Kaşınmak neden rahatlatır ?
04 Ocak 2011 Yazan admin
Kategori Saglik Haberleri
Kaşınan bir yerimizi kaşımanın bizi neden rahatlattığını biliyor musunuz?
Amerikalı uzmanlar, kaşınan bir yerimizi kaşımanın neden bizi rahatlattığı sorusunun yanıtını buldu.
Kuzey Carolina’daki Wake Forest Üniversitesi’nden Dr. Gil Yosipovitch ve ekibi, kaşınmanın, beyindeki “nahoş duygular ve anılarla ilgili bölgeleri” geçici bir süre etkisiz duruma getirdiğini belirledi.
Yosipovitch, kaşınma sırasında beyin aktivitesini izlemeye aldıkları araştırmanın, “kaşımanın, kaşınma hissini nasıl geçirdiğinin yanıtını veren” ilk araştırma olduğunu söyledi.
Araştırma kapsamında uzmanlar, 13 sağlıklı insanın bacaklarının alt kısmını 30 dakika süresince aralıklı olarak toplam 5 dakika yumuşak bir fırçayla kaşıdı. Bu sırada deneklerin beyinlerini MR yardımıyla izlemeye alan araştırmacılar, kaşıma işlemi sırasında beyindeki “acıyı algılama ve hatırlamayla ilgili” bölgelerin aktivitesinin azaldığını saptadı.
Kaşıma işleminin yoğunlaşması, beynin bu bölgelerindeki faaliyetini iyice düşürdü.
Yosipovitch, “kaşımanın, kaşınma hissi yaratan duyguları bastırarak rahatlama getirdiğini” sandıklarını bildirdi.
Araştırmacılar ayrıca, “kaşındıkça kaşınmak istemenin” de nedenini buldular.
Kaşınma eyleminin, beyindeki ağrı ve aynı zamanda kompulsif (tekrarlayan) davranışlarla ilgili bir bölgedeki aktiviteyi artırdığını saptayan uzmanlar, bunun “sürekli kaşınmak istemenin” yanıtı olabileceğini kaydettiler.
Deneyin, gerçekten “kaşınma isteği” duymayan insanlar üzerinde yapılması nedeniyle sınırlı sonuçlar verdiği, ancak bu sonuçların, sürekli kaşıntı yaratan egzama gibi kronik hastalıklara sahip kişilerin tedavisinde yararlı olabileceği belirtildi.
Araştırmanın sonuçları, “Journal of Investigative Dermatology” adlı dergide yayınlandı.
Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53783&cat=220&dt=2008/02/01
Bir gecede ne kadar nefessiz kalıyorsunuz ?
03 Ocak 2011 Yazan admin
Kategori Saglik Haberleri
İşte bu sorunun yanıtı…
Uyku sırasında saatte 5 defadan fazla ve 10 saniyeden uzun süren solunum durmasının, kalp krizi, felç, depresyon ve konsantrasyon kaybı gibi sonuçlar doğurabileceği bildirildi.
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Barlas Aydoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”Uyku Apnesi” bilinen uyku sırasında nefessiz kalmanın, günümüzün en yaygın rahatsızlıklarından biri olduğunu ve ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Aydoğan, üst solunum yolu ve merkezi sinir sisteminin tembelliği ile ortaya çıkan nefessiz kalmanın, genellikle burundaki etler, kıkırdak eğirilikleri, küçük dil ile ilgili sorunlar, bademcikteki büyüme, çenenin küçük olması gibi nedenlerle ortaya çıktığını belirtti.
Üst solunum yolunun uyku sırasında tekrar tekrar tıkanması ile kendini gösteren apnenin, kişinin gündelik yaşamını etkileyici, hatta ölümcül riskler taşıyan sonuçlar doğurabileceğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, şöyle konuştu:
”Uyku apnesine maruz kalan kişi, gün içinde aşırı uyku hali, konsantrasyon kaybı yaşar. Bunun yanı sıra sabah dinlenmeden kalkma, horlama, aşırı terleme, sık tuvalete gitme, ağızda kuruluk, dikkat eksikliği, konsantrasyon eksikliği, depresyon da apnenin sonuçlarıdır. Uyku sırasında kalbe düzenli oksijen gitmemesi kalp krizlerine, beyne oksijen gitmemesi ise felçlere neden olabilir. Bu tür şikayetler, göz ardı edilmemeli, kişi mutlaka uyku testine tabi tutulmalı.”
-”SAYISI VE SÜRESİ ÖNEMLİ”-
Apnenin, uyku sırasında saatte 5 defadan fazla ve 10 saniyeden uzun süren solunum durması olarak adlandırıldığını belirten Prof. Dr. Barlas Aydoğan, bu sayının artmasının ise hastalığın şiddetini de artıracağını kaydetti.
Apnenin tedavi öncesi olarak uzman doktor tarafından gruplandırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aydoğan, bunun için ise kişinin polisonografi denilen uyku testine tabi tutulması ve tedavisinin de test sonuçlarına göre yapılması gerektiğini bildirdi.
Polisonografi ile kişinin gece boyunca, beyin dalgaları, göz hareketleri, solunum sayılarının kontrol edildiğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, değerlendirmeye göre cerrahi müdahale ve ilaçla tedavi yöntemlerinin uygulandığını kaydetti.
Prof. Dr. Aydoğan, uyku apnesinden korunmak için aşırı kilonun yanı sıra, alkol, sigara, kafein içeren maddelerden de uzak durulması gerektiğini sözlerine ekledi.
A.A.
Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53897&cat=220&dt=2008/02/02
Aşırı soğuklarda yüzünüzü koruyun
02 Ocak 2011 Yazan admin
Kategori Saglik Haberleri
Yüzün ani soğuk havaya maruz kalmasıyla oluşan ‘yüz felci’ hastalığı kalıcı hasarlar bırakıyor
Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Ertaş, yüzün ani soğuk havaya maruz kalmasıyla oluşan yüz felcinin kalıcı hasarlar bırakabileceğini bildirdi.
Anadolu Sağlık Merkezinden Prof. Dr. Ertaş, yaptığı yazılı açıklamada,yüz felcinin, yüz kaslarında (mimik kaslarda) kısmi veya tam güçsüzlük (felç) olması durumu olduğunu belirterek, felcin mimik kasları sinirinin veya bu sinirin dallarının herhangi bir şekilde hasarlanması sonucunda oluştuğunu ifade etti.
Ertaş, ”bell felci” de denilen ve yüzün aniden soğuk havaya maruz kalmasıyla ortaya yüz felcinin, her 5 bin kişiden birinde görüldüğünü kaydetti.
Yüz felcinin çoğunlukla aniden oluştuğunu belirten Ertaş, hastalığın belirtileriyle ilgili olarak, ”Bir yandaki yüz kaslarında kısmi veya tam felç olur, o yanda alın çizgileri kaybolur, gözü kapatmada güçlük yaşanır veya göz tümüyle açık kalır, göz yaşarması olmaz, bazen başlangıçta kulak çevresinde ağrı olur, tat alma duyusu azalır veya kaybolur” dedi.
Mustafa Ertaş, yüz felcinin her yaşta görülebildiğini, ancak yaşlılarda görülme sıklığının daha fazla olduğunu, ileri yaşlarda görülen yüz felcinde iyileşmenin daha az olduğunu, şeker hastalarında görülme sıklığının 4 kat fazla olduğunu, gebelilikte ise riskin arttığını, bağışıklık sisteminin bozuk olduğu kişilerde de yüz felcinin ortaya çıkabileceğine işaret etti.
Prof. Dr. Ertaş, yüz felcinden korunmak için yüzün doğrudan rüzgara maruz kalmasından kaçınılması gerektiğini vurguladı.
AA
Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53929&cat=220&dt=2008/02/02
Bitki çaylarına dikkat
01 Ocak 2011 Yazan admin
Kategori Saglik Haberleri
Zayıflamak için tüketilen bitki çayları bilinçli kullanılmazsa, başta karaciğer tahribatı olmak üzere birçok rahatsızlığa yol açıyor.
Kontrolsüz olarak uzun süre kullanılan bu çaylar karaciğeri yıpratarak, enzimlerinin yükselmesine sebep oluyor.
Bitki çayları, zehir etkisi gösterebileceği gibi kronik rahatsızlığı olan veya sürekli ilaç kullanan kişilerde tedaviyi olumsuz yönde etkiliyor. Diyetisyen Emel Unutmaz, kullanılan bitki çayının kişiye uygun olup olmadığına dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek, doktora başvurulmasını öneriyor.
Günümüzde kilo vermek için her yolu deneyen insanlar için bitki çayları önemli bir alternatif. Fakat uzmanlar, zayıflamak uğruna bilinçsizce tüketilen bitki çaylarının pek çok zarara yol açtığına dikkat çekiyor. Bu tür çayların vücuttaki ödemi çözdüğünü, bağırsakları çalıştırıp, hazımsızlığa iyi gelebildiğini anlatan Medical Park Bahçelievler Hastanesi Diyetisyeni Emel Unutmaz,
“Sağlıklı bir bireyseniz, herhangi bir ilaç kullanmıyor, gebe veya emzikli değilseniz haftada 1 kez herhangi bir bitki çayını içiyorsanız problem yok. Fakat miktarında ve çeşidinde denge kurulamadığı zaman bitki çayları faydadan çok zarar verebilir.” diyor.
Bundan dolayı her gün düzenli bitki çayı içen bir kişinin doğru bir karar vermesi gerekiyor. Sık kullanılan bitki çayları zehir etkisi gösterebileceği gibi kronik rahatsızlığı olan veya sürekli ilaç kullanan kişilerin tedavilerini olumsuz yönde etkileyeceğini aktaran Unutmaz,
“Bundan korunmanın en iyi yolu, doktorunuza kullandığınız tüm ilaçları ve bitki çaylarını hatırlatarak, uygun olup olmadığını danışmanız olacaktır.” diye konuşuyor. İlk 6 ay anne sütü alan bebeğe gaz sıkıntısı olsa dahi herhangi bir bitki çayı verilmemesi gerektiğini vurgulayan Unutmaz, şöyle devam ediyor:
“6 aydan sonra da rezene veya papatya çayı yine doktoru ile görüşüldükten sonra tüketilmeli”
Zaman
Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53936&cat=220&dt=2008/02/02
Grip olmayacaksınız
31 Aralık 2010 Yazan admin
Kategori Saglik Haberleri
Bu formül o kadar muhteşem ki uygularsanız hasta olmanız imkansız!
Diyet uzmanı Aylin Yılmaz, “Sadece kalın giyinip, sıcak mekanlarda oturarak soğuk algınlığından korunmak mümkün değil” dedi ve ekledi: Gribi engellemek için doğru beslenmeyi bilmek ve uygulamak gerekir..
Kış aylarında gribal enfeksiyonlardan korunmak için beslenmeye özen göstermek gerektiğini belirten diyet uzmanı Aylin Yılmaz, “Yapmanız gereken en önemli şey, günlük ihtiyacınız kadar kalori almaktır” dedi.
AZ YAĞLI SEBZE YİYİN
Düşük enerjinin performansı düşüreceğine dikkat çeken Aylin Yılmaz, gripten korunmak için şunları önerdi:
* Protein ve manken diyetleri gibi dengesiz olan tek tip beslenme programlarını uygulamayın.
* Sebze yemekleri veya salata porsiyonlarınızı gün içinde arttırın. Her gün 2 porsiyon salata ve 2 porsiyon az yağlı sebze yiyin.
* Meyve tüketiminizi günde 5 porsiyona yükseltin. Bu da ortalama olarak 5 meyve demektir. Meyve tüketiminizi arttıramıyorsanız her gün bir bardak portakal veya mandalinagreyfurt suyu içmeye özen gösterin.
* Vücut direncinizi azaltacak kızarmış besinler, cipsler, hamurlu tatlılar gibi aşırı yağlı besinlerden, asitli içeceklerden, aşırı kafeinli ürünlerden uzak durun.
* Alkol tüketimini azaltın. Çünkü fazla alkol alımı fazla enerji alımına neden olur. Alkolden alacağınız enerji boş bir enerjidir ve vücut direncinizi düşürür.
* Lahanagiller, brokoli, mandalina, portakal, greyfurt, limon gibi özellikle kış sebzeleri ve meyvelerini tüketin. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve turunçgiller bunların başında gelir.
* Sebzeleri çok yüksek ateşte pişirmeden hazırlayın. Yemekler hazırlandıktan sonra zeytinyağı ilave edin. Her gün 2 litre su için.
* Kuru meyveleri ve yağlı tohumları cebinizde bulundurun. Ara öğün olarak badem, ceviz ve kayısı yiyin.
Sabah
Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53938&cat=220&dt=2008/02/02
Sakın evlenmeyin
30 Aralık 2010 Yazan admin
Kategori Saglik Haberleri
Çünkü başınız gerçekten çok ağrıyabilir…
Migreni tetikleyenler arasına iki yeni faktör daha eklendi: Doğum kontrol hapları ve kavgalarla dolu mutsuz bir ilişki
Kadınların; hamilelik, menopoz ve âdet dönemi gibi hormonal değişiklikler nedeniyle erkeklere göre migren tehdidine daha açık olduğu bilimsel araştırmalarla kanıtlanan bir gerçek. Migren görülme sıklığı erkeklere oranla 3 kat daha fazla olan kadınlarda, doğum kontrol hapı kullanımı da zaman zaman migreni tetikleyen bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Ancak kötü giden bir ilişki, evlilik ne kadın ne de erkek tanıyor. Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzman Dr. Abdullah Özkardeş, stresli bir evliliğin hem erkeğin hem de kadının hayatını kabusa çevirdiği gibi migreni de tetikleyebileceğine dikkat çekti:
“Migren genellikle başın yarısını tutan ve zonklama tarzı baş ağrısına neden olur. Ayrıca, bulantı, kusma, ışık ve görüntüye karşı hassasiyet de yaratabilir. Önemli olan migreni tetikleyeni bulup atak geçirme riskini artıran durumları ortadan kaldırmak… Bu yüzden baş ağrısı günlüğü tutulmalı. Her migren tetikleyicisi, tüm hastalarda ağrıya neden olmaz. Aynı hastada da aynı faktör her zaman ağrıyı başlatmayabilir. Eğer bir tetikleyici belirlenebilmişse, ondan kaçınarak atak riskini azaltmak mümkün olabilir. Ayrıca, hastada tanısı konulmuş 72 saatten fazla süren migren krizleri oluyorsa, doğum kontrol ilacı kullanılmamalı.”
Parfüm ve büro ışıklarına dikkat edin
İŞTE migreni tetikleyen faktörler:
# Öğün atlama/oruç
# Çikolata
# Beyazpeynir
# Alkol/kırmızı şarap
# Aşırı/çok az uyku
# Aşırı sıcak/soğuk
# Büro ışıkları
# Parfümler
# Adet görme
# Doğum kontrol ilaçları
# Stres
# Çocuk sahibi olma
# Yakının ölümü
# Mali problemler
# Evlilik
Akşam
kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=53902&cat=220&dt=2008/02/02
Şeker hastalarına müjde
29 Aralık 2010 Yazan admin
Kategori Saglik Haberleri
Ayaklarda çıkan yaraların tedavisi için bitkisel bir ilaç geliştirildi.
İran Sağlık Bakanı Kamran Bakıri Lenkerani, şeker hastalarının ayaklarında çıkan yaraların tedavisi için bitkisel bir ilaç geliştirdiklerini söyledi.
Lenkerani, yeni ilacın tanıtımı için İmam Humeyni Hastanesinde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, ‘İranlı bilim adamlarının 7 yıllık çalışma sonucunda, dünyada ilk kez, şeker hastalarının ayaklarındaki yaraların tedavisinde kullanılan Anjipars adlı bitkisel bir ilaç geliştirdiklerini’ bildirdi.
‘Genç bilim adamlarımızla gurur duyuyoruz’ diyen Lenkerani, geliştirilen ilacı önce iç, daha sonra da dünya piyasasına sunacaklarını kaydetti.
İran Sağlık Bakanı, yeni ilacın sadece şeker hastalarında oluşan yaralar için geliştirildiğini, ancak vücutta oluşan diğer yaraların tedavisinde de kullanılabileceğini söyledi.
Şeker hastalığının bütün dünyada olduğu gibi İran’da da arttığını kaydeden Lenkerani, hastalığın ilerlemesi durumunda ayaklarda yaralar çıktığını, daha da ilerlemesi durumunda ayağın kesilmesinin söz konusu olduğunu anlattı.
İran’da yaklaşık 3 milyon şeker hastası bulunduğunu bildiren Lenkerani, bunlardan yılda 500 bininin ayağında yara çıkma tehlikesi bulunduğunu, 75 bin kişinin ayağında yara çıktığını, 10 bin şeker hastasının ise bu yüzden ayağının kesildiğini kaydetti.
Lenkerani, dünya genelinde ise yılda yaklaşık bir milyon kişinin şeker hastalığı yüzünden ayağını kaybettiğini belirtti.
Dünyada yaklaşık 150 milyon şeker hastası bulunduğu, bu sayının 2025 yılında 300 milyonu geçeceği ifade ediliyor.
Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=54023&cat=220&dt=2008/02/03
Kötü yönetici kalp krizi riskini artırıyor
28 Aralık 2010 Yazan admin
Kategori Saglik Haberleri
Özellikle erkeklerde, oran yüzde 60′a çıkıyor…
İsveç’te yapılan bir araştırma, kötü yöneticilerin çalışanların kalp sağlığını etkilediğini ortaya koydu.
Karolinska Üniversitesi Stres Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan araştırmada, kötü niyetli ve beceriksiz bir yöneticinin, erkeklerde kalp krizi riskini yüzde 60 oranında arttırdığı görülürken, kadınlarda bu oranın daha düşük olduğu tespit edildi.
Araştırma, 3 bin 160 erkeğin yöneticileriyle ilişkilerinin 9 yıl boyunca izlenmesi ve kanlarındaki stres hormonunun ölçülmesiyle yapıldı. Araştırmada, iş yerinde kötü bir yöneticiye sahip erkek çalışanların kanlarındaki stres hormonunun yüksek olduğu belirlendi.
Araştırma sonucunu yorumlayan Karolinska Üniversitesi Stres Araştırma Enstitüsü görevlisi Prof. Dr. Töres Theorell, erkeklerin iş yerindeki kötü yöneticilerden daha fazla etkilendiğinin saptandığını ve diğer şartlarla birlikte kalp krizi geçirme risklerinin yüzde 60 oranında arttığının gözlendiğini kaydetti.
AA
Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=54142&cat=220&dt=2008/02/04
Yanıklara kına öldürüyor
27 Aralık 2010 Yazan admin
Kategori Saglik Haberleri
Yanıklara iyi geldiğini düşünüp kına, diş macunu, yoğurt, gripin kullanmak çok tehlikeli..
Yanıklara iyi geldiği düşünülerek kullanılan kına, diş macunu, yoğurt, gripin, zeytinyağı ile birlikte penisilin tozunun ölümlere neden olabileceği bildirildi. Bu maddeler kimyasal olması nedeniyle kana karışarak zehirleyebileceği gibi, yanık bölgesinin de enfeksiyon kapmasına neden oluyor. Bu durum kişiyi ölüme kadar götürebiliyor.
Kayseri’nin Develi ilçesine bağlı Öksüt köyünde, üzerine sıcak su dökülen ve sırt kısmında yanık oluşan 2 yaşındaki Mehmet Ali Yılmaz, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Mehmet Ali Yılmaz’ın yanığa bağlı su sıvı kaybı ya da enfeksiyonda hayatını kaybetmediği belirlendi. Küçük çocuğun, bilinçsizce yanık bölgesine iyi geleceği düşünülerek kına serpilmesine bağlı olarak zehirlendiği düşünülüyor. Yapılacak kesin otopside ölüm nedeni belirlenecek.
Kayseri Adli Tıp Şube Müdürü Dr. Hasan Din, yanık vakalarında sıvı kaybı ve enfeksiyona bağlı ölümler olduğunu anlattı. Dr. Hasan Din, yanık nedeniyle hayatını kaybeden Mehmet Ali Yılmaz’da ilk belirlemede bu nedenlerin oluşmadığına işaret etti. Ölüm nedeniyle ilgili kesin sonucun, alınan örneklerin incelenmesiyle ortaya çıkacağını anlatan Hasan Din, edindikleri bilgiye göre, ailenin yanık nedeniyle kınayı toz şeklinde o bölgeye serptiğini belirtti. Dr. Din, kınanın içinde bulunan maddeler itibarıyla insan kanına karışmasına bağlı zehirlenmeler olduğunu ifade etti.
Amerika’da şampuanlarda kullanılan kınanın insan sağlığını olumsuz etkilediği için yasaklandığını hatırlatan Hasan Din, “Yaralara iyi geldiği düşünülerek el ve ayaklara yakılan kınanın, buradan kana karışarak böbrekleri olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Böbrek yetmezliğine kadar ulaşan rahatsızlıkların ortaya çıkması yüzünden ABD’de kullanımı yasaklanmış. Özellikle solunum yolu rahatsızlıkları olan insanlarda solunum kaslarını gerdiği ve kişinin nefes alıp vermesini zorlaştırdığı belirlenmişti. Bu nedenle şampuanlarda katkı maddesi olarak kullanılması da yasaklanmıştır” diye konuştu. Hasan Din, küçük yanıkların bile ihmale gelmemesi gerektiğini belirterek, yanıklarda tek yapılması gerekenin en kısa zamanda sağlık kuruluşlarına başvurulması olarak gösterdi.
Kayseri Kızılay Hastanesi Başhekimi Dr. İrfan Görgülü de ilk yardım konusunda yanıklara müdahalenin çok önemli olduğunu söyledi. Dr. İrfan Görgülü, yanlış bilgilerle uygulamaların, yanıkların iyileşmesini zorladığını ya da kişilerin ölümüne kadar varan hatalara mal olduğunu anlattı. Dr. Görgülü, yanıklara diş macunu, kına, yoğurt, gripin, zeytinyağı ve penisilin tozu dökülerek tedavi edilmeye çalışılmasının çok yanlış olduğunu belirtti.
Sıcak su yanıklarında, yanık bölgenin küçük olması durumunda soğuk su ile müdahale edilebileceğine işaret eden Görgülü, “Yanıklarda, yanık bölgesinin enfeksiyon kapmaması adına nemli temiz bir bezle örtülmesi gerekir. En kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna gidilmelidir. Çünkü, yanıklarda enfeksiyon kapma riski fazladır. Bir de kişinin sıvı kaybının olacağı düşünülürse, yanıkların ihmale gelmemesi gerekir” dedi.
Cihan
Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=54169&cat=220&dt=2008/02/04
Sekste nabız eşle 99, sevgiliyle 130 atıyor
26 Aralık 2010 Yazan admin
Kategori Saglik Haberleri
Eşle seks sırasında nabız 100’ün altında seyrediyor, sevgiliyle ise dakikada 130 atıyor.
Seks yapmanın bir tür orta seviyede egzersiz olduğunu söyleyen Doç. Dr. Özgen Doğan, bir araştırmaya göre haftada 2 kez seks yapanların haftada bir kez yapanlara göre yüzde 50 daha az kalp krizi geçirdiğini söyledi. Ancak Vatan’da çıkan habere göre, Doç. Dr. Doğan’ın burada önemli bir de uyarısı ve tavsiyesi var; “Seks düzenli birliktelik yaşadığınız kişiyle yapılmalı. Kaçamak ise yarardan çok zarar getiriyor!”
New York Presbyterian ve Long Island College hastaneleri kardiyoloğu Columbia Üniversitesi Asis. Profesörü Dr. Özgen Doğan, sertleşme kaybı gibi bazı cinsel fonksiyon bozukluklarının kalp hastalığı habercisi olabileceğine de dikkat çekti. Doğan, kalp sağlığı ve cinsel yaşam arasındaki ilişkiyle ilgili merak edilenleri yanıtladı.
Seksin kalp sağlığına olumlu etkileri var mı?
Seks bir tür orta seviyede egzersizdir. Galler’de yapılan bir araştırma, haftada iki kere seks yapan insanların haftada bir kere seks yapanlara oranla yüzde 50 daha az kalp krizi geçirdiğini ortaya çıkardı. Özellikle düzenli bir birliktelik yaşadığınız kişiyle seks yapmanızı tavsiye ederim.
Kaçamaklar kalbi nasıl etkiler?
Japonya’da bununla ilgili ilginç bir araştırma yapıldı. Karınızla seks yaptığınız zaman kalp hızınız 100’ün altında kalıyor. Sevgilinizle yaptığınız zaman nabız dakikada 130 atmaya başlıyor. Suçluluk duygusu ve yeni bir insanı keşfetme ihtiyacı kişide aşırı heyecan yaratıyor. Seks sırasındaki ani kalp krizlerine bağlı ölümlerin yüzde 80’i kaçamak yaparken gerçekleşiyor.
Neden damar sertliği erkekte cinsel sorunlara yol açıyor?
Ereksiyon veya erkeklik cinsel organın sertleşmesi, organan gelen kanın emilip burada kalmasıyla gerçekleşir. Sonuçta sertleşmemiş damarlardan ne kadar çok kan gelirse o kadar sağlıklı ereksiyon sağlanır.
Sertleşme kaybının nedenleriyle kalp hastalığının nedenleri birbirine benzer mi?
Benzemez, çünkü aynıdır. İkisi de aynı hastalıktan kaynaklanır, yani damar hastalığından. Nedenleri ise şeker hastalığı, sigara ve yüksek tansiyondur. Sertleşme sorunlarının yüzde 80’i fiziksel nedenlere bağlıdır. Kalp hastalarının yüzde 34’ü ileri derecede cinsel problemler yaşamaktadır.
Kalp hastası olup seks yapmaya çekinenlere ne önerirsiniz?
Eğer kalp hasatalığı olan kişi iki kat merdiveni nefes darlığı ve göğüs ağrısı olmadan çıkabiliyorsa seks yapmalarında bir sakınca yok. Aksi halde doktora görünmekte fayda var.
Kalp hastalığı mı yoksa cinsel fonksiyon bozukluğu mu daha önce ortaya çıkar?
Son zamanlarda yapılan araştırmalar cinsel problemlerin genellikle kalp hastalığından 2 ya da 3 yıl önce ortaya çıktığını bulgulamıştır. Yani iktidarsızlık sorununuz varsa kalp hastalığı iki veya üç yıl içerisinde başgösterebilir. Bir an önce tedbirleri almak lazım.
H2
Kaynak: http://h2.haberturk.com/01Detay.aspx?ID=5204&Kat=5&dt=2008/02/04



