Diyabet tedavisinde yeni geliÅŸmeler

09 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Şeker hastalığı

Diyabet tedavisinde yeni geliÅŸmeler

Son on yıl içinde, ilaçlarla (İnsülin ve oral antidiyabetikler) ve yaşam tarzı değişiklikleri ile diyabetin etkin bir şekilde kontrol edilebileceği gösterilmiştir. Ancak halen kafalar­daki soru hep aynıdır. Şeker hastalığında tam iyileşme mümkün mü ?

Hemen cevaplayacak olursak, halen günümüzde diya­betin tam bir teda­visi yoktur.
Araştırmacılar, bir gün tam iyileşme sağlayabileceği umutlarını taşıdıkları tedavileri geliştirmek için çalışmalarını sürdürmektedirler.

Bunlardan en çok ilgi çekenlerden biri pankreas naklidir. Yapılan nakiller bir miktar başarılı olabilmiştir. Ancak pek çok zorlukları sürmektedir. Fakat şu an en çok gelecek va­at eden tedavi seçeneği, pankreas adacık hücresi naklidir. Doktorlar henüz vefat etmiş birinin pankreasından adacık hücrelerini alarak insüline bağımlı diyabeti olan bir başka kişinin karaciğerine bir katater yardımı ile yavaş vermektedir. Bu hücreler de karaciğer içinde farklı yerlere dağılarak, yeni damarsal bağlantılar yapmakta ve daha sonrasında da insülin üretmeye başlamaktadırlar. Ancak nakil işlemi son derece zordur. Nakil sonrası hücre reddini engellemek işin verilen bağı­şıklık sistemini baskılayan ilaçlar, sıklıkla alı­cının diyabetini daha da kötüleştirmektedir.

Son zamanlarda insülin uygulamasında başka yenilikler de denenmektedir. Bunların başında ağız yoluyla insülin verilmesi gelir. İnsülini, bir yağ damlacığına (lipozom) bağ­layarak mideden parçalanmadan geçmesini ve bağırsaklardan emilmesini sağlamak mümkündür. Ancak ne yazık ki emilim ora­nı değişkendir. Yoğun araştırmalara rağmen bu teknik sorunun aşılmasını mümkün ol­mamıştır.
Yakın bir gelecekte de insülinin ağızdan kullanılması muhtemel görünmemektedir.

Diğer bir konu da, son 20 senedir daha saf ve değişken etki sürelerine sahip insülinlerin geliştirilmesi üzerine yoğunlaşıldı. Yak­laşık son 10 yıldır biyoteknoloji ile üretilen insan insülinleri kullanılıyor. Bakteri ve ma­yaların genetik kodlarına müdahale edilerek, insan insülini üretmeleri sağlanmaktadır. Ay­nı şekilde insüline yeni özelliklerin katılabil­mesi mümkündür. Doğal insülinde yapılabi­lecek değişikliklerin sınırı yoktur. Böylece esas hedef olan, daha iyi kan şekeri kontrolü­nün sağlanması mümkün olacaktır.

Şeker hastılığı gebelik ve diabet

08 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Şeker hastalığı

Şeker hastılığı gebelik ve diabet

Gebelik, şeker hastalığı ile birlikte yaşa­manın en önemli aşamalarından biridir. Kan şekeri kontrolünün iyi sağlanamaması; gerek bebek, gerekse anne açısından pek çok sorun doğurabilir. Bu sorunlar sıkı kan şekeri kont­rolü ile aşılabilir. Eğer gebeliğin başlangıcın­dan doğuma kadar geçen sürede mükemmel düzeyde kan şekeri kontrolü sağlanırsa, anne ve bebeğinin riski, sağlıklı bir kadınınkinden çok az yüksektir.
Sık sık yapılan kan şekeri ölçümleri buna yardımcı olabilir.

Yumurtanın döllendiği andaki kan şekeri kontrolünün bozuk olması, bölünme ve ce­nine dönüşme aşamasında yarık dudak, omurganın sonundaki kemiğin bulunmama­sı ya da kalpte delik gibi birçok doğumsal anormalliğe yol açabilir. Bu nedenle diyabetik bir gebenin, sağlıklı bir doğum için do­ğum öncesi bakım ve takibi, kadın doğum uzmanı ile diyabet uzmanının işbirliği içinde olmasını gerektirir. Kontrol mükemmel dü­zeyde (HbAle normal) tutulduktan ve gebe­lik normal şekilde seyrettikten sonra hasta­nın hastaneye yatırılmasına gerek yoktur. Mükemmel kontrol düzeyinin günümüzde mümkün olması nedeniyle bebek normal gelişimini gösterir ve gebelik doğal sürecinde (40 hafta) tamamlanır. Doğum doğal süre­cinde gerçekleşirse, annenin şeker hastası ol­ması ya da olmaması bir fark oluşturmaz.

Şeker hastaları için genel bilgiler

07 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Şeker hastalığı

Şeker hastaları için genel bilgiler

Şeker hastaları spor yapabilir mi ?
Öncelikle egzersiz, sağlıklı yaşamın bir parçasıdır. Düzenli yapılacak fizik egzer­sizi kan şekeri seviye­sini düşürmeye, insülinin vücutta daha et­kili olmasına yardım­cı olur.
Ayrıca:
- Daha fazla enerji verir.
- Kan dolaşımını düzenler
- Kasları güçlendirir.
- Kolesterol seviyesini düzenler. Kötü huylu (LDL) kolesterolü azaltıp, iyi huylu kolesterolü (HDL) arttırır.
- Kalp krizi riskini önler ya da geciktirir.
- Terlemek suretiyle fazla kiloların azaltıl­masına yardımcı olur.

Sonuç olarak, egzersizin şeker hastaları üzerinde son derece olumlu etkileri olduğu­nu ve kan şekeri düzeyini düşürdüğünü söy­leyebiliriz.

Kimler şeker taraması yaptırmalı ?
- Her aşırı kilolu, şiş­man olanlar
- Ailesinde şeker hastalı­ğı bulunanlar (birinci dereceden olan akraba­larından biri diyabetikse)
- Gece sık idrara çıkıp, kilo kaybedenler.

Açlık kan şekeri kontrolleri ya da şeker yüklemesi yaptırarak kişinin potansiyel di­yabetik veya aşikâr diyabetik olup olmadı­ğı anlaşılır.

Kan şekerini etkileyen faktörleri öğrenebilir miyim ?
Kısaca sıralarsak;
Yenilen gıdalar, eg­zersiz ve aktivite, ilaç­lar ve hastalıklar, alkol ve kan şekerini ayarla­yan önemli bir organ olan karaciğerin rahat­sızlıkları kan şekerinin regülasyonunu etki­ler

Hasta olduÄŸum zaman neler yemeliyim ?
Eğer düzenli olarak yiyebiliyorsanız, ge­nelde uyguladığınız yemek yeme programı­nızı bozmayın.
Eğer iştahsız iseniz, fakat bazı yemekleri tolere edebiliyorsanız; kızarmış ekmek, tahıl, çorba türü şeyler yiyin, meyve suyu ya da süt için.

Yok eğer katı yiyecekleri hiç yiyemiyorsanız ve insülin kullanıyor veya oral antidiyabetik alıyorsanız, atladığınız öğünlerdeki karbonhidratları yerine koymak için meyve suyu ya da tatlı meşrubatlar içmelisiniz.

25 yıllık şeker hastasıyım, son bir yıla kadar şekerim gayet iyi regüle idi. Ancak son bir yıldır, insülin dozunu arttırmama rağmen hala normale yakın kan şekeri öl­çümleri elde edemiyorum. Sorun sizce ne olabilir ?
Kan şekerinizin yıllarca normal seyrettik­ten sonra insülin dozunu arttırmanıza rağ­men kontrolden çıkmasının nedenlerinden bazıları şunlar olabilir:
• Aldığınız gıda miktarını arttırmış olabi­lirsiniz.
• Stresli ve sıkıntılı bir dönem geçiriyor olabilirsiniz.
• Uzun süren bir hastalık (örneğin ateşli bir enfeksiyon hastalığı) insülin, ihtiyacınızı arttı­rabilir.
• Kilo almış olabilir­siniz.
• Aynı bölgeye tekrar tekrar iğne yapmanıza bağlı gelişen şişlikler teknik sorunlar çı­karabilir. Yahut kullandığınız insülin, eğer soğuk zincire riayet edilmeden muhafaza edilmişse, etkinliği azalmış olabilir.

Bunların dışında hiçbir belirgin neden ol­maksızın da, insülin ihtiyacı büyük oranda artabilir.
Şeker kontrolünü, en iyi şekilde yapma­nıza yardımcı olacak bir çok doğal yöntem vardır. Bunları aşağıdaki başlıklar altında sı­ralayabiliriz:
- DİYET
- EGZERSİZ
- STRES KONTROLÜ

Stres, kan ÅŸekeri deÄŸerlerini etkileyebilir mi ?
Evet.
Ancak bu etkilenmenin derecesi kişiden kişiye değişiklik gösterir.
Stres bazı insanlarda kan şekerini yükselt­me eğiliminde iken, bazılarında hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) riskini arttırabilir.

Kan şekeri düşmesinin belirtileri nelerdir ?
Nedenlerine göre, belirtileri sıralayacak olursak:
- Adrenalin (insülin karşı­tı bir hormon) salınmasına bağlı olarak terleme, titre­me, çarpıntı, açlık, endişe hali, karıncalanma.
- Beyinde şeker azalmasına bağlı olarak konfuzyon mental (kişileri tanıyamama, bu­lunduğu mekanı bilememe), baş dönmesi, halsizlik, davranış değişiklikleri, konuşamama, baş ağrısı, yorgunluk gibi şikayetler orta­ya çıkar.

Kan şekerim düştüğünde yapabileceğim en iyi hareket nedir ?
Bu sorunun ce­vabı, kan şekeriniz düşerken, hangi aşamada fark ettiği­nize bağlıdır. Er­ken bir aşamada en iyi tedavi, bir şey­ler yemenizdir.
Eğer ana öğün zamanınız yakın değilse meyve, sandviç veya bisküvi gibi hafif şeyler atıştırabilirsiniz.
Ancak, kan şekeriniz fazla düştüyse, hızla emilebilecek türde karbonhidrat almalısı­nız.
Bu amaçla şeker, tatlı, meyve suyu, normal (diyet olmayan) kola veya limonata içebilirsiniz.Yanınıza acil durumlarda kullanmak üzere çok çabuk emilen glikoz tabletleri taşıyabilir­siniz.

Şeker hastalığını etkileyebilecek ilaçların bir listesini verir misiniz ?
Şeker hastalığında kesinlikle kullanılma­ması gereken hiçbir ilaç yoktur. Ancak şu ilaçları kullanırken dikkatli olunmalıdır:
- Kortizon içeren ilaçlar (prednisolon)
- Kortizon içeren fısfisların (Örneğin: Bekloforte) olumsuz bir etkisi yoktur.
- Tiyazid grubu idrar söktürücüler (Tür­kiye’de yalnızca bazı ilaçlarda ek olarak var.)
- Doğum kontrol hapları
- Hormon yerine koyma tedavisi (Menopozda örn. Klimen)
- Belli bronş genişleticiler (Örn: Ventolin) kan şe­kerini hafif derecede yük­seltebilir.
- Betablokerler (Dideral, Tensinor gibi tansiyon ilaçları) kan şekeri düşmesinin be­lirtilerinin kaybolmasına neden olabilir.
- Büyüme hormon tedavisi (kan şekerini yükseltir.)

Eğer insülin kullanan şeker hastası ise­niz, şifalı bitki tedavisine başlamadan önce aile doktorunuza danışmalısınız.
Her ne kadar bu tedavi, bazı vakalarda medikai şifacı ve aile doktorunuzun kont­rolünde insülin dozunda belirli oranda azaltma yapılabilirse de, insülinden tama­men kurtulabileceğinizi ümit etmeyin.

Doktorum, şeker hastalığı teşhisi ko­nulduğunda sigarayı bırakmam gerektiği­ni söyledi. Sigara ve şeker hastalığının bir arada yol açtığı özel bir sağlık sorunu var mı ? Kilo vermem gerekiyor, ancak eğer sigarayı bırakırsam, kilo vermek bir tarafa, alacağımdan korkuyorum. Ne yapmalıyım ?
Sigara, akciğerler dışında atardamar sistemine de zarar verir.
Uzun süredir şeker hastası olan birinde, zaten hızlı seyreden damar sertliğinden dolaşım sorunu vardır.
Sigara içmeğe devam ederek bu riski daha da arttırmak, yapılacak hata değildir.

Şeker hastalığı sizin için beklenmedik bir sürprizse, kilo vermek ve sigarayı bırakmak suretiyle hayatınızda bir değişiklik yapmak, sağlığınız için kaçınılmaz bir fedakarlık ola­caktır.
Bir çok insan bu ikisini pekala başarmak­tadır.

Yaşamınızda yapacağınız bir devrim nite­liğindeki bu değişim, size sağlıklı ve uzun bir ömür sağlayacaktır.
Sigarayı bı­rakmanıza destek olacak pek çok yön­tem vardır. Doktorunu­zun tavsiyesi ile nikotin bantları veya nikotin sakızları ya da akupunktur uygula­masından birisi size yararlı olabilir.

Şeker hastası olduğumu yeni öğren­dim. Oral antidiyabetik kullanıyorum. Ancak geleceğe yönelik oldukça fazla kay­gılarım var. Evlilik yapabilir, çocuk sahi­bi olabilir miyim ?
Şeker hastalığı teş­hisi konulduğunda kişi suçluluk, eksiklik, üzüntü, öfke umut­suzluk ve şaşkınlık gibi bir dizi duygu arasında bocalar. Ama bütün bunlar, genellikle, has­talık konusunda yeterince bilgi sahibi olma­maktan kaynaklanır.
Öte yandan, diyabete bir gecede alışıp ka­bulleneceğinizi de sanmayın. Bu, biraz za­man alacaktır.
Eğer anne ya da baba iseniz, suçluluk ve geleceğe yönelik korku duymanız doğaldır. Ama hastalık hakkında bilgi sahibi oldukça hepsi kaybolacaktır.

Diyabet üzerine duyacağınız hurafelere aldırmayın.
Bunları kısaca sıralayacak olursak:
• Şeker hastalığı çok şeker yemekten ol­maz.
• Şeker hastalığı ölümcül bir hasta­lık değildir.
Doğru tedaviyle normal bir hayat, uzun bir ömür sü­rebilirsiniz.
• Şeker hastalığı, hayattan zevk almanızı engellemez.
Hem yiyeceklerin, hem de yaşamın tadını çıkarabilirsiniz.
• Şeker hastalığı özürlü olmak anlamına gelmez.
• Tatile çıkabilir ve herkes gibi normal bir yaşam sürdürebilirsiniz.
• Şeker hastalığı çocuk sahibi olmanızı engelleyemez.

Vitaminlerin ya da bitkisel destek ürünlerinin diyabetimin kontrolüne fay­dası olur mu ?
Eğer her gün meyve, sebze ve tahılla
dengeli bir şekilde besleniyorsanız, muhte­melen ihtiyacınız olan vitaminleri zaten alı­yorsunuz.
E ve C vitaminleri gibi antioksidan des­tekleyicilerin diyabetli hastalara iyi geldiğine dair kanıtlar bulunmaktadır.

Ginseng de bazı bireylerin kan şekerlerinde düşme sağlaya­bilir.
Ginseng mad­desi Kore’den gelmektedir ve
toz haline getirilmiş kökün, şaşırtıcı etkilere
sahip olduğu söylenmektedir.

Ginseng yemek sonralarında kan şekerini düşürmede faydalı olabilmektedir.
Ginseng sindirimi geciktirmekte olup, muhtemelen karbonhidratların emilimi üze­rine de aynı etkiyi göstermektedir.

Fakat yine de diyabetin kontrolüne yar­dımcı vitaminlerin ve destek ürünlerinin kul­lanımına dair yeterli bilimsel veri bulunma­maktadır.
Bazı bitkisel ürünler, diyabet ilaçları ile kötü yönde etkileşebilmektedir.

Şeker hastaları için bazı otların kulla­nıldığını duydum. Bunlarla ilgili bilgi ve­rebilir misiniz ?
Åžeker hastalarında yüksek kan ÅŸekerini düşürdüğü söylenen pek çok ot vardır. Bunlardan birisi Batı Afri­ka’da yetiÅŸen bir yemiÅŸ, di­ğeri karela veya acı su ka­bağı olarak adlandırılan tropikal bir bitkidir.
Ayrıca ısırgan otu, sarı kantaron, keçi boynuzu, kara hindiba kökü kullanılabilir.

Bunlar karaciğer ve pankreasın fonksiyon­larını geliştirir ve çoğu bitki gibi acı bir tat­ları olduğundan tek başına değil de, başka bir şeyin içine ilave edilerek verilir.

Eğer insülin kullanan şeker hastası iseniz, şifalı bitki tedavisine başlamadan önce aile doktorunuza danışmaksınız.

Her ne kadar bu tedavi, bazı vakalarda medikal şifacı ve aile doktorunuzun kontro­lünde insülin dozunda belirli oranda azaltma yapılabilirse de, insülinden tamamen kurtu­labileceğinizi ümit etmeyin.

Hemoglobin Alc nedir ve normal de­ğerleri hangi aralıktadır ?
HbAlc, akciğerlerdeki oksijeni kan dola­şımı aracılığı ile bütün dokulara ileten kırmı­zı bir pigment olan hemoglobinin bir bileşe­nidir.

HbAlc değişik labora­tuar yöntemleri ile dola­şımdaki hemoglobinin lk bir yüzdesi olarak ölçü­lebilir. HbAlc kimyasal bir bağla glikoza bağ­lanmış hemoglobin­den ibarettir. Mevcut HbAlc düzeyi doğrudan hemoglobin içeren alyuvarların yaşam süresi olan 120 gün içeri­sindeki ortalama kan şekerine bağlıdır. Bu test, kan şekeri kontrolünün bir dökümünü vermesi nedeniyle geliştirilen yöntemlerin içinde en başarılısıdır.

HbAlc geçmiş 2 ila 3 ay boyunca kan şe­kerinin iniş ve çıkışlarının bir ortalamasını yansıtır.
Kan şekeri iyi regüle edilmiş bir şeker has­tasında HbAlc değeri, %3-5,5 arasında çıkacaktır.

Şeker hastalığı, bir erkek olarak cinsel yaşamımı etkiler mi ?
Hayır. Gerek erkek, gerekse kadın şeker hastalarının büyük çoğunluğu tamamen normal bir cinsel yaşam sürebilirler. Sorunlar olabilir, ancak bunların şeker hastalığı ile il­gisi yoktur.

Herhangi bir nedenle hastalık kontrolden çıkar ve kan şekeri çok yükselirse cinsel yaşam olumsuz etkilenebilir.

Şeker hastalığına bağlı damar veya si­nir hasarı bulunan az sayıda hastada ikti­darsızlık görülebilir, ancak bu sık rastla­nılan bir durum değildir.

Önerimiz endişelerinizi kan şekerinizi dengede ve kontrol altında tutmak üzerine yoğunlaştırmanızdır.
Şeker hastalığınızı kontrol altında tutmak için elinizden gelenin en fazlasını yaptığınız takdirde, gelecekte karşılaşacağınız sorunla­rın en alt düzeyde olacağından kuşkunuz ol­masın.

Günde dört kez kalem kullanarak en­jeksiyon yapmanın avantajı nedir ?
Günümüzde artık insülin kullanımı, insü­lin enjektörleri ile değil de insülin kalemleri ile yapılmakta. Uygulama kolaylığı ve emni­yeti açısından büyük rahatlık sağlayan bu alet, içinde kartuşu bulunan bir kaleme ben­zer, fakat kartuşu mürekkep yerine insülin ile doludur ve gittikçe daha popüler olmaktadır.
Çoklu enjeksiyonun mantığı, normal pankreasın taklit edilmesidir. Bazal metabo­lizma karşılanması için gece yatarken uzun etkili bir insülin yapılır. Yemeklerden önce de kısa etkili insülin kullanılmak suretiyle normale en yakın insülin ihtiyacı vücuda sağ­lanmış olur.

Düzensiz bir yaşam süren hastalar insülin kalemlerinden daha fazla yarar görebilirler.
Doğru yöntem kullan­mak kaydı ile insülin kalemleri ve tek kulla­nımlık enjektörler pek sorun oluşturmaz. Çoğu insan enjektör­lerin sorun teşkil ettiğini düşünür, berabe­rinde taşımanın zor olduğu kanısındadır. Ancak bir bölüm insan daha kolaylıkla kulla­nabildiklerini ifade eder.

Şeker hastalığının tam olarak tedavisi mümkün mü ?
Hayır. Günümüzde araştırmacılar diyabe­tin gelişimini önlemek ya da ortadan kaldır­mak için yollar arıyor. Ancak henüz bu ko­nuda umut verici bir gelişme yok. Şu an için doktorlar hastalığı sadece tedavi edebiliyor­lar, ortadan kaldıramıyorlar.

Şeker hastalığı olan çoğu bireyin, tanı konulmadan önce tahminen ne kadar sü­redir şeker hastalığı vardır ?
Tip I diyabet, ge­nellikle daha ani ve de ciddi olarak orta­ya çıktığı için, genel­likle birkaç ay içeri­sinde tanı konulur. Fakat Tip II diyabetlilerin ise, teşhis konulmadan evvel, ortalama 8 yıllık hastalıkları vardır. Doktorunuzun yapacağı düzenli kontrollerde, istenilebilecek tam kan çalış­maları ile hastalıkların (Diyabet dahil) bu ka­dar uzun bir süre fark edilmeden gitme ihti­mali önlenmiş olur.

Doktorum artık hap yerine insülin kul­lanmam gerektiğini söylüyor. Karbonhid­rat alımını kısıtlarsam, insülin kullanma­ma gerek kalmayabilir mi ?
Hayır. Eğer fazla kilonuz varsa ve ihtiyacınızdan da­ha fazla yiyorsanız, sıkı bir diyet yapmak ve kilo vermek suretiyle insülin ihtiyacınızı bir ölçüde ortadan kaldırabilirsiniz.
Eğer zaten ihtiyacınız olduğu kadar yiyorsanız, bu miktarın altına düşmek kilo kaybetmenize ve kendinizi güçsüz hissetme­nize neden olur.
Dolayısıyla, eğer fazla yiyorsanız yiyecek­lerinizi kısıtlayın ve kan şekerinizi bu şekilde kontrol altına almayı deneyin. Ancak diyeti­nize tam olarak uyuyorsanız, boşuna aç kal­mayın. İnsüline geçme önerisini kabul edin ve her şeyin ne kadar farklı olacağını görün.

Eğer diyabeti olan yakın bir akrabam (anne, baba ya da kardeş) varsa, benim de gelecekte hasta olma ihtimalim ne kadar­dır ?
Henüz tam olarak anlaşılamamış ne­denlerden dolayı, şeker hastalığına yakalanma riskiniz, diyabetik yakınını­zın anneniz ya da babanız olmasına göre değişir.
Aşağıdaki tablo, aile hikayesi dikkate alı­narak size diyabet olma riskinizin ne kadar olduğunu göstermektedir:
şeker hastalığı

Diyabetik nefropati denilen şeker has­talarında görülen böbrek hasarı hakkında bilgilendirir misiniz ?
Böbreklerimizin içinde milyonlarca adet ufacık kan damarları (kılcal damarlar) bulun­makta olup, bu damarlar atık maddeleri, ka­nınızdan süzerek, idrarınız ile atmanızı sağ­lar.
Şeker hastalığı, sıklıkla da daha sizin herhangi bir şi­kayetiniz ortada yokken, bu ince ve narin sistemi hasara uğratabilir.
Tip I diyabeti olan her 10 hastadan 3′ünde eninde sonunda nefropati denilen bu böbrek hastalığı geliÅŸirken, bu rakam Tip II diyabetlilerde her 10 kiÅŸiden birdir. Bu farklılığın kısmen nedeni, Tip I diyabeti olan kiÅŸilerin tipik olarak hastalığa daha erken yaÅŸta yakalanmalarıdır. Åžeker hastalığı kiÅŸide ne kadar uzun süredir varsa, böbreÄŸinizin hasara uÄŸrama riski de o denli fazladır.

Erken dönemlerde, böbrek tutulumu çok az şikayete yol açar. Genellikle hasar ileri bir safhaya ulaşınca, şu şikayetler ortaya çıkar:
• Ayak bileklerinde, eller veya ayaklarda şişmeler.
• Yüksek tansiyon
• Nefes darlığı
• Bulantı ve kusma
• Yorgunluk hissi
• Kuru ve kaşıntılı cilt
• İştahsızlık
• Konsantrasyon bozukluğu

Böbrek hasarı yavaş yavaş ve sinsi bir şe­kilde ilerleyerek böbrek yetmezliği safhasına kadar ulaşır.
Olay bu safhaya varmadan yapılacak en önemli yaklaşımlar:
1- Şeker düzeyini norma­le yakın seviyelerde tut­mak (HbAlc < 5,5 )
2- Hipertansiyonu kont­rol altına almak
3- Albüminüri varsa, sıkı tuz diyeti uygulamak
4- Eğer üre değeri normalin üstünde ise, protein kısıtlaması yapmak.

Son evre böbrek hastalığı olarak da bilinen ciddi hasarın tedavisi, diyaliz (peritor veya hemodiyaliz ) ve böbrek naklidir (çoğu kez kadavradan)

İnsülin kullanan insanların, ara öğün almaları şart mıdır ?
Bazen evet. Pankreasınız normal ÅŸekilde çalışırken, yemek yediÄŸinizde insülin salgıla­maya baÅŸlar; sindirim tamamlandıktan sonra salgılamayı keser. Enjekte edilen insülin, bel­li zamanlarda en yüksek düzeyine ulaÅŸtığın­dan, o zamanlarda bir miktar karbonhidrat almanız gerekir. Aksi halde kan ÅŸekeriniz düşer. Bu durumda aldığınız karbonhidratın liften’zengin olması halinde emiliminin daha uzun süreceÄŸini belirtmemiz lazım.

Ara öğün almak si­ze zor geliyorsa, kısa etkili bir insü­lin yerine orta etki­li insülin kullana­rak bu gereksinimi azaltabilirsiniz. Ancak özellikle aktif olan insanların, uzun etkili in­sülin kullanırken bile, ara öğün alması gere­kebilir.

İnsülin kullanan insanların, ara öğün almaları şart mıdır ?
Bazen evet. Pankreasınız normal şekilde çalışırken, yemek yediğinizde insülin salgıla­maya başlar; sindirim tamamlandıktan sonra salgılamayı keser. Enjekte edilen insülin, bel­li zamanlarda en yüksek düzeyine ulaştığın­dan, o zamanlarda bir miktar karbonhidrat almanız gerekir. Aksi halde kan şekeriniz düşer. Bu durumda aldığınız karbonhidratın liften zengin olması halinde emiliminin daha uzun süreceğini belirtmemiz lazım.

Ara öğün almak si­ze zor geliyorsa, kısa etkili bir insü­lin yerine orta etki­li insülin kullana­rak bu gereksinimi azaltabilirsiniz. Ancak özellikle aktif olan insanların, uzun etkili in­sülin kullanırken bile, ara öğün alması gere­kebilir.

Şeker hastası olan 18 yaşındaki kızını kilo vermeye çalışıyor, Düşük karbonhid­ratlı bir diyete çok sıkı şekilde uymasına rağmen niye kilo veremediğini öğrenebi­lir miyim ?
Sadece karbonhid­rat alımının kısıtla­ması kilo vermesini sağlamayabilir. Kilo vermesi için, top­lam kilo alımını kı­sıtlama gerekir ki, bu da öncelikle yağ olmak üzere protein tüketimini de azaltması anla­mına gelir.
Kızınız kızartmalar, şekerli gıdalar ve peynir­den kaçınmalı; normal süt yerine yağsız sütü tercih etmeli; tereyağı ve margarin tüketimini kısıtlamalıdır.

Liften zengin karbonhidratlar içeren bir diyet kan şekerinde daha az oynamalara yol açacağından, kızınız tarafından daha rahat­lıkla uygulanabilir.

Adet dönemlerinde kan şekeri değerle­rimin çok değiştiğini gözlemliyorum. Bu durumda, kan şekerimi dengede tutmam zorlaşıyor. Şeker hastalığı ile ilgili pek çok kitap okudum, ancak bu konuda bir bilgi bulamadım.

Kan şekeri düzeylerinin adet dönemlerin­de dalgalanmalar göstermesi çok normaldir. Çoğu kadın adet süresince kan şekerlerinin yüksek olduğunu, kanamadan sonra ise nor­male döndüğünü söyler.
Bazı hastaların insülin dozlarım birkaç ünite arttırması gerekebilir.
Her kadm kendi durumunu değerlendir­meli ve eğer varsa fazladan insülin ihtiyacını belirlemelidir. Bu ayarlamaları ne şekilde ya­pabileceğinizi öğrenmek üzere başvuracağı­nız kişi, doktorunuz olmalıdır.

Eğer diyabetim var ise, çocuğumda da çıkma ihtimali ne kadardır ?
Tip I ya da Tip II diyabeti olan bir çocuk sahibi olma ihtimaliniz konusunda, size bir genetik danışman yardımcı olabilir.

Amerikan Diyabet BirliÄŸine göre Tip I di­yabeti olan 25 yaÅŸ ya da daha üstü bir anne­nin çocuÄŸunun ÅŸeker hastası olma riski an­nesi ve babası diyabetik olmayan bir çocuÄŸunkine eÅŸdeÄŸer olup, %1 dir. Bu riski, anne­nin yaşı çocuk doÄŸduÄŸunda 2 5′in altında ise %4′dür.
Eğer babasında Tip I diyabet var ise, risk %6 ya çıkar.

Eğer ebeveynlerin her ikisi de 11 yaşların­dan evvel Tip I diyabet olmuşlar ise bu risk iki katına çıkmaktadır.

Diğer taraftan Tip II diyabet ailesel olarak giden bir rahatsızlıktır. Yemek ve egzersize bağlı yaşam tarzı değişiklikleri çocuğunuzun erişkin yaşta Tip II diyabeti olup olmayaca­ğını belirlemede genetik faktörlere göre da­ha önemlidir. Bu önce çelişki gibi gözükü­yorsa da, özellikle Tip II diyabetiklerde kilo fazlalığı çok önemlidir. Eğer kişi genetik olarak potansiyel Tip II Diyabet adayı iken ide­al kiloda ya da zayıf ise bu kişinin diyabete yakalanma riski çok azalacaktır. Yani burada genetik yatkınlıktan daha baskın olan, fazla kilolu olmaktır.

Çok yemek yeme zaafımı kırabilmek için, bana yardımcı olabilecek yaklaşımlar nelerdir ?
Bu stratejileri sıralayacak olursak:
- Bir yemek günlüğü tutun, her gün ne­ler yediğinizi yazın. Böylece yemek kayıt defterinizi ya da günlüğünüzü haftalık ola­rak gözden geçirerek potansiyel problemleri ve başarıya ulaşmanızı engelleyen sorunları ortaya koyun.
- Herhangi bir şey ye­meden evvel, kendini­ze gerçekten aç olup olmadığınızı sorun.
- Sağlıksız bir şeyi ca­nınız çektiğinde dik­katinizi dağıtmaya bakın. Bir arkadaşınızı ça­ğırın, yürüyüş yapın ya da bir yerlere gidin.
- Yemek yeme işini sadece mutfak ya da yemek masası ile sınırlandırın. Oturma odası ya da yatak odanızda veya yürürken ya da et­rafta dolaşırken yemek yemeyin.
- Yemek yediğinizde yemek yeme üzerine odaklanın. Televizyon seyretmeyin, kitap okumayın ya da telefonla ko­nuşmayın.
- Çevrenizde yüksek kalorili gıdalar sakla­mayın. Eğer bunlar evin dışında ise, yemeniz de mümkün olmayacaktır.
- Yiyecekleri, dolaplarda ya da buzdola­bında olduğu gibi göremeyeceğiniz yerlerde saklayın.

Mademki şeker hastalığının asıl nede­ni, vücuda alınan besinleri enerjiye dö­nüştüren insülinin vücut tarafından üre­tilememesi, o halde insülinin görevi ne­dir ?
Insülin 51 adet amino asitten olu­şan bir pro­teindir.
İnsülin, şe­kerin bir enerji kaynağı olarak vücut tarafın­dan kullanılmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda yine vücudun yağ ve proteinleri yakmasını önlemek için karaciğer ve kaslarda şekeri depolama işlemini de gerçekleştirir.
Dolayısıyla insanın sağlıklı bir yaşam sür­dürmesi için olmazsa olmaz hayati bir hor­mondur.
Normal olarak insülin, ye­nen bir yemeğin ardından kan dolaşımına katılır. Gö­revi, nişastalı ve şekerli besinlerden sağlanan gli­kozun beyin ve sinir hüc­relerine ulaşmasını ger­çekleştirmektir. Çünkü hem beyin, hem de sinir hücreleri, yakıt olarak glikozdan başka bir madde kullanmaz.
İnsülin, glikozun kas hücrelerine girerek yanması için gereken bir tür anahtardır.
Kanda insülin olmadığı takdirde, glikoz hücre içine giremez ve kanda başıboş bir hal­de gezmeye başlar.
Kandaki şeker seviyesi aşırı yükseldiğinde, fazla glikoz böbrek eşiğini geçerek idrara ka­rışır. Fazla glikoz, vücuttan atılırken berabe­rinde suyu da sürükler, bu nedenle vücutta­ki diğer hücrelerden su çekilir ve bu durum müthiş bir susama hissine ve su kaybına ne­den olur.

Mademki fazla kilolu olmak, diyabet için (özellikle erişkin tip) en büyük risk faktörü, o halde neden kilo alıyoruz ?
Kalori hesabına dayalı, dolayısıyla kısıtla­yıcı olan geleneksel rejim anlayışı, eğer kalı­tımsal faktörler etken değilse, sadece çok ye­mek yediğiniz için şişmanladığınıza inandı­racaktır.

Oysa siz bunun doğru olmadığını biliyor­sunuz.
Çünkü zayıflamak uğruna yedikleri ye­mek miktarlarını azaltmayı deneyen­lerin çoğu, fazla ki­lolarını kalıcı olarak atmayı başarama­dıkları gibi, birçokları birkaç ay sonra kendi­lerini başlangıçtan daha kilolu bulmuşlardır.

Vücuttaki yağ depolarının sorumlusu, fazla enerji içeren yiyecekler değil, tüketilen yiyeceklerin yapısı yani besinsel özellikleridir.

“Neden kilo alıyoruz” un açıklaması, kan ÅŸekerinin önemi ve bunun sonucu vü­cutta yaÄŸ depolanmasının kolaylaÅŸması üze­rinde yapılandırılmıştır.

Glikozun organizmanın yakıtı olduğunu hepimiz biliyoruz.
Çalışmaları için glikoza ihtiyaç duyan bü­tün organlar (beyin, kalp, böbrekler, kaslar …) için geçici glikoz deposu kandır.

Bu depoda teorik olarak 1 litre kanda, 1 gram glikoz bulunmaktadır. Bu oranın üstü­ne çıkıldığında hemen düzenleyici bir meka­nizma devreye girer. Bu mekanizma, insülin salgılayan ve çok önemli bir organ olan pankreasın kontrolü altındadır.

İnsülin hormonunun ana özelliği, ihtiyaç duyan organların glikoz girişini sağlayarak, kan şekeri oranını düşürmesidir. İkinci fonk­siyonu ise vücutta yağ depolanmasını kolay­laştırmaktır.
Normal olarak kan şekerini düşürmek amacıyla pankreasın ürettiği insülin miktarı, direkt olarak kan şekeri oranının yüksekliği ile orantılıdır. Örneğin kan şekerini yüksel­ten bir meyve yediğimizde, çok önemli bir oran söz konusu olmadığından, pankreas kan şekerini düşürmek için çok az insülin salgılar. Ama tersi bir durum söz konusu ol­duğunda, örneğin kan şekerini çok fazla yükseltecek bir şekerleme yediğimizde, kan
şekeri seviyesini tekrar normale getirmek için pankreas, yüksek dozda insülin salgılamak durumunda kalır.

Hangi durum söz konusu olursa olsun, insülin tarafından kanda tutulan glikoz, ya karaciÄŸerde “glikojen” ÅŸeklinde depolanır ya da beyin, böbrek veya alyuvarlar gibi ona ih­tiyacı olan organlar tarafından kullanılır.
Glikoz enerji olarak kullanılmadığı zaman yağa dönüşür.
Eğer bir kişide kilo alma ya da aşırı şişmanlık has­talığı söz konusuysa ne­deni, pankreasın çalışma bozukluğudur. Bu durumlarda kişide yüksek insülin (hiperinsülinemi) sorunu mevcuttur.
Vücutta anormal yağ depolanmasına, yüksek insülin miktarının yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Peki fazla kiloyu, şeker hastalığı açısın­dan bu derece önemli kılan nedir ?
Yağ, vücut hücrelerimizin insülin hormo­nuna karşı olan cevaplarını değiştirir. Bu hücrelerin insülinin etkilerine karşı daha di­rençli olmalarını sağlar ki, bu durum da insülinin kanımızdan hücrelere soktuğu (gli­koz ) miktarını azaltır.

Sonuçta kan dolaşımınızda daha fazla şe­ker kalarak, kan şekeri düzeyini arttırır.
Kilo verdikçe, hücrelerimizin insüline kar­şı cevaplarında artış olur ve dolayısıyla insülin etkisini daha iyi gösterebilir.

Kilo kaybının derecesi de illa fazla olması gerekmez.
5-10 kiloluk ya da kilonuzun % 5-10′u oranında bir kilo kaybı, bir taraftan kan ÅŸekerinizi, diÄŸer taraftan da kan koleste­rolünüzü ve de kan basıncınızı düşürebi­lir.

Tokluk kan şekeri yüksekliği, kalp hastalıkları riskini de artırıyor
Diyabet hastalarının kanında çok miktar­da bulunan glikozun yani şekerin damar sertliğine neden olmasıyla, kalbe gelen kan miktarı azalıyor. Bunun sonucu olarak hisse­dilen göğüs ağrısı, kalp krizine veya ani kar-diyak ölümlere neden oluyor. Uzmanlar, özellikle öğünlerden iki saat sonra ortaya çı­kan tokluk kan şekeri yüksekliğinin, bu riski arttırabileceğine dikkat çekiyorlar.

Şeker hastalığı olmayan kişilerde yemek­ten sonra pankreasta üretilen insülin hormo­nu, hızlı bir şekilde salgılanıyor. Ancak tip 2 şeker hastalarında, bu hızlı erken dönem in­sülin salgılanması kayboluyor.

Açlık kan ÅŸekeri normal olan kiÅŸilerde, öğünler­den 2 saat sonra ölçülen kan ÅŸekeri yüksek olabi­liyor ve gizli ÅŸeker bulu­nabiliyor. Sadece açlık kan ÅŸekeri kontrolü ve tanısının, tip 2 diyabette yetersiz olduÄŸunu açıklayan uzmanlar, 100 hastadan 31′inin açlık kan ÅŸekerinin nor­mal olmasına raÄŸmen tokluk kan ÅŸekerine bakıldığında ÅŸeker hastası tanısı aldıkları­nı vurguluyorlar.

Diyabetiklerin ilaç tedavisini ve diyeti kendi başına bırakması sakıncalı
İlaç ve insülin alan, hatta diyet yapan di­yabetiklerin, bunları kesinlikle aksatmaması gerekiyor. Çünkü bu ilaçların etki süreleri, 8-12 saat arasında değişiyor ve hasta bu ilaç­ları almayı kendi başına bırakırsa, kalp ve tansiyon hastalıkları riskini daha da artırmış oluyor.

Şeker hastasının diyeti

06 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Şeker hastalığı

Şeker hastasının diyeti

Kilonun sağlık için önemli bir faktör olduğu giderek açık bir şekilde anlaşılmakta­dır.
Aşırı kilo, şeker hastaları sözkonusu ol­duğunda özellikle önemlidir.

Şişmanlık en yaygın şeker hastalığı türüyle (insüline bağımlı olmayan şeker hastalığı) ilişkilidir. Açıktır ki, şişmanlık, genetik ola­rak duyarlı insanlarda şeker hastalığının gelişmesine yol açan bir tetikçi olarak et­ki göstermektedir.

Pankreas tarafından üretilen insülin mik­tarı normal kiloda bir kiÅŸi için yeterli olabile­ceÄŸi halde, aşırı kilolu insanlarda insülin talebi daha büyüktür. Åžeker hastalığı olan ÅŸiş­man insanlarda, pankreas, talebi karşılaya Bu nedenle, kilo kontrolü, insüline baÄŸlı olmayan ÅŸeker hastalıklarının önlenmesinde ve tedavisinde çok önemlidir. ABD’de yakla­şık 10 milyon insanda, hastalığın bu biçimi mevcuttur; yüzde 80′i fazla kiloludur. Bu in­sanların yarısı durumunun farkında deÄŸildir.

Diyette tavsiye edilen, karmaşık karbon­hidratların alınması ve yağların azaltılması­dır.
Şekeriniz varsa ve kilo kaybetmeniz gere­kiyorsa, bir diyet uzmanından alınacak tavsi­yeler yararlı olabileceği gibi, genel diyet ku­rallarını izlemeniz de yeterli olabilir.
Şeker hastası olanlar ve olmayanlar, aşağı­daki genel diyet kurallarını uygulayarak kilo verebilirler.

Kaloriler
Başarılı bir rejim için besleyici açıdan den­geli bir diyet temel alınmalıdır.
Hafif bir kalori azaltımı günlük ihtiyacın yaklaşık 500 kalori al­tına sürekli kilo kaybı için çok uygun görün­mektedir.

İstediğiniz kiloya eriştikten sonra, kalori miktarını hafifçe arttırabilirsiniz, ama yeni kilonuzu korumaya dikkat edin.

YaÄŸlar ve karbonhidratlar
YaÄŸ tüketiminizi, günlük kalori tüketimi­nizin yüzde 30′unun altına düşürün.
DoymuÅŸ yaÄŸları (hayvansal yaÄŸlar) toplam kalorinizin yüzde 10′una düşürün. Yedikle­rinizin yaklaşık yüzde 50’si, az iÅŸlenmiÅŸ tahıl­lı ekmek, hububat ve diÄŸer tahıllar, patates, pirinç ve makarna gibi karmaşık karbonhid­ratlar açısından zengin olmalıdır.

Lif
Bazı araÅŸtırmalar, karbonhidratların kalori tüketiminin yüzde 50’sini oluÅŸturması duru­munda, bazı lif biçimlerinin, kandaki gliko­zun ve kolesterolün kontrolüne yardımcı olabileceÄŸini göstermektedir. Ancak, sonuç­lar kesin deÄŸildir.
Taze meyve ve sebzeler, tahıllar ve hubu­batlar dahil olmak üzere, karmaşık karbon­hidratlar açısından zengin bir diyette, kalori oranı düşük, lif oranı yüksektir.

Basit karbonhid­ratlar ve şeker açı­sından zengin gı­daların (tatlılar ve şekerli çörek, tart, kek ve bisküvi gibi fırınlanmış gıdalar dahil olmak üzere) tüketimini azaltın.
Bu gıdaların birçoğu büyük miktarda yağ içerir.

Protein
Proteinin kalorilerinizin yüzde 12 ile 20’sini saÄŸlaması gerektiÄŸi ÅŸeklindeki stan­dart tavsiye, ÅŸeker hastası olsun olmasın her­kes için geçerlidir (İstisna: Böbrek ya da ka­raciÄŸer sorunlarınız varsa, protein yıkımı so­nucu ortaya çıkan atık ürünleri yok edemeyebilirsiniz. Bu nedenle daha az protein tü­ketmeniz gerekir. Tavsiye için doktorunuza danışın.).

Diğer yaşam tarzı faktörleri
Şeker hastalığınızı denetlemeyi öğrenin; onun sizi denetlemesine izin vermeyin.
Kilo denetiminin yanısıra, şeker hastalığı yönetiminin iki diğer elemanı da önemlidir:

1 – İlaçlar
Tek başına diyet, şeker hastalığınızı denetleyemiyorsa, ağızdan alman ilaçların ya da insülin iğnelerinin kullanımı gerekdi olabilir.
Yediklerinizin zaman­laması ve miktarındaki tutarlılık, şeker hastalı­ğı için ilaç alıyorsanız özellikle önemlidir.

2 – Egzersiz
Egzersiz kilonuzun denetlenmesine yar­dımcı olmanın yanı sıra, kan şekeri düzeyini­zin de düşürülmesine de yardımcı olabilir.
Yapmanız gereken düzenli bir hafif egzersizdir.
Genel bir tıbbi muayeneden geçin, yavaş yavaş başlayın ve doktorunuzun talimatlarını dikkatle uygulayın. Şeker hastalarının özel sorunları vardır. Bazılarında dolaşım bozuk­luğu ya da bacaklarda zayıflamış sinirler söz konusu olabilir. Doktorunuz, kişisel ihtiyaç­larınıza uygun bir egzersiz programının ha­zırlanmasında, size yardımcı olabilir

Kaynak olarak www.hekimce.com‘dan yararlanılmıştır.

Şeker hastalarının diyet listesi (1200 Cal)

05 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Şeker hastalığı

Şeker hastalarının diyet listesi (1200 Cal)

Günlük öğünler, üçü ana (kahvaltı, öğle ve ak­şam yemeği) ve üçü de ara (kuşluk, ikindi kahvaltı­sı ve gece yatma öncesi) öğün olmak üzere 6 par­ça halinde olacaktır; aşağıdaki örnek yemek liste­sinde belirtilen öğün saatlerine azami itina gösteril­melidir.

Uygulanacak diyete ait örnek yemek listesi (menü)
• Sabah kahvaltısı (8.00): Bir bardak yağsız süt (şekersiz) (200 mi) Bir kibrit kutusu kadar (30 gr.) az yağlı ve tuzu azaltılmış beyaz peynir.
• Kuşluk (11.00): 20 gram ekmek ve 5 yeşil zeytin Bir porsiyon meyve (meyve değişim liste­sinden arzu ettiğinizi seçiniz)
• Öğle yemeği (13.00): 60 gr ekmek, 1 kase yağsız et suyu çorba (içine pirinç ve­ya şehriye ilave edilecek ise her çorba kaşı­ğında bunlardan 2-3 adet olacak şekilde su­lu olacaktır.)
75 gr kadar yağsız et (genellikle tavuk veya balık eti tercih edilir; etin yanında 3 çorba kaşığında bunlardan 2-3 adet olacak şekilde sulu olacaktır.)
75 gr kadar yağsız et (genellikle tavuk veya balık eti tercih edilir; etin yanında 3 çorba kaşığı kadar mevsimin yeşil sebzelerinden hazırlanmış sebze haşlaması bulunmalıdır.)
1 tabak yeşil sebze (zeytin yağı ile pişirilme­lidir) (sebze değişim listesine bakarak sebze çeşidine göre yiyebileceğiniz miktarı seçebilirsiniz).
I büyük kase yeşil salata, salatalık, domates, marul karışımı (bir kase salata 1 tatlı kaşığı zeytin yağı ve bol limon usaresi ile hazırlan­malı; fazla tuz ekilmemelidir) 1 çay bardağı kadar yoğurt (kaymağı alınmış olmalı) ve 1 porsiyon meyve
• İkindi (17.00): 20 gr ekmek
Bir kibrit kutusu kadar (30 gr) beyaz pey­nir.
Bir veya iki bardak çay (suni tatlandırıcı kul­lanılacaktır.)
• Akşam yemeği: Öğle yemeğinin aynı; diğerine göre protein miktarı düzenlenecektir.
• Gece öğünü (22.30): 20 gram ekmek ve bir bar­dak yağsız süt veya bir porsiyon meyve.

Sebze DeÄŸiÅŸim Listesi
Yeşil sebzeler, içerdikleri karbonhidrat miktarı­na göre aşağıdaki gruplara ayrılmıştır ve belirtilen miktarlarda yenecektir:
• Her öğünde bir çorba tabağı kadar (çiğ tartısı 300 gr) yenecekler:
Ispanak, semizotu, pazı, ebegümeci, yeşil kıvır­cık salata, marul, salatalık, veya
• Her öğünde bir yemek tabağı kadar (çiğ tartısı 200 gr) yenecekler:
Lahana, domates, karnabahar, patlıcan, kırmızı turp veya
• Her öğünde 2/3 yemek tabağı kadar (çiğ tartısı 150 gr) yenecekler:
Pırasa, kabak, çalı fasulyesi, bamya veya
• Her öğünde yarım yemek tabağı kadar (çiğ tar­tısı 100 gr) yenecekler:
Havuç, ayşekadın fasulyesi, yeşil bezelye, kere­viz, enginar, soğan veya
• Arada sırada yemek kaydıyla 1/4 yemek tabağı kadar (çiğ tartısı 50 gr) yenecekler:
Patates ve yer elması (Bu sonuncu grup sebze­nin sık yenmemesi tavsiye edilir.)

Meyve DeÄŸiÅŸim Listesi
Erik (yeÅŸil)…………………..8 adet
Erik (kırmızı)……………….5 adet
Portakal……………………….Bir orta boy
Turunç…………………………Bir iri boy
Ayva…………………………….Bir orta boy
Nar………………………………Yarım
Karpuz…………………………Bir dilim
Kavun (nadiren)………….Bir dilim
Çilek……………………………6 adet
Elma…………………………….Bir orta boy
Mandalina…………………….Bir orta boy
Limon………………………….İki orta boy
Armut………………………….Bir orta boy (ham)
Kiraz……………………………5 adet
ViÅŸne……………………………10 adet
Åžeftali (ham)………………..1 adet

• 1 çay bardağı sıkılmış portakal veya elma suyu, I su bardağı sıkılmış Greyfurt suyuna eşit karbon­hidrat içerir.
En çok tercih edilecek meyve, ekşi elma, porta­kal ve ayvadır.

Bir dilim (40 gr) beyaz ekmeÄŸe eÅŸdeÄŸer yiyecek listesi
Bir dilim (40 gr) ekmek yerine aşağıdakilerden birini seçebilirsiniz:
• 3 çorba kaşığı kuru fasulye, nohut, mercimek veya bakla (bu takdirde o öğündeki et yarı yarıya azaltılmalıdır.)
• I kase sulu kıvamda kırmızı mercimek, tarha­na veya un çorbası.
• I ufak porsiyon makarna, kuskus veya erişte.
• I iri (100 gr) patates ile yapılmış kızartma; haş­lama veya pürede bunun yarısı.
• I dilim tuzsuz peynir veya ıspanakla hazırlan­mış börek.

Yasak yiyecekler
• Rafine sofra şekeri ve bununla yapılmış tatlılar, bal, reçel, marmelat ve şuruplar.
• Hamur işleri, mantı, çörek, şekerli kurabiye­ler, pastalar, tahin helvası ve çikolata.
• Üzüm, kayısı, çok tatlı kavun, şeftali, muz, hur­ma, incir.
• Alkolün her çeşidi.
• Kızartma ve kavurmalarla füme etler.
• Kuru yemişler (fındık, ceviz, badem, çam fıstığı ve kestane)
• Sucuk ve pastırma gibi bilumum konserveler.
• Katı yağlar: Mayonez, tereyağı, kaymak ve margarinler.
• Tuzlu hazır yiyecekler.

Akçakavak (beyaz kavak ağacı)

04 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Şeker hastalığı

Akçakavak (beyaz kavak ağacı)

Akçakavak (beyaz kavak ağacı) özellikleri
* Hemen her yerde yetiÅŸir.
* Dalları yukarı doğru çıkan beyaz bir kavak ağacıdır.
* Yaprakları ve kabukları kullanılır.

Akçakavak (beyaz kavak ağacı) faydaları
* Kurumuş yaprakları ezilerek yaralar üzerine konursa yaraları iyileştirir. Yine merhem gibi yapılarak yaralar
için kullanılırsa fayda verir.

Diabet (şeker hastalığı)

03 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Şeker hastalığı

Diabet (şeker hastalığı)

Halk arasında ÅŸeker hastalığı adıy­la bilinen “diabet” aşırı susama, idrar­da artış, idrarda ÅŸeker olması ve hızlı kilo kaybı ile ortaya çıkar. Dünya Sağ­lık Örgütü (VVHO)’nün tespit ettiÄŸi il­kelere göre, etlerin yağı ile tereyağına dikkat etmek, süt, yoÄŸurt ve pey­nirin yaÄŸsızını kullanmak gerekir. Ay­rıca tuza da dikkat edilmelidir.

Diabette, kan şekerini yükselten gıdalardan uzak durmak esastır. Bu da glisemik endeksi düşük olan yiye­cekleri tercih etmek gerektiği anla­mına gelir.

Bütün dünyada ÅŸeker hastalığı çok yaygındır ve giderek de yay­gınlaÅŸmaktadır. 1900 yılında ABD nüfusunun % Tinden daha azı ÅŸeker hastasıyken 2000 yılında bu oran % 8′e fırlamıştır. Ülkemiz­de ise yaklaşık 1 milyon 250 bin kiÅŸi ÅŸeker hastasıdır.

Şeker hastalığı riski yaş ilerle­dikçe ve şişmanladıkça artmaktadır. Kilo alımı önlenebildiğinde diabet vakalarının yarıdan fazlasının orta­dan kalkacağı düşünülmektedir.

Şeker hastalığının tedavisinde ve korunmada diyet esastır. Diyette enerjinin çoğunu sağlayan karbon­hidratlar (tam ekmek, bulgur, esmer pirinç gibi), kasları oluşturan ve bir miktar enerji veren proteinler (et, balık, süt gibi) depo edilen ve daha sonra enerji olarak kullanılan yağlar bulunmalıdır. Ayrıca;

İyi dengelenmiş yiyecekler yenmelidir.
Öğünler az ve sık olmalıdır.
Lifli besinlere (kabuklu ve kepekli) ağırlık verilmelidir.
Beyaz şekerden mutlaka uzak durmalıdır.
Hayvansal yağ ve tuz azaltılmalıdır.

Şeker hastalığına dikkat

02 Haziran 2010 Yazan admin  
Kategori Şeker hastalığı

Şeker hastalığına dikkat

Hasta tarafından fark edilemeyen şeker hasta­lığı, erken teşhis etmek için, açlık kan şekeriyle birlikte tokluk kan şekerinin ölçülmesi gerektiği­ni söylüyor.

Yaygın olarak görülen bu hastalığın büyük ve küçük atardamarlarda tıkanıklıklara yol açtıağı-nı belirten uzmanlar “Hastalık, yıllarca fark edil­meden vücutta ilerler. Bu durum, damarlarda ki­reçlenme ve pıhtılaÅŸmaya sebep olur, gözde, böbrekte, kol ve bacaklardaki damarlarda ciddi hasarlar meydana getirir” diyor.

Tokluk kan ÅŸekeri
Belirtisi olmadığı için sinsice ilerleyen bu has­talığın ortaya çıkarttığı hasarlar nedeniyle, yeterli kan taşımamaya bağlı yetmezlikler görülü­yor. Sinsi şeker hastalığı kalp krizi, beyin felci, körlük, yürüme zorluğu gibi ciddi ve tedavisi güç hastalıklara yol açıyor. Atardamarın iç katma­nında fonksiyon kaybına ve pıhtılaşmaya da ne­den olan sinsi şeker hastalığı, kolestrolü de artı­rıyor.

Bu hastalıktan korunmak için, sürekli olarak açlık kan ÅŸekerinin yanında tokluk kan ÅŸekerinin de ölçülmesi gerekiyor. Ölçümlerde, uzun yıllar açlık kan ÅŸekerinin normal çıkmasına karşın, tokluk kan ÅŸekeri yüksek bulunabilir. Bu da “sin­si ÅŸeker hastalığı”nın belirleyicisidir. Özellikle erken yaÅŸta baÅŸlaması nedeniyle, gençler tedavi­de geç kalmamalıdır.

Gizli ÅŸekere yeni test
Basit bir kan testiyle, daha önce ÅŸeker hasta­lığı belirlenemeyen hastalarda gizli ÅŸeker sapta­nabiliyor. Duke Üniversitesi Tıp Merkezi’nde ge­liÅŸtirilen kan testiyle, kan ÅŸekerini belirlemek için hastanın, saatlerce aç kalmasına da gerek kal­mıyor. “HgAlc” adlı verilen testle, kandaki ÅŸeker oranı, son 2-3 aya dönük olarak yüzde 75 baÅŸa­rıyla tespit edilebiliyor.