Havuzlardaki klor saçlara zararlı

27 Haziran 2010 Yazan  
Kategori Saç sağlığı

Uzmanlar, güneşin yaydığı ultraviyole ışınları ile deniz suyundaki tuz ve havuzdaki klorun, saçın en büyük düşmanı olduğunu belirtiyorlar.

İnternet’ten derlenen bilgilere göre uzmanlar, bayanların saç rengini açmak için kullandıkları kimyasal madde olan ‘oryal’in, tüm kadınlar tarafından endiÅŸe duyularak kullanıldığını, oysa havuz suyundaki klorun bundan çok daha tehlikeli olduÄŸu vurgulandı. Havuz suyunda bulunan klorun mayoların bile rengini soldurduÄŸuna, saçlarda da renk deÄŸiÅŸimine, kuruluÄŸa, kırılmalara ve genel yıpranmaya neden olduÄŸunu belirten uzmanlar, buna raÄŸmen kadınların yüzde 99′unun havuza girerken saçlarını
koruyacak bir bone kullanmadıklarına dikkati çekiyorlar.

Deniz suyundaki tuz ve güneşteki ultraviyole ışınlarının da tıpkı havuz suyu gibi saça zarar verdiğine işaret eden uzmanlar, tuz ve klorun saça çok çabuk nüfuz ettiği için yıpranmayı da hızlandırdığını belirterek, özellikle uzun süre suda kalınıp, çıktıktan sonra da saçlar duru suyla iyice yıkanmalı yoksa telafisi güç sorunların ortaya çıkabileceği bildiriyorlar.

Öncelikle havuz ya da denizde saçların mutlaka bone ile korunması, sudan çıktıktan hemen sonra da saçın bol duru suyla yıkanması, ayrıca, fön çekerken ya da çektirirken makinenin sıcaklık derecesinin yükseltilmemesi öneriliyor. Fönün sıcak ayarı ne kadar yüksek olursa saçtaki yıpranmanın da o kadar hızlı olacağına iÅŸaret eden uzmanlar, yaz – kış saçların 36 dereceden yüksek ısıdaki su ile yıkanmaması ve yıkandıktan sonra da uzun süre ıslak bırakılmaması gerektiÄŸine dikkat çekiyorlar.

Saç kaybında diyetin hormonal etkileri

26 Haziran 2010 Yazan  
Kategori Saç sağlığı

Saç kaybında diyetin hormonal etkileri

İlaçlar yiyecekleriniz, yiyecekleriniz ilaçlarınızdır.

Yiyecekler, saç dökülmesi de dahil olmak üzere bütün rahatsızlıkların tedavisi için uygulanan ilaç ya da bitkisel terapinin etkinliğinde çok derin bir rol oynar. Yiyeceklerin tıbbi, iyileştirici ve sistemde değişiklik yapma özelliklerini kullanarak, erkek tipi kellikte başlıca suçlu olan DHT de dahil olmak üzere, hormon seviyelerinizi kontrol edebilir ve böylece saç dökülmesini kontrol altına alabüirsiniz.

Ben bunu yapmayı başardım: Saç kaybını kon­trol eden Propecia (finasteride) ilacının ve bitkilerin etkinliğini arttıracak ve bazı hormonların saçıma ters etki etmesini önleyecek özel bir diyet uygu­ladım.

Bu bölümde hormonlarınızın diyetle nasıl düzenlenebileceğini, bilim adamlarının yiyecekler, sağlık ve saç kaybı arasında ne gibi önemli bağlan­tılar bulduğunu ve kalbinizi, tüm vücut sağlığınızı ve formunuzu korurken, saçlarınıza da faydalı ola­cak bir beslenme şeklini nasıl kolayca uygulaya­bileceğinizi öğreneceksiniz.

Hormonlar vücudunuzu nasıl kontrol eder?
Hormonları düşündüğümüzde, genellikle iki temel cinsiyet hormonu olan testosteron ve östrojen gelir aklımıza. Bu hormonlar sadece cinsiyet özellik­lerimizi, üreme sistemimizi ve cinsel iştahımızı düzenlemekle kalmaz, bütün sağlığımızı korumada da önemli bir rol oynarlar.

Her çeşit hormon, vücuttaki bütün çalışan mekanizmaları, en basitinden en zoruna kadar bütün vücut fonksiyonlarını ve aynı zamanda duygularımızı da (sevgi, korku, endişe, stres, neşe vd.) düzenlerler.

Vücut, hücreler arasındaki iletişimi iki şekilde sağlar: Biri, nöron denen sinir lifleri yoluyla dola­şan ve nabız atışına benzeyen elektriksel vu­ruşlarla, diğeri ise endokrin sistemi ile taşınan kimyasallar yoluyla. İşte bu ikinci yöntemde, kim­yasal sistem, hormonlan ulak olarak kullanır.

Nöronlardan geçen elektriksel mesaj iletiminin hızı, şimşek çakmasınınkinden fazladır; neredeyse anındadır. Beyin bacağa hareket etmesini söyler ve o anda bacak hareket eder.

Endokrin sistemde ise iletişim daha gevşektir. Bu kimyasal sistemde bezler hormonlan kan dola­şımına salgılarlar ve kan dolaşımı da onları bütün vücuda taşır. Bu hormonların gidecekleri yere ulaş­maları birkaç dakikayla, birkaç saat arasında deği­şen bir süreyi bulabilir.

Endokrin sistemdeki bezler bütün vücuda ya­yılmıştır.
* Hipofiz bezleri beynin ön bölümünün he­men altında bulunur.
* Tiroid ve paratiroid bezleri boynun ön kıs­mında, göğüs kemiğinin hemen üstündedir.
* Adrenalin bezleri böbreklerin üstüne yapışık olarak dururlar; her böbreğin üstünde bir bez vardır.
* Pankreas karın bölgesinde midenin arka­sındadır.
* Yumurtalıklar (sadece kadınlarda bulunur) göbeğin hemen altında pelvik bölgede­dirler.
* Testis bezleri (sadece erkeklerde bulunur) testislerde yer almaktadır.

Hormonların çok az miktarı bile çok güçlüdür ve incelikli bir zamanlama ve dengeye sahip çok sayıdaki vücut sisteminden birisine salgılanırlar. Beyindeki kontrol merkezi olan hipotalamus, uyu­ma, yeme ve üreme de dahil olmak üzere vücudun temel fonksiyonlarını düzenler. En önemli görev­lerinden biri, hipofiz bezini kontrol etmek yoluyla endokrin sistemi kontrol altında tutmaktır. Hipofiz bezinin görevi, bir organın ya da bir bölgenin belli bir hormona olan ihtiyacı ile ilgili mesajları aldık­tan sonra o hormonu salgılamak ya da endokrin sistemdeki başka bir bezin istenilen hormonu üret­mesine ve salgılamasına neden olacak bir madde salgılamaktır.

Bir erkeÄŸin testislerinden salgılanan hormon­lar, adrenalin bezlerinden salgılananlarla birlikte, fiziksel ve cinsel özelliklerden, üreme ile ilgili fonksiyonlara kadar bütün “erkeksi” özelliklerden sorumludurlar. Testisler, erkek cinsel hormonu olan testosteronu üretirler. Hatırlayacağınız gibi testos­teron, 5-alfa-redüktaz enziminin yardımıyla dehid-rotestosterona (DHT) dönüşür. Erkek tipi kellik genine sahip olan erkeklerde, saç foliküllerini kü­çülterek sonuçta ölümlerine ve saç kaybına neden olan madde, DHT’dir. Yediklerimiz de testosteron ve DHT sevi­yelerini etkiler; bu yüzden yiyeceklerimizi tıbbi özelliklerine göre seçerek ve saç üzerinde isten­meyen etkileri olabilecek hormonal olaylar zincirini baÅŸlatacak yiyeceklerden kaçınarak saç dökülme­sini önlemek mümkündür.

Testisler ayrıca, ergenlik çağından itibaren penisin büyümesi, vücut kıllarının çıkması, sesin kalınlaşması ve kasların yoğunluğunun artması gibi ikinci derece erkeksi özellikleri geliştiren hor­monlar olan androjenleri de üretirler. Androjenler kortikosteroidler olarak sınıflandırılırlar ve sadece testisler tarafından değil adrenalin bezleri tarafın­dan da üretilirler.

Şeker ve saç kaybı arasındaki ilişki

25 Haziran 2010 Yazan  
Kategori Saç sağlığı

Şeker ve saç kaybı arasındaki ilişki

Hormonlar, diyet ve saç kaybından bahsederken, vücudun şeker seviyesini düzenlemekte önemli bir rolü olan pankreastan da bahsetmemiz gerekir. Bu ilişkiyi anlamak için, pankreasın nasıl çalıştığını bilmek gerekir. Eğer siz ya da çevrenizden biri diyabet hastası ise bu konuda bilginiz olması ola­sıdır.

Pankreas, sabit kan ÅŸekeri seviyelerini muha­faza eden ensülin ve glucagon’u üretir. Ensülin, vücut hücrelerinin glikozu (ÅŸeker) yakıt olarak kul­lanmasına yardım eder; böylece kan dolaşımındaki ÅŸeker miktarını düşürür. Glucagon, kan dolaşımın­daki ÅŸeker miktarının yükselmesi gerektiÄŸinde, depoladığı ÅŸekeri kana salgılaması için karaciÄŸeri uyarır. Bu iki hormon, kan ÅŸekeri seviyesini den­gede tutmak için iÅŸbirliÄŸi yaparlar.

Pankreas yeterince ensülin üretemediğinde ya da vücut pankreasın ürettiği ensülini kullanama­dığında diyabet, yani kronik yüksek kan şekeri rahatsızlığı meydana gelir. Bu, şekerin kan dolaşımından, vücuda yakıt oluşturmak için ona asıl ihtiyaç duyan hücrelere ya da yakıta ihtiyaç duyul­duğunda kullanılmak üzere depolandığı karaciğere ulaşamadığı anlamına gelir.

Hipoglisemi ya da düşük kan şekeri olarak bili­nen bunun tam zıt durumunda ise, vücuttaki şeker, hücreler tarafından yakıt olarak aşırı kullanılır ve kan dolaşımında yeterli şeker kalmaz. Bu durum, kan şekeri seviyelerinin korunması için yeterince sık yememek gibi basit bir nedenden (birkaç saat ya da bütün gün yemek yemediğinizde hissettiğiniz o bulantı ve sersemlik bu yüzdendir) ya da aşın ensülin üretiminden kaynaklanabilir.

Vücudunuzdaki ensülin ve testosteron seviye­leri arasında önemli bir bağlantı vardır; ensülini kontrol ederek testosteronu da kontrol edebilirsiniz. Bu, saç kaybını önlemek ve saç uzaması için uygun bir dahili fizyolojik çevre yaratmak açısından önemli bir yöntemdir.

Düşük yağ ve dengeli şeker içeren diyetle saç kaybının önlenmesi

24 Haziran 2010 Yazan  
Kategori Saç sağlığı

Düşük yağ ve dengeli şeker içeren diyetle saç kaybının önlenmesi

Daha önce de belirttiğimiz gibi yiyecekleri, hor­monlarınızı düzenlemek ve saç kaybınızı kontrol etmek için gerçek anlamda birer ilaç olarak kulla­nabilirsiniz.

Yiyecekler hormonlara çok kısa sürede, genel­likle sadece birkaç hafta içinde etki ederler. Bilim adamlan, yüksek oranda hayvansal yağ içeren diyetlerin, kan dolaşımına daha fazla testosteron salgılanmasına neden olduğunu bulmuşlardır.

Araştırmalara göre, düşük oranda yağ içeren yiye­cekler ya da vejetaryen yemekleri yiyen kişilerde testosteron seviyesi daha düşüktür. Ayrıca yüksek yağ içeren diyetler, hem kadınlarda hem de erkek­lerde östrojen. miktarını arttırır. Fazla kilolu bir kişide de östrojen seviyesinin yüksek olması büyük olasılıktır; bu yüzden doktorlar bazı obez erkek­lerde göğüslerin büyümesinin nedeninin de bu olduğuna inanmaktadırlar. Kısaca, genel olarak yüksek oranda yağ içeren diyetler vücudunuzun normal hormonal dengesini tamamen bozmaktadır.

Bu durum tabii ki, testosteronun erkek tipi kel­likte önemli bir rol oynamasından dolayı saç kay­bını doÄŸrudan etkiler. AraÅŸtırmalar ayrıca, yüksek yaÄŸ içeren diyetlerin, cinsellik hormonunu baÄŸla­yan globulin olarak bilinen bir proteinin de azal­masına neden olduÄŸunu göstermiÅŸtir. Bu protein, vücut tarafından ihtiyaç duyulana kadar cinsellik hormonunun hareketsiz durmasını saÄŸlar. Kan dolaşımında bu protein azaldığında, daha fazla testos­teron dolaşıma girer ve uygun koÅŸulları buldu­ğunda da saç foliküllerinde DHT’ye dönüşür. Saç foliküllerindeki yaÄŸ bezleri, testosteronu DHT’ye dönüştüren bir enzim olan 5-alfa-redüktaz’ı barın­dırırlar ve testosteron da dahil olmak üzere dola­şımda bulunan hormon seviyesinin yüksek olması bu yaÄŸ bezlerinin hareketini arttırabilir. Daha da kötüsü, kelleÅŸen bölgelerdeki saç foliküllerinde bulunan yaÄŸ bezleri, kelleÅŸmeyen yerlerdekinden daha geniÅŸtir.

1985 yılında yapılan bir araÅŸtırmada Masumi Inaba adlı Japon bir araÅŸtırmacı bu olayı anlatan bir rapor yayınlamış ve beslenme biçimlerinin batılılaÅŸmasındaki artışla birlikte, Japon erkeklerinde daha fazla kelleÅŸme görülmeye baÅŸlandığını ortaya koymuÅŸtur. Japon halkı önceki kuÅŸaklara göre daha fazla kırmızı et yemekte ve böylece daha fazla hay­vansal yaÄŸ almış olmaktadır. Inaba’nm teorisine göre, doÄŸrudan fazla miktarda hayvansal yaÄŸ alımı, kelleÅŸmede artışa yol açıyordu; çünkü yüksek hay­vansal yaÄŸ seviyesi saç foliküllerindeki yaÄŸ bez­lerinin büyümesine neden oluyor ve bu da, daha fazla DHT üretimine ve foliküllerin daha çok zarar görmesine yol açıyordu.

En etkili hormonal diyet konusunda araÅŸtırma yaparken, sayısız araÅŸtırma, makale ve kitap oku­dum. Bunlara Prof. Dr. Barry Sears’ın yazdığı ve 1995′te en çok satan kitaplar listesine giren The Zone da dahildi. Bu kitapta, hormonal olarak saç büyümesini destekleyici ve saç kaybını önleyici bir diyetle ilgili daha fazla ipucu buldum.

Bir biyokimyager olan Dr. Sears, AİDS teda­visinde kullanılmış bir ilaç olan AZT de dahil olmak üzere, birkaç kanser ilacının dağıtım sisteminin oluÅŸturulmasına doÄŸrudan katkıda bulunmuÅŸ biri­dir. 1982′de Dr. Sears, hormonların davranışlarını da kapsayan lipit (yaÄŸ) araÅŸtırmaları konusunda çalışıyordu. O yıl Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü, Stockholm’deki Karolinska Enstitüsü’nden Süne Bergstorm ve Bengt Samuelsson’a ve İngiltere’deki Royal College of Surgeons’dan John Vane’e veril­miÅŸti. AraÅŸtırmalarının konusu, eicosanoid adı veri­len çok güçlü bir hormon grubuydu.

Eicosanoidler, vücuttaki en güçlü ve önemli maddelerdendirler. Dr. Sears onları, vücudu bir arada tutan “moleküler yapıştırıcılar”, insan vücu­dunun bütün fonksiyonlarım kontrol eden ana ÅŸalterler olarak görmektedir. Bütün sistemleri: tes­tosteronun davranışında temel faktör olan, vücudu­muzdaki yaÄŸ stoÄŸunu düzenleyen sistemleri bile kontrol etmektedirler.

Dr. Sears, bu hormonlar kontrol edilebilirse, insan fizyolojisiyle ilgili her şeyin kontrol edilebile­ceğini fark etti.
Kitapta kellikten bahsedilmemesine raÄŸmen, The Zone’u okuduktan sonra, kitaptakine benzer (testosteron, ensülin ve eicosanoidleri kontrol altına alan bir diyet) düşük hayvansal yaÄŸ ve dengeli ÅŸe­ker içeren bir diyetle, hormonal denge ve dola­yısıyla DHT seviyelerinde bir düşüş saÄŸlayarak, saç kaybına karşı savaÅŸmanın mümkün olabileceÄŸini ayrımsadım. Bu aynca vücudun finasteride’ye (Pros-car/Propecia) daha iyi cevap vermesini saÄŸlayacaktı.

O sırada, saçlarımın tekrar çıkması durmuş gibiydi. Saç kaybım ilerlemiyordu ama, finasteride aldığım ilk bir buçuk yıl içinde gördüğüm kayda değer saç artışını da göremiyordum.

Åžekeri dengeleyici bir diyete baÅŸladıktan sa­dece iki ay sonra, vücudumda ve aynı ÅŸekilde başımda kayda deÄŸer deÄŸiÅŸiklikler görmeye baÅŸla­dım. Günlük hayatta performansım artmakla kal­mamış – artık daha inceydim- saçlarım da çıkmaya baÅŸlamıştı. Hormonlanmı kontrol ederek finaste-ride’nin etkinliÄŸini arttırabileceÄŸime olan inancım doÄŸru çıkmıştı. Ayrıca hala ilacın hiçbir yan etki­siyle karşılaÅŸmamıştım.

Tecrübelerimi aktarmak için Dr. Sears’ın ofisini aradım. Birkaç kiÅŸi onu arayarak ÅŸeker dengeleyici bir diyetin saç kaybını engellemede yardımcı olup olmayacağını sormuÅŸtu; bu telefonları bana yön­lendirmeye baÅŸladılar. Beni arayan herkese ÅŸeker dengeleyici diyetin saç kaybı ile savaÅŸmamdaki pozitif etkilerinden bahsettim ve bu kiÅŸilerle finas-teride’yi ve bitkisel tedavileri de tartıştım. Diyet ve bitkisel terapi kombinasyonunu önerdiÄŸim kiÅŸilerin çoÄŸu, saçın tekrar çıkması da dahil olmak üzere önemli pozitif sonuçlara ulaÅŸtılar.

Birkaç ay sonra Dr. Sears’ın ofisine, saç kaybı konusunda bir kitap üzerinde çalıştığımı bildirdim. Bu kitap, erkek tipi kelliÄŸe neden olan DHT’nin etkilerini kontrol etmeyi de içeriyordu.

Dr. Sears ertesi gün beni aradı ve deneyim­lerim, bilgi toplama ve tüketici hakları savunucu­luÄŸu konularında konuÅŸtuk. Åžeker dengeleyici bir diyetin (Zone diyeti ya da diyabet hastalarının uyguladığı diyet gibi), erkek tipi kelliÄŸin tedavi­sinin etkili olmasındaki öneminden bahsedince (benim ve tavsiyede bulunduÄŸum birçok erkeÄŸin deneyimlerine göre), bu konu Dr. Sears’ın ilgisini çekti ve benim bulgularımı onayladı. Sonradan bana ÅŸeker dengeleyici bir diyetin, testosteronun da ötesine geçen hormonal etkilerinin, kelliÄŸe doÄŸru giden erkeklere ne ÅŸekilde bir yardım sunduÄŸunu açıkladı:
“Moleküler seviyede kellik, hormonal bir bo­zukluk durumu olarak görülebilir. Testosteronun alt ürünü olan DHT hormonunun, kelliÄŸin baÅŸlıca se­bebi olduÄŸu açıktır. Bu yüzden, DHT seviyesini azaltacak müdahalelerin kellik üzerinde faydası olması gerekir. Proscar (finasteride) olarak bilinen ilaç bu araçlardan biridir ve testosteronu DHT’ye dönüştüren enzimi engellemektedir. Proscar’ın büyüyen prostatın tedavisinde birincil ilaç olarak kullanılmasının nedeni de budur. Bir baÅŸka bi­yokimyasal yaklaşım ise testosteronun üretimini kontrol etmektir. Bu da diyetin düzenlenmesiyle yapılabilir.”

Dr. Sears az yağlı, şeker dengeleyici bir diyetin bunu nasü yaptığını ve bir başka yaşamsal hormon olan ensülinin önemli rolünü anlatmaya devam etti:
“Bu çeÅŸit bir diyet, bir baÅŸka hormon olan ensülini dar bir aralıkta tutmaya dayanır: Ne çok yüksek, ne de çok düşük bir seviyede. Bunu yapa­rak kiÅŸi, vücutta araÅŸidonik asit denilen temel yaÄŸ asidinin üretimini kontrol altına alır. AraÅŸidonik asidin seviyesi kontrol altına alındığında, testisler deki Leydig hücreleri tarafından üretilen testos­teron da kontrol altına alınmış olur. “Diyetsel kontrol, bir hap içivermekten daima daha zordur, ama hiçbir yan etkisi yoktur. Üstelik, araÅŸidonik asidi kontrol altına almanın, özellikle eicosanoidler olarak bilinen diÄŸer bir hormonal sistemde ek faydaları da olacaktır. Eicosanoidler, fizyolojik sistemlerimizi kontrol eden süper hor­monlardır ve baÅŸka görevlerinin yanında, yüksek tansiyonu ve saçın ana yapı bileÅŸeni olan keratin gibi yapısal proteinlerin sentezini de kontrol eder­ler.”

Bu hassas dengeyi nasıl koruyacaksınız? Dr. Sears, beslenmede doÄŸru protein-karbonhidrat oranını almayı baÅŸarmakla, eicosanoid hormonla­rının bir ilaç derecesinde kontrol edilebileceÄŸini açıkladı: “YiyeceÄŸi, her öğünde vücuda belli bir miktar protein ve karbonhidrat saÄŸlayan reçeteli bir ilaç gibi kullanmış olacaksınız aslında.”

Benim ve birçok baÅŸka erkeÄŸin deneyimlerinde bu yöntem, özellikle saç foliküllerini öldüren DHT’nin üretimini önleyen bitkiler ve yine DHT üretimini engelleyen bir ilaç olan finasteride ile kombinasyon halinde kullanıldığında saç dökül­mesini engellemede etkili oldu.

Beslenme şeklinizi değiştirmenin bir başka artısı da şudur: Saç ve kafa derisi için önemli besin­ler sağlayan yiyecekler ve bu önemli besinlerin alımını ve emilimini maksimum düzeye çıkaracak yiyecekler yediğinizde, saç dökülmesi ile savaş­makla kalmıyor, aynı zamanda saç çıkmasını da teşvik etmiş oluyorsunuz. Şeker dengeleyici bir beslenme bunu da başarmaktadır.
Eğer erkek tipi kelliğiniz yoksa yiyecekler normal saç uzamasında bir yan etkiye neden olmaz; ama erkek tipi kellik genini miras almış olanların hayatında derin bir rol oynar.

Neyi, nasıl yemeliyim? (Saç sağlığı)

23 Haziran 2010 Yazan  
Kategori Saç sağlığı

Neyi, nasıl yemeliyim? (Saç sağlığı)

Ortalama Amerikan beslenme şeklinden uzak dur­mak, saç dökülmesine karşı en iyi savunma şekil­lerinden biridir. Hindi, tavuk, balık, kırmızı et (sadece ara sıra) ve soya ürünleri gibi protein kay­nakları; meyve, sebze ve fasulye çeşitlerinden alman kompleks karbonhidratlar; zeytin yağı ve aşağıda listelenen bazı kuru yemişlerden çıkarılan tekli doymamış yağlar arasında kurulan bir denge, saç kaybına karşı etkili bir beslenme şeklini size sağlayacaktır. Uygun bir beslenme şeklini izleye­rek, saç kaybına karşı ilaç ya da bitkisel terapiler kullanırken başarı şansınızı oldukça artırabilirsiniz. KARBONHİDRATLAR
Çokça meyve, sebze ve fasulye çeşitleri yiyin.

Patates, makarna ve ekmeği düzenli bir şekilde yemeyin. Bunlar direkt olarak glikoza dönüşür ve vücut şekeriniz önce hızla yükselir ve sonra düşer­ken, ensülini dramatik seviyelere çıkarır. Bu durum hormonal fonksiyonların düzgün işleyişini tehli­keye atar. Bu yiyecekleri diyetinizde asgari miktar­larda bulundurun.

Tekli doymamış yağlar
Sadece aşağıdaki yağları, ya meyve/kuruyemiş gibi bütün halinde ya da ekstre edilmiş şekilde tüketin: ekstra zeytin yağ, badem, avokado, macadamia fındığı, cashew, fıstık, pecan ve fındık yağları.

Alkol
Alkol az miktarda kullanılmalıdır; günde bir içki­den fazlası tavsiye edilmez. Fazla alkol tüketimi, çinko, folik asit, C ve B vitaminleri gibi yaşamsal besleyicileri vücuttan çalar. Alkol bir diüretik gibi davranır ve vücutta ciddi su kaybına neden olabilir;
bu da kafa derisinin durumunu, dolayısıyla saç çıkmasını doğrudan etkiler. Alkol ayrıca, kan şekeri seviyelerine ve hormonlara da zarar verir.

Kafein
Kafeini sınırlı miktarda alın. Kafeinin uzun süre boyunca alımı, vücutta B ve C vitaminleri, çinko ve potasyum eksikliğine yol açar. Bu durum, kan dolaşımındaki yaşamsal önem taşıyan besinlerin tüketilmesine neden olacak şekilde adrenalin bez­lerini zorlar, bu da DHT seviyelerine ters etki eder.

Nikotin
Nikotin kullanımından kaçının. Vücudun önemli besinlerini tüketir ve uzun süre kullanımı adrenalin bezlerinde aşırı zorlanmalara neden olur.

Kan ÅŸekerinizi dengede tutun
* Eğer fazla kilolu değilseniz, vücudunuz en­sülini daha etkili kullanır.
* Günde beş ya da altı öğün yiyin: kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri ve her öğün ara­sında hafif bir şeyler yiyin; arzu edilir ya da ihtiyaç duyulursa gece de atıştırın.
* Bir şey yemeden üç saatten fazla süre geç­mesine izin vermeyin.
* Rafine ve işlenmiş yiyeceklerden kaçının. Bütün ve doğal yiyecekler vücut tarafından daha yavaş ve eşit bir şekilde kullanılır, bu da istikrarlı şeker seviyelerine imkan sağlar.
* Pasta, kurabiye, börek, dondurma, şeker, konserve meyve ve benzeri rafine şeker içeren tatlı ve yiyeceklerden uzak durun.
* Sebze, yulaf ve meyvelerdeki gibi çözü­nebilir lifler, bağırsaklarınızın glikozu (şe­keri) istikrarlı ve eşit bir şekilde emmesine yardım eder.
* Tuz alımını azaltmanız, kan şekeri seviye­lerini düşürür.
* Egzersiz, kan şekeri seviyelerini düşürür.
* Stres, kan ÅŸekeri seviyelerinde oynamalara neden olabilir.
* Kan şekeri seviyeniz aşırı düşerse ve ser­semlik, baş dönmesi, kusacak gibi olma his­leri duyarsanız, bir su bardağı portakal suyu için. Neredeyse anında kan şekeri seviyenizi yükseltir ve birkaç dakika içinde de semptomların yok olmasını sağlar.
Dr. Sears, beslenmenizde şekeri dengeleyici etkiye ulaşmak için her öğünde yüzde 30 protein, yüzde 40 kompleks karbonhidrat ve yüzde 30 tekli doymamış yağ yemenizi önermektedir. Kilonuza, vücut kütlenize ve hareket seviyenize bağlı olarak özel protein ihtiyacınızı hesaplamayı gösteren The Zone adlı kitaptaki formüllerle diyetinizi daha da rafine hale getirebilirsiniz.

30-40-30 oranlarını kullanarak dengeli beslen­meye bugün başlayabilir, saç kaybını önlemede destekleyici bir iç ortam yaratabilir ve tüm vücut sağlığınıza katkıda bulunabilirsiniz.

Bitkisel tedavilerin gücü

22 Haziran 2010 Yazan  
Kategori Saç sağlığı

Bitkisel tedavilerin gücü

Bilimsel çalışmalar ve klinik deneyler; bazı bitki, bitkisel ürün ve besinlerin, erkek tipi kellik geni taşıyan kiÅŸilerde saç foliküllerini önce küçülten, sonra da öldüren bir testosteron türevi olan DHT’yi engellediÄŸini göstermiÅŸtir.

Gerçekten, bazı bitkiler DHT’nin etkilerini sen­tetik tıbbi ilaçlar kadar etkili bir ÅŸekilde – hatta bazı erkeklerde daha iyi bir ÅŸekilde- engellemektedir.

Hastalıkları önleme ve tedavi etmede, bitkisel ve besinsel müdahalelerin etkinliğini kanıtlayan en azından 20.000 bilimsel makale yayımlanmıştır.

Gazeteci ve yazar Nina L. Diamond Purify Your Body: Natural Remedies for Detoxing from 50 Everyday Situations isimli kitabında şöyle yaz­mıştır: “Yaygın ilaçların yüzde 25′inden fazlası bit­kilerden türetilmiÅŸtir ve yüzde 60′ında ek olarak bitki bazlı maddeler bulunmaktadır. Beyin ve vücudu pozitif yönde etkileyen ya da iyileÅŸtiren daha baÅŸka birçok bitkinin kimyasal özelliklerini halihazırda biliyoruz. Bunlar, doÄŸal tedavi yöntem­lerinde kullanılmaktadırlar, ama henüz tıbbi olarak sentezlenmemiÅŸlerdir.”

Eğer bitkiler bu kadar işe yarıyorsa, ilaç şirket­leri neden başka kimyasallar kullanarak onların sentetik versiyonlarını yaratmak ve onları reçeteli ya da reçetesiz ilaç haline getirmek için bu kadar uğraşmaktadırlar?

Cevap çok basit: Bir bitki ya da besinin sahibi olduğunuzu iddia edemez ve sonra da onun paten­tini alamazsınız. Ekonomik nedenlerle ilaç şirket­leri bu doğal maddeleri sentezlemekte, yepyeni, insan yapımı bileşimler yaratmakta ve böylece bu maddelerin ayrıcalıklı sahibi olduklarını iddia edebilmektedirler. İlaç şirketi yeni bileşimleri için bir patent alır ve patentin süresi dolana kadar geçen birkaç yıl boyunca o ilacı satan tek şirket olma hakkına kavuşur. Patent süresinin son bulmasından sonra diğer ilaç şirketleri de o ilacı üretebilir ve satabilirler.

Tıbbi ve iyileştirici özelliklerinin bilimsel ola­rak rapor edilmesi ve gittikçe daha fazla insanın sağlıklarını korumak için kullanmaya başlamasıyla, doğal formlarındaki bitki ve besinlerin rekabetiyle karşılaşan ilaç şirketleri, doğal, bitkisel ürünler satan departmanlar kurmuşlardır. Doğal olarak bu ürünlerin hiçbirine bir şirket tek başına sahip ola­mayacağından, piyasada sadece ilaç şirketlerinin değil, ilaç üreticisi olmayan, sadece bitkisel ürün­ler, vitamin, mineral ve diğer doğal besinsel ta­mamlayıcılar üreten şirketlerin de sayısız markası bulunmaktadır.

Diamond kitabında şöyle yazmıştır: “SaÄŸlık konusunda, bitkisel ve besinsel müdahalelerin etkinliÄŸini kanıtlayan en azından 20.000 bilimsel makale yayımlanmıştır. Avrupa’da, özellikle Alman-ya’daki bilim adamları, tıbbi araÅŸtırmacılar, doktor­lar ve saÄŸlık pratisyenleri, bu konuda BirleÅŸik Devletler’in çok ama çok ilerisindedirler.”

Bununla birlikte, ABD arayı kapatmaya çalış­maktadır. Bitkiler de dahil olmak üzere doÄŸal teda­vilerle ilgili bazı araÅŸtırma ve klinik çalışmalar, Ulusal SaÄŸlık Enstitüsü’nün 1992′de kurulan Alter­natif Tıp Ofisi tarafından finanse edilmektedir.
DoÄŸal saÄŸlık savunucusu ve yazar John Robbins “Reclaiming Our Health” isimli kitabında şöyle yazmaktadır: “Alternatif tıp ÅŸekillerinin her biri kendine özgü olmakla birlikte, hepsi vücudun kendini tamir etme mekanizmalarına saygılıdırlar ve vücudun doÄŸal ve kendiliÄŸinden olan iyileÅŸme zekasına yardımcı olmaya çalışırlar.”

Alternatif tıp, aslında bizim orijinal tıbbımızdır. Doğal tedaviler, zamanın başlangıcından beri tıb­bın temel taşı olmuşlardır ve yaklaşık yüz yıl kadar önce modern ilaçların icadına kadar, bildiğimiz tek tıbbi yöntem onlardı. Elbette, sentetik tıbbi ilaçların çoğu önemli ve hayat kurtarıcıdır, fakat doğal tedavi yöntemleri de sağlığımız ve iyi olmamız için aynı derecede önem taşırlar. Ayrıca bitkilerin ve besleyici maddelerin bütün güçlerine (bu yüzden etkilidirler) ve ilaçlar kadar dikkatli bir şekilde kul­lanılmaları gerekliliklerine rağmen, bu doğal teda­vilerin sentetik ilaçlara göre daha az yan etkiye neden olma avantajları vardır.

Erkek tipi kelliğin önlenmesinde ve tedavi­sinde bitki, nebatat ve besleyici maddelerin olduk­ça etkili olduğu kanıtlanmıştır. Tek başlarına ya da tıbbi ilaçlar ve saç transplantasyonu ameliyatı gibi diğer yaklaşımlarla birlikte kullanılabilirler.
Önleme ve tedavi yönteminizi seçerken, doğal tıp konusunda bilgili bir doktora danışın.

Saç kaybı konusunda baÅŸka insanlara yardımcı olmaya baÅŸladığımda, onlara finasteride ilacıyla ilgili bilgi veriyor ve deneyimlerimi paylaşıyordum. Bu ilaca baÅŸladığımda, sadece Proscar adı altında prostat büyümesine karşı DHT’yi azaltan 5 mili­gramdık bir hap ÅŸeklinde piyasada bulunuyordu. Åžimdi, erkek tipi kelliÄŸin önlenmesi ve tedavisi için 1 miligramlık haplar ÅŸeklinde Propecia ismiyle satılmaktadır.

Birçok kiÅŸi bana DHT seviyelerini düşürecek ya da DHT’nin saç foliküllerine etki etmesini en­gelleyecek, etkili doÄŸal, bitkisel metotların olup olmadığını soruyordu. Birkaç doÄŸal, etkin yol bu­lunmaktaydı. Onlara bu bilgiyi saÄŸladım ve bitkileri finasteride ile birlikte kullandığımı ekledim. Bu ÅŸe­kilde saç kaybımı yavaÅŸlatmış, saç çıkmasında artış görmüş ve hiçbir yan etki ile karşılaÅŸmamıştım.

Bazı erkekler tavsiye edilen bitkileri (dikenli palmiye -Serenosa repens ya da saw palmetto-, Pygeum africanum ve ısırgan otu ya da sadece dikenli palmiye) finasteride ile birlikte kullanırken, bazıları da sadece bitkisel tedaviyi uyguladı. Hepsi önemli gelişmeler kaydettiler.

“Bitkisel tedaviyi baÅŸarılı olarak nitelendir­mekte aceleci davrandığımı düşünmüştüm, ama saçım hala uzuyor,” diye yazıyordu henüz yirmi beÅŸ yaşında saçlarının önemli bir kısmını kaybetmiÅŸ olan Gary. “Buna hala ÅŸaşırıyorum. ÇeÅŸitli yöntem­ler denemiÅŸtim ve hepsine de inançla baÅŸlamıştım, fakat sonuçta hiçbiri iÅŸe yaramamıştı. DoÄŸrusu, bitki fikrine pek inancım yoktu. Ama iÅŸe yaradı! Çok heyecanlı algılanıyorsam üzgünüm, ama ger­çekten de heyecanlıyım.”

Ellili yaÅŸlannda Michigan’lı bir erkek olan Jim şöyle yazmıştı: “Pygeum ve dikenli palmiye almaya baÅŸladım. Sadece iki ay sonra berberim incelmeye baÅŸlayan tepe bölgemde yeni saçların çıktığını fark etti. Dört beÅŸ ay sonra ise incelen bölgenin yaklaşık yüzde 50’si dolmuÅŸtu. Åžu ana kadar aldığım sonuç­tan çok etkilendim ve bitkisel tedaviye devam ede­ceÄŸim.”

Yedi ay boyunca dikenli palmiye, Pygeum ve ısırgan otu kullanan Mario şöyle diyordu: “Sonuçlardan çok memnun kaldım. Saç kaybında dra­matik bir azalma oldu ve saçım daha yoÄŸun çık­maya baÅŸladı. Başımın arkasındaki küçük kel bölge tamamen doldu. Bu tedaviye kesinlikle devam ede­ceÄŸim.”

Arjantin, Carlos Casares’ten otuz iki yaşındaki Giovanni yedi yıldır tepesinde ve ön saç çizgisinde sürekli saç kaybı yaÅŸamaktaydı. “Saçımın ve genç­liÄŸimin yavaşça yok olup gittiÄŸini görmek çok acı vericiydi. Genelde şüpheci bir insanımdır ve para tuzağı satış reklamlarına ve fırsatçılara pek prim vermem. Saç kaybını önleme sahası bu tür ÅŸarla­tanlıklarla dolu. O kadar ki, bu ÅŸerefsiz topluluÄŸun arasında size rastlamak mucize gibi. Sonunda bana mevcut seçeneklerle ilgili dürüst bir deÄŸerlendirme yapan birini bulmuÅŸtum. Üstelik bu kiÅŸi, saç kay­bının neden olduÄŸu incinme ve endiÅŸeleri ve soyguncuların zalim dünyasında yardım ararken karşılaşılan hayal kırıklıklarını yaÅŸamış birinin anlayış ve desteÄŸini sunuyordu. Bana sunduÄŸunuz bilgiler sayesinde saç kaybımı bitkilerle tedavi etmeye karar verdim. Bu da kaybettiÄŸim saç mik­tarında önemli bir azalmaya neden oldu. Ayrıca finasteride almaya da baÅŸlıyorum. Bu konuda bana dürüst tavsiyeler veren tek kiÅŸi olan size, artık mev­cut diÄŸer seçenekleri ve bunların risklerini bildiÄŸim için teÅŸekkür borçluyum.”

Dikenli palmiye – saw palmetto (serenosa repens)

21 Haziran 2010 Yazan  
Kategori Saç sağlığı

Dikenli palmiye – saw palmetto (serenosa repens)

Dikenli palmiye çalısının meyvelerinin özü; pros­tatı korur, saç kaybını yavaÅŸlatır ve DHT’nin saç folikülleri tarafından alımını azaltarak saçın tekrar çıkmasını saÄŸlar.

Finasteride ya da finasteride gibi davranan bitkilerden farklı olarak dikenli palmiye, testoste­ronu DHT’ye dönüştüren enzim olan 5-alfa-re-düktazı etkisiz hale getirmez. Bunun yerine, saç foliküllerini öldüren DHT’nin, prostat ve saç foli-küllerindeki reseptör bölgelere baÄŸlanmasını önler.

“Dikenli palmiye, önce Amerikan yerlileri ve sonra da Avrupalı bitki uzmanları ve doÄŸal yöntem­lere eÄŸilimli doktorlar tarafından yüzlerce yıldır kullanılmaktaydı. Bu bitkinin, en güçlü ilaç olan finasteride ile karşılaÅŸtırıldığında bile etkili oldu­ğunu gösteren önemli sayıda araÅŸtırma vardır,” diyor bitki uzmanı bir doktor olan ve Ulusal SaÄŸlık Enstitüsü tarafından finanse edilen doÄŸal tıp araş­tırmalarının yaptıdığı ve BirleÅŸik Devletler’deki çok disiplinli ve tam yetkili ilk doÄŸal tıp üniversitesi olan Bastyr Üniversitesi’nin kurucu baÅŸkanı Joseph Pizzorno, Total VVellness isimli kitabında. “Dikenli palmiye, hastaların yaklaşık yüzde 90′ında, genellikle dört-altı hafta içinde etkili olur ve yan etkisi yoktur.”

Nina L. Diamond “Purify Your Body” isimli kitabında şöyle yazmıştır: “Her ne kadar doktorlar yavaÅŸ yavaÅŸ dikenli palmiyenin deÄŸerini anlamaya baÅŸlıyorlarsa da, onların hastaları ve erkekler bunun uzun süredir farkındaydı. Bu bitkiye olan talep son yıllarda o kadar çarpıcı bir ÅŸekilde arttı ki, çiftçiler, toplayıcılar ve paketleyiciler talebi karşıla­mak için üretimde inanılmaz bir artış olduÄŸunu bildirmektedirler. Dikenli palmiye BirleÅŸik Devlet­ler’in güneydoÄŸusuna özgü bir bitki. Fiyatlar makul; yüz kapsüllük bir kutu için 14,98 dolar ki, bu da günde iki kapsül aldığınızda yaklaşık iki ay için yeterli.”
Dikenli palmiyenin başarısı daha çok araştırma yapılmasına yol açmıştır.

“ABD ve Avrupa’da dikenli palmiye üzerine yapılan çalışmalar, en hızlı geliÅŸen araÅŸtırma alan­larından birini oluÅŸturmaktadır ve bu araÅŸtırma­lardan harika sonuçlar elde edilmektedir,” diye yazıyor Diamond. “Birçok aydın doktor kendi ön­leme ve tedavi yöntemleri arasına dikenli palmiyeyi de dahil etmiÅŸlerdir.”

Dikenli palmiye hiçbir yan etkisi olmamasının yanında, iktidarsızlık tedavisinde ve libidoyu artır­mak için de eskiden beri kullanılmaktadır. Bununla birlikte erkeklerin çok düşük bir yüzdesinde, Pro-pecia gibi libidoyu azaltan bir etki yaratabilir.

Dikenli palmiyenin kullanımı
* KurutulmuÅŸ meyvelerin kendilerini kullan­mayın, çünkü onlar DHT’ye etki etmezler. Sadece meyve özünden yapılmış olan di­kenli palmiye kapsüllerini kullanın.
* Etikette şu bilgiler mutlaka olmalıdır: yo­ğunlaştırılmış ve saflaştırümış; yüzde 85-95 yağ asitleri ve steroller. Sadece bu özellik­lerde hazırlanmış olan ekstreler işe yaraya­caktır.
* Günde iki defa 160 gr.lık bir kapsül alın. Birini sabah, birini akşam alabilirsiniz.
* Dikenli palmiye toksik değildir, bilinen bir yan etkisi yoktur; bu yüzden onu istediğiniz süre boyunca kullanabilirsiniz.
* Bu ekstre prostatınızı korur; onun iltihap lanmasım, büyümesini, mikrop kapmasını ve kansere yakalanmasını önlemeye yardım edebilir. Ayrıca, bu hastalıkların tedavisi için de kullanılır. Bu nedenle saç dökülme­sini önlemek ve tedavi etmek için dikenli palmiye alırken prostatınızı da korumuş olursunuz.

Yeşil çay (Camellia sinensis)

20 Haziran 2010 Yazan  
Kategori Saç sağlığı

Yeşil çay (Camellia sinensis)

YeÅŸil çay, testosteronu DHT’ye dönüştüren bir en­zim olan Tip I 5-alfa-redüktazı (bu tip daha çok deride bulunurken, Tip II deri ve prostatta bulunur) engelleyen catechin’ler adı verilen bir grup bileÅŸimi içerir.

YeÅŸil çay, finasteride’ye benzer bir kimyasal reaksiyonla vücudun DHT üretmesini önler. Farklı olarak, finasteride bunu Tip II 5-alfa-redüktazı engelleyerek yapar.

Vücudun normal miktarda DHT üretmesini engelleme özelliğinden dolayı yeşil çay, yayımlan­mış araştırma ve klinik deneyler sonucunda erkek tipi kelliği önlemede etkili bulunmuştur. Ayrıca, yeşil çay antioksidanlar açısından da zengindir; artı bu çayın aktif catechin bileşikleri kolesterolü düşürür, anti bakteriyel hareket sağlar ve kardiyo-vasküler sistemi korur.

Yeşil çayın kullanımı
Japonların ulusal içeceÄŸi sayılan bu lezzetli çayı içebilir ya da toz haline getirilmiÅŸ kapsül formunda kullanabilirsiniz. Bunu içtiÄŸiniz “normal” çay ile karıştırmayın. YeÅŸil çay farklıdır ve etiketinde özel­likle yeÅŸil çay yazar. Çay bitkisinin fermente edil­memiÅŸ yapraklarından yapılır (Genelde içilen siyah çay bitkinin fermente edilmiÅŸ versiyonudur). YeÅŸil çay toksik deÄŸildir ve yan etkisi yoktur.

Pygeum (Pygeum africanum)

19 Haziran 2010 Yazan  
Kategori Saç sağlığı

Pygeum (Pygeum africanum)

Bir Africa bitkisinin kabuÄŸundan türetilen Pygeum da testosteronu DHT’ye dönüştüren enzim olan 5-alfa-redüktazı engeller. Avrupa’da prostat prob­lemlerinin ve erkek tipi kelliÄŸin önlenmesinde ve tedavisinde yaygın olarak kullanılır. AraÅŸtırmalar, pygeumun da erkeklerde cinsel fonksiyonu art­tırdığını göstermektedir.

Pygeumun kullanımı
* Hap ya da kapsül formunda, günde 60-500 mg. arasında bir doz alın.
* Etikette pygeumun beta sterol sayımının yüzde 13 olduÄŸu yazmalıdır. EÄŸer sayım yüz­de 13′ten azsa pygeum iÅŸe yaramayacaktır.
* Günlük olarak dikenli palmiye ve ısırgan otu dozajı ile birlikte pygeum almak çok etkili bir kombinasyondur.
* Isırgan otu, pygeum’un etkisini arttırır ve maksimum sonuç için onunla birlikte alı­nabilir.

Çinko

18 Haziran 2010 Yazan  
Kategori Saç sağlığı

Çinko

Çalışma ve klinik deneyler çinko mineralinin 5-alfa redüktaz enziminin hareketini engellediÄŸini, ayrıca testosteron ve DHT’nin, hücrelerinizin reseptör­lerine baÄŸlanmalarını önlediÄŸini göstermektedir. Böylece çinko, folikülleri DHT’den korurken bu hormonların atıhmını da arttırır. Prostat tedavisinde baÅŸarılı bir ÅŸekilde kullanılmaktadır ve 5-alfa re­düktaz üzerindeki etkilerinden dolayı erkek tipi kelliÄŸin önlenmesinde ve tedavisinde de faydalıdır.

Çinkonun kullanımı
* Çinkoyu hangi miktarda ve ne kadar süre boyunca kullanacağınıza doktorunuzla bir­likte karar verin. 5-alfa-redüktaz ve DHT’ye karşı etkili olması için çinko, altı ay boyun­ca günde 60 mg kullanılır. Uzun süreli kul­lanımda, doktorunuz dozajı deÄŸiÅŸtirebilir ve size bir program verebilir.
* Sadece, çinkonun vücut tarafından en iyi emilen formu olan Zinc Picolinate’yi kul­lanın.
* Çinko kapsül ya da hap olarak alınır.
* Birçok kişide çinko eksikliği vardır ve yaş­landıkça bu daha da artar. Bunun başlıca nedeni, yiyeceklerden ve Zinc Picolinate dışındaki tamamlayıcı formlarından alman çinkonun vücut tarafından yeteri kadar emilememesidir.

Sonraki yazılar »