınız.
Öfkenizle mücadele edin
Öfke özellikle gençlerde çok yaygın olarak görülen bir kişilik özelliğidir. Kolayca her şeye ve herkese öfkelenir, öfkelenince de bağırıp çağırıp, kimi zaman da bir şeyler kırıp dökebilirler. Bunlar çoğunlukla toplumda normal karşılanmakta, genç olduğu için kişinin öfkesine verilmektedir. Oysa bu bir nevi delilik alametidir. Her insanın öfkelenebileceği durumlar oluşabilir. İnsan pek çok durumla karşılaşabilir. İlk anda kalbine öfke gelmesi de makul olabilir. Ancak kişi o öfkeye hemen ve kolayca teslim oluyorsa, kişinin aklı değil de öfkesi o kişiyi yönetiyorsa bu anormalliktir. Her insan aslında isterse öfkesini rahatça kontrol altına alabilir. Ancak bunun için istemeli, dengeli, sağlıklı bir ruh haline sahip olmaya niyet etmeli, bunun anormallik olduğunu fark edip öfkelenmeyi kendisine yakıştırmamalıdır. Diğer bir deyişle öfkesini tutup yenebilmelidir. Ruh hali dengeli ve sağlıklı olan insanlar rahatça kendilerini ve öfkelerini kontrol altına alabilirler. Ancak kontrolsüz ve dengesiz insanlar bunu yapamazlar. Kendilerini öfkelerinin seline bırakır, o kendilerini nereye götürürse gider, sonunda da çok pişman olacakları şeyler yaparlar. Sağlıklı bir ruh haline sahip olan bir insan bunu kendisine kesinlikle yakıştırmaz.
Ruhen sağlıklı olmanız neden önemlidir ?
14 Haziran 2010 Yazan admin
Kategori Ruh Sagligi
Ruh saÄŸlığı bazı durumlarda beden saÄŸlığından bile daha önemlidir. Çünkü bedenen engelli olan bir insan bazı iÅŸleri yapamayabilir ancak aklen ve ruhen saÄŸlıklı olduÄŸu için düşünebilir,mutlu, huzurlu olabilir, ÅŸartlan kısıtlı da olsa üretebilir, çevresine güven ve huzur verebilir, mutlu, rahat, dengeli bir yaÅŸam sürebilir. Oysa fiziken hiçbir kusuru ve bedeni hastalığı olmamasına raÄŸmen ruh saÄŸlığı bozuk olan bir kiÅŸi hem kendisi hem de çevresine rahatsızlık verir. Maddi imkanları geniÅŸ olsa da, iyi bir eÄŸitimi ve iÅŸi olsa da, geniÅŸ bir çevresi bulunsa da aklen saÄŸlıksız olduÄŸu için mutlu olamaz. Her ÅŸeyden önce kendi içinde sürekli huzursuz, rahatsız, sıkıntılı bir yaÅŸam sürdüğü için mutsuzdur. Sürekli sorunları vardır. Bundan ötürü vakti, imkanı, bedeni gücü yerinde olsa da yaptığı iÅŸten verim alamaz, bir ÅŸeyler üretemez, konsantre olamaz, faydalı faaliyetlerde bulunamaz, derslerinde baÅŸarılı olamaz, çevresiyle uyumlu olamaz, insanlarla diyalog kuramaz… Ruh saÄŸlığının bozulmasından kaynaklanan sorunlar çok daha uzun anlatılabilir. Burada önemli olan nelere yol açabileceÄŸinin bilinmesidir. Ruh saÄŸlığı bozulan bir insanda bunların hepsi görülecek diye bir kural elbette ki yoktur. Ancak ruh saÄŸlığının bozulmasının bunlara sebep olabileceÄŸini bilmek gerekir. Ayrıca ruh saÄŸlığının bozulması demek o kiÅŸiye hemen mutlaka bir ruh hastalığı teÅŸhisi konulması demek deÄŸildir. Bunların ön aÅŸamaları vardır. ÖrneÄŸin dengesiz ya da tutarsız bir yapı sergilemek bu kiÅŸiyi güvenilmez yapar. Evde ailesi, okulda arkadaÅŸları ve öğretmenleri bu kiÅŸiye elbette tedirginlikle yaklaşırlar. Ona her sorumluluÄŸu rahatlıkla veremezler. Yanında her konuyu konuÅŸamazlar. Emanet veremezler. Üstelik böyle bir kiÅŸinin sürekli takip edilip, kollanması gerekir. Çünkü ne zaman ne yapacağı, neye ne ÅŸekilde tepki vereceÄŸi belli olmaz. Bir konuÅŸma sırasında geçen bir sözden etkilenip delice bir harekette bulunabilirler. Derste iÅŸlenen bir konudan etkilenip umulmadık bir ÅŸey yapabilirler. Bu tür kiÅŸilerin yanlarında dikkatli olmak gerekir. Onların psikolojilerini bozmayacak, onları olumsuz etkilemeyecek, onları yanlış düşüncelere sevk etmeyecek ÅŸekilde hareket etmek gerekir. Bu da elbette ki o kiÅŸinin yanındakileri huzursuz eder. Burada kastedilen, ciddi ruh hastalıkları deÄŸildir. Çünkü ruh hastalıkları elde olmayan rahatsızlıklardır. Ancak gençlerde görülen dengesiz, aşırı, hırçın, kaprisli, güven vermeyen, sorunlu, bunalımlı ruh hallerinin çözümü vardır. Burada tenkit edilen de budur. Bunun önüne geçmek, bu ruh halinden kurtulmak, daha dengeli, huzurlu, güven veren, saÄŸlıklı bir yapıya kavuÅŸmak elbette ki mümkündür. Bu kitapta amaçlanan da budur. Gençlerde yaygm olarak görülen bu ruh halinin normal karşılanmasını önlemek, siz gençlere eÄŸer isterseniz çok aklı baÅŸmda, huzurlu, dengeli, saÄŸlıklı bir ruha sahip olabileceÄŸinizi anlatmak ve bunun yollarını göstermektir. Dengesizlikten kastedilen de yine gençler arasında yaygın olan bu ruh halidir. Bundan kurtulmak isteyenlere bunun mümkün olduÄŸunu anlatmaktır.
Ayrıca şunu da unutmayın ki bu yaşlarda nasıl bir kişilik geliştirir, nasıl bir ruh haline sahip olursanız, ilerideki kişiliğinizi, ruhsal yapmızı bunun üzerine bina etmiş olursunuz. Her zaman herkes için değişme yolu açıktır. Bu yol açıktır ancak her insan değişime açık olmadığı için çoğu kişi gençlik yıllarında elde ettiği yapıyı korur ve bunu tamamen değiştirmek yerine bunun üzerine bir şeyler kurar. Dolayısıyla gençlik döneminde elde ettiği yapıyı muhafaza eden insanlar çoktur. Aynı yapının ileriki yıllara taşındığım düşünsenize. Böyle bir insana ne iş hayatında ne aile ortamında ne de toplumsal ilişkilerinde güven duyulmayacağı, böyle bir kişiye emanet verilemeyeceği, sorumluluk yüklenemeyeceği açıktır. Tabi ki aslında hiç kimse böyle bir duruma gelmek istemez. Bu nedenle daha yaşım erken, henüz önümde uzun yıllar var, diye düşünmeyin. Şimdiden dengeli, aklı başında, ruh sağlığı yerinde bir insan olun. Bu tamamen sizin elinizde.
Önceki bölümde anlatılanları uygularsanız, dengeli aklı başında insan olmayı gerçekten isterseniz rahatlıkla bunu elde edebilirsiniz. Ama bunalımlı ruh halinden zevk alıyorsanız, ailenizi ve çevrenizi üzmek, tedirgin etmek sizi rahatsız etmiyorsa, sorunlu insan olmayı kendinize yakıştırıyorsanız, tartışmadan, çekişmeden zevk alıyorsanız o zaman bu şekilde yaşamaya devam edebilirsiniz. Fakat kendisine saygı duyan bir insanın aklı başında olmayı tercih edeceği açıktır.
Ruh sağlığınız güçlü olursa ileride diğer insanların yetişmesine de katkıda bulunabilirsiniz. Örneğin öğretmen, eğitimci, akademisyen, psikolog vb. mesleklere sahip olabilirsiniz. Fakat daha kendisini eğitememiş, kendisini değiştirememiş bir insanın, kendi üzerinde otokontrolü olmayan bir kişinin başkasını eğitmesi ya da değiştirmesi de mümkün olmayacaktır.
Dengeli insan olmayı gözünüzde büyütmeyin
13 Haziran 2010 Yazan admin
Kategori Ruh Sagligi
Eğer gerçekten ister, azmeder, irade gösterir ve uygularsanız çok büyük bir değişim yapabilirsiniz. Bu kitabı okuyan gençlerin belki hemen hepsi okurken heveslenecekler, kendilerinde böyle bir değişim yapmayı isteyeceklerdir. Ancak elbette ki hepsi elde edemeyecektir bu ruh halini. Sadece gerçekten isteyen, irade ve kararlılık gösteren ve pes etmeyenler bu ruh haline ulaşacaklardır.
Kendinizde böylesine olumlu bir değişiklik yapmanız bu yaşlarınızda da ileriki yaşlarınızda da sizin için çok faydalı olacaktır. Bu yaşlarda böylesine güzel bir irade göstermeniz hem kendinize güveninizi ve saygınızı artıracak hem de çevrenizin saygısını kazanmanıza yol açacaktır. Kişilikli, özgüvenli, dengeli, aklı başında, ruh hali son derece normal bir insan olmanız elbette ki size haklı bir saygınlık kazandıracaktır. Kitapta anlatılanları uygulama konusunda zaman zaman zorlanabilirsiniz. Alıştığınız, eskiden beri alışkanlık haline getirdiğiniz huylarınızdan, karakter özelliklerinizden vazgeçmeniz ilk etapta kolay gelmeyecektir. Ancak değiştirdiğiniz her özellik kendinize olan güveninizi artıracak ve diğerlerini değiştirebilmeniz için size cesaret verecektir.
Neden yıllarınızı boşuna harcayasınız ? Üstelik ömrünüzün en değerli, en verimli, en dinç dönemlerini niçin ruhen sağlıksız ve dengesiz bir insanmış gibi geçiresiniz? Nasıl olsa eninde sonunda ruhen dengeli bir insan olmaya karar vereceksiniz. Niçin yetişkin olmayı bekleyesiniz ? Bu değişiklikleri yaptığınızda sakın gençliğinizin kıymetini bilmediğinizi, ömrünüzün en verimli yıllarını tek düze, hayattan zevk almadan, sıkıcı bir ruh haliyle geçireceğinizi düşünmeyin. Bu yanlış olur. Çünkü asıl, kişilikli, ruhen dengeli, sağlıklı olduğunuzda hayatın değerini daha iyi bilir, yaşamınızdan daha zevk alırsınız. Çünkü kendinize saygı duyarsınız. Bu nedenle bu konuyu çok iyi değerlendirin. Daha önce de belirttiğimiz gibi bazılarınız bu anlatılanları uygulayacak, bazılarınız ise uygulamayacaktır. Fakat bilmelisiniz ki yetişkin bir insan olup geri dönüp baktığınızda bunları uygulamış olmaktan ötürü kendinizle gurur duyacaksınız. Yaşıtlarınızın pek çoğunun önüne geçecek, onların yıllar sonra kavradığı gerçekleri siz yıllar önce fark etmiş ve yaşamış olacaksınız. Bu elbette ki çok büyük bir avantaj olacak.
Ruh sağlığınızı daha güzel hale getirmek için izleyeceğiniz adımlar
12 Haziran 2010 Yazan admin
Kategori Ruh Sagligi
Kendinizdeki dengesizliklerin neler olabileceğini tek tek düşünün.
Yarın daha dengeli bir yaşama başlayın; en azından buna karar verip ilk adımı atın ve tüm bu dengesizlikleri yapmamaya gayret edin.
Eğer sözünüzü tutamadığınızı görürseniz sakın vazgeçmeyin; yeniden başlayın.
Aslında her gün güne başlarken kısaca konsantre olun ve tekrar karar alın.
Daha dengeli olduğunuzu, eskisi gibi aniden sinirlenmediğinizi, öfkenizi kontrol edebildiğinizi vs. gördüğünüzde sakın kendinizi yeterli görmeyin, daha da dengeli olmak için gayret sarf etmeye devam edin.
Yaşıtlarınızın tavırlarından olumsuz etkilenmeyin.
Eski tavırlarınız mutlaka ki size uygulaması daha rahat ve kolay gelecektir. Kızmak, bağırmak, çağırmak, asileşmek, küsmek, tavır almak bazen daha cazip görünebilir. Ancak bunu kendinize yakıştırmayın, siz bir kez dengeli insan olmaya, yetişkin tavrı göstermeye niyet ettiniz. Şimdi bunu uygulama zamanı.
Ruhsal dengesizliklerin ileri aşaması ruh hastalıklarıdır
11 Haziran 2010 Yazan admin
Kategori Ruh Sagligi
“Ruh SaÄŸlığı ve Hastalıkları” ile kiÅŸide görülen önemli uyumsuzlukları önleme, teÅŸhis ve tedavi etmeyle uÄŸraÅŸan uzmanlık dalma psikiyatri denmektedir. Psikiyatrinin kapsamına giren ÅŸikayetler ÅŸunlardır:
Uykusuzluk
Sıkıntı, sinirlilik
Durgunluk, huzursuzluk
Unutkanlık, dalgınlık
Aşırı şüphecilik
Taşkınlıklar
Sürekli gerginlik
Kişilik bozuklukları
İnsanlardan uzaklaşma
Alkol ve madde kullanımına ilişkin sorunlar
Panik hissi
Fobiler
Aşırı kuralcılık
Gerçek dışı düşünceler
Vücutta açıklanamayan ağrılar, uyuşmalar
Genellikle sıkıntı ve sinirlenme sonrası görülen bayılmalar.
Bu ÅŸikayetler psikiyatriyi ilgilendiren sorunların bir kısmıdır.17 Fakat davranış bozuklukları genel olarak “Nevrozlar” ve “Psikozlar” olmak üzere iki ana baÅŸlık altında incelenir. Bunlardan nevrozlar hafif, psikozlar ağır vakalardır.
Nevrozlar, organik bir sebebe bağlı değildir. Tamamıyla çevreden gelen olumsuzlukların etkisiyle kişide düşünce bozukluklarının ve ruhi çatışmaların ortaya çıkması halidir. Nevrozlu bir kişi, çevresi ile birtakım uyumsuzluklar yaşar fakat sıkıntılarının ve sorunlarının farkındadır. En önemlisi, gerçek hayattan kopmaz.
Psikozlarda ise durum oldukça farklıdır. Hasta gerçeklerden tamamıyla kopmuş, kişiliği dağılmıştır. Dahası; muhakemesi ve zihin fonksiyonları bozulduğu için kişi, hasta olduğunun farkında değildir. Hezeyan ve halüsinasyonlar söz konusudur.
Bu iki gruba girmeyen başka anormal davranışlar da vardır. Bu kitapta tüm ruh hastalıklarına yer verilmeyecek, sadece bir kısmı incelenecektir. Burada amaç hem sizlere sık rastlanan bu ruh hastalıklarını tanıtmak hem de ruh sağlığının önemini hatırlatmaktır. Sağlıklı, dengeli bir ruh haline sahip olmanın neden gerekli olduğunu, sağlıksız, dengesiz bir yapının ileride nelere yol açabileceğini görmeniz amaçlanmaktadır.
Nevrozlar
10 Haziran 2010 Yazan admin
Kategori Ruh Sagligi
Nevrozda, kişi istek ve idealleri doğrultusunda ilerlerken aşamayacağı engellerle karşılaşırsa ümitsizliğe kapılır. Önce kendi yeteneklerini yargılar. Engelleri aşamadığı için çevresi tarafından eleştirildiği ve baskıya maruz kaldığı zaman çevreye kızar. Ancak çoğu zaman bu kızgınlığını dışa vurmaz, içinde tutar. Sitem ve kızgınlıklar üst üste geldikçe çeşitli sıkıntılar doğar ve bunlar kişiye huzursuzluk vermeye başlar.
Nevrotik kişide sürekli sinirlilik, gerginlik, korku, endişe, huzursuzluk, kuruntu, dikkati toplayamama, dengesizlikler ve ruhsal çöküntü hali görülür. Kişi karşılaştığı zorluklan aşmak için gayret etmek yerine onlardan kaçmaya çalışır. Sürekli olarak kendi duyguları, kendi umutları ve kendi sorunlarıyla ilgilidir. Kendine dönük olduğundan diğer insanlarla ilgilenmez. Sorumluluklarını yerine getirmediğinin farkında olması ve insanlardan bencilce beklentileri suçluluk psikolojisi yaşamasına neden olur.
Nevrotik kişi kendisine zarar verdiğini gördüğü halde, şaşırtıcı bir şekilde, aynı hataları tekrar tekrar yapar.
Olaylar ve kişiler hakkındaki yorumlarını genelleştirir. Örneğin bir kişinin söylediği sözü, herkes böyle söylüyor şeklinde aktarır. Yaşadığı olayları ise çok olumlu ya da çok olumsuz gibi keskin ayrımlarla değerlendirir. Benzer şekilde insanları da. Bir kişi onun için ya çok iyidir ya da çok kötü.
Nevrotik kişi sıklıkla olaylarla baş edemediği ve yapmak istediği şeyleri yapamadığı şeklinde sızlanır. İşin gerçeği; yapamamasından çok, yapmak istememesidir. Aslında korktuğu faaliyetten kaçmak istemektedir. Bunun için pek çok mazeret ileri sürer, yapmaları gereken etkinliği devamlı olarak ertelerler.
Nevrotik kişi, davranış bozukluklarından kendini sorumlu görmez, hep kendini haklı bulur. İç dünyasında suçluluk-kızgınlık hakimdir ve sevgiyi algılamakta zorlanır. Kendini sert bir biçimde yargılar, acımasızca eleştirir, değersiz görür. Böyle olduğuna dair sürekli delil toplamaya çalışır, ilgisiz yorumlarda bulunur ve devamlı bunun ıstırabını yaşar.
Bu kişiler nevrotik davranışlarıyla uyumsuz olabilirler fakat gerçekleri çarpıtmazlar. Aksine gerçeğin farkındadırlar ancak çıkış yolu bulamazlar.
Yaygın olarak görülen nevrotik bozuklukları aşağıda listelenmiştir:
Panik bozukluk
Panik bozukluk, nöbet şeklinde birdenbire beliren yoğun bir korku hissidir. Kişi, başına bir kötülük geleceğinden, felakete uğrayacağından, aklını kaybedeceğinden veya öleceğinden korkar, dehşete kapılır. Kontrolünü kaybedip ürkütücü şeyler yapacağı endişesi yaşar. Bu ataklar 5-10 dakika içinde ani olarak başlar, çoğu zaman 30 dakikayı geçmez. Ender olarak bir saati geçse de kendiliğinden son bulur. Atakların tekrarlaması olasıdır.
Panik ataklı bir hastada; çarpıntı, göğüs ağrısı, göğüste sıkıntı hissi, titreme, terleme, boğulma hissi, nefes almada zorluk, nefesin kesilmesi, karın ağrısı veya mide bulantısı, üşüme veya tam tersi ateş basması, baş dönmesi, bayılacakmış gibi hissetme, uyuşma ve karıncalanma hissi, delireceği korkusu, ölüm korkusu gibi belirtilerden en az dördü veya daha fazlası bir arada başlar ve dakikalar içinde tırmanır. Fakat panik atak tehlikeli bir hastalık değildir. Kişinin sandığı gibi korktuğu şeyler basma gelmez; bu sebebe dayalı olarak hayatı tehlike altına girmez, hasta aklım yitirmez veya kontrolünü kaybetmez. Panik atak hiçbir zarar vermeden kendiliğinden geçer.
Fobiler
Gerçeklere ve akla uymayan, yersiz veya abartılı korkulara fobi adı verilir. Fobisi olan kişi ise tehlike arz etmeyen durum ve nesneler karşısında korkuya kapılır. Örneğin böceklerden korkan bir kimse çiçeğin kenarında küçük bir böcek görse çok heyecanlanır, atmak veya öldürmek zorunda kalmak ise panik olmasına sebep olabilir.
Bazı fobilerde ise korkuda gerçeklik payı vardır, ancak abartılmıştır. Her insan yüksekten ürker, ancak 4-5 metre yükseklikte bulunan bir dairede pencere kenarına yaklaşamayan, hatta zorlandığında baygınlık geçiren insanlar vardır. Bunlar basit fobilerdir. Bir de sosyal fobiler vardır ki bu durumda kişi olmadık bir hata yaparak insanların önünde utanacağı veya küçük düşeceği gibi endişeler taşır. Topluluk arasında konuşurken bir anda sözünü unutacağını, kekeleyeceğini, akılsızca şeyler söyleyeceğini, soru soran olursa cevap veremeyeceğini; bir şey içerken ses çıkacağını, yemek yerken boğazına kaçacağını düşünür. İnsanların yanında aşırı heyecanlanmaktan, ellerinin titremesinden ve bunun fark edilmesinden korkar. Bu yüzden kalabalık içinde konuşma, sesli okuma, yazı yazma, iş yapma gibi etkinliklerden uzak durur. Bunun dışında agorafobiler vardır. Özellikle asansör, köprü, tünel, sıkışık trafik ve kapalı yerlerde hasta yoğun bir sıkıntı duyar, kuruntulu bir şekilde beklemeye başlar. Panik atak yaşaması durumunda kendisine yardımın gelmeyeceğinden, mahcup durumadüşmekten korkar. Kimi zaman da direk olarak ortamdan kaçar. Dişçi koltuğu, berber, kuaför çekindikleri yerlerden bazılarıdır. Bu tip fobik kişiler toplu taşıma araçlarma binemez, evde yalnız başlarma kalamazlar.
Özetle; fobi korkudan farklı bir şeydir. Bu ruhsal hastalıkta korkunun mantıklı bir açıklaması yoktur. Fobik kişinin kendisi de bunun farkındadır. Fobiler tedaviye çok iyi cevap veren ruhsal rahatsızlıklardır. En çok rastlanılan fobiler şunlardır:
Akrofobi => Yükseklik
Agorafobi => Açık alan
Ailurofobi => Kediler
Antofobi => Çiçekler
Antrofobi => İnsanlar
Akuvafobi => Su
Astrafobi => ÅžimÅŸek
Brontofobi => Gökgürültüsü
Klostrofobi => Kapalı yer
Kinofobi => Köpek
Ekuinofobi => Atlar
Herpetofob => Kertenkele
Mizofobi => Kirlilik
Nikotofobi => Karanlık
Ofidofobi => Yılanlar
Payrofobi => AteÅŸ
Karşılaşılan fobi türlerinden biri de sosyal fobilerdir. Sosyal fobisi olan insanlar toplum içine karışmaktan çekinirler. Bu tür ortamlara girdiklerinde eleÅŸtirilme ya da küçük düşürülme korkusu yaÅŸarlar. Sosyal fobinin belirtileri şöyle sıralanabilir: Terleme, titreme, baÅŸ aÄŸrısı, çarpıntı, midede rahatsızlık, kaslarda gerginlik, sıkıntı hissi. Bu belirtiler kiÅŸinin yaÅŸammı çok güçleÅŸtirecek hale geldiÄŸinde kiÅŸinin bir uzmandan yardım alması, tedavi görmesi gerekebilir. Hastaların %95′inde baÅŸlangıç yaşı 20′nin altındadır.
Saplantı Hastalığı
Obsesyon (saplantı-takmtı) insanın aklına istenmeden, elinde olmadan gelen rahatsız edici düşüncelerdir. Bu düşünceler geldiÄŸi zaman kiÅŸide büyük bir sıkıntı oluÅŸur ve kiÅŸi bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için bazı uygunsuz, kendini yapmaktan alıkoyamadığı ve saçma bulduÄŸu yineleyici hareketler yapmaya baÅŸlar. Bu hareketlere de kompülsiyon (zorlantı) adı verilir. Sonuçta kiÅŸinin iÅŸlevselliÄŸi önemli ölçüde etkilenir ve bu durum tedavisi ÅŸart olan bir hastalık haline gelir.18 Zorlantılara örnek olarak ÅŸunu verebiliriz: Zihninden, “kapıyı 10 kere açıp kapamazsam başıma bir felaket gelecek” veya “bine kadar saymazsam bu evden biri ölecek” diye geçirir. Bu “sözde” kötü ihtimali engellemek için sürekli sayar; veya tabaÄŸa ÅŸu kadar kez dokunmalıyım, der ve bunu yapar. Bu ÅŸekilde saymakla veya dokunmakla sözde doÄŸacak kötü sonuçlan önlediÄŸine inanır.
Bu hastalığın türleri şunlardır:
Sayma saplantıları: Hasta gördüğü veya düşündüğü sayıları sayma konusunda kendisini engelleyemez. Binaların kaç kat olduğunu, elektrik direklerini, kaldırım taşlarını vs. sayar, araba plakalarını okur.Düzen saplantıları: Kişi her şeyi, kendi anlayışına göre belirlemiş olduğu sistem ve kurallara uygun olarak düzenlemeye çalışır. Başkalarının eşyalarına dokunmasını istemez ve bundan rahatsızlık duyar.
Temizlik ve bulaşma saplantıları: Çoğunlukla kişi mikropların ve her türlü kirin üzerine bulaşmasından korkar. Ellerini defalarca yıkayarak, kendisini bulaşmadan korumaya çalışır.
Şüphe saplantıları: Bu tür obsesyonu olan kişi, bir şeyi yapıp yapmadığından bir türlü emin olamaz. Bu yüzden de yaptığı şeyleri defalarca kontrol eder. Örneğin kapıyı, pencereyi, ocağı kapatıp kapatmadıklarını tekrar tekrar yoklarlar.
Zarar verme saplantıları: KiÅŸi kendisim bazı ÅŸeyleri sabit sayıda yapmak mecburiyetinde hisseder. Bunun nedeni korkusunu bir parça olsun hafifletebilmektir. ÖrneÄŸin dolabı üç defa açıp kapar veya saçlarmı iki, dört altı gibi mutlaka çift sayı tekrarmca yıkar. Bu ÅŸekilde, kendisini veya yakınlarını “sözde” bir tehlike ya da zarardan koruduÄŸuna inanmaktadır.
Travma sonrası stres bozukluğu
Doğal felaketler, savaş ortamı, trafik kazası, saldırı veya ölüm tehdidi gibi olağan dışı ve travmatik bir olaym ardmdan kişide meydana gelen belirtilerdir. Kişi özellikle ilk zamanlarda bu olayı sık ve yoğun olarak hatırlar. Rüyalarında aynı travmatik olayı tekrar tekrar yaşar. Bu dönemde dışarıdan gelen etkilere karşı tepkisizlik içindedir. Benliğini sarsan bu olayı yeniden yaşayacağı korkusu taşır.
Bu rahatsızlık vakalarında kişi genellikle travma sırasında ölüm tehlikesi ile yüz yüze gelmiş fakat acz içinde kalarak şiddetli bir korku yaşamıştır.
Kaygı Bozukluğu (Yaygın Anksiyete Bozukluğu)
Bu rahatsızlıkta kişi günlük yaşamını etkileyen yaygınlaşmış bir anksiyete yani endişe ve üzüntü içindedir. Dikkatini toplamakta ve düşüncelerini odaklamakta güçlük çeker, zihni donmuş gibidir. Öte yandan yoğun bir heyecan duygusu ve huzursuzluk yaşar. Enerjisi azalmış, kasları gerilmiştir, çabuk yorulur. Uykusu bozulduğundan uykuya dalmakta güçlük çeker. Tüm bunlarla beraber kişi belirli bir sebebe dayanmaksızın sinirli ve huysuz bir mizaç sergiler. Tüm bu belirtiler hemen hemen her gün görülür ve bu endişeli ve üzüntülü dönem en az altı ay sürer.



